Dib, Hiç Uyanır Mı Veya Diyalog Fitnesi!
13 Nisan 2013
Hılâfet-i İslâmiyye’yi, 23 Temmuz 1908 Meşrûtiyet Meş’ûmiyyeti İle Yıkdılar!
23 Temmuz 2013

Muharrirlerimizden Ali Eren hocamızın  sağ tarafımızdaki makâlesi de fevkal’âde câlib-i dikkat... Devlet ve hökûmetin, millete (din) olarak

ALİ EREN HOCA, “DÎNÎ DEFORMİSTLER” NÂM ESERİ İLE, HANGİ MÜNÂFIKLARIN İPLİĞİNİ PAZARA ÇIKARDI?

Ahmed SELÂMÎ

 

Muharrirlerimizden Ali Eren hocamızın sağ tarafımızdaki makâlesi de fevkal’âde câlib-i dikkat… Devlet ve hökûmetin, millete (din) olarak neyi dayatmaya çalıştığını bu makâleyi dikkatle okuyan mü’minler dehşet ve hayrete düşmesinler, bu aslâ mümkin olamaz… Bayar denen 33 dereceli birâderin dediğini tekrar hatırlayalım:

“- Biz, Lozan’da Batılı’lara söz verdik. Türkiye’den Müslümanlığı belli bir zaman içinde kaldıracağız. Ben, bunun baş tâkibçisi olacağım. Benden sonrakiler de, bunun tâkibçisi olacaklardır.”

Ali Hoca’nın makâlesinde de apaçık ortaya konulduğu gibi yüzlerce delîl, bu sözün birer isbât vesîkasıdır.

Malum ve mahud DİBÇİLER, Karamânîler, bazı ilâhyapyatçılar, diyalogcu cemaat ve cemâdât kabilinden nice ikiyüzlü sinsiler, Olimpiyat şarlatan ve sahtekârları, son senelerde “gavur aşığı!” olarak, AB, ABD ve İsrâil dümen suyuna girmişlerdir. Bunların bütün gayesi “ibrâhimî dinler!”  uyduruk maskesi altında, Millet-i İslâmiyye’yi, Yehûdiyyet ve Nasrâniyyet gibi beşerîleştirilmiş dinlerin içinde eritmek; ve onu, böylece ortadan kaldırmakdır…

Kendilerini Mûsâ ve Îsâ Aleyhimesselâm Hazerâtına nisbet edenlerin, bu iki Rasûl ile zerre kadar alâkaları kalmamış olduklarını, Kelâm-ı Kadîm, Sünnet ve İcmâ’ bedâhaten ve nice nasslarla ortaya koymuşdur. Buna rağmen, yukarıda beyan etdiğimiz gibi, malûm gruplar, bunun tam tersini söyliyerek, Mûsâ Aleyhisselâm’ı Yahûdilerin, Îsâ Aleyhisselam’ı da Nasrânîlerin (Hristiyanların) peygamberi göstermek üzere, zerre kadar îmân ve utanma taşımadan, bunları kitâb sahîfelerine geçirebilmektedirler!

 Âdem Aleyhisselâm’dan beri gelen topyekûn Peygamberler gibi, zikri muharrer bu iki Rasûl’ün de, mutlak ma’nâda Müslümanlık’dan başka bir (dîn) tebliğ etmemelerine; ve Yehûdiyyet ve Nasrâniyyet gibi iki bâtıl din ile zerre kadar alâkaları bulunmamasına; ve o yüce Rasûllerin tebliği, bu kabil bâtıl dinleri tebliğden sûret-i kat’iyyede (muhal-mümteni’-müstahil) olmasına rağmen, hem dall ve hem mudill herifler, bu sapık ve bâtıl i’tikadları yaymakda (Ebû Cehil) gibi temerrüd etmektedirler…

Hiç kimse zerre kadar şübhe etmesin ki, bazı adam ve madamlar, bâlâda işâret etdiğimiz dış (ecnebî-kâfir) mihrâkların aşşağılık işbirlikçilerinden başka bir nesne değillerdir… Rasûllerle alâkası kalmayan o iki bâtıl dînin, yine bu iki rasûle inzâl buyurulan mukaddes Tevrât ve İncîl-i şerîf ile de kat’iyyen alâkaları yokdur… İçdeki aynı işbirlikçiler, içine beşerî uydurma ve saptırmalar doldurulmuş kitabların da, vahyedilen mukaddes ve muteber kitablar olduklarını zerre kadar utanmadan yazıb söyliyebilmektedirler… Hattâ bu kabil bâtılların, DİB denen yerin “tefsir” ile zerre kadar bağı olmayan şeylerinde, onlarca sahîfede kaynak olarak gösterildiklerini, Ali Eren Hoca’nın eserinde vesîka çapında ve dehşetle görüyoruz… Bu kabil bazı işbirlikçiler,  meccânî misyonerler olarak müslüman mahallelerinde salyangoz satma derecesine kadar, onlardan olma içine girmiş ve selefin yolundan firâr ile, benzetenlerin kopyası olma istikâmetinde de, tam bir “benzetilen” olub çıkmışlardır… “Hoşgörü-diyalog!” ve “medeniyetler ittifâkı!” gibi gözkülleyici dünyâ çapındaki fitnelerin ana hedefi de, mücerred bundan ibâretdir…

Allâh Azze’nin Dîni İslâmiyyet ve o Dînin Son Şerîatı ile kat’iyyen sâbitdir ki, Mûsâ Aleyhisselâm’ın Yehûdiyyet ve Îsâ Aleyhisselâm’ın da Nasrâniyyet denen beşerîleştirilmiş religionlarla  zerre kadar alâkaları yokdur ve olamaz… Zîrâ, Cenâb-ı Hakk’ın Kitâbı, Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerinin Hadîs-i Şerîfleri ve Ümmet-i Merhûme Müctehidlerinin icmâ’ı ile kat’iyyen sâbitdir ki, bu iki beşerîleştirilmiş din müntesiblerinin “kâfir ve muhalled finnâr ve lâ’netlenmiş oldukları!” İslâmiyyet’de “zarûriyyât-ı dîniyyeden”dir… Eğer o iki ülü’l-azîm peygamberin, farz-ı muhâl, bu iki din mensubları ile zerre kadar alâkaları olmuş olsaydı, sonsuz kere hâşâ ve kellâ, Mûsâ ve Îsâ Aleyhimesselâm’ın da, o heriflerin sıfat ve encamlarına ortak ve onlara mümâsil olmaları iktizâ ederdi… Halbuki bu iki büyük RASÛL, bu sıfat ve keyfiyetlerden nâmütenâhî kere münezzeh ve müberrâdırlar…

Bugün, “müslümanım!” diyenlerin pek büyük bir kısmı, şu zikretdiğimiz mutlak hakîkatleri, hiç duymamış, bilmiyor; ve duydukları zaman da, sanki yepyeni bir dinden haberleri oluyormuş gibi hayret ve şaşkınlık içinde kalıyorlar!.

 Îmâna (zarûrât-ı dîniyyeye) taallûk etmeleri hasebiyle ve fevkal’âde ehemmiyetine binâen tekrâr ve telhîs ederiz ki:

1)  Mûsâ ve Îsâ Aleyhimesselâm Efendilerimiz Hazerâtının, tebliğ etdikleri DÎN, zerre kadar şübhe edilemez ki, sâdece Müslümanlık (İslâmiyyet)dir…

2)  Bu iki Rasûl, Yehûdiyyet ve Nasrâniyyet (hıristiyanlık-haçlılık) nâmındaki mecâzî ma’nâdaki dinlerin mübelliğleri olmakdan mutlak olarak münezzehdirler…

3)  Bu iki beşerîleştirilmiş din, i’tikâd, ibâdât, muâmelât, münâkehât, ukûbât  ve ahlâk temellerini, bu iki Rasulün tebliğ etdiği vahye müstenid (Kelâmullâh olan) Tevrât ve İncîl-i Şerîflere göre değil; ve fakat, asılları kaybolduğu içün, bir takım insanların “Tevrât ve İncîl!” diyerek kendi kafalarından yazdıkları ve içinde pek çok küfür, şirk ve nifâk esasları taşıyan, düzinelerce biribirinden farklı kitâblara dayanarak, hattâ onların da dışında, tamâmen beşerî hevâ ve heveslere müsteniden tesbît etmişlerdir…

4)  En büyük (ülü’l-azîm) 6 peygamberden ikisi bulunan Mûsâ ve Îsâ Aleyhimesselâm Hazerâtı da, cezm ve yakîn derecesinde îmân ediyoruz ki, müslümanların peygamberleridir. Onlara Yehûdî ve Nasrânî peygamberi diyen, onlara en büyük hakâreti yapmış olur.

5)  Zikri geçen beşerîleştirilmiş o iki dîni de bu rasûllere isnâd etmek, o dinlerdeki, bütün bâtıl, küfür, şirk ve nifâkı, aynen bu iki rasûle de isnâd etmek olacağından, bunun da, hâkîkatı kat’iyyen örtmek ve inkâr etmek ma’nâsını tazzammun edeceği mutlakdır…

6)   Diğer yandan böyle bir isnâd, Allâh Azze ile Son Peygamber Aleyhisselâm’ı da inkâr etmeyi netîce vereceğinden, diğer bâtıllara munzam, bunun da, Müslümanlık’la alâkayı keseceği mutlakdır; ve mürtekîbinin mürtedd olacağı kat’iyyen sâbitdir…

7)  Rasûl-i Rusül (Mu…….d) Aleyhisselâm Efendimiz Hazretleri, bütün peygamberlere, meleklere, insanlara ve cinlere gönderilmiş en büyük peygamberdir… Âdem Aleyhisselam Efendimiz Hazretlerinden itîbaren, yüzbin küsûr Rasûl ve Nebi (Salâvâtüllâhi Aleyhim ecmaîn) Efendilerimiz Hazerâtının, istisnasız tamâmından, Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle Hazretleri “misâk-kat’i söz-ahid” almışdır ki, buna göre, O’na yetişdikleri takdirde O’na tâbi’ olacak, O’nu dinleyecek, O’na yardım edecek ve O’nun ashâbından olacaklardır…

8)  Kelâm-ı Kadîm ve ehâdîs-i şerîfe nassları ile sâbit bu îmânî esâsın (zarûrât-ı dîniyyenin), değil inkârı, bunda şekk veya şübhe eden bile, günde 25 vakit namaz kılsa, her sene hacca gitse, malının tamâmını zekât ve sadaka diye dağıtsa, her gün oruç tutsa ve bütün bunları edâ etdiğini ve kendisinin de müslüman olduğunu  zannetse bile, o, zerre kadar müslüman olamaz, mürteddir ve muhalled finnârdır (ebediyyen cehennemin esfelinde)dir…

9)   Ve bu iğrenç i’tikâdların sâhib ve sâhibeleri, nurdan yaratılmış olan, günâh, zulüm ve haksızlıkdan mutlak olarak münezzeh bulunan; ve zebânî denilen mübârek meleklerin elinde, Kitâb-ı Mübîn’i, binnetîce Allâh ve Rasûlünü inkârdan, ebediyyen kavrulmaya mahkûmdurlar…

10)   Hem dâll ve hem mudill, Cumhûriyet sarıklı veya sarıksız popolitikacıları ile, cübbeli veya cübbesiz, sakallı veya keçi sakallı nice iblisler, bunları veya bunların benzeri nice zarûrât-ı dîniyyeyi inkâr veya istihfâf etmek cürmünden, o mübârek meleklerin eline düşecek ve aslâ kurtuluşları da olmayacakdır…

11)    Zamâne hoşfendileri gibi sap-samanyolu hoca kılıklıları ve televizyon iblisleri, beyanlarımızın aksini söyleseler de, biz, Mutlak Hakîkat ve Allâh Dîni İslâmiyyet’in,15 asırlık SON ŞERÎATININ ne söylediğine bakmak mecbûriyyetindeyizdir… Bunun dışı mutlak bâtıl olub, müslümanların ayağı altındadır…

12)   Biz, Ehl-i Sünnet Ve’l-cemaat ulemâmızın, Kitâb, Sünnet ve İcmâ’ya istinâd eden müttefikun aleyh beyanlarını apaçık naklediyoruz, hepsi o kadar…

13)   Bazı diyalogcu cemaat derebeylerinin, İbrâhim Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerinin de, “yehûdî veya nasrânî olduklarını” nazara veren, “üç dinin de varıb dayandıkları yer İbrahim’dir!” diye kitablara geçen hezeyânlar savurması; ve bu iki bâtıl ve beşerîleştirilmiş din müntesiblerinin, bu ikinci büyük Rasûlün izinde ve dîninde olduklarını söylemeleri de; “İbrâhim, ne yehûdî ve ne de nasrânî idi….” buyuran Allâh’ın apaçık Kitâb-ı Mübînini redd ve inkâr olacak ve bunda aslâ şekk ve şübhe de edilemiyecekdir…

14)   Bütün bu dalâlet ve bâtılların hâhişkâr  mürtekibleri, “şeyhim, müridim,  hoşfendiyim, bilmem ne cemaatinin heykeliyim, bilmem ne reisiyim, bilmem ne fakültesi dekanı ve tapılanıyım, bilmem nerdeki avrat ve kancıkların mehdîsiyim, falan parti ve pırtının müctehid ve müceddidi ve “peygamber misyonlu lideriyim”…..gibi yüzlerce tür işkembe ifrâzâtı da boşaltmakdan çekinmiyor!

Niceleri, Allâh ve Rasûlünü reddetmiş; ve dolayısı ile mürtedd olmuş ve muhalled finnâr bulunmuş ve o mübârek zebânîlerin elinde kalmışlar demekdir!..

15)    Rahatı, uykusu ve keçileri kaçanlar, Osmanlı ulemâsının, hassaten, Muhammed Zihni, Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî, Şeyhülislâm Mustafa Sabri, Büyük Şehid İskilibli Muhammed Âtıf, Müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi ve Şeyh Zâhid-i Kevserî gibi nice  zevât-ı kirâmın (Rahmetullâhi Aleyhim Ecmaîn) eserlerine bakarak, yukarıdaki hakîkatları görebilirler…

16)   Bâlâda zikri muharrer iğrenç küfür, şirk ve nifâk i’tikâdiyyâtının reklâmını yapanlar, hoca, profesör, hocalar hocası, şeyh, şeyhler şeyhi, mürid, tirid, müftü, vâiz, imam, mehdi, müfessir, fıkıh profesörü, müceddid, muhterem hocfendi, sayın hoşfendi, mütefekkir, politikacı, tepelerin şâhı, kıtaların pâdişâhı, orduların paşası, arzın maşası, vatikanın kuklası, ermiş, uçmuş, çok bilmiş, âkil ve âkile adam ve madam, cenâbet ekran iblisi, bilmem nerenin bilmem nesi de olsa, İslâmiyyet onu zerre kadar kabûl etmez; ve hakîkat, onu cehenneme uçurur ve müslümanlara zulmeden nice insan kılıklı iblislerin de suratına tükürülür!

17)   Öner Tığrul İnançır gibi sekrân-ı zemâne bir adamın da, “Ben Allâh’dan korkmam ben Allâh’ı severim!” diyerek televizyon ekranlarından, cihâna, Kur’andaki yüzlerce âyete rağmen inkârını i’lân etmesi gibi, “Cehennem’den korkmam!” veya “cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz!” demek dahî, Kitâb’ın, cehennemden korkmayı ve sakınmayı emreden âyetlerini inkâr ve redd olacakdır…

18)    Bu kabil hezeyânlar, Müslümanı, ebedî cehennemlik ve zebânî denen ve zerre kadar günâhı olmayan mübârek meleklerin eliyle esfeli sâfilinlik yapar. Cehennem lâfzını duyunca, kuduz köpek gibi burnunun delikleri çukura dönen iblislerin canı sıkılacakmış diye, yutkunmak, susmak ve Elmalılı Merhûmun ibâresiyle “hakk-ı sarîhi ketmetmek küfürdür.” Aynı zamanda nâmertlik ve mel’unluk… Merhûm, yine buyurur: “Îmân, ızhâr-ı HAKK’dır…”

19)   Bu kabil Şerîat dışı küfr ü tuğyanları, fitnevizyon ekranlarından hezeyanla karışık gaseyân edenler, son yıllarda o mahlûk gibi (hâşâ min huzûr) epey üreme ve fırlama devresine girdi!. Ermişlik taslayan zibidisinden, karşısındaki karının dişiliğini paspas yapıb ona kahkaha atdıra atdıra üstünde tepinen Kaşar Nârî iblisine kadar, ne ararsanız kubur patlamışcasına ortalarda!. Topuna da lâ’net…

20)   Bu mevzularda Muhterem Ali Eren Hocamız, “DÎNÎ DEFORMİSTLER” nâmında, iki cildlik bir eser te’lif etdiler. Geniş malûmât almak ve bazı mihrakların içyüzünü delilleri ile öğrenmek istiyen müslümanlara, bu eseri son derece ehemmiyetle tavsiye ederiz.

21)    Allâh Azze ve Celle’nin yegâne HAKK DÎNİ olan Müslümanlığı (İslâmiyyet’i), Yehûdî ve Nasrânî kazanında haşlıyarak tanınmaz hâle getiren ve “Hakk’ı batılla telbis eden (bulayan)” dâhildeki hoca kılıklı bazı “işbirlikçi münâfıkların!” nerede, ne zaman, hangi ibâre veya sözlerle Allâh Azze’nin Dînini satmaya ve bozmaya cür’et etdiklerini, hayretden dehşete, dehşetden nefrete düşerek bu eserde okuyacağınızdan; ve elinizden bırakamayıb her yakınınıza da harâretle tavsiye edeceğinizden, asla şübhe etmiyoruz…

22)   Ali Eren Hocamızı daha nice eserleri ile Milleti uyarmaya ve vesîkalar üzerinden, müdellel olarak aynı gayret ve azimle müfsit tâifelerinin ipliğini pazara çıkarıb, böylece de, Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevi Rahmetullâhi Aleyh Hazretlerinin buyurduğu vechile “zamanımızdaki en büyük ibâdet olan cihâd ibâdetine!” devam edeceğinden  emîniz. Rabbimiz yâr ve yardımcısı; ve erenlerin himmeti üzerinde olsun…

(İlk intişârı: 29.05.2013)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir