Zamanın Mi’marîye Yüklediği Ma’nâ: Şam’daki Süleymaniyye Cami’i ve Külliyesi
28 Kasım 2011
(1) Başvekîl Müslümanlardan Özür Dilenerek Derhâl İstifâ Etmeli…
28 Kasım 2011

İşkencelerden, ölümlerden, sakatlanmalardan, yakılıp yıkılmalardan, bombalanıb kurşunlanmalardan, üç-beş yaşındaki yavrularına coni piçlerinin namlu

BAŞVEKÎL MÜSLÜMANLARDAN ÖZÜR DİLENEREK DERHÂL İSTİFÂ ETMELİ…

-2-

Ahmed SELÂMÎ

 

İşkencelerden, ölümlerden, sakatlanmalardan, yakılıp yıkılmalardan, bombalanıb kurşunlanmalardan, üç-beş yaşındaki yavrularına coni piçlerinin namlu doğrultmalarından, nice gözyaşlarından, ırza tasallutlardan geçerek bugünlere gelen Iraklıların üzerine şu cümlelerle hücuma geçmek, çok ayıpdır ve bir başvekîle asla yakışmaz. Erdoğan demek istiyor ki:

“-Sünnîliği ve şiiliği bırakın, müslüman olun! Böyle olmazsanız, biribirinizi bombalar, biribirinizi öldürür, gününüzü de görürsünüz, aklınızı başınıza almaz da sünnilik ve şiiliğe devam ederseniz ayvayı yersiniz!”

Hadi ordan!

IRAK MİLLETİNİN ŞAHSINDA, YERYÜZÜNDEKİ KAÇ BİN, KAÇ MİLYON VEYA KAÇ MİLYARSA O KADAR MÜSLÜMANIN ÎMÂN VE İ’TİKADLARINA BUNDAN BÜYÜK HAKÂRET OLAMAZ!

Bu sözler, sünnîleri (EHL-İ SÜNNET VE’L-CEMAATI) küçümsemek ve onların bu keyfiyetlerini ve esaslarını zararlı ve geçersiz görmekdir ki, T.C. başbakanının böyle son derece ağır bir hakârete ne hakkı vardır ve ne de salâhiyyeti!

Bu, onun, ne vazîfesidir; ve ne de ihtisâsı dâhilinde olan ilmî bir keyfiyet!

Milyarlara, bunca hakareti revâ gören bir T.C. başbakanı, derhal istifâ etmelidir…

Müslüman geçinici ve sorulduğunda, “ehl-i sünnet ve’l-cemaatim, hanefîyim, şâfiyim, matüridî veya eş’arîyim, yok nakşîyim, kâdirîyim, dersliyim, şeyhliyim, müridim, tiridim ve bilmem neyim!”diye mangalda kül bırakmayan medya yobaz, soytarı, cübbeli ve hotozlularına kadar, cümle sahtekârlar da, bu hakaretler karşısında (dilsiz şeytan) olarak kaldıklarından, kalem ve çenelerini kırarak artık ne yazmalı ve ne de ekranlara çıkıp gerdan kırarak bilmem ne oğlanı veya karısı gibi ötüp durmalıdır…

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlar;” ve Kur’an meâliyle “Kur’andan, kasvereden (aslandan) kaçan yaban eşşekleri!” gibi kaçanlar; ve bu dinin içden yıkılmasına seyircilik yapanlar; ve gene Kur’an meâliyle “Allah ındinde yeryüzünde debelenen hayvanların en şerîri hakîkatı anlamayan sağırlar ve dilsizler!” olmakdan kurtulamayanlar.. Bunlar, hımbıl, pörsük, çift şahsiyetli, münâfık, laf cambazı, şöhret budalası ve rahat meczubu aşşağılık herifler ve karılardır…

“Laiklik misyonu!” yüklenmiş, Berliskoni gibi uçkuru düşük ve Zapetero gibi “medeniyetler ittifakı!” rolü verilmiş felsefesi yamuk adamlarla can ciğer arkadaş ve ahbab olmuş bir başvekîl, ne sünnîlere ve hatta ne de şiilere din dersi verebilir; ve üstelik de hiç kimsenin, Erdoğan’dan akıl alma ve hele hele din dersi ta’lîm etme gibi bir ucuzculuğu, aslâ olamaz!. Tecvid ve ta’lîmine riayetle acemaşiran, hicaz ve uşşakdan üç beş sayfa Kur’an-ı Kerîm okumakla ve laik düzenin İmam Lisesi diploması ele geçirmekle “müctehid!” olunamaz!

Haltettin bile, 40 yıldır “müctehidim!” nânesi otlamasına ve kütük gibi kitablar basmasına rağmen, o dahî kendine âid 4 tanecik “usûl-i fıkıh!” kânûnu yumurtlayamadı!. Halbuki beğenmedikleri ve boy ölçüşmekden zerre kadar îmân, hayâ ve edeb sancısı çekmedikleri İmâm-ı A’zam (Rahmetullâhi aleyh) Hazretlerinin, tam 64.000 usûl-i fıkh kânûnu olduğu “Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmusunda” da kayıtlı!

Dünyâda kâğıt üzerinde müslüman gösterilen insanların 4/5’ü, kendisini, sünnî ve kalanı da şii hüviyete sâhib bilirken, üstelik de şuurlu veya şuursuz, bu hüviyetlerini de aslâ bırakmak niyyetinde değillerken, iki milyara bâliğ olan bu insanlığı bir politikacının, karşısına istihza ve ihtar maznûnu (sanığı) olarak, hatta şamaroğlanı olarak kıç üstü oturtması ve sonra da müdâfaalarını almaya bile tenezzül etmeden “yargısız infazla suçlu i’lân etmesi,” abes ile iştigalin son derece ötesinde, korkunç bir îmânî ve siyâsî skandaldır… Ağızlarına aldıkları “din ve iman hürriyeti!” lâfı, mücerred gözküllemekden ibâret…

Politikacı bir adamın bindiği dalı kesmesi, ancak bu kadar acındırıcı olabilir! Etrafını, “müşâvir!” diye Bekir Karlığa gibi “diyalog şerâbından” içen adamlarla çevirenlerin, ayık gezmeleri imkânsızdır; ve bir gün, bu işlerin netîcelerine katlanmak zorunda kalacakları da kaçınılmazdır…

Çok yazık!

15 asırlık sünnî (ehl-i Sünnet ve’l-cemaat) tarihindeki on milyarlarca müslüman, müslümanlık dendiği zaman bunun içini kendi i’tikâdî mezheblerinin binlerce kânunları ile doldurmuş oldukları halde “Ben Müslümanım!” demektedir… Zaten “Ben Müslümandardanım de!”emri, bizzat Allâh Azze ve Cellenin Kur’an ile sâbit muhkem bir emri iken, 15 asrın müslümanları ne olduklarını ve ne diyeceklerini bilememiş ve görememiş de, bunu onlara, “laik-dem.okratik-cumhurî!” düzmece bir düzenin başvekîli mi öğretecekmiş!?

Akıl ve îmâna zarar!

Ehl-i Sünnet ve’l-cemaat i’tikâdına sâhib hiçbir müslümanın asıl kimliği (hüviyeti), (MÜSLÜMANLIK) dışında aslâ birşey olamaz… Sünnet ehli olmak, ma’nâ, medlûl ve keyfiyetini, doğrudan doğruya Kâinâtın Fahri Aleyhisselam’dan alan bir isim sahibi olmakdır; ve bu, ilerde zuhur edeceği nebevî bir mu’cize olarak bilinen dalâlet fırkalarından uzak durma îmân ve hassasiyetinin ortaya çıkardığı bir hüviyetdir. Dayandığı kaynak da, bin kere tekrar ederiz ki doğrudan doğruya Allâh’ın Rasûlü… “Müslümanlardanım de!” emri gibi Kur’anla sâbit Allâh’ın mutlak bir emri ortada iken, müslümanları, izâfî mezheb isimlerini dinlerinin yerine oturtmuşcasına töhmet altına alıcı ibâre ve ifâdeler, (mezhebsiz ve ateist) hasta felsefelerin şeytanî bir oyunundan ibâretdir… Bir Hanefînin “ben hanefîyim” demesi, “ben, Kur’an, Sünnet, İcmâ’ ve ictihadla ortaya konulan topyekûn Allâh irâdesi demek olan Şeriatı, İmam-ı A’zam gibi bir allâmenin usûlü çerçevesinde ve O’nun başmuallimliğinde anlar, telâkkî eder, öğrenir ve tatbik ederim!” demekdir; ve bu mensûbiyyet, aslâ dine değil, dîni ahz etmedeki usûl ve nisbet taşımanın bir ifâdesi olarak vardır… Hakk veya dalâletde olsun, her mezheb sâlikinin mensûbiyyetini çerçeveleyen ölçü de, bundan başkası değildir…

Laik-Dembokratik-Mezhebsiz hiçbir kafa, bu sır, incelik ve îmân hassasiyetini anlayamaz; ve idrâk etmekden de o kadar mahrûm ve uzakdır…

“Sünnîliği bırakın, ondan vazgeçin, İslâm’a dönün!” demek, 15 asırdır, “BEN SÜNNÎYİM” diyen ve mukaddesâtımızın en ince ve hassas kıymetleri olarak bugüne taşınmış bulunan onbinlerce mütekellim, müfessir, muhaddis, usulcü, müctehid, müceddid, mutasavvif, velî, âlim, sultan, kumandan ve şehid zevât-ı kirâma en ağır bir hakâret ve onların ervâhını incitmekdir… ve aynı zamanda bu, zarûrât-ı dîniyyesi başda olarak topyekûn kavâidiyle ebedî seâdet bahşedeceği mutlak olan SÜNNÎ (ehl-i sünnet ve’l-cemaat) esaslarının yok edilmesine veya yok kabulüne veya bunlardan vazgeçilmesini istemeye, 15 asırlık sünnî bir kafa ve kalb yapısının koyacağı teşhis de, dalâletin tâ kendisidir…

Kâinât târîhinde de, bundan büyük hakâret, fâcia ve cinâyet düşünülemez!

Erdoğan derhal istifa etmelidir!

Savcılar, bu hakaret karşısında susarak, dilsiz şeytanlığı da kabul etmemelidirler!

Sorarız: Sünnîlik kaldırılıb yok edilince, yerini, kim, nesi ve nesiyle ve hangi takat, ilim ve ehliyeti ile dolduracakdır? O zaman (ehl-i Sünnet ve’l-cemaat) itikad, amel ve ahlâk kanunları yerine, kimin, hangi usûlü ile ne konulacakdır ki, bunun adı da “İslâmiyyet!” olmuş bulunsun?

Cevab verin ey, mezhebsiz nevzuhûr tâifeler?

Büyük İslâm Âlimi Düzceli Şeyh Zâhid-i Kevserî (Rahmetullâhi aleyh) Hazretleri, 15 asrın bütün müslüman âlimleri gibi asıl ma’nâ ve kânûnu, “Mezhebsizlik, dinsizliğin köprüsüdür!” şeklinde komprimeleştirerek ifâde etmedi mi?

“Mezheblerinizi bırakın, onlardan vazgeçin!” demenin, diyalogçu Vatikan mürîdânının, “üç din de hakdır, öyle ise bırakın müslümanlığınızı, öteki pek kolay ve her harama hoşgörü içinde bulunan ve farzlarının hududları kaldırılmış, çok rahat öteki iki dine geçseniz de olur!” demek îmânsızlığı ve rezâletinden farkı nedir?

Bir taraf dininizi bırakın diyecek, öteki taraf mezhebinizi!

Böylece, hududları olmayan orta malı bir devlet gibi, sınırları kaldırılmış, hümanizma soyundan, beşerî ve uydurma orta malı bir dünya dini!

Yazıklar olsun!

Sonsuz nefrinler!

İslâm’a vuruş, dün dışdakilerdendi, bugün ise, içde görünenlerden!

Zaten Bayar denen 33 dereceli birâder, “biz bu işi mihrabdan halledeceğiz!” dememiş mi idi?

Gene o aynı Bayar:

“-ÇOCUKLAR, BİZ, BATILILARA LOZAN’DA SÖZ VERDİK, İSLÂMİYYET’İ BİR ZAMAN SÜRECİ SONUNDA HALKA UNUTDURACAĞIZ. BEN BU SÖZÜN BEKÇİSİYİM. BENDEN SONRAKİLER DE BU VEZÎFEYE DEVÂM EDECEKLER.”

Demedi miydi?… (Bkz: 11.10.2011 tarihli başmakale, A.S.)

Ve daha niceleri neler demedi!

Ve bu denilenlere bilâ kayd ü şart itaatle, istikbâlin Vatikan emireri bir devlet ve hükûmete, “açılım ve saçılım” devriyle giriş!

Veyl, o kasvereden kaçar gibi Kur’an’dan kaçan papa ve kardinallere…

( İntişârı: 28.11.2011)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir