“Bize, Müslüman İsmi Taşıyan Değil, Müslümanlıkdan Anlayan Lâzım!”
6 Eylül 2011
ÇOCUĞA KOYULAN İSMİN EHEMMİYETİ
Çocuğa Koyulan İsmin Ehemmiyeti
9 Ekim 2011

Allâh’a, sonra da Âhıret Günü’ne ve o günde verilecek “hesâba”, Allâh ve Rasûlü’nün istediği gibi inanmayan ferd veya cemiyet veyahut devlet ve hükûmet,

CİHAN TÂRÎHİNDE ZİRVE YAPAN BİR TEK GÖZBOYAMA VE SAHTEKÂRLIK:

11 EYLÜL 2001!

Ahmed SELÂMÎ

 

Allâh’a, sonra da Âhıret Günü’ne ve o günde verilecek “hesâba”, Allâh ve Rasûlü’nün istediği gibi inanmayan ferd veya cemiyet veyahut devlet ve hükûmet, ne olursa olsun, bunların topunun da “adâletle” hükmetmesi muhaldir; ve böyle olunca da, “zulm” denen en berbat cürmü irtikâb etmekden uzak durmaları, aslâ düşünülemez…

İşte 11 Eylül 2001 târih-i efrencîsinde işlenen ikiz kuleler fâciası, böyle (berbat ve rezil) bir cürmün, devlet çapında ve dünyânın gözüne baka baka ve cihan târihinde zirve yapan tek ve biricik devlet sahtekârlığıdır…

“- Dünyâ denen geminin kaptanı benim!” diyen ve Okyanus ötelerine kadar da bir çok yardakçıları tarafından böyle görülüp reklâm edilen ve “ABD’li!” denilen “HAYDUT (kovboy) genli ve fıtratlı” bu adamlar, hukûkî, siyâsî, iktisâdî ve askerî menfaat, soygun ve  vurgunlarını canlı tutmak emeliyle, bu ikiz kule fâciasını tezgahlamış; ve bunun mürtekibleri olarak da, Sovyet sisteminden sonra “yeni düşman!”hedefine oturtdukları İslâm coğrafyasını, suçlu sandalyesine bağlayarak fiilen karşılarına almışlardır… Şeytanlığın birinci ve en baş maddesi olan “silâh ve kuvvete!” dayanarak “silâhsız ve kuvvetsiz!” mazlûmun bütün haqq ve hukûkunu gasbetmek, bütün insanlığın şeref ve haysiyetine indirilen en korkunç ve iğrenç tecâvüz iken, bütün bir (yahudi-haçlı) cenâhı bu zulmün yanında ve hatta en yakın yardımcısı ve ortağı olarak yer almışdır…

İkiz kuleleri patlatmanın, bizzat ABD tarafından tertiblenmiş müretteb bir hâdise olduğu, vak’anın ertesinde bir çok dünya ajansları tarafından olduğu gibi, bilhassa Alman kanalları tarafından da nice  aklî delil ve vesîkaları ile dünyâya duyurulmuşdur! Ancak Siyon ve ABD güdümlü gözboyama ve yaygaralar ve delillerin karartılması, hâdisenin, iç yüzü ile ortaya çıkarılıp dünyâ efkâr-ı umûmiyyesinin dikkatlerini çekmesine mâni olmuşdur. Apaçık ortadadır ki, karekterindeki zulm ve gaddarlıkla müsellem ve müseccel oğul Puş’un dünyânın gözüne baka baka hâdisenin hemen akabinde “Haçlı seferlerini yeniden başlatacağını!” ilân etmesi; ve bir ay bile geçmeden Haçlı koalisyon ortakları veya sürüleri ile Afganistan’ı işgâle başlaması, asıl niyetlerinin ne kadar büyük bir vahşet olduğunu apaçık ortaya koymuşdur.

Hele mensub olduğu mezheb (Neo-com) iktizâsı, kendisinin, doğrudan doğruya Tanrısından emir aldığını, bunu da:

“- Tanrı’nın kendisine Saddam’ı devirerek Irak’ı baskıdan kurtaracağına dâir ilham verdiği!”

Şeklinde söylemesi, son derece câlib-i dikkatdir…

Böylelikle, Hristiyan dünyâsı gözünde, yapacaklarına “dînî bir kisve!” geçirerek, kıtâl ve cürümlerine “meşrûiyyet!” maskesi takmasını da bilmişdir!

(ABD-Siyon-Haçlı) sacayak veya mafya ve şebekesi, “Dünyâ’yı terörist müslümanlardan kurtarmak!”, oralara vahşî ve vampir kapitalizma ve emperyalizmanın şirinlik muskası olan “dembokrasiyi!” yerleştirmek ve böylece “halklara batı medeniyeti ile huzur getirmek!”üzere Afganistan ve Irak’a girmişlerdir!!!

Bundan sonrası da, bütün dünyânın bildiği gibi (ABD-Haçlı-Siyon) şer ve fesâd üçlüsünün, İslâm coğrafyasını kan ve gözyaşına boğmak üzere yakıp yıkması, bombalaması, Ebû Gureyb ve Guentanamo gibi nice işkence merkezlerinde, kadın, ihtiyar, çoluk-çocuk, sağlam, hasta, aç, susuz, ilaçsız ve yaralı-muhtaç demeden, bunca memleketlerde milyonlarca ehâliyi tenkîl etmesi (soykırımına) tâbi’ tutmasıdır… Mücerred Afganistan ve Irak’da katledilen insan 2,5 milyon; sakat, dul ve yetim kalan, ocağı sönen, sürgün ve hicret mecburiyyetinde bırakılanlarsa 30 milyon civarında…

Utanması sıyrılmış şu odun dünyânın, utanması ve yüreğinin ıstırabdan kebab olması ve yerin dibine geçmesi lâzım değil mi?. Hayvanlaştırılan dünyâ, hâlâ hiçbir şey olmamış gibi eğlence ve oynaşmasında!

İşte bu da, “Batı ve Haçlı medeniyeti!” denen ve genlerinde kan dökme istîdâdından başka bir haslet taşımayan bir dünyânın, 21. Asr-ı mîlâdîde, iğrençlik, zulüm, kan dökücülük, barbarlık, işkence, ırza tecâvüz ve mel’unluk dolu hakîkî iç yüzüdür…

Âdem Aleyhisselâm’dan beri İslâm Milletinin târihinde, bu kabil iğrenç ve insanlığın yüzkarası olacak iblisliklere ve vahşete aslâ rastlanamaz … Bunun da biricik sebebi, yukarıda beyân etdiğimiz üzere, Allâh Celle’ye ve Âhıret Gününde “hesâb!” verileceğine olan îmândır… Aksi halde, (medeniyyet) denilen insanlıkdan bahsedilemez, bu muhaldir… Cihan harblerini çıkaran ve “geri kalmış ülkeler!” adını taktığı nice ülkeleri sömürüp soyan bu insî şeytanların mimsiz medeniyeti, işte budur!

Binâenaleyh, HAKK’a îmânları sapıklık ve butlân içinde olduğundandır ki, Yehûdiyyet ve Nasrâniyyet çizgilerinde olanlar, Kelâm-ı Kadîm’in beyanlarıyla Haqq ve Hakîkatın mutlak ma’nâda dışında; ve mutlak bâtılın göbek taşındaki mahlûklardır. Kelâm-ı Kadîm’in Haqq ve hakîkate bir türlü yanaşamadıkları içün “Kasvereden (aslandan) kaçan yaban eşşekleri, necisler, mühürlüler, sağır, kör ve dilsizler, lâ’netliler, müfterîler, yalancılar, şirk, küfür ve nifak ehli, geberesice herifler!” gibi daha nice aşşağılık vasıflarla tavsif buyurduğu bu adamların “adâlet, hukûk ve medeniyetlerinden!” bahsetmek içün, insanın ya sırılsıklam münkir ve münâfık veya eblehlikde azman ve “müslüman geçinen!” bir mahlûk olması kaçınılmazdır… Böyle oldukları içündür ki, adı geçen insanlık kusurları, binlerce seneden beri insanlığın önünde en büyük mâniayı teşkil etmişlerdir.

“Haçlı seferleri” denilen vahşet ve kan dökme seferleri ile, bizzat kendi aralarındaki târihlerine de bakılacak olsa, bu sürüler, hiçbir zaman insanlığın selâmeti içün ortaya bir nesne koyamamışlardır. Bunların (teknoloji) olarak ortaya koydukları nesneler de, bugün nükleer ve kimyevî silâhlar noktasına kadar dehhâmeleşmiş şekli ile, insanlığı ve tabiatı (tehdîd) eden en büyük belâlardan biri hâline gelmişdir…

Yine bu Batı dünyâsına âid “medeniyet” de, aslâ işe yarar bir medeniyet telâkkî edilemez; ve mimsiz medeniyet (edeniyet) olduğu halde o da, insanlığın ruh, ma’nâ ve beşerî münâsebetler dünyâsı ve nizâmını, kanserli bir paçavraya ve marazî bir kaavraya çevirmekden başka bir halta yaramamışdır…

Çünki bu dünyâ, elinde mutlak bâtıl ve şerri tutduğundan, hiçbir şekilde (adâlet), (hukuk) ve (medeniyet) ortaya koyamaz; ve binnetîce, insanlığın seâdeti içün bu dünyâda da müsbet bir tek nefes üfüremez… Netekim hâdisat ve yaşananlara bakılınca, başda kendileri olmak üzere, idlâl edip raydan çıkardıklarının nasıl bir ruh buhrânı ile paçavralaştıkları apaçık ortadadır…

Mücerred “Mavi Marmara” yahudinin ve “Libya’yı” Fr. keferesinin, babasının toprağını bombalaması gibi bir eşkıyâlıkla yakıp yıkması gibi son iki hâdiseye bile akl-ı selîm sâhibi bir insan olarak bakılacak olsa, patronlar klübü BM raporlarından, NATO tecâvüzüne, gemideki silâhsız 9 adamı kurşuna dizen yahûdî vahşetinden bütün bunlara sessiz kalan ve böyle olduğu içün de bu vahşete tasdik verdiğine hükmedileceği aşikâr bulunan Haçlı zulmüne kadar vâki’ hâdisât, son derece açık ve çarpıcı bir hakîkat olarak şunu ortaya koyar ki, bu sürülerin zerre kadar “adâleti, hukûku, insaniyyeti, medeniyyeti ve ahlâkı!” olamaz…

63 senedir Filistin’de ve son aylarda da Sûriye’de kan gövdeyi götürürken, bu sahtekârlar dünyâsının hangi “adâlet, hukûk, merhamet, vicdân, ahlâk ve medeniyetine!” rastlanabilmişdir?!

“Evet, onlarda bunlar vardır!” diyenler, İslâm dediğimiz mutlak hakîkatın ne olduğunu aslâ görüp bilemeyen ve batı önünde “aşağılık duygusu!” denilen ruh sefâletine düşmüş zavallılardır… 30 sene kaldığımız ve nice kılcal damarlarına kadar görme ve yakalama imkânına sâhib olduğumuz batı, sâdece rahatı içün ortaya koyduğu ve insânî değerlere nisbetle bir hiç sayılabilecek keşifleriyle, yalınızca kendileri gibi rahat peşindeki bu zavallıları cezbeder! Ve bu hâliyle de, medeniyetin temelini teşkil eden bu ruh irtifâını esas alan bir göz önünde o, mücerred mikroplu ve çürütücü, ictimâî, iktisâdî, siyâsî, askerî ve hukûkî, tam bir çöplükden ibâretdir… Böyle bir keyfiyetin “medeniyetinden!”  bahsedenler, “medeniyet!” denilen kıymetin ne olduğunu bilselerdi, batı denen o çöplüğü aslî keyfiyeti içinde görür; ve onun önünde secdeye varmak yerine, onun defninin çârelerini ararlardı!

İşin daha da acâib ve iğrenç tarafı, İslâm gibi mutlak adâlet, hukuk ve medeniyet nizamlarına sâhib ve bunun isbat âbidesi olarak da, ilk insandan bu yana dimdik ayakda duran bir DÎN, bir Allâh irâdesi, içimizdeki nasibsizler tarafından takdîr edilememektedir… Bırakınız bâtıllar dünyasını, bu DÎNİN hâkimiyyetinde yaşamış veya bundan yakînen haberdâr olmuş bir takımlarının, bu bâtıl, çürük ve zulüm dünyâsına geberircesine kendini kaptırıp onların avukatlığına soyunmaları; ve onların içinde yer almak üzere iblisden bin beter iştiyak duymaları ve onların “hoşgörü-diyalog kuyrukları!” olarak iblisliğe istihâle (evolüsyon) geçirmeleri, son derece büyük, iğrenç, ana ve temel felâketdir…

150-200 senedir ve bilhassa Tanzimât denilen ana musîbetler merkezinden bugüne uzanan çizgidekiler, son yıllarda “hoşgörü-diyalog”sarhoşluğu, fitne, ihânet ve dalâline batanlar; ve “Avrupa Birliği!” denen haçlı çukuru içinde milleti eritmek içün “bakanlıklar” ihdas etmekden utanmayan politika meczubları; ve tamamen nefs esiri olarak batı patentli (fâiz-alkol-fuhuş) teslisine tapan ve sosyete çukurundaki parazitler, öz batı hüviyetindeki yaratıklardan çok daha menfî bir manzaranın sâhibleridir, hatta bizim içimizdeki marazî ihânet sürüleri…

İlk insan ve ilk Peygamber Âdem Aleyhisselâm’dan Kıyâmet’e kadar da, bu iki insanlık ve şeytanlık kolu biribirine muvâzî olarak devam edecek; ve zîşuur ve mükellef olan ins ü cin, cennet ve cehennemini böylece kendi irâdesiyle hazırlamış olacakdır.

Ne mutlu, Kelâm-ı Kadîm emri mu’cebince,“MÜSLÜMANLARDANIM!” diyenlere!

(İntişârı: 12.09.2011)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir