(2) Bel’am Ve Çömezlerin Müfessîr Ve Şeyhülislâm Düşmanlığı!
24 Ocak 2017
(4) Bel’am Ve Çömezlerin Müfessîr Ve Şeyhülislâm Düşmanlığı!
26 Ocak 2017

BEL’AM VE ÇÖMEZLERİN MÜFESSÎR VE ŞEYHÜLİSLÂM DÜŞMANLIĞI!

(3)

Ahmed SELÂMÎ

 

Zamanımızda haberleşme imkânlarının ilerlemesi sebebiyle tv ve internet yolu da buna zammolunca, artık söz ayağa düşmüş, yalan ve iftiranın en pislik cinsleri her yere sıvanır olmuşdur. Böylece insanların doğru veya yanlış herşeyin propaganda ve reklâmını yapması kolaylaşmış görünse de, bilhassa (münker=yasak) olanlar, (ma’rûfâta=emredilen)lere nisbetle yüzlerce kat daha fazla reklâm imkânına sahib bulunmaktadır… Hele yüzde yüz vahye müstenid bir Dînin emir ve yasaklarının cemiyet hayâtından silindiği rejim ve sistemlerde (yalan, dolan ve iftirânın) takılacağı bir mânia da bulunmamaktadır!. Hele bir de buna, dâr-ı harbin “azab ve ikrâh” karakterini de eklerseniz, böyle bir mekânda “hakkı” ne kadar tebliğ ve müdâfaa edebileceğinizi bütün ıstırâbıyla görür, bunun cidden müşkil bir nokta olduğunu idrâk edersiniz…

Biz, bütün bunlara rağmen bu üçüncü serî makâlemizle de, Rahmet-i Rahmân’a kavuşmuş muhterem ve merhûm hocaefendilerimizden Akâidde İmam Büyük Şeyhülislâm Merhûm Mustafa Sabri Efendi ile, Büyük Dâhî ve Müfessir, Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazerâtını bahse mevzu’ edeceğiz…

Zübbeli ve Şeroçak makûlesi bir takım nevzuhûr kalabalıklar, nedense ortada ciddî hiçbir sebeb yokken, şu hassas devirde, geçmişdeki hocalarımıza iğrenç iftiralarla saldırmayı, sanki moda hâline getirdiler. Bremen Mızıkacıları gibi bir düzineden fazla mahlûk, sanki münâvebe ile bu haltların orkestrasında gönüllü çalgıcı!. Bunlar, zikretdiğimiz Hocaefendilere kulaçlık dillerini çıkarıb uzatmakda;  ve bu zevâtın “âhını” almak üzere nice uydurmalarla onların şeref ve haysiyetlerine ta’n u teşni’de bulunmakta; ve bunu da sanki, şer’î bir “lâzime” imiş gibi irtikâb etmektedirler!..

İrtihâl-i dâr-ı bekâ eyliyen nice Zevât-ı Kirâmın “gıybetini yaparak ölü eti yeme” peşindeki bir takım yamyamlaşmış “hoca müsvedde ve bozuntularına”, BUGÜN, TÂRİHİN her devrinden daha çok rastlamakdayız!.

Hâl-i hazırda, yalan, iftirâ ve uydurmalarla “fâsık-ı mütecâhir gıybetçilerce ölü etleri yenen” bunca büyük âlimlerimizin ve Osmanlı ulemâsının, nefislerini müdâfaa imkânları da kalmamışdır… Hiçbir ahlâkî kıymet tanımadan geçmişdeki ulemâmızın “gıybetini yapan” bir takım ucûbelere karşı, bütün müslümanların birinci vazifesi, merhûm zevât-ı kirâmın hukûkunu muhâfaza ve müdâfaa etmek; ve onlara vefâ, minnet, şükran ve sadâkat vazîfelerini yerine getirmekdir!. Aynı zamanda da, mütecâviz ucûbelere hadlerini bildirmek; ve onların şirretliklerini boğazlarına tıkayarak geçmişimize sâhib çıkmak… Aksi takdirde, bu echel, ences ve ekfer sürüler, meydanı boş bularak yıkıcılık ve bölücülüklerini daha da ileri götürecekler; “yalan, iftirâ ve uydurmalarla” bu hezeyanlarına hız vereceklerdir…

Eğer, bundan 45-50 sene evvel Pensilvanya iblisinin va’z (!) bandlarındaki  nice gayr-i islâmî hezeyanlarına vaktinde el atılabilse; ve herif hemen susturulabilseydi, 15 Temmuz felâketleri elbetdeki yaşanmamış olurdu… Ancak dâr-ı harbin kaymağı peşindeki politikacı ve oryantalist çömezi ilahiyatçılardan böyle bir salâbet-i dîniyye beklemek, ancak abes olabilir!..

Müslümanlar içün ise, tedbirde kusûr etmek başlıbaşına bir cürümdür; ve  “takdîr buymuş” diyerek tedbirsizliğin menfî netîceleri ile ihticâc câiz olamaz… Politikacıların oy kaygısı ile yataklarında yılanlara kadar her haşerâta sarılarak onları beslemeleri, eğer hâlâ bu minvâl üzre devâm ederse, nice “hoca bozuntusu ucûbelerle” ve  Pislamoğlu, Karamanlis, Şeroçak, Züppeli ve dipçi ve ilâhiyâtçı makûlesi nice madrabazlarla bu haltların müteselsilen devam ederek, yeni “15 Temmuz Felâket ve Katliâmlarına” bâdî olacağı şübhesizdir…

Bütün bu kabil menfîliklere günümüzden bir misâl vermek üzere fol yok yumurta yokken, ne “ocaksa o ocağın” bir hoca kılıklısı, bakınız zikri geçen 2 ulemâmız içün hangi yalan, iftira ve uydurmaların tedlis ve telbisiyle onları karalama çirkefliğine düşüyor!.

Hiçbir delîl ortaya koyamadan, hiçbir vesîkaya istinâd etmeden, tamâmen hayalhânesinden uydurarak 2 büyük allâmenin, çocuklarda bile görülmeyecek basitlikle Cennetmekân Abdülhamîd Hân Hazretlerine muğber oluş düzmecesine ve bunu nasıl gaseyân etdiğine bakınız:

“Ya’ni siz âlimsiniz, mürebbîsiniz, mürşid, büyük adamsınız. Fakat bir devlet adamının şûrâsında, meclisinde 10 tane, 20 tane âlim olur. Siz belki büyük bir adamsınız, büyük bir âlimsiniz. Orda olmanız gerektiğini düşünüyorsunuz, fakat o sizi bilmiyor. Nerden bilebilir ki? Gaybı Allâh Azze ve Celle bilir. Ona 10 tane âlimden bahsettiler. O da onları dâvet etdi, onlarla istişâre ediyor, şûrâsı onlarla berâber. Elmalılı Hamdi Yazır dışarda, onu bilmiyor. Mustafa Sabri Efendi dışarda, büyük adam. Elmalılı da büyük Sabri Efendi de büyük. Fakat Sabri Efendi büyük adam Rahmetullâhi Aleyh….”

…………………………..

İttihâd Terakkî’nin lokalinde öğrencilere diyor ki: Receb, Şa’ban, Ramazan ayında cerre gidiyorlar, staj yapacaklar. 

“Cerre gidiyorsunuz! Emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker yapacaksınız! Gittiğiniz yerlerde Allâh ve Rasûl da’vâsını anlatacaksınız! Peki bu devrin münkeri Sultan Abdülhamid’dir, ondan uzak durmaya insanları da’vet edeceksiniz!” 

Şu delilsiz, hüccetsiz, saçıp savurarak, yamanmak istenen basit ve aklı başında bir kimsenin aslâ i’tibâr etmiyeceği kadar seviyesiz ve gülünç iftirâyı, insan gebertilecek olsa o koca Şeyhülislâm Hazretlerine revâ göremez!

Ne kadarsa o kadar iğrenç!

Hakîkatı tepetaklak eden bu rezâlet karşısında, insanın nefret hisleri tavan yapıyor; ve berhayatken o kadar iftirâya ma’ruz kalan Şeyhülislâm Merhûm’un irtihâl-i dâr-ı bekâ eyleyişinden sonra da, yalan, iftirâ ve uydurmalarla hâlâ daha hırpalanıb incitilişi, muârızlarının hangi îmân ve ahlâk iflâsında azman herifler olduklarını isbât ediyor!

Müteâkıb makâlemizde vesîkası görüleceği üzere, hiçbir zaman (İttihad ve Terâkkî) eşkıyâ ve dinsizlerine “edvârımda=bütün ömrümce” diyerek yüz ermeyen; ve onlarla dostluğuna hiçbir zaman rastlanılmayan, tam tersine ittihadçıların en büyük muârızı bulunan ve onlarla mücâdelesi sebebiyle hayâl ü hâtıra gelmiyecek mağdûriyetlere uğrayan bir zât-ı şerîfi, ittihadçı gibi gösterib ve Cennetmekân Abdülhamîd Hân düşmanı olarak da iftirâ ile karalamak, bunları Merhûm’un irtihâlinden 67 sene sonra dile getirmek, müfterî ve mütecâsirlerinin diline inme inmesine bile bâdî olabilir!

Şeyhülislâm Hazretlerini hiçbir vesîkaya istinâd etmeden şu iftirâ ve uydurmalarla şâibe altına sokmak isteyen mahlûkâta bakınız! Şeyhülislâm Hazretleri “İttihad ve Terakkî LOKALİNDE” cerre giden talebelere şöyle diyecek:

Emr-i bi’l-ma’rûf nehy-i ani’l-münker yapacaksınız! Gittiğiniz yerlerde Allâh ve Rasûl da’vâsını anlatacaksınız! Peki bu devrin münkeri Sultan Abdülhamid’dir, ondan uzak durmaya insanları da’vet edeceksiniz.” 

O koskoca Şeyhülislâm hakkında hiçbir hüccet olmasa bile, böyle çocukca ve şimdiki hoca bozuntularının uslûb ve usûlü ile aşağılaşdığı iftirâsına, aklı başında kim (karşı çıkmadan) durabilir?!

Îmânı, vicdânı ve ahlâkı olan bir bir müslüman, Merhûm  Şeyhülislâm Hazretlerine böyle bir iftirâ ve uydurma ile gayz köpürtemez… Bu iftirâlar hangi iblis artığının uydurması ise, bu heriflerin kulağına kadar gelmiş ki, bu hebennekalar da buna mal bulmuş mağribî gibi sarılıyorlar!. Ve o KOCA Şeyhülislâm’ı zerre kadar Allâh’dan korkmadan lekeleme peşine düşüyorlar!. Bunlar sebebsiz değil elbet. Çünki Şeyhülislam Hazretleri:

1) “Dîn-devlet tefrîkinin=Laikliğin” ve bunu Türkiye’ye dayatan İngilizin ve onun adamlarının bir numaralı muârızıdır;

2) Bugünki müfterî adamların hılâfına Türkiye’nin “Dâr-ı İslâm olmayıb dâr-ı harb” olduğunu her yeri geldikçe apaçık ortaya koyandır;

3) Ülülemrin” ne olduğunu en iyi bilendir; ve bugünki yalaka ve yalama parti-pırtı dalkavukları gibi bunu, cumhuriyet politikacılarını eteklemek ve bel’amlık uğruna aslâ kullanmamış; tam tersine buna şiddetle karşı çıkmışdır..

(Mâba’di var)

(İlk intişârı: 25.01.2017)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir