Keşke Bin Kere “Diktatör” Olsan Da, Öteki Şâibeler Bir Kere Olmasa, Yakışır!
13 Haziran 2014
(3) Türkiye Gazetesinde Şeyhulislâm Haretlerine Hakâret!
21 Temmuz 2014

(1) Türkiye Gazetesinde Şeyhulislâm Hazretlerine Hakâret!

 AKÂİDDE BÜYÜK İMÂM VE MÜCÂHİD ŞEYHÜLİSLÂM MERHÛM MUSTAFA SABRİ EFENDİ HAZRETLERİ’NİN 62 SENE EVVEL (12. MART. 1954) TÂRÎHİNDE İRTİHÂL-İ DÂR-I BEKÂ EYLEYİŞLERİ MÜNÂSEBETİYLE…

 

 MÜBÂREK RAMAZAN’DA, DÂHÎ ŞEYHÜLİSLÂM MERHÛM MUSTAFA SABRİ EFENDİ HAZRETLERİNE TÜRKİYE GAZETESİNDEKİ İFTİRÂ, HAKÂRET VE AŞAĞILAMALAR İÇÜN TEVBE EDİLMEZSE, ÂKIBETDEN KORKULMALIDIR! 

(1)

Ahmed SELÂMÎ

 

Efrencî (7.7.2014) târihinde Türkiye Gazetesi’nde “Saldıray” vezninde “Yıldıray Oğur” nâm nevzuhûr bir adam tarafından yazılan yazıda, Cennetmekân Sultân Abdülhamîd Hân Alayhirrahmeti Ve’l-Ğufrân Hazretleri’nin musâhibliğine kadar yükselen ve Vahîdüddîn Cennetmekân Hazretleri zemanında iki def’a Şeyhülislâmlık Makâmını ihrâz ile; bir ara da Sadrâzam Pâris’e gidince makâm-ı sadârate (vekâlet) de eden; ve gerek Sultan Abdülhamîd ve gerek Sultan Vahîdüddîn Hazretlerine “ihânet” etme, hâinlik, kahpelik ve kalleşliğini bir dakika bile aklından geçirdiğine aslâ şâhid olunamıyan; ve pek meşhûr birileri hakkında nice resmî vesîkalara sâhib bulunan; ve bunları hiç kimsenin cesâret edemediği (mü’min yürekliliği) ile kitablaştıran ve fâşeden, Büyük Dâhî, Büyük Mücâhid, Büyük Da’vâ Adamı ve Allâme Şeyhülislâm Merhûm Mustafa Sabri Tokâdî Hazretleri’ne, ağıza alınmıyacak, İslâm îmân ve ahlâkı, edeb ve terbiyesi ile aslâ kâbil-i te’lîf edilemiyecek ve târîhî vâkıa ve vesikalara mutlak olarak ters ve mübâyin bulunacak derecede yalan, iftirâ ve bühtanlar sıvanmak istenmişdir…

1)  Bu kabil yalan, iftirâ ve bühtanlardan mürekkeb satırlar, gadâb-ı ilâhî ve Allâh Azze ve Celle’nin (lâ’neti) zerre kadar hesab edilib nazara alınmadan; ve hiçbir ciddî vesika ve kaynak ibrâz edilmeden, tamâmen nefs ü hevâ ve hevese ve şeytan aleyhillâ’nenin iğfâlât ve idlâlâtına râm olunarak; ve son derece çirkinlikle ve büyük bir tehâlükle üst üste oturtulub sellemehüsselâm tepe tepe yığılmışdır!.

2)  Merhûm Şeyhülislâm Hazretleri,Kamal Paşa hakkında “ölüm fetvası yayınlamış!..” Yalan ve som iftirâ!. O değil, o fetvâyı, o zemânın Şerîat kânunları ve hukûkunun zarûrî bir netîcesi olarak veren, Şeyhülislâm Dürrizâde Merhûm Abdullah Efendi Hazretleridir!.  Müteâkıb makalelerimizle bunu biavnihî Teâlâ isbât edeceğiz…

3)  Zerre kadar sıkılmadan, Türkiye Gazetesi’nin Saldıray’ı karalamıya devam ediyor:

“Türklükten istifa ettiğini söyleyen mısraların sahibi son Şeyhülislamlardan Mustafa Sabri.” 

Bu manzûmenin tamâmını da neşredeceğiz ve o zaman görülecekdir ki, Merhûm Şeyhülislâm Hazretlerinin “istifâ etdiği Türklük” denen necâset ve belâ, Osmanlı’nın Oğuz soyu, Üçok kolu ve Kayı aşîretiyle gelen “Türk oluş” değildir!. O şiirin yazıldığı ve Allâh’sızlığın tavan yapdığı kıpkızıl zulüm devrinde, “Türklük” denen mefhûma, Gökalpların, Moiz Tekinalplerin, kriptoların ve bunların dedesi Haum Naumların “dinsizlikle” müterâdif hâle getirdikleri ve böylece de, bunun üzerinden yürütdükleri Anti-İslâmî, Allâh’sız, zorba, diktacı, ateist, insan putlaştırıcı ve kafatasçı bir “Türklükdür!..” Böyle bir “Türklükden” istifâ etmiyen bir adam veya madama “Müslüman” denemeyib, “gayr-i müslim veya putperest” deneceği, en basit ilmihâl ve akâid ma’lûmâtı olarak bütün müslümanlarca bilinir!. Ancak takiyyeci, her devrin etek öpücüsü, mürâî, münâfık ve öküz altında buzağı aramayı kendisine karakter ve cibilliyet yapanlar, bu kabil şeylerden dâimâ meded umacak zavallılıklara düşmeden edemezler! Merhûm Şeyhülislâm Hazretleri üzerinden, onunla zerre kadar alâkası kalmamış bir “monşeri veya derme çatma bir ÇATI ke.estesini yani Devlet’in dilinde Emsâlettin de olan bir zavallıyı” batırmak içün, şu mülevves manzaralar, Esseyyid Abdülhakim Arvâsî Hazretleri gibi Büyük bir Velînin izinde olmak iddiasındaki bir gazete ile dünyaya servis de edilebiliyorsa, 15 asırlık “Ehl-i Sünnet Vel’-Cemaat” târihi mâtem i’lân etse azdır!

4)  Bir yalan, iftirâ ve bühtan da şu:

“Mustafa Sabri Efendi, 1922’de İstiklal Harbi bitince ailesiyle Mısır’a kaçmış ama sürgünde muhâlefetine devam etmişti.” 

Büyük mücâhid, vatansever ve dâhî, Merhûm Şeyhülislâm Hazretleri de aslâ “kaçmak” gibi bir hâinlik irtikâb etmemiş, bundan münezzeh bulunmuş; aynen “Büyük Vatan Dostu” ve VATANIN tahlîsı içün o zamanki Kamal Paşa’yı vazifelendirerek Anadolu’ya gönderen Cennetmekân Vahîdüddîn Hân Hazretleri gibi, ittihadçı kuyruğu eşkıyâların elinde aşağılanmamak, işkence görmemek, izzet ve şerefine alçakça saldırtmamak hatta nâmertler elinde katledilmemek içün 1922’de ikisinin de Anadolu dışına beraberce çıkışı, kamalist iftirâsı hılâfına aslâ bir “kaçış” değil; Rasul-i Rusül Aleyhisselâm’ın “hicret-i seniyyesi” gibi şer’î ma’nâda tam bir HİCRET’dir…Ve SON ŞERÎAT’da Kitab, Sünnet ve İcmâ ile sâbit ve binâenaleyh “zârûrât-ı dîniyyeden” olan HİCRET vecîbesini edâ ve îfâ edişdir. Cennetmekân Sultân Vahîdüddîn Hân Hazretleri içün nasıl “kaçdı” demek, kamalist ateislerin kuyruklu bir yalanı, iftirası ve bühtânı ise; Şeyhülislâm Hazretleri içün de bu şeref ve haysiyet dışı kelimeyi kullanmak odur!.

5)  İslâm’dan haberi olmıyan nice kirâlık kalem sâhibi adam ve madamların, “hicret” denen şer’î vecîbeden ise hiç haberlerinin olamıyacağı izâhdan vârestedir!. İbâredeki cehâlet ve kara kine bakınız: “…Mısır’a kaçmış ama sürgünde muhâlefetine devam etmişti.”

 Kaçmak mı, sürgün mü?. İkisi arasındaki farkı bile bilemiyecek kadar dînî hatta beşerî hukûka fransız kalmış kesânın, nesini veya neresini düzeltib tornadan geçireceksiniz!?. Kaçmışsa, sürgüne gönderilmemişdir; sürgüne gönderilmişse kaçmamışdır!. Kaçmakda irâde, şahısdadır; sürgünde ise, sürgüne gönderendedir!. N.Kamal ve Midhat gibi adamlar kaçmamış, sürgüne gönderilmişdir!. Menfî, nefy olunmuş, menfâya gönderilmiş adamlardır; sürülmüş, sürgüne gönderilmiş kişilerdir. Bunlar fâil değil, mef’ûldür!. Kaçan ise, fâildir, irâdesi ile firâr etmişdir; melelâ “askerden kaçmış” denir!. Askerden kaçana, “askerden sürülmüş” diyen, cehlini değil, hatta echeliyyetini bile değil; sâdece akıl ve tekellüm iflâs ve ifsâdına kadar her düşüklüğünü göze sokar!. Bu “müslüman-ışıkçı” geçinen gazeteler, kitâbeti bu kadar sıfırın altındaki adam ve madamları istihdâm ederek, acebâ Rahmân’a mı, şeytâna mı hizmet etmenin peşindedirler?

6)   Esseyyid Abdülhakîm Efendi (Kaddesallâhu Sırrahu’l-Aziz) Hazretlerinin: “Rabbimin huzûruna çıkacak yüzüm yok! Ancak o küfür timsâline olan buğz ve adâvetim sebebi ile afv ve mağfiret buyurulacağımı ümid ediyorum!” buyurduğu noktadan; ve Büyük Üstâd Merhûm Necib Fazıl Bey’in “kurbağaca” buyurduğu dil ile “evrile evrile, çevrile çevrile” hangi “pislik politikada hangi ahbes” noktaya gelinmiş, işte vesîkası:

“İşte şimdi rejimin bu cici Müslümanlığına karşı direnişi temsil eden Erdoğan’ın karşısına, Atatürk’ün hain ilan ettiği rejim karşıtı muhalif bir diasporadan gelip, Atatürk’ün partisi tarafından onun koltuğuna aday gösterilecek kadar ehlileştirilmiş Ekmeleddin Bey’in aday gösterilmesi tarihin gerçekten bir cilvesi…”

Görüldüğü gibi bölücü dış mihrakların bir ihâneti de, yine onların dili ve ağzıyla “Cici Müslümanlık” olarak Türkiye Gazetesinde!. “Atatürk’ün HÂİN ilân etdiği rejim karşıtı bir diasporadan gelmek” bu “her devrin adamı ve her durağa gelen otobüse binmenin fırsatçısı” herifler içün ne büyük suç olmuş! “Paşanın hâin ilan etdikleri” hakîkat nazarında, târih nazarında, millet nazarında ve akıl, vicdan, insâf ve idrâk nazarında tam tersi olamaz mı?. Bu 923 ihtilâli, Cennetmekân Vahîdüddîn Hân ile Abdülhamîd Hân Hazretlerine hatta nice Şanlı-Şerefli-Allâh ERİ Osmanlı Sultanlarına kadar “hâin ilân etmedik” kimleri bırakmışdır? Enver-Mücâhid saltanatı ise, o Allâh erlerinin kaçda kaçı kadar îmân, istikâmet, izzet, şeref ve haysiyete sâhib kılınmışdır?

Yazıklar olsun, binlerce nefrin!

7)  “Ilımlı, gelenekçi, sivil, devlet müslümanlığı” gibi hatta  neoconik Locafendi paralelli ve taralellilerinin uydurması “Türk Müslümanlığı” gibi zırva ve hezeyanlardan sonra, sıra şimdi de gelib çatdı, Mukaddes ve Muazzez Müslümanlığı “eski komünistlerin cici demokrasi” kalıbına uydurarak “cici müslümanlık” kalıbı içine sokarak, cıvıtıb dalga geçme ve alay malzemesi yapmıya!. 1960’lı senelerde komünistlerin “cici demokrasi” ve AP’li Tekin Erer misillû masonik kamalistlerin de “yeşil komünist” uydurmaları vardı!. Maymun taklidçiliği “evrim ve devrim” denilen inkilaplarla, bugün “ihlâs” perdesi altında yoluna devam ediyor!

Saldırayları, atasının yanında ve tarafında olarak şecaat arzederken, birşeylerini de söylemekde! Buyrun: “Atatürk’ün hâin ilân etdikleri!”

Kamal paşa askerlikden politikaya, ihtilâl ve darbe yaparak geçmiş bir kişidir. Rakiblerine, zaman olmuş işine gelmediği içün “hâin” demiş yerle bir etmiş; zaman olmuş, işine gelenlere de “makam ve rütbe vermiş” ve göklere çıkartmış olabilir!… Bidâyetde çok iyi ve yağ bal iken, seneler geçince kendisine râmolmıyan nice paşaları, hocaları, büyük âlimleri ve bürokratları idamlarla cezalandırmış, kimilerinin rütbelerini sökmüş, kimilerini tenzîl-i rütbe ile sürmüş, göz ve ev hapsine almış ve cezalandırmış olabilir! Hatta “150’likler” olarak vatanından hicret mevkiinde kalanlar, evvelâ nice iftirâ ve yalanlarla karalanmış; sonra da afv çıkarılarak “vatanınıza buyurmaz mısın efendim” denilmişdir!.

Hani bunlar evvelâ “HÂİNDİ!”

 Ancak Şeyhülislâm Hazretleri gibi Allah’dan başkası önünde eğilmiyen ve çok sevdiği ve ta’zîmde aslâ kusûr etmediği Padişahların bile hayatı boyunca bir kere elini öpmemiş bu ADAM; bu Allâme KOCA SABRİ, böyle af uf hokkabazlıklarını; o cihanı bilmem nesine takmamış asâlet ve şecaati ve aslanlar gibi tavrı ile o af uf nânelerini, “suç mu işledim ki afv ediliyorum” buyurarak elinin tersi ve ayağının ucuyla topunu da sallayıb atmış; ve zâlimleri, zulümleri ile başbaşa bırakarak, onlara, “afv etme gizli şehvetini” de tatdırmadan ve mukaddes kavgasına bir saat ara vermeden devam etmiş, böylesine “yiğit” bir adamdır!. Rahmetullâhi Aleyh…

8)  Müslümanın nazarında iyiyi-kötüyü, makbulü-merdûdu, hâini-sâdığı, hüsn ü kubhu bildiren, nefis, hevâ ve heves değil; mücerred Allâh Dîni’ndeki sübhânî mîzânlardır… Îmânını satılığa çıkarmıyan aklı ve şerefi yerinde bir Müslümanın, indî, keyfî, nisbî, âfâkî, izâfî beşer ölçüleri ile verilen hüküm ve kararlara “âdil ve mutlak” hükümlermiş gibi değer vermesi şirkdir! Böyle izâfî, beşerî ve keyfî kânun, hüküm ve kararlar, müslüman indinde  hiçbir kıymet ifâde edemez!. Nice sâdık bendeler vardır ki, bunlar Allâh’ın Dîni karşısında fir’avnlar gibi “hâindirler!.” Bir paşa “hâin” dedi diye, hiç kimse ne hâindir ve ne de sâdık!. “Atatürk hâin ilân etdi”  diyerek ve hakkında “koruma kânûnu olan bir siyâsîyi kalkan” yaparak, “rejim karşıtı diyaspora içindeki Şeyhülislâm Merhum Mustafa Sabri Efendi Hazretleri ile, Osmanlı sarıklı âlimlerinden Merhûm Muhammed İhsan Efendi Hazretleri!” gibi mübârek ve hakîkî DÎN Âlimlerini nevzuhûr Ören beslemesi gazetecilerin “hâin” göstermesi, su katılmamış hâinliğin ta kendisidir; ve aklı, başından başka yerine kaçkamış olan hiçbir müslüman, bu kabil iğrenç dolmaları yemez ve yutamaz!.

9)   Hangi insanlık seref, nâmus ve haysiyetine sahib olunuyor ki, evvelâ “hâin” olarak damgalanan, sonra da devlet afvı ile “afv edildikleri” söylenen; yani suçları, YOK hükmüne bağlanan bu insanlara, vefatlarından tam 60 sene sonra, Mübârek Ramazan’larda tekrar “hâinlik” isnadları ısıtılarak dünyânın önüne nasıl çıkılabilir?. Bu hangi insanlık ve İslâm’lığın ve nâmus ile şerefin iktizâsıdır ey TÜRKİYE GAZETESİ ve onun Saldırayları?. Bu dereke mukaddesât ve ecdâda saldırı Saldıraylığını, şu Mübârek Ramazan’da Kamalist gözü dönmüşler bile irtikâb etmediler! “İhsan Efendi Hazretlerinin oğlu (altı .oklu) ve (üstü kurtlu) fırka ve takımların safında yer aldı” diye, bu mübârek zevâtı karalayıb şâibe altına sokmak ve itibarsızlaştırmak, îmân etmiyen oğlu üzerinden Nûh Aleyhisselâm gibi ülülazim bir Peygambere ta’n u teşni’de bulunmak denâat ve şenaatına benzer ki, buna bir müslümanın cür’et etmesi, ölür de mümkin olamaz!

10)  O diasporada olmayıb, VATANIN göbeğinde vatan kurtarmak içün, İngilizin yürütdüğü Fransız, İtalyan ve Yunanlı’ya karşı silâha sarılarak canını dişine takarak kan akıtan, sonra da darağaçlarında iple boğularak şehid edilen, Anadolu’lu 500.000 müslüman ve allâmenin sıfatı da nedir?. Onlar da “hâin” değil mi?

Müslümanlara buğz ve adâvet, “küfür timsâli” olanlara mahabbet içine girenlere; ve kendisine nisbet iddiası taşıyanlara Ankara Bağlum’daki kabr-i şerîfinden, Esseyyid Abdülhakîm Efendi (Kuddise Sırruh) Hazretlerinin himmet, rûhâniyyet ve nûrâniyyetleri acebâ nasıl vâsıl olacakdır?!. Bu iğrenç hâller, dudak uçuklatacak keyfiyetlere değil de, acebâ adamı Sodom-Gomore enkâzı yapacak bir taşlaşmıya VESÎLE olmıyacak mıdır? Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat’ın son devir sarıklı kumandanlarına, Mübârek Ramazân-ı Şerîf’de, laik dembokratik politikanın 10 Ağustos seçim hırsı ve gözü dönmüşlüğü ile bunca meyhâne ağzıyla iftirâ ve hakaretler savurmak, hangi “îmânî uhuvvet esaslarının” iktizâsıdır?. Mukaddes ve Muazzez Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat adına ortaya çıkanların (!) Mübârek Ramazan-ı Şerîf’de bile bu noktaya gelişi, bize nasıl sırtımızdan hançerlenme acısı vermektedir, bu bile hesâb edilemiyorsa, Allâh Azze’ye havâle etmekden başka elimizden hiçbir şey de gelemiyecekdir…

11)  “Rejimin cici müslümanlığı” derken rejim kötü; amma “rejim karşıtı diyaspora” derken rejim cici!

Mehmed Ali Demirbaş ve Ramazan Ayvallı Beyler! KOVADİS?

(NOT: 2014’ün Temmuzunda neşretdiğimiz bu makaleyi tekrar gözden geçirib tashih etdiğimiz (10.3. 2016) tarihinde öğrendik ki, Örenizmaya (!) yıllarca eyvallâh çeken bu kabil baba yâdigârı zevât, “ŞEYHLİĞİ babadan menkûl Âtıfetlû Mücâhid Ören EFENDİ Hazretleri” tarafından, şimdi birer birer kapının önüne konuluvermektedirler!)

Haksızlık karşısında SUSACAK MISINIZ?

Vallâhi korkutuyorsunuz!

El Qalemu!

Nâehillere ilim öğretmek, (kalem de vermek), İmâm-ı Ali Kerremallâhu Vechehu Efendimize göre, kime silâh vermek gibidir?

Zâlimin zulmüne susarsanız, gün gelir, o zulümler sizi de VURUR!

(Nasibse devam edeceğiz)

 

(İlk intişârı: 13.07.2014)

 

1 Comment

  1. ensar dedi ki:

    Bu Türkiye Gazetesi ve avanellerinin senelerden beri neye hizmet ettiklerini, kimlerin kuklası ve kıravatlı sünepesi olduklarını biz müslümanlar gayet iyi biliyoruz. <> mefhumunu da yozlaştırıp ticaret metaı haline getiren bunlar değilmi ?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir