Chp’li Şeyhülislâm Yalova’lı İnce’nin Fetvâsına Göre Meclisde Kâfir Yokmuş!
19 Ekim 2012
Laik Ankara’da Perşembeyi Kandilli Takvimiyle, Vehhâbî Suud’da Cum’ayı Abd Takvimiyle Bayram Yapan Bir Dib Başına Ne Denir???
25 Ekim 2012

1924’den beri Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) denen yerin ne işe yaradığını, Atatürkçü ve laik (ateist) Prof Mümtaz Soysal, Yalovalıların

DİB’İN BAŞINDAKİ GÖRMEZ HİLÂLİ NEDEN GÖRMEZ?

Ahmed SELÂMÎ

 

1924’den beri Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) denen yerin ne işe yaradığını, Atatürkçü ve laik (ateist) Prof Mümtaz Soysal, Yalovalıların damadı Hollandalı Lagendijk’a şöyle izah etmişdi:

“- Di. İş. Bşk’lığı, dinin, cumhûriyet ilkelerine uygun olmasını sağlayan bir kurumdur.”

Artık böyle bir dine, “Allâh ve Rasûlü’nün dini Müslümanlık!” denilemiyeceği bedâhaten ortadadır; ve aklı başında hiçbir kimse, gâvur bile olsa, böyle bir dine “İslâmiyet” diyemez… Ancak DİB başındaki ve kucağındaki akıl vaz’iyyeti münâkaşalı adamlar bundan elbetdeki müstesnâdır.

Mes’ele, bu senenin Kurban Bayramı vesilesiyle, artık mızrak çuvala sığmıyacak kadar vuzûha kavuşdu; ve DİB denen yerin 1924’den beri, bu milleti Müslümanlık yerine “cumhûriyet ilke ve inkilaplarına bağlamak!” içün ne fırıldaklar çevirdiği hiçbir şübheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya çıkdı!

Hadi bundan sonra, ehâliyi, o eski şeflik devirlerinin despotizması ile kazığa çakmaya devam etsinler de görelim!. Artık millet, “Bu ne rezâlet, bu ne perişanlık, bu ne hokkabazlık, bu ne şarlatanlık ve şaklabanlık!” demeye başladı!. Artık millet biribirine: “Bayram şu gün!” demiyor, “bayramı ne gün yapacaksın!” diye soruyor… Çünki millet artık gördü ki, 1924’de DİB denen yerin kuruluşundan beri Kandilli rasathânesinin “rasad-masat-hesab!” oyunları ile aldatılıb oynatılmış… Allâh ve Rasûlü:

 “- Rü’yet-i hilâl esasdır, buna göre Ramazana, bayrama, cihâda, kurbana, teşrik tekbirlerine, bayram namazlarına, kandillere, hacca, haram aylara, topyekûn zamana v.s.ye riâyet ve mübâşeret edeceksiniz!”

Emri verirken, bu cumhûriyet sarıklı politikacıları, Şeyhülislam Merhum Mustafa Sabri Efendi Hazretleri’nin ifâdesiyle  “Allâh ve Rasûlü ile muâraza!” ederek:

 “- Hayır, biz, dağ tepe gezerek hilâl milâl peşine düşemeyiz, süt kardeşliği yoğurt kardeşliği tanımayız!” dercesine, “takvim-rasat-masat-hesab ve bilmem neyimize uygun bilmem nelerin peşine düşer, modern ve çağdaş güruh-ı lâ yüflihûn olarak, böyle zaman ayarlarız!” nânesi yediler! Ve nihayet bugüne gelinince de, vakt-i muayyeni hulûl etdiğinden Mevlâ-yı Müntakîm intikâmını aldı; ve bu Kurban Bayramında, adamlar 88 senedir yemedikleri tokadı yiyib Kâinât’a rezîl ü rüsvây oldular…

Hakk sillesinin sadâsı ile devâsı mes’elesi de, böylece çok iyi anlaşılmış oldu…

Allâh ve Rasûlü “Rü’yet-i Hilâl esasdır, şartdır, zarûrât-ı dîniyyedendir, farz-ı kifâyedir!” diyecek; çok akıllı “yaratıcı!” kulları ise, DİB başda olmak üzere, Allâh ve Rasûlü’nü beğenmiyecekler ve onlarla “MUÂRAZA EDEREK” rasat-masat-hesab batılında keçi gibi veya câhiliyye bilmem ne müşrikleri gibi 88 senedir ayak direyib inâdî yaratıklar olduklarını âleme i’lân edecekler…

Ve bugün işte netice!

Ve DİB denen yerin başındaki Görmez, bu kadar apaçık hakîkatları görmez bir T.C. şeyi olarak,  taaa Mekke’lerden, muârazanın da ötesinde, hiddet, buğz ve adâvet, istihzâ, istihfaf, hakaret ve haykırma hislerini (23. 10.2012 tarihli haberlerde) şöyle höykürecekdir:

“….Güneş’in hareket hesapları matematiksel olarak tespit edildikten sonra, insanların dağlarda tepelerde ellerini alınlarına koyarak hilali aramalarıyla takvim birliği sağlamamız mümkün değil. Birlikten bahsediyorsak bu yolla olmaz.”

Adam hâlâ, “matematiksellik”, yok kılıfsallık, nânesellik, rasatsallık ve masatsallık peşinde!. Pozitivizma, adamların sanki tanrısı…

Allâh ve Rasûlüne tebean, 15 asırlık “rü’yet-i hilâl” peşindeki ecdadla, aslıyla, müslümanlarla da dalga geçiyor!

“Dağlarda, tepelerde ellerini alınlarına koyarak hilâl arayanlar!”

Müslümanlık ve müslümanları bu derece aşağılayan bir adam, derhal istifa etmeli; ve AKP hükûmet-i cümhûriyyesi de böylece hamamın nâmûsunu bir nebzecik kurtarmalıdır… Çağlayan meydanında geçen sene “Sünnînin câferiye, caferinin sünnîye üstünlüğü yokdur!” diyen ve gene Bağdad’da “ne sünnî ne şiiyim!” diyerek dostlarını düşman eden ve fakat düşmanlarını ise dost edemeyen; ve âlem-i İslâm’ı ve 15 asırlık müslümanları, soyunu, aslını ve toprak altındaki akrabâ-yı taallûkâtını inciten T.C. başvekîli Receb Tayyib Efefendi de, hem kendisi ve hem de adamı olan GÖRMEZ kişi, âcilen ve alenen Allâh ve Rasûlünden ve 15 asırlık müslümanlardan afv ve mağfiret niyaz etmelidir… Aksi hâlde encamlarından korkulur!

Görmez, 15 asırlık Müslümanlık ve müslümanlarla dalga geçer ve onları aşağılarken, İslâm Târihinin, biiznillâh adamı çarpıp perişân eden sıfatları bulunduğunu da nazarından kaçırmamalıdır!

O müslümanların ve o Müslümanlığın “hilâlleri” zamanında hiç böyle rezâletler olmazdı… Ve uyduruk “takvim birliği” değil de; “ümmet birliği” bile Fas’dan Java adalarına kadar en mükemmel şekliyle te’mîn edilirken, bugün bunların “matematiksellikleri” neden bir halta yaramıyor!?. Çünki bunlar öyle akıllı kullardır ki, Allâh Azze ve Celle’nin yaratdığı nizam bile, bunların “matematiksellikleri, hesapsallıkları, rasatsallıkları, takvimsellikleri, fırıldaksallıkları ve nânesellikleri!” yanında bir ma’nâ ifâde etmiyor!. Hâşâ!

Dinlerini beğenmiyen ondan utanan bir nesil… Pozitivist kafalara gel de anlat!. Politika uğruna ellerinde makas, pergel, gönye ve bilmem ne ile, laik ve dembokrat modaya uygun urba kesib biçen DİB terzileri; veya, matematiksel din ve toplum mühendisleri!

Adamlar hâlâ ilkçağların Öklit hesab ve hendeselerini talim ediyorlar ki, bundan haberleri de yok!. Albert Eistein denen hesabçı, eski hesab kaidelerini nasıl çöpe atmış ve bizdeki cumhuriyetçi gerzeklerin ilâhlarından determinizmayı da nasıl ayağının altına almış ve çiğnemişdi!.

Görmez denmiş bir kere adama, bunca olub biteni bir kere bile görmez!. İşi gücü, 15 asırlık müslümanlık ve müslümanlarla dalgasını geçmek, onları aşağılamak!.

O zaman, “takvim birliği!” sağla, ne duruyorsun! Seni tutan mı var?. Arkanda T.C. gibi devletin de var, Kandilli gibi rasathanen de var, her türlü teknolojik donanım ve dolanımın da var!. Sarık, sırmalı-işlemeli-sükseli ve kaftanvârî cübbe, ense kulak, kirli sakal, tüy, kıl, makam, mevki’, para-pul, 100 binden ziyade me’mur, müftülüklerde son derece câzib müftü yardımcısı cins-i lâtif tâifeleri, ilâhi okuyan şen şakrak koro hatun ve dilberânı dahî emre hâzır ve bol bol ve mebzûlen mevcûd ve var!. Neyin yok? 1978’lerde “rü’yet-i hilâl konferansları!” gibi gözboyama seanslarınız da vardı!. Neyiniz eksik, neyiniz yok!?. Bir takvim birliği dert, öyle mi?. Bunların KİTABI ve DİNİ, “HİLÂL” demez zahir, “TAKVİM” der! O zaman biz de, “lekum dînüküm ve liye dîn!” der geçeriz!

Haa işte, neyinin olmadığını bir düşün! İşte o yok o!…

Anladın mı, kalbde o olmazsa, daha çooook dünya önünde  bu hallere düşeceksiniz!

Allâh ve Rasûlü ile “muâraza etmenin!” bedelini, böyle ıstırablara, iktidarsızlıklara ve itibarsızlıklara düşe düşe, Mevlâ-yı Müntakîm sizin topunuza da çatır çatır ödetecek; ve intikâmını da alacakdır…

İhmâl etmeyib imhâl buyurduğunu da, herhalde eski ve beğenmediğiniz o çilekeş hocalarınızdan duymuşsunuzdur!

Aslınızı inkâr ederseniz, ne olduğunuzdan dünya bile utanır, adamlar ve madamlar!

Perşembe günü (yani yarın-25 ekim 2012) sadece, T.C. de resmen bayram… Cuma, Vehhâbî krallığı ile onların kuyruğundaki  Avrupa ve ABD beslemelerinin, Amerikan takvimlerine göre ilan etdiği bir başka bayram…Cumartesi de, Pakistan, Hindistan ve Uzak Doğu’nun bayramı…

Birisinin, alnın tam ortasına tükürülmeli ammâ, kimin?

Söylersek, “hürriyetçiler ve cumhuriyetçiler” söyletmez de üstelik!. Çok laik ve dembokratdırlar!. Çok medenî ve hayvanlıkdan da çok uzakdırlar!

Faizciler, nasıl Kur’an âyetiyle sâbit olduğu üzere “Allâh ve Rasûlüne harb ilân eden!” veya “Allâh ve Rasûlü’nün harb ilân etdiği!” mahlûklarsa; “rü’yet-i hilâl esasdır ve buna göre hacca, Ramazan’a, teşrik tekbirlerine, bayram namazlarına ve kurbana başlayacaksınız, aksi halde Allâh ve Rasûlü ile MUÂRAZA etmiş olur; ve o fâizci (ribâcı) aynı genus ve familyaların mukâbilleri bulunursunuz!” denilen kesân dahî, böyle bir “harbin!” teröristleri…

Kullara karşı kul olarak baş kaldıran, dağ ve tepelerdeki yakıb yıkan, cenâbet, ateşperest ve tetikçi teröristler mi daha tehlikeli; yoksa, Allâh ve Rasûlü’ne karşı yahudiler gibi tahrif silâhlarına sarılıb, şehirlerin modern binalarındaki makam koltuklarına kıçlarını dayayan ve Müslümanlık ve müslümanlarla dalga geçen teröristler mi?.

Birileri, 88 senedir dipçik zoru ile, gözlerini, hilâl içün gökyüzüne çevirmesi şart bir ümmeti, takvim diyerek duvarlara bakan davarlar hâline getirmenin cür’münü işlemedi mi?!

Böylece, ortada, ne oruç, ne hacc, ne teşrik tekbirleri, ne bayram, ne kurban… Malatyalı tabîb-i hâzık-ı müslim-i âdil Dr. Muhammed Reşâd Bey’in ifâdesiyle “Kurban eti yerine millete kebab yediriyorlar!”

Birileri ve müsebbibleri, cehennemin esfel-i sâfilininde ise, kimbilir hangi böyyükbaş hınzırların kan ve irinlerini yiyib içecek ve yalayacaklardır!?

1) Şu kısa fıkıh ma’lumatını da verelim ki, hanefiyyede, “teşrik tekbirleri” de, 23 vakit vâcibdir. Bu vâcib, kurban kesme vâcibinden daha kuvvetli vâcibdir… Bunlar, mezhebsiz, telfikçi ve mealci zibidileri bağlamaz!

2) Günümüzdeki gibi şiddetli fitnelerin zuhûru eyyâmında, efrencî 24 ekim çarşambadan, 5 gün sonra gelecek pazartesi ikindi namazına kadar teşrik tekbirlerine kadın-erkek her müslümanın devamında fâide var, zarar yokdur. Bu 6 gün içinde, o 23 vakit tekbire muhakkak isâbet vardır…

3) Kurbanını da cumartesi kesen, aynı tedbirle hareket etmiş ve “adana kebab” yerine kurban eti tatmış olur…

4) Bayram namazını cumartesi kılan da, aynı isâbetle hareket etmiş demekdir…

5) Müslümanların, istedikleri zaman ve mekanda bayram namazı kılmalarına “laik dembokrat” hiçbir rejim karışamaz ve gık bile diyemez…

6) Hanefîlere göre 4 kişi Cuma ve bayram namazı kılabilir. (İmâm-ı A’zam Hazretlerinin en mümtaz talebesi ve müctehid fi’l-mezheb İmâm-ı Ebû Yûsüf Hazretlerinin ictihâdına göre) asgarî 3 müslüman bir araya gelib bayram namazı kılabilir. Buna, Kâinât bir araya gelse karışamaz… Şerîat hükümlerinde bölücülük yapan yerli ve bir asırlık mezhebsiz ve dinsizlerin (ateistlerin) bütün hükümleri bâtıl ve gayr-i mu’teberdir, keenlemyekündür, Müslümanları aslâ bağlamaz…

7) Hanefî fıkhına göre Cuma ve bayram namazlarını “veliyyülemrin veya nâibinin kıldırması şartdır.” Öyle sarıklı cübbeli ne olduğu bilinmeyen veya laik dembokrat memur ve bilmem ne görevlisi heriflerin arkasında yatıb kalkmakla namaz kılınmış olmaz!. “Atîullâhe ve atîurrasûle ve ülilemri minkum!” buyuran Kur’an ortada… Laik (ateist felsefeci) ve dembokratik hiçbir resmî devâir, işkembe hamûlelerini, “alo fetvâ!” ve bilmem ne diye millete yutdurmasın!. Millet de, illet değil milletse, yutub yalamasın!. Veliyyülemr ve nâibinin olmadığı yerde, “meselâ dâr-ı harbde, cemaat-ı müslimînin tensîbiyle içlerinden biri bu namazları kıldırabilir.” ( Meraklısına: B. İ. İlmihali, 1955, s. 210)

8) DİB denen yer, şer’î bir otorite ve makam olmaya nâmütenâhî uzakdır; ve Müslümanlığın mim’i hakkında bile hüküm ortaya koyamaz… Politik, laik ve dembokratik iktidâr partilerinin dümen suyunda gitmeye, anayasalarıyla mecbûr ve me’mûr ve mükellefdir…

9) DİB’çiler, bizzat kendileri de i’tirâf ediyorlar ki, orası dînî bir merci’ değil, “İDÂRÎ BİR DEVLET BİRİMİDİR!” Şevket Eygi Bey gibi orayı “fetvâ verebilir!” bir makâm veya “Makâm-ı Meşihât!” gibi görmek de, bitamâmihâ bâtıldır; ve bu, müslümanları idlâl edici ve son derece mes’ûliyyeti mu’cîb ve fevkal’âde hılâf-ı hakîkât bir iddiadır…

10) Hele, Yardakoğlu gibilerin ağzından çıkan, aşağıdaki şu sunturlu hakâretin, 15 asırlık müslümanları ve onların târihini de düşünürsek, DİB’in, aynen “hoşkörü ve diyalog” şebekeleri gibi hangi (şey…lıklara merkez) olduğu bedâhaten anlaşılır:

“- Artık dîni ve dindarlığı, geçmiş dönemlerde yazılmış kitabların satırları ve formatları içinde değil, dünyaya bakarak yazmak ve ona göre inşa’ etmek istiyoruz!”

El îmân, el hayâ ve el edeb!

11) “Alevîlik İslâm’ın yolu!” diyen GÖRMEZ Efefendi de, ehl-i sünnetin “YOLU”nu GÖREMEZ ve BİLEMEZ; onların YOLU üzerinde duramaz ve ağzını da açıb konuşamaz…

12) DİB denen yerin 88 senedir tutturduğu oruc, yaptırdığı hacc, kestirdiği kurban ve kıldırdığı namazlar, tedkîkat ve tahkîkât süzgecinden geçirilmelidir… Ve eğer, bütün bu ve bunlar gibi, haddi ve hesâbı olmayan nice îmân ve amel mes’elelerinin sıhhati yok ise, bunların tamâmı da keenlemyekün olub, kazâsı icab edenler kazâ edilmeli; ve mes’ûlleri de, Silivri ve Eşek adası gibi bir yere doldurulub (!) müslümanlar tarafından muhâkeme edilmelidir!!!

13) Bu sene cürm-i meşhûd hâlinde yakalanan DİB başı ve yârenleri, çok feci halde köşeye sıkışmış olduklarından, vaz’iyyeti kurtarmak içün çok “agresif!” ve çok saldırgan ve binbir cerbeze ve bahâne ileri süren bir hâl iktisâb etmiş görünüyorlar! Ve sükûnet bulmazlarsa, bazı îmânî, fikrî ve lisânî kazâlara bile sebeb olabilirler “hafizenallâh!..” Hatta bu babda ve bu hiddetle, Okyanus ötelerine bile atlayıb, oraları da tedirgin ederek diyaloglamalara mani’ olabilir ve mışıl mışıl uyuyan fitneyi uyandırıb azdırarak, papalık misyonunun kutsal rahatlarını da kaçırabilirler!

14) Müslümanlar, Müslümanlığı kimden öğreneceklerini bilen keyfiyet sâhibi insanlar demekdir… Akıl kaçkını hiçbir adamdan müslüman olmaz; ve aklı olmayan da zâten mükellef değildir…

Takkesi düşüb iğrenç ve sulu kelleri görünen; ve mızraklarını çuvallara sığdırarak (!) 88 senedir sahtekârlık eden; ve artık bugün, dünyâya böylesine rezîl olan münâfıkîn ve münâfikâtın bilgilerine…

(İlk intişârı: 24.10.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir