İki Haslet…
1 Nisan 2019
“Müslüman! Müstakîm ol, Allâh’ın ta’yin ettiği hududdan çıkma!
Tefsîr-i Şerîf
6 Nisan 2019

HÎLE VE İSTİHZÂNIN “ŞAKA” KILIFIYLA DÜNYÂYA ZERKEDİLMESİ…

Ahmed ZIYÂ

.

Latîfe yapmak yani şakalaşmak, yalan konuşmadan ve latîfe yapdığın insanın izzet-i nefsini rencide etmeden işlenirse, çok sık tekrarlamamak kaydıyla câiz olmakla beraber “latîfe” yapacağım derken, niyet, karşısındaki insanı kandırmak ise ve bunun için yalan söylenir ve muhâtabını rencide ederse, artık bu amel, şaka veya lâtife olmakdan çıkar; “istihzâ etmek” veya “alaya almak” olur ki, artık buna şaka denilemiyeceği gibi, bu davranış ile kul hakkına da girileceği muhakkakdır. Bu ise hiç şübhesiz “harâmdır”.

Gençler arasında pek yaygın olan şaka yapma hevesini bu istikâmetde tevcîh etmek i’câb eder. Zîrâ mükellef bir Müslümân nefes alıp verişine kadar  her şeyden hesâb vereceğini bilir. Bu sebeble her müslüman, İslâm âdâbına muvâfık yaşamayı kendisine düstûr edinmelidir. Hele ba’zı amelleri irtikâb, sâdece âdâb olarak kalmaz, işlenmesi hâlinde kişiyi harâma hatta küfre dahî götürebilir. “Milel-i sâirenin (İslâm dîninden olmayan sâir milletlerin)  tekzîbi ortaya koyan veya küfür şiârı bulunan örf ve âdetlerine iştirâk husûsu da böyledir.”

İskilibli Merhûm Muhammed Âtıf Efendi Hazretleri bu mes’eleyi şu veciz sözlerle ne güzel vüzûha kavuşdurmuşdur:

“Ehl-i küfr ve erbâb-ı ma’sıyete tarîk ve şiârlarında teşebbüh ise ekseriya ya küfür veya ma’sıyete veya ikisine zerîa olduğu içün şerîat-ı Ahmediyye’de men’ olunub haram kılınmışdır. … Her asırda, her beldede milel-i ğayr-ı müslimenin tarîk ve şiârı her ne tarzda olursa olsun ehl-i İslâm bilâ zarûretin o tarîk ve o şiârda kendilerini anlara benzetmekden ve anların etvâr ve âdetine uymakdan men’ olunmuşdur.”[1]

Maalesef, kâfire kâfir denilemeyen şu günlerde hakk, bâtıl ile o kadar telbîs edilmişdir (bulanmışdır) ki, bunu ayırabilmek için bilhassa onların gelenek, örf ve âdetlerinde bulunan mes’elelerin kaynaklarına inmek icâb etmektedir. “Müslümânların” kendi dînlerinin örf ve âdetlerini unutarak; “yahûdî, nasrânî, ateist veya putperestlerin” nereden geldiği ve ne idüğü belirsiz örf ve âdetlerine çekinmeden uymaları pek ziyâde üzüntü vericidir.

Burada bahsedeceğimiz bu âdetlerden birisi de, Nisan ayının ilk gününde birbirlerini kandırıp, kendi ta’bîrleriyle: “ahmak yerine koyarak” eğlenmekdir. Kandırılmış şahıs kendini kötü hissederken; kandıran, bunda muvaffak olduğu için zevk almaktadır. Bizim dînimizde yasaklanmış olan bu tür “istihzâlar”, hıristiyan âleminde, her sene 1 Nîsân’da tekrarlandığından kendileri bu güne “ahmaklar günü” demişdir.

Bu mevzuyu ele almamıza vesîle olan husus ise, talebeliğimizde, hıristiyan bir batı ülkesinde görmeye alışdığımız bu âdetin, “nisan şakası” adı altında “Müslümân” ülkesinde yayılarak genç, yaşlı, gazeteci veya sîyâsîlerden olsun, hemen her kesim tarafından irtikâb edilir olduğuna esef ve hayretle şâhid oluşumuzdur.

Bu tür âdetlerin en az bir menşe’i (başlangıç hâdisesi) bulunur. 1 Nisan hîle ve hud’a gününün de bu hususda çeşitli rivâyetleri mevcûddur. Bunlardan İslâm âleminde meşhur olanı, 1492 yılında, Gırnata’da Endülüs’lü Müslümanların, 1 Nîsan’da haçlılar tarafından kandırılıb tuzağa düşürülerek mazlumca katledildiklerini anlatan hâdisedir. Târihî kaynaklardan doğruluğunu te’yîd edemediğimiz bu rivâyetde, Gırnata, 31 Mart – 1 Nisan gecesi teslim edilmiş oluyor; ve 1 Nîsan’da haçlılar büyük bir müslümân katliâmı yapıyor. Halbûki târihî kaynaklarda Gırnata’nın 2 Ocak 1492 târihinde teslîm edildiği yazar, şöyle ki:

“Hıristiyan İspanya’yı teşkîl eden iki büyük krallık, Aragon Kralı ve “haçlı seferi şampiyonu” V. Ferdinand ile Kastilya Kraliçesi İzabella’nın 1469 yılında evlenmeleriyle birleşti. Bu vaz’iyyetde Endülüs Devletinin son temsilcisi Nasrîler ile daha rahat mücâdele edebilirlerdi. Nitekim öyle de oldu ve 1490 yılında Gırnata’yı kuşattılar. Endülüs’lülerin direnişleri fayda vermedi ve 21 Muharrem 897/25 Kasım 1492 tarihinde imzâlanan (Teslim Andlaşmasından) sonra, 25 Rebîülevvel 897/2 Ocak 1492 tarihinde Sultan Ebu Abdullah, şehri İspanyol’lara teslim etmek zorunda kaldı.”[2]

Endülüs Müslümanlarının haçlılar tarafından bir katliâma uğradıkları ve Gırnata’nın düşmesiyle İslâm hâkimiyetinin Endülüs’den silindiği doğrudur; fakat bu hâdisenin 1 Nisan’da yapıldığına dâir bir kaynak bulamadık…

Bu sebeble, hiç de ma’sûm bir “şaka”dan ibâret olmayan bu âdetin altında ne yatdığını öğrenmek için, “Haçlı Batı’nın” kaynaklarından araştırdık ve neticede rastladığımız ma’lûmâtı birlikde okuyalım:

“1 Nisan’da, uydurulmuş veya tahrîf edilmiş hikâyelerle etrafındaki insanları kandırma âdetine “Nisan şakası” denmiş. Bu âdet çoğu Batı Avrupa ülkesinde 16. Yüzyıldan i’tibâren yaygınlaşmışdır. “Nisan ayına göndermek” ta’bîri ise 1618 yılında ilk defa Almanya’nın Bavyera eyâletinde kullanılmaya başlanmışdır. Avrupalı göçmenlerle birlikde bu âdet/gelenek Kuzey Amerika’ya da ulaşmışdır.”[3]

Avrupalı göçmenler bu âdeti nasıl Amerika’ya taşıdıysa, benzer bir yolla da Türkiye’ye girdiği anlaşılıyor. Avrupalılar bunu o derece ilerletmişler ki, gazeteler, dergiler, radyo ve televizyonlarda husûsî 1 Nisan için hılâf-ı hakikat bir takım haber veya makaleler neşredilmesi âdetden olmuşdur. Bunlar, “Nisân şakası neşriyâtı” olarak sâdece dikkatli ve uyanık okuyucu ve dinleyicilerin gözlerinden kaçmayacağı şekilde ustalıkla hazırlanmaktadır.

“Kilise ve İlâhiyât” adındaki bir siteden yapdığımız bu iktibas tercemeye devam edecek olursak; makâlede, adına “nisan şakası” denilen bu yalan gününün hangi muhtemel dînî veya kilisevî kaynakları olduğu şu şekilde sıralanmışdır:

“Âdet veya geleneğe göre, 1 Nîsan, (Jesus von Nazaret) Nasıra’lı Îsâ’ya ihânet eden Juda Ischariot’un (Judas Iscariot) doğum veya ölüm günüdür. Ayrıca rivâyete göre, 1 Nisan’ın Luzifer’in (Lucifer) cehenneme girdiği gün kabul edilmesi hasebiyle tâlihsiz ve uğursuz görülür ve kişinin kendisine bilhassa dikkat etmesi gerekdiğine inanılır.”[4]

Hrıstiyanların itikâdına göre, burada geçen Luzifer, büyük meleklerden iken, tanrılarının tahtını ele geçirmek için ısyân eder ve bunun cezâsı olarak cehenneme tard edilir. Böylece cehennemi idâre eden ve insanları günah işlemek için başdan çıkaran iblis veya şeytan olduğuna inanılır.

Satanistler ise, adı geçen bu Luzifer’i ilâh kabul ederek tapınırlar.

Buradan öğrendiğimize göre 1 Nisan kilise tarafından aslen şerli ve uğursuz bir gün olarak kabûl görmüşdür. Böyle “uğursuz” addedilen bir gün, neden “nisan şakası” adı altında “aldatma günü” olmuş, acaba bunun altında, türlü hîle ve hud’alarla insanları aldatarak başdan çıkaran iblisi yâdetmek mi vardır?

“1530 yılında Ausburg’da Reichstag toplantısında (1806 yılına kadar Roma imparatorluğunda imparator, prens ve diğer ileri gelenlerin toplantısı) diğer hususların yanı sıra, para basma meselesi düzenlenmesi gerekiyorken, zaman kısıtlaması sebebiyle konuşulamayınca, 1 Nisan günü “bozuk para günü” olarak tesbit edildi. 1 Nisan gelmesine rağmen, bu mâdenî para günü gerçekleşmedi. Bu “para günü” için bahis oynayan birçok spekülatör parasını kaybetdi ve ayrıca bu duruma düşdükleri için alaya alındı.”[5]

Kilise tarafından bu iki hâdise, târihde yaşanmış olması hasebiyle, “nisan şakası” adıyla meşhur olmuş “hîle ve hud’a” günü için, muhtemel menşe’ (başlangıç) olarak kabûl görmüşdür.

Bunun yanı sıra çok sayıda farklı îzahlar da mevcutdur. Bunları burada zikrederek mevzûyu uzatmak istemiyoruz. Yalnız biri takvim ile alâkalı olduğundan, zikretme lüzumu gördük:

“1564 yılında, Fransa kralı Charles, IX. yılın başının 1 Nisan’dan 1 Ocak’a taşındığı teferruatlı bir takvim reformu başlatmışdır. Buna uymak istemeyerek (protesto eden) veya cehâletten 1 Nisan’da Yılbaşı kutlamaya devam eden insanlar, diğer insanlar tarafından “nîsân ahmağı” olarak istihzâ edildiği rivayet edilir.”[6]

Bir diğer rivâyet ise Endülüs Gırnata katliâmının rivâyetini hatırlatması bakımından kayda değer bulduk:

Bir başka rivayete göre ise, Hollanda’da 1572’de 18 yıllık savaş esnâsında, Brill Kalesinde ikâmet eden Alba Dükü ile İspanyol vâlisinin arasındaki nefretden kaynaklanan ve 1 Nisan’da dükün gıyâbında kalesi elinden alınarak düşdüğü vaz’ıyyet neticesinde alaya alınmasına dayandırılır. Bu hâdise, hâlen Hollanda târih kitablarında şahsına münhasır müstehzî darb-ı meseliyle bahsedilmektedir.[7]

Görüldüğü gibi “haçlı bâtıl batı”, târihinde şer, uğursuzluk, kumar, takvim reformu, yılbaşı kutlaması, nefret, kandırma ve alaylarla dolu bu karanlık günü bir de marifetmiş gibi her sene tes’îd etmektedir…

İlâveten, kendi dînlerinde, “Luzifer” dedikleri “iblisin”, tanrıları tarafından tard edildiği ve insanları kandırmayı kendine vazife edindiği kabul edilen bu günü; ve yine hıristiyanlığın en büyük hâini Juda Ischariot’un” ölüm veya doğum günü kabûl edilen 1 Nisân’ı, insanlara hîle ve hud’a ile kötülük yapılarak yâd ediyor olması dikkat çekicidir…

İktibâs yapdığımız site, bu mevzuda hazırladığı makalesini bitirirken 1 Nisan’ı bu şekilde tes’îd etmenin üç dînde yerini şöyle izah etmişdir:

Yahûdîlikde 1 Nisân için bir gelenek bilinmez.”

“Fakat “nisan şakası” bu arada İslâmiyyete kadar girmişdir……… Çünki Müslümanlara yalan söylemek üç istisnası dışında kesinlikle yasakmış. Bunlar da savaşda, iki kişinin arasını bulmakda ve âile şerefini kurtarmak için söylenen yalanlarmış.

Nisan şakası, Hıristiyanlık içinde Katolikler arasında inkâr edilmez. Tabiî kimsenin (şaka yapmaya) mecbur olmaması kaydıyla. Bu geleneğin aleyhinde gerek theolojik (dînî) veya pastoral (papaz kaynaklı), etik (ahlâkî) veya exegetical (tefsir edilmiş metin) şeklinde bir sebeb ifâde edilmemişdir.

Protestanlık tarafından bakıldığında ise, Baden’in Evanjelik Kilisesinin açıklamasına göre, protestanlar tarafından bu geleneğin “garib bir gelenek” olarak kabul edildiği görülüyor. Paskalya’nın hüzünlü mevsimine uymadığı düşünülerek “Kilise mevsimine yeterince uygunsuz bir gün” olarak kabul ediliyor. Evanjelik Kilise bu günün, mîzâhî yönden mükemmel bir zamanlama mı yoksa dînî ciddiyete karşı yapılmış bir hafiflik midir diye kendine soruyor. “Her ne kadar biz evanjelistlere şakadan anlamaz dense de “nisan şakasını” hafiflik saymayız ama yine de bu mevzu’da zorlanırız.” Dese de, bu gün hakkında muharref incillerinde herhangi bir itirâzın bulunmadığını da sözlerine eklemektedirler.”[8]

 

Burada bir iki cümle ile hıristiyanların paskalyasından bahsetmek isterim ki, paskalya hıristiyanların en eski ve bir o kadar da mühim bayramlarından biridir. Paskalya “dönemi” 40 gün sürer ve ilkbahar başlangıcından sonra gelen ilk dolunaya göre tesbit edilir ki, gününün yeri oynamakla birlikde 22 Mart ile 25 Nisan arasına düşer. Bu zaman diliminde hıristiyanlar “oruç” tutar. “Jesus”un “son akşam yemeğini” yediği ve aynı akşam çarmıha gerilerek acı ve elem çekdiği günü hüzün ve sessizlik içerisinde yâd ederken, iki gün sonraki Pazar gününü ise yeniden dirildiği gün kabûl ederek paskalyanın ehemmiyetini göstermek için ikinci yâdı, bu sefer eğlenerek yaparlar.[9]

Bir yandan kendileri için en mühim zaman dilimi olan ve peygamberleri kabul etdikleri Jesusun öldürülmesinin hüznünü yaşamaları gerekirken, bu günlerin tam ortasına tesâdüf eden ve üstelik Jesus’un hâini kabul etdikleri adamın ölüm veya doğum gününde, onu yâd eder gibi bu günlerde eğlenmelerini nasıl izah edeceğiz?

Tezatlarla dolu bir dîn ve bu dîni taklid etme hevesinde bir “İslâm” nesli?..

Ne yazıkdır ki, kendi dînlerinden utanarak “haçlı bâtıl batının” ne kadar kenarda köşede âdeti varsa onları canlandırmakdan hayâ etmeyen “Müslümânlar” yüzünden, “İslâmiyyet Nisan’da bir gelenek bilmez” denmiyor…

Halbuki İslâmiyyet, kendi bayramlarından, kandillerinden, örf ve âdetlerinden başka bayram ve tes’îd edilecek gün, örf ve âdet kabûl etmez ve edenleri de kendinden bilmez ama maalesef bunu, İslâm’a müntesib oluşu dilinde olanlar bilmez!..

Hidâyet ver Yâ Rabbî…

Bilenlerin bilmeyenlere bildirmesi ricâmızla…

_________________________________________

[1] Frenk Mukallidliği Ve Şapka, İskilibli Merhûm Muhammed Âtıf Hocaefendi, baskı: 1340, sh.: 5,6

[2] http://www.medeniyetufku.com/endulus-devletinin-iki-bassehri-kurtuba-1236-ve-girnatanin-1492-dususu/

[3] [4] [5] [6] [7] [8] https://www.theology.de/kirche/kirchenjahr/1april.php

[9] İstifade edilen kaynaklar: https://www.wasistwas.de/archiv-geschichte-details/ostern.html, https://www.helles-koepfchen.de/artikel/987.html

İntişârı: 02.04.2019 / 18:57:26

1 Comment

  1. besmele dedi ki:

    1 Nisan hususunda Hıristiyanların içine düştüğü tezat çukurunu çok güzel îzâh etmişsiniz. Ulemamızın da dediği gibi “Kâfirlerin hücceti olmaz.” Hüccetleri olmadığı için de TEZATTAN kurtulamazlar.

    Sayenizde “1Nisan Şakası” geleneğinin de içyüzünü ve nerelere istinâd etdiğini öğrenmiş olduk…

    Allah râzı olsun…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir