Dembokrasi Dîni, Ancak Kendi Varlığı Ve Dışındakileri De Eritmek İçün Vardır!
Ahmed SELÂMÎ
21 Haziran 2019
Dembokratik Rezâlet, Tavan Yaparken Onu Da Uçurdu!
3 Temmuz 2019

ANTİK YUNAN AKLININ İFRÂZÂTI DEMBOKRASİNİN, TEVHÎDÎ TAHLÎLİ…

Ahmed SELÂMÎ (Dağıstânî)

 

İstanbul’da 10.5 milyon müntehib (dembokrat seçmen), antik YUNAN aklının îcâdı “dembokrasiye îman ederek” 23 Haziran 2019 Efrencî târihinde ikinci def’a olarak sandıklandı veya kafeslendi!

“Mücerred İslâmiyyet’e ÎMAN ETMİŞ” ve sâdece Peygamber Aleyhisselâm Hadîs-i Şerîfine mâsadak olabilmek aşkıyla orayı fetheden Müslüman Oğuz soyunun cihân çapındaki asîl evlâdı Murâd Hân oğlu Fâtîh Sultân Mehemmed Hân Aleyhirrahmeti Ve’l Ğufrân Hazretlerinin kılıç hakkı olan mekânda, evet, on küsur milyon baş, antik YUNAN  kafasının uydurması (Dembokratik OYUN ile, OY OYUNU OYNADI/OYNATILDI); ve iktidâr kanadının YUNAN olduğu tarafını öne çıkararak silmeye çalışdığı rakîbi Mimamoğlunu, oraya “şehr emîni” yapdı!.

Fark sonsuz:

Fâtih İslâmbol’u ile, Dembokrasi Kostantinapolis’i…

Bu arada ekran şeytanlarından Cübbelâ denen soytarı ise, dembokraside olmayan “Fetvâ ve haram” gibi Şerîat ıstılahlarını “Dembokrasiye îmân etmiş” ehâlinin bu îmânına katık ederek, “İmamoğlu’na oy vermek haramdır, ben fetva kurullarına danışarak fetvâ veriyorum” soyundan hezeyânlar gaseyân etmekden de zerre kadar hayâ etmedi!. Böylece, sapla samanı, şapla şekeri halt ve “Bâtılla da Hakkı telbîs ederek” biribirine “buladı!..” Mimamoğlu kazanınca da, “Ben böyle şeyler söylemedim” diyerek kaç paralık Müslüman ve kaç kıratlık nâmûs ve şeref taşıdığını cihana ilân etdi; ve böylece tükürdüklerini bir güzel yaladı ve yaladı… “Bu kadarı da olmaz” diyenler twittere kadar düşen vidyolarına bakarak, pespâyelikde zırvası zirve yapanların hakeden suratlarına, istedikleri miktarda istedikleri uzuvlarındaki ifrâzât guddelerini kullanarak, o yüzsüzlük şampiyonu yüzleri sırılsıklam ıslatabilirler!

Aynı İstanbul seçicileri, şehrin anahtarlarını da, o Trapezus’lu “ya.an-dol.n makinesi” denilen adama teslîm etdi!. Gene aynı dembokratik ehâli-i ılmâniyye, “Nitelikli do.andırıcılıkdan hakkında 2013’den beri da’vâsı var” denilen; böylece en irileri ve  birilerini serinleten; ve Ordu vâlisine “itlik yapıyor” dediği içün “Mahkûm edilerek belediye başkanlığının düşürüleceği TEHDÎDİ” ile vurulmak istenen; duâ ederken ellerini hırıstiyan gibi tutmakda ısrarlı, her renge girmekde mâhîr, acemicenin en kulak tırmalayan derekelerinden de olsa Eyüb Sultan Câmiinde Kur’an okuma şovlarını bile pek pişkince reklâm program ve rollerine katabilen, o pek modern ve müthiş  kâbiliyyeti, tavşan tüyünden fötr gibi BAŞINA geçirdi!.

*

Böylece Bizans’dan kalma İstanbul şunu dedi:

“Ey, iktidâr zehirlenmesi illetine uğrayan gayr-i  iktidâr!

Sen, Bozkurt kafanın sopasıyla Kamal Paşa milliyetçiliği tuzağına düşerek CHP’lileşib kaybederken; CHP ise, senin tersine AKP’lileşerek dembokratik kazançlara koşuyor; ve artık, senin de pabucun dama!”

Antik Yunan Aklı ile vücûd bulan dembokrasi, bu formülle, pek vatansever İstanbul ehâli-i cumhûriyyesini kucakladı, Neco gibi “hurmet ve mahabbetle bağrına basdı” ve böyle bir kaderi olduğunu cihâna isbât etdi vesselâm!

Hani ne oldu, îmâr-iskân soyundan ve binbir gece masalları gibi reklâmı yapılan ve edilenler?. Kimsenin gözü “Yolu köprüyü; meydan, havalimanı, alt geçit-üst geçit, kanal-sanal, ray-mayları görmedi; dağları delib su kanalları ve barajlar yapmaları; silâh-salâh, iş-aş, yol-yordamı ve bilmem neler ve neleri” hiç mi hiç görmedi!.

Ne nankörlük değil mi?.

Sen çatlayıb patlamaya, hallaç pamuğu gibi günü gelince atılmaya mahkûm dünyâyı “îmâr edeceğim” diye deli gibi çalış, mükâfâtın bu olsun!.

Dembokrasinin, başdan başa bu “Hesâb Zehirlenmesi” içün var olduğunu gören göz kimde var acebâ?

“Summün, bukmün, umyün fehüm lâ ya’kılûn” buyuran Allâh Celle’yi duyacak “Kulak ve kulak kepçesi” arzda kaldı mı dersiniz?..

Ne dediler?.

“Bizim işimiz, biz yaparız biz; ben yaparım, ben ederim; ben, ben yapdım;  dünyânın başı DA MERKEZİ DE benim; ben cihâna meydan okurum, küçük dağları ben yaratdım, ben, ben… Benim halkım, benim askerim, benim işçim, benim me’mûrum; benim bakanım, benim etrafım, benim atam, benim âbâm, benim ebnâm, benim ıhvânım, benim aşîretim, benim şeyim; benim de benim, ben , ben ve ben…

Allâh Azze’nin irâde ve hâkimiyyeti bu zamanda geçmez, güncellenmeli ve ictihadlar da değiştirilmelidir; 4 hakk din vardır; 14-15 asır evvelki hükümleri kalkıb bugün uygulayamazsınız!”

Demeler, gırla gitmedi mi; “Allâh ve Rasûlü ile hudud yarışına” girilmedi mi; “hevâları İLÂH edinmeler”, fitne çarkı külüstür ve sünüpe dünyanın gebeş belini 7 kere turlamadı mı!?

Bunların hiç birine bu İstanbul’lu çok “sayın” vatandaşlar “çok siyâset dehâsı oldukları, din-îmân hassâsiyeti de dumûra uğratıldıkları içün, hiç kulak asmadı ve fakat insiyâkî yapılarıyla tepeden bir geçirdiler” ki, aman Allâh’ım!

*

Menderes’i hatırladım!

1958 veya 59 olacak, Zonguldağ’a gelmişdi!

Hazıret-i Menderes Gemiden hökûmet meydanına, bir 500 metrelik yere omuzlar üzerinde; ve yolları, cadde ve sokakları dolduran karınca orduları arasında; ve onların omuzları ve kelleleri üzerinde tam (1,5 saatde) gelebilmişdi!

Tabii bir–iki sene sonra da o “Milletin Sevgilisi” ipe çekilince:

“Haaaaaayyyyytt bre ulan! Savulun lan, yakarız cihânı, var mı bana yan bakan!”

Narası atan bir tek iki ayaklı meydanda görülmiyecekdi!

Zâhiren Menderes bağlılığına, ondan sonra hiçbir politikacı onun onda biri kadar bile ulaşamamışdır!. İnsan insana tapsa bile, bugün o başında taşıdığını yarın ayağının altına alır ve bit gibi ezebilir!

Fıtrat böyle “nankör” bir nesne… Yaradan da “Biz insanı KENÛD=nankör yaratdık” demiyor mu?. Yehûd kavmi, 40 civarında Peygamber katletdi!

Anınçün, insana değil, onu YARADANA dayanacaksınız keleler! Halkı HÂLIK yapıp, tapıyormuş ve “ona aşıkmışınız” numarası çekmiyeceksiniz!

Bazı seçimlerde Menderes, %80 civarında bile “Dembokratik” oy devşirmişdi!. İsmet denen “Millî Şef” sanki silinmiş gitmişdi…

Ortada insan olaydı, Yunus gibi ancak şunu derdi:

“Ne varlığa sevinürem,

Ne yokluğa yerinürem.

Aşkın ile avunuram,

Bana seni gerek seni…”

Yûnus nere, “Antik Yunan Aklı” nere?

*

Ne demek istiyoruz?

Dembokrasi denilen ve insanları parça parça eden o  şeytânî “Antik Yunan Aklının” uydurduğu sistemde “hakîkî (ilâhî menşe’li) bir mahabbet ve merbûdiyyetin” olması, sonsuz kere muhaldir!. Bu kelle sayısını (kemmiyeti=kantiteyi) esas alıb keyfiyeti kahrederek sıfırlamak; ve gene dembokrasi sa’yesinde ve onun (Lâzım-ı gayr-ı mufârıkı=Olmazsa olmazı olarak) iktisâb edilmektedir… Daha doğrusu “tutkunu olunan” saltanat, makâm, saray, liderlik, reislik, başkanlık, ağalık, derebeylik ve binbir çeşidiyle daha ne kadar debdebe, gulgule, şa’şaa, farfara ve beşerîlik şeytanlıklarına mağrûr olmak varsa;  ve “Türkiye seninle ĞURÛR duyuyor” gibi artık günlük lâzımeler sırasına oturtulmuş ve mücerred iblise hass sıfatlara bulanmak ortalıkda cirit atıyorsa; ve zerre miskâl utanması olmıyan müdâhîn ve müfsidîn çemberi içine girerek Fettoş gibi yarı ilâh hâline getirilerek uçurulmalar putperestçe halkı sarmışsa; hâşâ “Allâh Azze’nin sıfatlarını” kula yükleyen aşşağılıkların böyle şakşaklamalarına susarak, bu ayakaltı takımlarını zımnen kabûl iflâsı Allâh’sızlığı azdırmışsa; ve üstelik, “Hastir ulan dalkavuk kudurmuşu gâvur” diyememek, nefse tapış azmanlığının mâcunu olmuşsa; ve kezâ ve kezâ,  v.s.. bunlar, sâdece dünyâda başa gelebilecek en büyük belâlardır ki, “Antik Yunan Aklının” bunca çukur ve tuzağına düşen ahmakların encâmı, Âhıret’de sonsuz kere daha fecî’ olacakdır!.

Bu fasıl, daha kitablık çapta uzatılabilir!

*

Dinsiz oldukları hâlde “Müslüman Görünme Sahtekârlığı Peşindeki” Politikacı ve Kuyruklarına; “Şia şîa, fırka fırka, parti parti” olarak, biribirlerine sırtlanlar gibi saldırıb halkı da müzebzeb, mütehayyir ve mütereddid manyaklar hâline getirme peşindeki bu insî şeytanlara, Mutlak Sultân Allâh Azze ve Celle’nin hükmü, büyük Osmanlı Müfessiri Muhammed hamdi Efendi Hazretleri’nin kalemiyle şöyle:

“Yani umûmî fıtratı kavrayacak açık bir ruh ve geniş bir Hakk vicdânı ile hareket etmeyib her biri kendi husûsiyyetine, kendi çıkarına, dar kafasıyla kendi kuruntusuna göre bir hevâ ile DÎNİNİ AYIRIB AYRI BİR BAŞBUĞ ARKASINA DÜŞEREK, ŞÎA ŞÎA VE FIRKA FIRKA (Parti parti) OLMUŞLAR (……..) HER BÖLÜK KENDİLERİNDEKİNE GÜVENMEKTEDİR……” (c.6, s.3825)

Her biri ayrı bir şîa (parti) olarak, ayrı bir adam veya madam peşinde, kendi kuruntu ve hevâlarına taparak, kimi hâin ve alçaklar da global çete kelbleri olarak kudurmakda, aç kurtlar gibi de biribirlerine saldırıb binbir hakâretler savurarak yekdiğerinin orasını burasını parçalamaktadır…

“İstanbul seçimi” gibi üç paralık seçim içün bile bir bardak suda fırtınalar koparan bu muhteris şeytan sürüleri iflâh olur mu?. Tefsirden okuyalım ve üzerine söz söyliyen olursa, onun iblisliğinde de bir an bile tereddüd etmiyelim:

“Bâtıla HAKK; ve HAKK’a bâtıl demek zulmünü irtikâb eden müfteri mücrimlerin felâh bulmıyacakları muhakkakdır. Bu kadar büyük cürüm ve zulmü irtikâb etmek akılsızlığı da, likâullâhdan (Allâh Azze ve Celle’ye kavuşmakdan) ümidvâr olmıyanların hasletidir.” (c.4, s.3691-92)

*

Fâsid dâireye bakın ki, işte “Dembokrasiyi” de bunun içün müslümanın beynine çakdılar; ve her oturub kalkmadan sonra politikacı dilindeki lâ teşbih “eûzü….le.”, resmî mecbûriyyet ve tapınma derecesinde olarak bu…

İngilizin, dünyâ hâkimiyyetine (Global tek dünya devletine Yahudi ve ABD) ile gidişindeki en baş ve ehem sırrın birinci maddesi de, aynen budur… Türkiya “Kurtarıcılarına” nutuklatdırılan “Tek dünyâ devleti” ideali, “Yerli ve Millî” maskeleriyle görünmez yapıldığı içün, hiç kimse, “müslüman tv ve medya” kalabalıklarının yüzde yüzü de dâhil, bunun farkında bile değildir… Ve ele aldıkları mevzû’ların gene yüzde yüzü, bu ana mihrâk noktasından uzak, binnetîce şartlama ve narkozlamaya bâdî lâf cürûfu… “Bilmem ne iktidâr partisi, nerelerde, hangi yamyamların ve müteahhidlerin soygun yatağı olmuş, partiyi bunlardan nasıl kurtarmalı!” gerzekliği…

Halbuki, 1000 yıllık Müslüman Anadolu topraklarını, bu Haçlı Emperial işgâlden yani “parti ve onun bütünlediği antik Yunan aklının ifrâzâtı dembokrasiden; o şîa şîa, parti parti ve fırka fırka yaparak parçalayıcıdan nasıl kurtarmalıdır” diyen bir tek “YERLİ, MÜSLÜMAN ve DÎNΔ kafaya rastlanılamıyor…

Hani bunun ele alındığı bir tek tv ve medya organı, hani bir tek hatib, hani nerde bir tek hoca?!.

(Hoca) ismini mücerred kendilerine hass kılarak inhisarları altına alan; ve bu imtiyaz ve kerâmetin kendinden menkûl oluşu sahtekârlığı, kibri ve enâniyeti ile, mutlak bir echel-i cühelâ olan, cübbelâ soyundan veya ilhâdiyyat ve DİBİŞ cinsi sürülerden hangisine ve hangisinin îmân ve İslâm’ına en küçük i’timâd edilebilir?.

İntişârı: 01.07.2019 / 22:35:56

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir