(4) Kurtulmuş’a Göre Herkesin “Ortak Değeri” Olmak!
10 Ocak 2017
(5) Kurtulmuş’a Göre Herkesin “Ortak Değeri” Olmak!
12 Ocak 2017

BEL’AM VE ÇÖMEZLERİN MÜFESSÎR VE ŞEYHÜLİSLÂM DÜŞMANLIĞI!

(1)

Ahmed SELÂMÎ

 

Sırtını “laik-dembokratik-cumbokrasi” rejimleriyle belli parti ve hükûmetlere yaslamış bir takım adam ve madamların, İslâmiyyet’e ve onun (ulemâsına) iftirâlarla hücûma geçmekde oluşu 93 senedir hâdisât-ı âdiyeden biliniyorken; son yıllarda bu, hele 15 yıllık AKP iktidârı iktidârsızlığında tavan yapar hâle geldi. Ortalık sanki bir felâket evvelini haber verircesine yahudi saçına döndü; daha doğrusu “üst akıl” denilen, aslındaysa “üst şeytanlar” denilen merkezlerce Anadolumuz’un altı üstüne getirilmek istenmektedir…

Diyânetin ve İlâhiyatçı Oryantalist çömezlerin “tefsir” diye ortaya atdıkları ve 15 asırlık “Tefsir ve Müfessir Kıymetlerimizi” dolayısıyla Mukaddes ve Muazzez Dînimiz İslâmiyyet’in ana temellerini, “Papalık Misyonunun bir Parçasıyız” diyen Feto’nun 52 yıllık ajanlığına paralel yürütmek ve parçalamak istiyenler, şeytan sürüleri gibi dağlardan ve mağaralardan, meydanlara, minberlere, kürsülere, tv’lere, vidyolara, radyolara ve internetlere inib ortalığı neredeyse basdı ve yangın yerine çevirdi…

İslâmiyyet’i “kapıkuluna veya pabuç hırsızına çevirerek” onu olmadığı bir şekle sokmak istiyen ateist rejim, 15 Temmuz’daki HAÇLI SEFERİ katliamının temelinde, İslâmiyyet’in tahrif ve tağyir edilince aksine dönmüş bir  hâl kesbederek Nuh Tufanı gibi bir felâkete nasıl inkılâb etdiğini hâlâ görmüş değil; ve bunu idrâk seviyesine de bir santim yükselmiş görünmüyor!.

Rejim, antiislâm  karekteri ve cibilliyeti iktizâsı öylesine siyâsî iktidârlar imâl ediyor ki, İslâmiyyet’i tahrîf ve tağyîr eden ne kadar ilâhiyâtçı Oryantalist çömezi varsa; ne kadar insî şeytân, hoca etiketli bel’am, mukaddes tasavvufun istismarcısı mecnûn ve meczûb yobaz ve kazma varsa, yüksek tepelere dalkavukluk ve zağarlık yapmaları şartıyla bunların topuna da imkân ve temennâlar bahşediyor!.

Bir Alman Müsteşriğinin dediği gibi “Sultan Abdülhamîd zamanında memâlik-i Osmâniyye hudûdundan içeri girildiğinde bir tek İSLÂMİYYET’le karşılaşılırken, şimdi en az 100 kadar din benzeri “İslâm” karşınıza çıkıyor!”

Çıkar tabii!

1923 Lozan’ında “Anadolu’dan İslâmiyyet’in belli bir zaman içinde tamâmen kaldırılması” kararı alınırsa, bu da, Ankara ateistleri tarafından bir asra yakın tatbik görürse, olacağı budur…

Yüzlerce yerli tefsir (!) 52 kadar terceme tefsir!..

Adı “tefsir olan” bu cild kalabalıklarının hakîkatı ne o zaman?

Hakîkatı ise, 15 asırdır “ehl-i sünnet” ulemâsının yazdığı hakîkî tefsirleri Oryantalist felsefenin münkirliği içinde pusuya yatarak alabildiğine hükümsüz kılmak; onları gözden düşürmek, bugünün modern gavurluğuna âid binbir sıkıntıya, onları cevab veremez hâlde (!) göstermek… Aslan kalbini timsaha, beynini de kertenkeleye takacak, yürümedikleri zaman da, aslanın uzuvlarını işe yaramayan parçalar i’lân ederek  suçlayıb ademe mahkûm bileceksin!. Ana taktik bu olmak üzere, 15 asırlık İslâmiyyet’i Anadolu’dan kaldırmanın usûlü de bu yapıldı; ve bütün DİB, ruhban sınıfları ve Oryantalist çömezi ilâhiyatçılarla ham yaboz kaba softa kazmalara bu metodoloji (!) şırıngalandı!.

15 asırlık İslâm işe yaramaz, yerine HAÇLI Bâtıl Batı’ya (Vatikan’a) uygun, “bilimsellikle” dopdolu, vahyin yerine “pozitivist aklı” oturtan, geçmişi yok sayan, utanmazlar ve hayâsızlar sürüsünün uydurması bir dîn…

Artık bu (kula tapış dîninin) mimar ve ustabaşıları, hiç çekinmeden ve en küçük hayâ sıkıntısı da duymadan, şunları bile söyleyebilir hâllere gelmişlerdir:

“Bakın, 15 asırlık eski fıkıh, tefsir, akâid, hadîs, usûl ilimleri olarak ne varsa topu da, bugünün heykelli ve putlu müşrikliğine, fâizli küfrüne, alkollü ictimâlarına, kerhâneden toplanan kutsallı vergilerine, millî (!) piyangolu kumarına harb ilân etmişdir!. Bu şiddet “içerikli” din ile laik dembokratik cumbokrasimizi yürütemeyiz!. Artık yüceler yücesi aziz ve leziz dinimiz, bütün ateist ve seküler vatandaşlarımızı da içine alacak hoşgörü ve açılımlar dini olmalı; Yardakoğlu birâderimizin alenen dediği gibi revizyona uğratılarak her kafaya cevab her bakana gülücük veren sevecen bir mal eylenmelidir!.

Kapitalizma veya Kamalizma ne olursa olsun her bedene uygun bir din meydana getirebilirsek, bununla her suale cevab ve her probleme çözüm üretebiliriz!. Biz dine uyamakda zorlanıyorsak, dini kendimize uydurur ve din-insan arası çekişmeyi “bilimsel bir uzlaşıya” çevirebiliriz…

İslâmî ilimler eskiden her biri ayrı ayrı disiplinler iken ulemâ kılı kırk yararak işin özünü çıkarırlarmış. Ancak bugün laik dembokratik cumbokraside (din-devlet TEFRİKİ artık kaçınılmaz) olduğundan, o kadar derinlerden din süzmek çok zordur; ve devlet bunu aslâ kaldıramaz!. Eskiden kıblemiz Mekke idi. Ammâ şimdi Batı, yani “muâsır medeniyet” ve Avrupa Birliği… Bugün edille-i erbaa ve ef’âl-i mükellefîn diye tutdurursak Haçlı Dünyâsı ile hatta Moskof ve Şii âlemiyle dahî oynaşamayız!. Müsbet ilimlerde ne kadar taksîmât-ı a’mâl kâidesince her ilimde ihtisaslaşma ve derinleşme esas ise de “menfî ilimlerden” olan din ilimleri böyle değildir!. Bunlarda, “müsbet ilimlerin” tersine, hulâsa ederek işi basitleştirmek lâzımdır! Bu cümleden olarak eskilerin aksine, bizim bugünki modern  ve her derde devâ tefsirlerimiz, hem tefsir, hem fıkıh, hem akâid, hem hadîs, hem sosyoloji, hem sexsoloji, hem psikoloji, hem sosyopolilitik ne varsa, hepsini içinde harmanlayıb eritdiğinden, bütün modern gâvurluğun modern problemlerini halledecek bir kıvama getirilmişlerdir!

Üstelik de Peygamber zorlaştırmayın, kolaylaştırın demedi mi?. Eskiler her islâmî ilimde derinleşmeyi esas alarak işi yokuşa ve zora sokmuşlar! Bugün öyle ince ve derin düşünmeye lüzum yok. Allâh’a îmân bile artık basite irca’ edilmeli, bütün sıfatullah ile inceden inceye uğraşarak vakit kaybetmemelidir!. Mu’tezile ve Şia sıfatullâhı sallayıb atmış, rahat etmişler, biz de öyle olsak ne farkeder? Fırıncı vezninde Fıkıhçımız Haltettin Karamanlis: “Teslis meslis, adamlar bir tanrı deyip inanıyorlar ya” demeye getirib, gott’çu, dieu’cü ve yahve’ci bütün dinleri ve inançları da bir nevi hakk olabilirler sınıfına dâhil edib işi tatlıya bağlayıvermedi mi?!.

 Eski hocalar herkesi cehenneme doldurdu cennet boş kaldı; bu bir dengesizlikdir, bunu, biz oryantalist çömezler dengelemeliyiz! Biz ise herkesi cennete doldurub cehennemi boş bırakmalıyız! Sonra cehennem ebedi de değil, Allâh’ın rahmeti gazabını geçdiğine göre cehennem öyle korkulacak bir yer olmasa gerek! Ilık, sümbülî, küçücük 5-10 kişilik yer olmalı!. Oraya balık istifi gibi tıkış tıkış milyarlarca insan imkânı yok sığmaz!

Ayrıca Hoşgörü ve Diyalog erdem ve gündemi, 15 Temmuz’un Hâin ve Başkâtili Pensilvanya İblisi’nin inhisârında da olamaz!.. Âl-i İmrân 64. âyete Fırıncı vezninde Fıkıhçımız yani Haltettinimiz “Diyalog âyeti” demişse, 1500 sene hariç, 2000 başlarından Kıyâmet’e kadar artık o, “Diyalog âyeti”dir!. Buna artık Beştepe Kâinât Başkanlığı bile karşı çıkamaz!. Kâinât İmamı Pensilvanya’da ise, Kâinât Başkanlığı da burada, bizde, “Güzel Ankara’da” olmalıdır!..

Fırıncı vezninde Fıkıhçımız Haltattin son döktürüsüyle “Hanefî müctehidlerine göre yurdumuzun Dâr-ı İslâm olduğu müjdesini” de verdi; ve Cübbeli ile ve o tâife ile üstüste de iyi “örtüşüverdi!” Fıkıhçımız mezhebsizlik-telfik hattında gezinse de, icâbetdiği yerde hemen bir mezhebin içine girer ve oradan nanik yapmayı pek sever!. “Hanefî müctehidleri” demişse, artık “onlar kimlermiş” demek biraz Oryantalist kuyrukçuluğa aykırı düşeceğinden, böyle bir tek müctehid olmasa bile, Yeni Mafak ve AKP dünyası ve bilumum ilahiyyat ve isrâiliyyât ve ham softa kaba yobaziyyât cenahları bu uydurma “teşehhî” işlerine geleceği içün bundan son derece memnun ve mütehassis olacak ve gerdan kırıb behşüş pozlar vereceklerdir!

Artık öyle biribirine uzak insanlar olarak biribirimize yabân eşşeği gibi ters bakarak yaşama devri de geçdi sayılır! Dünya küçüle küçüle, herkes biribirine komşu iki köyde yaşar gibi oldu. Artık Oryantalistleri haklı görerek İslamiyyet’in bütün hükümlerini bu küçücük dünyâmıza göre uyarlama ve ayarlama noktasındayız! Yoksa komşu köy, bizim köyde ne olub bitdiğini sâniyeler içinde görüyor; ve bizi 1500 yıl gerideki Kur’an anlayışıyla yakalarsa, çok mahcub oluruz! Gâvurcuklarımızın, Papa cenâb(etlerinin) ve Avrupa Birliğindeki dost ve müttefiklerimizin yüzüne bakamayız!. Daha birkaç gün evvel Kayı Köylü Topal Dursun’un oğlu Binali Bey: “Avrupalı dostlarımızın bize ihtiyacı var!” demedi mi? Onlardan, bize 15 Temmuzda HAÇLI SEFERİ olsa da, biz gene de “ihtiyaç giderici olmalı” onları sevindirmeli; ve bundan 1000 umre sevabı beklemeliyiz!

Kur’an zaten nevzuhur müfessir bozuntularına bile bakılırsa “tarihsel ayetlerle” dolu!.  Bugün modern kânunlar ve kuantum fiziği ve “Maranki bitkisel ilaçlarına” kavuştuğumuz, kristal tuzları yatak odalarımızda bile 3 öğün yalayıb durduğumuz ve adı geçene ticârî malzeme olduğumuz bir çağda, dînî “kural ve moral” değerlere o kadar da çok yüklenilmemelidir!

Artık meselâ, nasıl olur da “dini nikah” diye birşeyden bahsedebiliriz! Haltettin Müctehidimiz yıllar evvel “Belediyelerde kıyılan nikah da dinen muteberdir” demedi mi?. 15 asırdır “teaddüd-i zevcat  zarûrât-ı dîniyyedendir” denmiş diye, şimdi biz de aynı şeyi dersek, bu, kamalist, modernist, oryantalist ve feminist madamlarımızın “kadınlık gurur, onur ve omur iliklerine” muhtıra gibi dokunmaz mı?. Geçen gün Haltettin Müctehid, hükûmet sözcüsü gazevetada “Mürtede ölüm cezası vermenin de pek medenî kaçmıyacağı” yollu ictihadlar püskürtdü!. “Dine giriş nasıl hür irâdeyle oluyorsa; çıkış, firâr ediş de öyle hür irâdeyle olmalı ki “din hürriyetinin” engin tadına varılabilsin”, demeye getirdi!..

Bu “insan haklarının tavan yapdığı çok medenî” zamanda, “1500 senelik âyet ve hadîsler, icmâ’ ve müctehid imam ictihadları” dedik mi, kendimizi çelik kelepçeklerle din direğine bağlamış ve kıpırdayamaz hâle getirmiş oluruz!. Bir milim kıpırdamadan her saniyemizi dinin eline yani Allâh’ın irâdesine teslim etmiş oluruz ki, bu hürriyet asrında, bu internet çağında, bu hoşgörü ve diyalog devrinde bunu kimse şey etmez!.

 Anınçün, hududları hiç çakdırmadan genişleteceğiz!. Nasıl Hükûmet-i Cumhûriyyemiz “Fırat Kalkanı” deyib El Bâb ve sâir yerlere kadar hududları genişletiyorsa, bizim de “dinin hududlarını” direğe bağlı kalmakdan çıkarıb, dünyanın her noktasındaki insanlara kadar genişletmemiz lâzım!. Dünyada hiç kafir bırakmamacasına herkese müslüman gözüyle bakdık mı, işte tadına doyum olmayan doyum ve konum noktası budur!. Cum Müctehidi ve Beştepe fahrî müşâvir-i a’zamı Haltettin, artık “İnsan Kardeşliği” gibi bir oryantalist ictihadda da bulundu!. Bütün insanlar Âdem Babamızla Havva Anamız’dan geldiğine göre topu da “kardeş” olub, can ciğer kuzu sarması hâlinde yaşamalıdır!. Hâbil ve Kâbil eğer Haltettin Müctehidin “insan kardeşliği” oriyantal felsefesini tâ o zaman tedrîs eyleselerdi, belki de biri kâtil, öteki maktûl olmıyacakdı!.

Yazık oldu Âdem Babamızın çocuklarına! Ne acı değil mi?

Kur’an’da olmayan hüküm ve şeylere de iltifât devri geçmiş olmalı!. Şimdi hayat çok hızlı akıyor. Eski ulemânın vakti çokmuş, onların 24 saati sanki 48 saatmiş, bizim 24 saatimiz sanki 4 saat, çabucak bitiyor!. 10 çeşit programa yetişmek içün namazları bile artık 3 vakte ve her birini 2 rek’ata indirmeyi düşünmeliyiz!. Haltettin Müctehid bu iş içün de bir uyarlama ve ayarlama yapsa pekçok dembokratik seküler müslüman dinini çok daha fazla sever ve Haltettin Müctehid çok büyük sevaba girer! Ne bileyim 1000 kere umre sevabı meselâ… Bu sevabların hesab listesi içün Cübbeli ve sarıklı elemanlardan (havas danışman ve sıvışmanı) da tayin edilebilir! Eski Humeynici Dilipok Bey’in “ebced hesabı uzmanı” olduğu da unutulmamalı! Yüce tepelerde münhâl “müşâvirlik” varsa, oralar bu kabil erbâb-ı havas ile tezyîn ve tahsîn edilirse, arpalıklarda  isâbet de buyrulmuş olacakdır!

Artık öyle Mehdi ve İsâ Aleyhimesselâm gibi zevât-ı kirâm-ı bekliyecek zamanımız da kalmadı! Zamanlarımız çok kıymetli. 24 saatimizi artık dakikalarla kıdım kıdım kullanır olduk! Diyânet-i Görmeziyyemiz “Kur’anda Mehdilik, sünnilik gibi şeylerin olmadığını” da söyledi! Artık Haltettin Müctehidimizin “insan kardeşliğine” açılım ve saçılım “eylemlerine” de geçilmelidir! DİB Başımız GÖRMEZ, İran’da Şia imamı kardeşimizin arkasında namaz vaziyeti alarak poz vermekle çok iyi etdi! Böylece Tayyib Başkanımızın “Ben ne sünni ne şiiyim” diyerek ikisini bir kefeye koymasını, Görmez Reis fiilen gösterdi! Ve bu, cümhûriyet sünnîliğinde (!) AKP’ye hass bir “devrim” sayılmalıdır!..

Şimdi DİB Riyâsetimiz, bütün cemaat, cemâdât  ve nebâtât ne kadar grup, şia, fırka ve bölük varsa hepsini de bir halâkada cem idüb, vahdet hâlesi hâline getirmenin üst akıl mu’cebince bir denemesini yapacak!. Cenab-i Hakk  İsrailoğullarına 10 emir (evâmir-i aşere) gönderdiğini Kelâm-ı Kadîm’inde haber veriyor ya hani, bundan esinlenib besinlenerek Yüce Diyanet Riyâset-i Celîlemiz de Yüce Tanrımız gibi cemaat, cemâdât, nebâtât er ve erbaşlarına asra uygun tenzilat yaparak (10’dan beşe inerek) EVÂMİR-İ HAMSE sevkeyledi!. Evâmir-i Aşereyi çok bulan İsrailoğulları (eğer bugün kalmışsa!) 10 emir yerine bu 5 emre yani (evâmir-i hamseye) uyarlama, duyarlama ve toparlama yapabilirler!.

DİB ve Oryantalist İlâhiyât cebhemizin hâl ü keyfiyeti bu olunca ve Haltettin Karamanlis Müctehid-i Cumhuriyyemizin Yeni Mafak ceridesinde yazdığı günlük taze bir fıkra DİB’e ilhâm kaynağı olub fıkradan 3-5 gün sonra da bu EVÂMİR-İ HAMSE=5 emir ortaya çıkınca, yüce tasavvuf ve tarikatlar üzerinden milletimizi dembokratik irşadlara gark eden bazı yobazlar, yazbozlar, cübbeli sarıklı evliya karikatürleri, nevzuhur parti meczubları, Şerocak vezninde bir takım ocak-bucak kaçkınları da, derhal ıslâh-ı nefs edüb eski ulemâya erâcif, iftira, bühtan ve karalama fırlatmıya başladılar ki, bu da, evâmir-i hamse’mizin gâyet müessir olduğunu göstermektedir!!!”

Oryantalist cebhenin ve onların kuyruğuna takılan ve Büyük Osmanlı Şeyhülislâm’ı Akâidde İMAM Merhûm Mustafa Sabri Efendi ile; Büyük Osmanlı Müfessiri Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazerâtını, Cennetmekân Fidevs-i Âşiyân Abdülhamîd Hân Aleyhirrahmeti Ve’l-Ğufrân Efendimiz Hazretlerine sanki (ihânet eden) mücrimler gibi gösteren bilmem ne “ocak-bucak” nevzuhûr heriflere, (belli bir partiye yaslanarak bel’amlığa kıyâm eden ve hiçbir vesîka ortaya koyamadan iftira ve bühtan sallayan echel-i cühelâya), şimdilik, Merhûm Şeyhülislâm Hazretlerinden bir paragraf:

“TÜRKİYE’DEN AYRILARAK MÜCÂVİR HIRİSTİYAN DEVLETLERİN İDÂRESİNE İNTİKÂL EDEN HIRİSTİYANLAR BİLE, OSMANLI İDÂRESİNDEN SON NÜMÛNE OLARAK HEPİMİZİN ŞÂHİD OLDUĞUMUZ SULTÂN HAMÎD İDÂRESİNE RAHMET OKUMAKDA VE NAZAR-I HASRETLE BAKMAKDA TEREDDÜD ETMİYORLAR. SULTAN HAMÎD İDÂRESİNİN MEDENİYET VE MA’DELETİ (adaleti) İSE, BABASININ HAYRINDAN ZİYÂDE, VÂRİSİ BULUNDUĞU İSLÂM İDÂRESİNİN BEKÂYÂ-YI HAYRİYYESİNİ MUHÂFAZA ETMEKDE BULUNMASINDAN İLERİ GELİYORDU.”

(Vesîka 1: “İslâm’da İmâmet-i Kübrâ, Yarın Gazetesi, 1/ Teşrin-i Sânî /1929—29 /Cemâziyelevvel /1347)

Gavurlar binbir desîse ile Türkiye’nin altını üstüne getirmek içün 15 Temmuz katliamını yapacak; arkasındandan Pensilvanya İblisini, PKK ve DEAŞ şeytanlarını kullanarak memleketin her köşesinde bombalar patlatacak; 60 küsûr HAÇLI DEVLETİ Suriye ve Irak’da mevzilenerek İslâm Dünyasının kalbi üzerine HANÇER gibi saplanmak içün Haçlı SEFERİNE devâm edecek; ve gelin görün ki, mukaddes tasavvuf ve turûk-ı aliyye istismârcısı bazı hebennekalar Cennetmekân Sultân Abdülhamîd Han Hazretleri ile, Onun mekteb ve medreselerinde okumuş ve Sultan Hazretlerinin Huzûr-ı Hümâyûn Dersleri Mukarrirliğinde de bulunmuş   Merhûm Mustafa Sabri Efendi ile Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi’yi Sultan’a düşman basit ve hâin ittihadçı herifler gibi göstermek üzere hiçbir vesikaya istinâd etmeden iftirâ edecek, GIYBETİNİ YAPACAK…

Oğlum, bu iki büyük İslâm âliminin GIYBETİNİ böyle dünyanın gözüne baka baka alenen irtikâb etmek, AÇIKDA HARAM İŞLEMEKDİR; ve bu, mürtekîbini FÂSIK-I MÜTECÂHİR YAPAR… Ve bu haramın vebâli, adamı iki cihanda süründürmeye de yeter!..

Haramın böyle alenen dünyanın gözü önünde işlenmesi ise, haramların encesi ve en pisliğidir; onun içün de ŞERÎAT-I GARRÂ-YI AHMEDİYYE, FÂSIK-I MÜTECÂHİRİN GIYBETİNİ MUBAH SAYMIŞ, LÜZÛMU HÂLİNDE DE LÂZIM HÜKMÜNE BAĞLAMIŞDIR…

VEYL OLSUN, ÜMMETİ, ÜMMET BÜYÜKLERİNE KARŞI İFTİRÂLARLA DOLDURMAK İSTİYEN ECHEL-İ CÜHELÂ VE BEYİNSİZLERE…

Memleket can derdinde, sırtını parti ve hükûmetlere yaslamış bel’amlar ise, ikbâl ve şeytanlık peşinde…

Adı geçen 2 âlimin hayatları hangi binbir çile ve ıstırab içinde geçmişdir, bunu ekmek elden su gölden ekran mücahidliği (!) yapan karanlık adamlar elbetde anlamaz ve takdir de edemez…

Hiç değilse susub edeblice dursalar!

Merhûm Üstâdım Büyük Mücâhid Merhûm Necib Fâzıl Bey’in “Ham yobaz kaba softa” dediği adamlar ki, tafsîlâtı “Doğru Yolun Sapık Kolları” nâm muhalled eserinde…

(Mâba’di var)

(İlk intişârı: 11.01.2017)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir