(4) Bel’am Ve Çömezlerin Müfessîr Ve Şeyhülislâm Düşmanlığı!
26 Ocak 2017
(6) Bel’am Ve Çömezlerin Müfessîr Ve Şeyhülislâm Düşmanlığı!
6 Şubat 2017

BEL’AM VE ÇÖMEZLERİN MÜFESSÎR VE ŞEYHÜLİSLÂM DÜŞMANLIĞI!

(5)

Ahmed SELÂMÎ

Merhûm Şeyhülislâm bu kabil gıybetçi, müfteri ve uydurmacı ve “îmânı muhtell heriflere” karşı, günümüze bırakdığı satırları ile bakınız (âlem-i berzahda) olmasına rağmen kendisini binnisbe nasıl müdâfaa etmekde; ve muârızlarının kendisine neden azılı düşman olarak iftirâ ve yalanlarla nasıl saldırdıklarını şu bervechi âtî iktibâs edeceğimiz ibretâmiz satırları ile, kerâmet çapında nasıl ortaya koymaktadır?. Merhûm, hayatında olduğu gibi memâtında da, gıyâbında (arkasından) binbir çeşit “iftirâ, yalan, gıybet ve uydurma” tezgâhlanacağını sanki bilmektedir:

“…..mütedeyyinler dinsizlik iddia edemezler; ammâ dinsizlik mezhebi, i’câbı hâlinde diyânet iddiasına müsâitdir!. Onlar, bâhusus Dîn-i İslâm’ın ULEMÂSI ALEYHİNDE ŞEHÂDET EDEBİLMEK İÇÜN ARASIRA MÜSLÜMAN GÖRÜNMEK ihtiyâcından kurtulamazlar. Değil kılıcı kırık Vehib Paşa, Lâdînî Türkiye’nin şanlı Paşası bile Türkiye’nin Dînini çizmelerinin altında çiğnemiş iken, müslümanları aldatmak mevkiinden, korkutmak vaz’iyyetine tamâmen intikâl edemediği cihetle, hâlâ “Müslüman değilim” demez. Belki Vehib Paşa da O’nun hakkında “Müslüman değildir” demekden ictinâb eder……”

 (Yarın Gazetesi, 20/Temmuz /1928)

“…Bırak o büyük insanları, BUGÜN DÜNYÂNIN DİNSİZLERİ İLE ÇARPIŞMAKDA BULUNAN HAVÂCE SABRİ’Yİ HERHANGİ BİR SÛRETLE LEKELEYEREK MÜCÂHEDE-İ DÎNİYYE SAFF-I HARBİ HÂRİCİNE ÇIKARMAK GAYRETİNİ GÜTMESİ BİLE, Vehib Paşa’nın ihtidâ edemiyeceğine delîl-i kâfîdir………………….”

Merhûmun satırlarından apaçık anlıyoruz ki, kendisine iftirâ atan, gıybetini yapan dinsiz ve münâfıklarla, yalınız Türkiye’de değil, “DÜNYÂ DİNSİZLERİ İLE DE ÇARPIŞMAKDA BULUNDUĞU” kendi satırları ile apaçık sâbitdir!

Merhûm Şeyhülislâm Hazretlerinin “ittihadçı lokalinde bir takım cerre çıkacak tabebeleri, ittihadçılar hesabına ve Cennetmekân Abdülhamîd Hân aleyhine doldurduğu” şeklindeki iğrenç beyânların nasıl hılâf-ı hakîkât ve süflî iftira, gıybet ve uydurmalar olduğunu da, gene bizzat Merhûm’un kaleminden vesîkalayalım; ve hiçbir hüccet ortaya koyamadan ve ağız ishâline yakalanmışcasına Merhûm’u şâibeli hâle getirmek istiyenlerin suratlarına, ağızlarından çıkan bu erâcif ve ekâzibi haketdikleri şekliyle sıvayalım!

Merhûm devamla buyurur:

“Şimdi gelelim Vehib Paşa’nın benim hakkımdaki isnâdâtına:

Ben birkaç sene mukaddem İtalya seyyahatimde şapka giymişim! Papa’nın kardinalinin dizini öpmüşüm!. Evvelâ şunu söyliyeyim ki, YENİ TÜRKİYE DİNSİZLİĞİNİN MÜESSİS-İ EVVELİ BULUNAN İTTİHÂD VE TERAKKÎ OCAĞINDAN PERVERDE OLARAK……….. Vehib Paşa’nın kamalist inkilâbından başka, sâbık İTTİHAD VE TERAKKÎ MEZÂLİM VE MEFÂSİDİNE KARŞI DA BÜTÜN EDVÂRINDA MÜCÂDELE EDEN BENİM GİBİ BİR HASM-I EZELÎ HAKKINDA HAYIR SÖYLEMİYECEĞİ GAYET BELLİ BİR ŞEYDİR……..”

Seyhülislâm Merhûm, “ittihad ve terakkî mezâlim ve mefâsidine karşı” yalınız 1908’den sonra değil, ta bidâyetinden beri “BÜTÜN EDVÂRIYLA yani BÜTÜN ÖMRÜNCE mücâdele etdiğini” beyan buyururken; bugünün bir takım nevzuhûr partici yalaka ve yalamaların, hoca bozuntusu çömezlerin, şeytânî politikalar ve hesablar uğruna ve HİÇBİR VESÎKA ORTAYA KOYAMADAN Merhûm’u hayâsızca karalamak ve lekelemek cihetine gitmeleri, elbetdeki enbiyâ, evliyâ, ulemâ, rüesâ ve şühedâsına kadar bütün ehl-i sünnet müslümanlarınca, nasıl   afvedilebilir?. En büyüğünden en küçüğüne kadar bunca müslümanın, Hesâb Günü’nde de HAKKLARI tecâvüze uğrayan mazlumlar olarak da’vâcı olacakları, nasıl inkâr edilebilir?…

Hayâtı boyunca Şeriat-ı Garrâ-yı Ahmediyye’den taviz vermiyen ve bu uğurda akla hayâle gelmedik çile ve mahrûmiyetleri gözünü kırpmadan göğüsleyen bir Allâh DOSTU MÜCÂHİD ve ÂLİM bir Şeyhülislâm’ı aşağılayarak; dünya yüzünde tekmeliyecek hiçbir münâfık veya müşrik insî iblis kalmamış gibi, şu en pislik iğtişâş ve fetret devrinde pabuç hırsına çevirmek, mürtekiblerinin azılı birer “dîn istismarcısı” olduğunu gösterir; ve bu, iki cihanda da felâket ve helâketlerine bâdî olabilecek korkunçluktadır…

Merhûm Şeyhülislâm Hazretleri, kalemiyle, 88 sene evvelden, müslümanından, kâfir, müşrik, münâfık, yobaz, madrabaz, soytarı, hoca bozuntusu, kitâbî veya kitabsızına kadar bütün cihana satır satır çakıyor:

“Bâhusus Peygamberlere, Cenâb-ı Meryem’e ve âb-ı pâk-ı zemzeme iftirâ eden Vehib Paşa’nın bana iftirâ etmesi çok ehemmiyetsiz kalır….”

 Görülüyor ki, Merhûm’u nice iftirâ, erâcif ve ekâzib ile karalamak istiyen muârızları, Vehib Paşa gibi din düşmanı erâzilden başkaları değildir…

İFTİRÂ…

İşte Merhûm’un, din düşmanı kâfir ve münâfıklardan nasîbi, sâdece bu kuru iftirâlar

Hayâtında da, memâtında da şu hâle bakınız!. Belânın en şedîdi Peygamberlere ve sonra da onların izindekilere…

Ve Merhûm’un, şimdi de, “Cennetmekân Abdülhamîd-i Sânî Hân, Aleyhirrahmeti Ve’l-Ğufrân Hazretlerine” olan ihtirâm, yakınlık ve bağlılığı; ve bütün bunlarla kıyâs edilmek üzere de, bugünki hoca bozuntusu ve laik politika beslemesi meclûb ve meczûbu müfterîlerin, yukarıda geçen dehşet verici iğrenç uydurmaları, iftirâ, gıybet, yalan ve hâl ü hezeyanları…

İbret ve dehşetle okuyalım:

“CENNETMEKÂN SULTÂN ABDÜLHAMÎD’İN DEFAATLE “HUZÛR” DERSİNE GİRDİM.

Bugünün müfterî ve gıybetçi bozuntularına göre hani Abdülhamîd Cennetmekan, Merhûm’u “bilmiyor ve tanımıyordu? Tanımadığı içün de istişâre içün onları da’vet etmiyordu ve onlar da çocuk gibi buna darılıyor ve Sultanın aleyhine geçib olmadık rezillikler yapıyordu?”

Hani Merhum, “ittihadçı lokalinde” mollaları Halîfe-i Müslimîn aleyhinde dolduruyordu?

İnsanlığı olanın, zerre kadar “Allâh korkusu ve şerefi de varsa” , böyle iğrenç iftirâ, gıybet, yalan, hakâret ve uydurmalardan meded umacak kadar alçalması mümkin midir?

Merhûm devamla buyurur:

“Sultân Reşâd Merhûm’un “bidâyet-i cülûsunda” kendisine musâfaha ile bey’at eden meb’uslar meyânında idim. Bilâhare 2 def’a daha huzûruna dâhil oldum. Sultân Vahîdüddîn Merhûm ile mülâkâtlarımın adedi ise yüzleri geçer. BUNLARIN HİÇBİRİNDE EL ETEK ÖPMEK GİBİ BİR GÛNÂ VAZ’-I MEZELLET ALDIĞIMI BİLMİYORUM. Bu saydığım pâdişahlar şimdi berhayât değillerdir.”

(Yarın Gazetesi 20/Temmuz/1928)

Merhûm Şeyhülislâm Hazretlerine bunca adâvet ve gayzın altında acebâ, O’nun, “Sultanların bile bir gûnâ elini eteğini öpmiyerek, vaz’-ı mezellete (zelil, hakîr olmağa) düşmemesine” mukâbil; bugünki hoca bozuntusu bel’amların, bir takım Laik-dembokrat politikacı, partici, sandıkçı, referandumcu  sihirbazların veya bunların kuyruklarının “el-etekleriyle berâber başka yerlerini de öperek vaz’-ı mezellete ve alçaklığa düşmeleri” mi yatmaktadır?.

(Mâba’di var)

(İlk intişârı: 28.01.2017)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir