Dembokrasi Kumarının Kazananı Hiçbir Parti Pırtı Olamazken, Gene Dembokrasi Olmuş!
Tâhir MÂHİR
25 Haziran 2018
Beklenen Nizam
BAŞMUALLİM
2 Temmuz 2018

BİNALİ:

 “SİYÂSET İLE HAKÎKAT ÖRTÜŞMEZ!”

POLİTİZE OLMUŞ HAM SOFTA KABA YOBAZLARA KAPAK…

Ahmed SELÂMÎ (Dağistânî)

 

Tâhâ Akyol nâm Hürriyet muharriri (12.5.2018) târihli yazısında, T.C. Beşvekîli Erzincanlı Topal Dursun’un oğlu Binali Yıldırım’ın   (1/12/2016) târihinde TÜSİAD’da şöyle söylediğini yazdı:

“Seçim kampanyalarında söylenenle, sorumluluk omuzlarınıza yüklenince söylemleriniz hiçbir zaman aynı olmaz. Hiçbir ülkede de aynı olmaz. Bu siyasetin gereğidir, siyasetle hakikat her zaman birbiriyle örtüşmez…” (1.12.2016)

Bu sözler, hiç unutulmaması îcâbeden ve hakîkatı aksetdiren, TEBRÎKE bile değer, İ’TİRÂF çapında sözlerdir!. Ancak ne yazık ki, söyliyen de, söylediklerindeki suçların mürtekîbi ve muhâtabı bir politikacı!.

Binali şu hakikatları sıralıyor:

1) Yani politikacılar miting meydanlarındaki milyonlara kadar herkesi SÖZLERİYLE yalanlarıyla ALDATIYOR!

2) Bütün dünya’daki dembokratik politikacılar da aynısıdır, yalanlarıyla ALDATIYOR.

3) Dembokratik ve cumbokratik popolitikanın îcâbı, insanları yalanlarıyla ALDATMAKDIR.

4) Politika hakikat dışıdır, insan ALDATMAK içündür, durmadan değişir ve değiştirir; dîni bile (güncelleyib) oyuncak eder, ona “14-15 asır evvelkisin, bugün uygulanamazsın!” der; hakîkat ise değişmez, yalanla aslâ ALDATMAZ…

Akyol’un yazısının serlevhası da “Propaganda Bombardımanı!”

Akyol, zihniyet ve îmanı i’tibariyle demokratik sistem mü’minlerindendir; ve belli politik fırka kafasında olmasına rağmen de, T.C.’deki “Sandıksal Cumbokrasinin” gûyâ kendisini rahatsız edici taraflarına da görüldüğü gibi bir şaplak şaplatmadan geçemiyor!. Halbuki aynı sistem, bazı süslüman-müslüman ve püslümâniyye muhıtlarında, “Muhâfızlığı yapılacak kadar kıymetli bir din hükmü hâline” getirilmiş, modern hurâfe olarak baş tâcı ve revacda!.

Akyol bile bu kadar rahatsız oluyor veya öyle görünüyorsa, “ALDATMAMAYI ve ALDANMAMAYI” îmân ve şahsiyetinin 1. Maddesi yaparak yaşaması şart olan bir müslüman, bu mübtezel çukurun da çukuru “Dembokratik aldatmalara nasıl tehammül eder” artık bir mukâyese ve muhâkeme edilsin!

Akyol diyor ki:

“PROPAGANDA bombardımanı başladı, 24 Haziran’a kadar artarak devam edecek.

Bol keseden vaatler, şişirilmiş yani kaynağı ve planlaması olmayan hamasi hedefler, rakipler hakkında karalamalar…

Siyasileri dinlerken Başbakan Binali Yıldırım’ın şu sözleri hepimizin kulaklarına küpe olmalı:

“Seçim kampanyalarında söylenenle, sorumluluk omuzlarınıza yüklenince söylemleriniz hiçbir zaman aynı olmaz. Hiçbir ülkede de aynı olmaz. Bu siyasetin gereğidir, siyasetle hakikat her zaman birbiriyle örtüşmez…” (1.12.2016)

Sayın Yıldırım Avrupa’da da böyle olduğunu söylüyordu, doğrudur. Ancak bizde aşırıdır. Propaganda nutuklarını, hele de miting konuşmalarını bizler daha bir ince eleyip sık dokumalıyız.

…. bu sözleri miting meydanlarında değil, iktisadi rasyonalizmin mekânlarından biri olan TÜSİAD’da söylüyordu.

Hesap kitap söz konusu olunca, ölçüsüz hamaset daha bir abes kalıyor tabii.”

Akyol gibi vahye değil, demokratik sisteme îmân eden birisi bile Türkiya’daki sistemin kepâzeliğine vururken; yani o bile buna yan bakar ve ayıplar ve tokatlarken, nice “Süslüman-Müslüman ve Püslümâniyye Geçinici” hebenneka ve gerzek var ki, bu ucûbe sistemi “Vahiy menşe’li” sübhânî bir yapı imiş gibi takdîs edebiliyor!.. Hele bir de “cübbesi cüceleştiren çüşbeli” takımları var ki, mide bulandırmakda bire bir…

Bu adam ve madam takımları, 500.000 müslümanı katleden bir rejimi bile, sanki “Cumhûriyet” güzellemesiyle mübârek görecek!. Vidyosu var, diyor ki:

“Bizim cumhuriyetle ve seçim sistemiyle bir sorunumuz yok, sahâbîler zamanında da seçimle iş başına geliniyordu!”

Meâlinde… Sapıklık ve echeliyyet menbaı…

Heriflerin kellesi kütleşmiş, yüzbinlerce Anadolu müslümanını katleden bir rejime “cumhûriyet” demekle, onun ak-pâk bir nesne olamıyacağını göremedikleri gibi; ashâb-ı güzîn (Rıdvanullâhi Teâlâ Aleyhim Ecmaîn) zamanındaki idârî sistemin “ehl-i hâl ve akdin bey’atine dayanan” ve bugünki “Bombokratik seçim şeytanlığından münezzeh” bir şekil olduğunu; bugünki ile zerre miskâl alâkası bulunmadığını; orada veliahd ta’yîninin bal gibi meşrû’ ve hatta hılâfetin Ali (Kerramallâhu vechehû) Hazretlerinden oğlu Hasan (Radıyallâhu Anh) Hazretlerine intikâl etdiğini; binlerce sene evvelinin İslâmiyyet’inde de, Devlet Başkanlığının Hazret-i Davûd Aleyhisselâm’dan OĞLU Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm’a, ondan da OĞLU Sin’am Rahmetullâhi Aleyh Hazretlerine geçdiğini; ve devletin başını tesbitde,  işi belli sayıda tanınmış ve önde giden şahsiyetin salâhiyyet ve BEY’ATINA havâle etmenin de meşrû’ birer usûl bulunduğunu; ve bunların bil’fiil hulefâ-i erbaamız (Rıdvânullâhi Teâlâ Aleyhim ecmaîn) tarafından tatbik edilib yaşandığını; ancak bugünki yalan, hakâret, aldatma, iftira gibi 4 ana temelle (râbia) ile yürütülen aşşağılık ve mübtezel ve haçlı üfürüğü şeytânî usûllerin, Allâh Azze’nin SİSTEMİNDE MUHÂL bulunduğunu, bu yaz-boz tahtası hâline gelmiş yobaz sürülerine anlatmak mümkin olamıyor…

Bu echel-i cühelânın, üstelik ashâb zamanındaki usûlün de bugünki “seçim usûlü  gibi olduğunu” söyliyerek günümüzdeki rezillikleri meşrûlaşdırıb dünki (bey’at) şeklini de bugünki seviyesinde resmetmesine; ve bu adam ve madamların, İslâmiyyet’i bu derece tahrîfle şeytânîlere yaklaştırmasına İslâm târîhinde aslâ  rastlanmamışdır!. Adı geçen nice (Tarîkat değil de Barikat ehli) gürûh-ı lâ lüflihûnun, bu tahrîfçilik ve ihânetlerinden dolayı toprakda yatacak yerleri olacağına da inanılamaz…

Bugünün şeytânî sistem ve seçim usûlleri ile “sorunları” yokmuş!.

Sorunları, dilleri, kurbağacaları, körlükleri, mühürlülükleri, uydulukları, “uyarlamaları”, bel’amlıkları, ehlîleştirilmeleri, ulemâ ve evliyâyı istismarları, Dîn-i Celîl-i İslâm’ı kullanmaları ve harcamaları batasıcalar…

Hem dall hem de mudill olan, İslâmiyyet’in yüzkaraları… Nice zâlimlerin zulmü, bu zulüm  ve zâlim oycularının elbetde tepesine inecek ve biribirlerinden bulacaklardır ki, Sünnetullâh böyledir!

Tarîkat (aslında barikat) adıyla, milleti hakîkisinden sıyırıb sahtelerine tutkallama peşindeki bu sürülerin cümlesinden de el aman!. Canları cehenneme…

Müslüman denilen adam ve hanımın en baş husûsiyyet ve VAZÎFESİ, ayyaş ve serkeş bile olsa, İslâmiyyet’i (Tahrîf, Tağyîr ve Tebdîl) gibi şeytânî, şeni’ ve şerefsiz tecâvüz, tasallut ve savletlerden muhâfazadır…

Akyol bile, inandığı sistemin (bâtıl) olduğunu göremese de, onun Haçlı Avrupa elindeki ile Türkiya’daki karikatürünü ayırt edebiliyor; ve buradakinden şekvâsını en az şu ağır ithamlarla dile getiriyor:

–Propaganda bombardımanı! ALDATMA.

–Bol keseden vaatler! ALDATMA.

–Şişirilmiş yani kaynağı ve planlaması olmayan hamâsî hedefler! ALDATMA.

–Rakipler hakkında karalamalar! ALDATMA.

(Binali’nin sözleri ile de) “Seçim kampanyalarında söylenenle, sorumluluk omuzlarınıza yüklenince söylemleriniz hiçbir zaman aynı olmaz!” ALDATMA.

–Hiçbir ülkede de aynı olmaz! (Hakikat ve konuşmalar farklıdır.) Bütün dünyada ALDATMA.

— Bu siyasetin gereğidir: ALDATMA.

–Siyasetle hakikat her zaman birbiriyle örtüşmez…” ALDATMA.

–Sayın Yıldırım Avrupa’da da böyle olduğunu söylüyordu, doğrudur. Ancak bizde aşırıdır! ALDATMA.

–Propaganda nutuklarını, hele de miting konuşmalarını bizler daha bir ince eleyip sık dokumalıyız! ALDATMA.

–Bu sözleri, miting meydanlarında değil, iktisadi rasyonalizmin mekânlarından biri olan TÜSİAD’da söylecek kadar sistem berbatlığı! ALDATMA.

–Hesap kitap söz konusu olunca, ölçüsüz hamaset daha bir abes kalıyor…” ALDATMA… 

Akyol gibi müesses sistemin bir mü’mini bile tam bir düzineden ziyâde noktada, şu batıl sistemin Türkiya ayağındaki ucûbeliği yani aşırı” (ALDATMAYI) görüyor; ve bundan şekvâ ediyor da, o hangi çöplüğün hoca müsveddesidir ki, o bel’am, bu sistemi TAKDÎS içün elâleme:

“Câmiye sabah namazını cemaatle kılmasını, işrâke kadar istiğfar etmesini, Fetih Sûresini okumasını, sadaka vermesini, Allâh’a DUA etmesini sonra da SANDIĞA gitmesini!”

Ve, (ülülemrinin partisi içün oyunu atmasını) Allâh ve İslâmiyyet adına EMREDİYOR!

İğrenç bir dîn istismârı, aziz dîni şeytanlığa âlet ediş, mel’ûnca dîn üzerinde tepiniş ve onu kullanma…

Allâh Azze ve Celle’nin Aziz ve Sübhânî Dîni’ni tahrîf ve müslümanları kudurtma derecesinde böylesine politize ederek sistemin (bağımlısı ve narkozlusu) hâline getiren bu adam ve madam sürülerinin, mutlaka tedâvîye ihtiyacları vardır!

Aynı dembokratik sistem tarafından cüzzamlı görülerek me’muriyyetden de defedilen bu heriflerin, cellâdına aşık olmuş ruh hastalarından zerre miskâl farkları da düşünülemez…

Akyol, inandığı sistemi bile, nasıl böyle yere vuruyorken; bu çift şahsiyetli nifak ehli ise, inandım dedikleri dînin katili sistemler içün, nasıl meczubâne ve mezbûhâne bir hırs ve şehvetle, Hakkı bâtıl ile TELBİS=bulamak içün çırpınmaktalar, pes…

İşte 110 yıllık hılâfetsiz sistemlerin güneşden mahrum rutubetli çukurları ve inlerinde yetişen ayrık otları, sarmaşık ve ısırganlar, daha doğrusu, baldıran zehirleri ve Ebû Cehil karpuzları…

Yeşil ve kırmızı 2 renkli mahsül, çift şahsiyetli beyni çürümüş yobaz gürûhu…

Şu sarhoş ve proje sistemde tırnak ucu kadar akıl varsa, dînini politikaya böylesine satan adam ve madamların, kendisine de asla yâr olamayıb vakt-i merhûnu geldiğinde, herşeyi, kimsenin gözünün yaşına bakmadan harac-mezat satabilecekleri hakîkatini aslâ unutamaz; ve bunların üzerinden gözlerini ırağ da edemez…

 

İntişârı: 30.06.2018 / 18:55:49

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir