Hîle ve İstihzânın “şaka” kılıfıyla dünyaya zerkedilmesi…
2 Nisan 2019

MÜSLÜMÂN! MÜSTAKÎM OL, ALLÂH’IN TA’YÎN ETDİĞİ HUDÛDDAN ÇIKMA!

Sûre-i HUD 112. Âyet-i Kerîme

 

 

Merhûm Elmalılı Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri:

“HAK DİNİ KUR’AN DİLİ”

(cild:4, sahife:2829-31)

 

فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ Binaenaleyh sen, emrolunduğun gibi dosdoğru ol: bihakkın istikamet yap — bu emrin «fa» ile makabli- ne tertib ve tefrii şu meali ifade eder: sen her hususta istikametle me’mursun ve senin her işte sıratı müstekım üzere gidib Kur’anda emrolunduğun umumî ve hususî bütün vezaifini emrolunduğun gibi tam bir istikametle yapman ve bu suretle vahyi hakka temamen ittiba’ edip Kur’andaki ahkâm ve ahlâka bilfi’ıl bir nümunei istikamet olmandır ki hakkında hiç bir şüpheye mahal bırakmıyacak, sıdkı risaletine ve husni muvaffakıyyetine en büyük huccet ve bürhan olacaktır. Onun için sen, muhaliflerin lâfına bakma, onları Allaha bırak da gerek sâir mü’minlerle müşterek olan akaid ve a’male müteallik vezaifi ammende ve gerek bilhassa vezaifi nübüvvetten olmak hasebiyle münhasıran sana teveccüh eden vezaifi mahsusan da emrolunduğun gibi kemalile bir istikamet yap ve binaenaleyh Sûrenin başında (وَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَضَٓائِقٌ بِه۪ صَدْرُكَ) geçtiği üzere vahyolunan emir, ne kadar ağır olursa olsun ne tebliğini ne icrasını hiç bir müşkil karşısında terk etmeyip emrolunduğun gibi dosdoğru iyfada devam et.

İbni Abbas demiştir ki: cemi’ı Kur’an içinde Resulullaha bu âyetten eşedd ve eşakk bir âyet nâzil olmamıştır. Ve onun içindir ki aleyhıssalâtü vesselâm (شيبتنى وهود اخواتها) “Hûd ve emsali beni kocalttı” ve ba’zı rivayette (شيبتنى سورة هود) buyurmuştur (ﺍﻫ). Demek ki hakka vusul için istikametten başka yol olmadığı gibi her hususta kemali istikamet kadar yüksek bir makam ve onun kadar zor hiç bir emir, yoktur. Her hangi bir gaye olursa olsun ona vusulün en kısa yolu tariki istikamet olmakla beraber evvelâ her işte vahid olan nokta-i istikameti ta’yin etmek zor, saniyen muhtelif noktaların alâkasından sıyrılıp da sarsılmadan ve dosdoğru o noktaya yürümek daha zor, salisen vasıl olduktan sonra aynı istikamette hiç eğilmeden devam ve sebat edebilmek büsbütün zordur. Ma’ahaza şunu ihtar etmeliyiz ki bu âyette Resulullaha beni kocalttı dedirtecek kadar zor gelen cihet emri istikametin asıl kendişine teallûk eden kısmından ziyade ümmetine teallûk eden kısmıdır. Zira buyuruluyor ki : (وَمَنْ تَابَ مَعَكَ) Seninle beraber tevbe edenler de — ya’ni şirkten tevbe edib de iymanda sana iştirâk ederek maıyyetinde bulunan, müsliman olan her kimse de senin gibi müstekım olsun (وَلَا تَطْغَوْاؕ) ve azmayın — Ya’ni Allahın ta’yin ettiği hududdan çıkmayın istikamet haddinden inhiraf edip de ifrat veya tefrita sapmayın aşırı gitmeyin ey müslimanlar
(اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ) çünkü o — rabbın — bütün yapacağınıza basîrdir. — Ona göre mükâfat veya mücazat eder.

 

Merhûm Muhammed Vehbi Efendi Hazretleri:

“HULÂSATU’L-BEYÂN FÎ TEFSÎRİ’L-KUR’AN”

(cild:6, sahife:2437-39)

 

Vâcip Tealâ müminlere nimetleri va’dini ve kâfirlere tehdidini tafsil üzere beyandan sonra cümle ahkâmın hulâsası bir kelimeye râci’ olup o kelimenin de istikametten ibaret olduğunu beyan  etmek üzere :

(فَاسْتَقِمْ كَمَٓا اُمِرْتَ وَمَنْ تَابَ مَعَكَ وَلَا تَطْغَوْاؕ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصٖيرٌ)      

buyuruyor.

[Yâ Ekrem-er Rusül! Taraf-ı ilâhiden emrolunduğun vech üzere İstikamet et ve tevbe edenler de seninle beraber istikamet etsinler ve muktezâ-yı şer’in haricine çıkmayın. Zira; Allahü Tealâ sizin amelinizi görür ve bilir.]

Yani; emrolunduğun vechüzere İstikamet etmek vâciptir ve tevbe edenler de habibim! Seninle beraber İstikamet etsinler ve siz emr-i ilâhi haricine çıkıp tuğyan etmeyin. Zira; Allahü Tealâ sizin her amelinizi görücü ve bilicidir.

Fahri Râzi ve Kaazî’nin beyanları vechile istikamet akaid-i diniye ve a’mâl-i salihayı yoluyla yerine getirmeye ve vahy-i ilâhiyi kemâhüve hakkihî tebliğe ve ahkâm-ı şer’iyeyi tamamıyla beyan ve vezaif-i ubudiyetin kâffesini edaya; hukuk-ı ilâhiye ve hukuk-ı ibadı muhafazaya, halikla ve mahlûkatla olacak muâmelenin  cümlesinin hüsn-i icrasına şamil olduğu için lâyık olduğu vechüzere istikamet güç olduğundan Resulullah’ın «Sûre-i Hûd beni kocalttı” buyurduğu mervidir ve muhaddisînin beyanları vechile Sûre-i Hûd’la murad; bu âyet-i celiledir.

Resulullah’a istikametle emirden murad; devam ve te’kid içindir. Zira; Resulullah bihakkın istikamet ettiğinden istikametle emir devama ve te’kide mahmûldür.

Kazî, Hâzin ve Medarik’in beyanları vechile t u ğ y a n; tekebbür ve hudud-ı şer’iyeden çıkmak manâsınadır. Binaenaleyh; Cenab-ı Hak insanları hudud-ı şer’iye haricine çıkmaktan ve kibretmekten bu âyetle nehyetmiştir. Buna nazaran manâ-yı âyet : [Yâ Ekrem-er Rusül! Allah’a iman edenlerin âkıbetleri fevz ü felâh ve helâkten halâs ve küfredenlerin âkıbetleri azap ve helâk olduğunu bilince Rabbin Tealâ tarafından emrolunduğu vechüzere akaid-i diniye ve a’mâl-i salihayı lâyık-ı vechüzere ifaya ve ahkâm-ı şer’iyeyi tamamıyla tebliğe ve vazife-i ubudiyeti ve hukuk-ı ilâhiyeyi ve hukuk-ı nası edaya devam et ve seninle beraber tevbe edenler de devam etsinler ve siz hudud-ı şer’iyenin haricine çıkmayın ve hiçbir kimseye tekebbür etmeyin ve herkese tevazu’ edin ve her ferdin hukukunu yoluyla eda edin. Kur’an’ın helâl dediğini helâl ve haram dediğini haram itikad edin ve ahkâm-ı şer’iyeyi terkle isyan etmeyin) demektir. Zira; Allahü Tealâ her amelinizi bilir ve muktezasınca cezasını verir. Binaenaleyh; her fiilinizi o fiilde istikamet neyse o vechüzere işlemeniz lâzımdır. Şu halde şeriatın her emri istikameti mutazammındır. Meselâ abdestle emir; cemi’ şeraitini, sünnetlerini, müstehablarını, feraiz ve vâcibâtını, âdâbını yerine getirmekle emirdir. Bu da abdestte istikamettir. Her emr-i ilâhî kendi muhitinde istikametle emre şamildir ve her emirde bu minval üzere istikamet güç olduğundan Resulullah istikametin pek güç olduğundan bahsetmiştir.

Bu âyette t e v b e  e d e n lerle murad; şirkten ve küfürden tevbe edip iman edenlerdir. Çünkü; küfürden tevbe etmeyenlerin furu-ı a’mâlde istikametlerine itibar yoktur. İstikamet bilûmum edyanda muteber olup asla nesih târî olmayan ahkâmdandır. Binaenaleyh; cemi-i milletler istikametle iftihar eder ve herkes kendine istikametten bir hisse ayırmak ister, fakat ameliyatına gelince gayet az ve istikamet sahibine nadiren tesadüf olunur.

Hulâsa; Resulullah’ın ve Resulullah’la beraber tevbe edenlerin emrolunduğu vechile istikamete devamla emir ve cümle insanların kavanin-i şer’iye haricine çıkmaktan ve tekebbür etmekten nehyolundukları ve Allahü Tealâ’nın insanların istikamet ve adem-i istikamete dair cümle amellerini bilip gördüğü ve bu cihetle bu âyetin dört mes’ele-i mühimmeyi ihtiva ettiği bu nazm-ı celilden müstefad olan fevaid cümlesindendir.

 

Merhum Ömer Nasûhî Efendi Hazretleri:

“KUR’ÂN-I KERÎM’İN TÜRKÇE MEÂL-İ ÂLÎSİ VE TEFSÎRİ”

(Cild:3 sahife:1526-27)

 

(112) : Artık emir olunduğun gibi istikamette bulun ve tövbe etmiş seninle beraber bulunmuş olanlar da. Ve haddi tecavüz etmeyin, şüphe yok ki, o, yapar olduğunuz şeyleri bihakkın görücüdür.

 

İ Z AH:

(112) : Bu mübarek âyetler, Resûli Ekrem’in de, şeref-i İslâma nail bulunan sair zatların da istikametle ve hudud-i ilâhîyeye riayet etmekle mükellef olduklarım bildiriyor, zalimlere temayül gösterenlerin azaba, nusreti ilâhîyeden mahrumiyete marûz kalacaklarını ihtar ediyor. Ve beş vakit namaza devam edilmesini ve dinî vazifeleri ifa hususundaki sabırın mükâfatsız kalmayacağını tebşir buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Resûli Zişan!. Din-i ilâhîye riayet edip etmeyen milletlerin ahval-i tarihiyesine, va’d ile vaîde ait âyetler sana vahy edilmiş bulunmaktadır. (Artık) taraf-ı ilâhîden (emrolunduğun gibi istikamette bulun.) Yani:

Haiz olduğun istikamette devam et, din-i İslâmı neşre çalış, şer’î hükümleri tebliğ ve tatbik hususunda, bütün muamelâtında doğruluktan ayrılma: Meşrû ve makûm bir tariki takib etmekten geri durma. (Ve tövbe etmiş) İman ederek (seninle beraber bulunmuş olanlar da) istikametten ayrılmasınlar. (Ve haddi tecavüz etmeyin) meşrû, mutedil şeylerden ayrılarak İfrat ve tefrite düşmeyin, meselâ: Helâl olan bir şeyi haram ve bilâkis haram olan bir şeyi helâl görmek suretiyle ahkâm-ı ilâhîyeye, beyanat-ı Kur’aniyeye muhalefette bulunmayın (şüphe yok ki o) Hâlik-ı Zülcelâl’ (yapar olduğunuz şeyleri bihakkın görücüdür.) yani: Sizin bütün amellerinize, hareketlerinize âlimdir. Bunlara göre sizi mükâfata veya mücazata erdirecektir. Binaenaleyh bu gibi dînî hükümleri riayetten asla ayrılmayınız.

Bu âyeti celile, İslâmiyette büyük bir esastır. Ferdî ve ictimaî hayatı tanzim için bundan daha cemiyetli bir madde-i kanuniye olamaz. Çünki istikamet, bütün fezaili hayatiyenin, medenî esasların en birincisi bulunmaktadır. Evet istikamet, doğruluktur, deruhte edilen vazifelerde şer’i şerife muvafık surette hareket etmektir, sadakat ve itidal dairesinde harketten aykılmamaktır, ubudiyet yolunda, dini ilâhînin, aklı selimin irşadiyle yürümektir. Velhasıl: istikamet, dînî hükümlere, akidelere, amellere, ahlâkî, insanî vazifelere riayet edip Cenab-ı Hak’kın ve mahlûkatın haklarına tecavüzden sakınmaktır. Artık bir cemiyet efradı, böyle bir istikamet ile muttasıf olursa o cemiyet ne kadar terakki eder, ne kadar kemalât-ı ictimaiyenin parlak bir nümunesi olmuş olur. İşte kudsî dinimizin bize emir ettiği bu gibi vazifelere bihakkın riayet edilecek, olsa İslâm muhiti, melekler kadar nezih bir heyet-i ictimaiye halinde bulunmuş olur, bütün beşeriyet âlemi için en parlak bir nümune-i imtisal halinde bulunur. Evet.. İstikametten ayrılmayan bir zat, kendi hayatını en güzel bir surette tanzim etmiş olur. Mensup olduğu muhitin hayrına çalışır, hiç bir kimsenin malına, canına, haysiyetine bir zararı dokunmaz. Her millet, istikameti tebcil eder. Her kimse istikameti sever. Hayfaki: Herkes müstakim olmaz, bu husustaki muvakkat müşkilâta tahammül gösteremez. Halbuki, istikamet yüzünden bir sıkıntı, bir nikbet görülse de bu muvakkattir, bunun sonu selâmettir, saadettir, ebedî hayatı temine bir vesiledir. Sait Paşa Merhumun şu kıt’ası ne kadar güzeldir,

«Halkı tahrib eyleyip de kendin âbat eyleme»

«Bu cihanda ev yapıp ukbayı berbat eyleme»

«Nef’in için zalimi bî rahme imdat eyleme»

«Alemi tenfir eden ahvali mutad eyleme»

«Müstakim ol Hazret-i Allah utandırmaz seni»

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir