1) Taklîd
1 Ağustos 2021

[ DÎN-İ İSLÂM NAZARINDA MEDENİYET-İ GARBİYYENİN MEŞRÛ’ OLAN VE OLMIYAN CİHETLERİ ]

Bu bahse şurû’ etmezden evvel şunu arz edeyim ki: Medeniyet-i garbiyye, maddî ve ma’nevî iki ciheti hâiz olduğu gibi bunlardan her biri beşeriyete nâfi’ veyâ muzırr olmak üzere ikişer kısmı hâvîdir.

Hâlbûki dîn-i İslâm beşerin rûhânî ve cismânî gıdâ ve tekâmülünü kâfil olan bütün fezâil ve kemâlâtı emr eyleyüb bunu ihlâl eyliyen rezâil ve kabâyihi nehy ve men’ eder. Bu nokta-i nazardan fıtrat-ı beşere en muvâfık bir dîn olduğundan dîn-i İslâm’a dîn-i fıtrat tesmiye olunmuşdur. Bu asıl ve esâsdan dolayıdır ki:

Dîn-i Celîl-i İslâm

= “Bir kimse dîn-i İslâm’a muvâfık bir tarzda muvafık beyne’l-müslimîn bir tarîk-ı fazîlet icâd ve güzel bir şey’ ihtirâ’ ederse onun ecriyle kıyâmete kadar o şey’ ile âmil olanların ecir ve sevâbının birer misli o kimseye âid olur. Ândan sonra o şey ile amel idenlerin kendi hisselerine düşen ecir ve sevâbdan hiçbir şey’ noksân kılınmaz.” Ve

= “Hakkında beyân-ı şer’î vârid olmıyan dünyâ işlerini siz daha iyi bilirsiniz.”

Hadîs-i şerîfleri ile umûr-ı dünyâdan dikiş iğnesinden tutubda [8] demir yollarına, toplara, zırhlılara, tayyârelere, vesâit-i muhâbereye, berrî ve bahrî ticârete, sanâyi’-i muhtelifeye, istiğmâr-ı arza, fabrikalara, âlât-ı zirâat ve edevât-ı sanâate ve her asra göre erkân ve esbâb-ı cihâda varıncaya kadar medeniyetin maddiyât kısmından beşeriyete nâfi’ olan umûr-ı mübâha ve haseneyi ihdâs ve ihtirâa müsâade buyurmuşdur. Ve hatta

Hadîs-i şerîfiyle nâsa muhtâc olmıyacak derecede helâlinden mâl kazanmaklığı her müslim ve müslimeye farz kılarak emr-i maîşetde başkalarına yük olmayub herkesin mesâî-i zâtiyyesi ile geçinmeyi meslek edinmesini emr etmiş ve

(Sûre-i Enfâl, 60) Nazm-ı celîli ile asrına göre düşmanı terhîb edecek derece âlât ve esbâb-ı cihâdın i’dâd ve ihzâr olunmasını farz kılmış ve

Hadîs-i şerifi ile de ulûm-ı dîniyyeden tashîh-i i’tikâd, tehzîb-i ahlâk, ıslâh-ı a’mâl edecek kadar öğrenmeyi her müslim ve müslimeye farz-ı ayn kıldıkdan başka bekâ-ı ebdâna, idâme-i hayâta ve beyne’n-nâs muâmelâta dâir muhtâc olunan fünûn ve sanâyi’den başka kavm ve milletlere ihtiyâcdan müstağnî olunacak derecede öğrenmelerini müslümânlara farz-ı kifâye kılmışdır. Şu hâlde ânlardan bir tâife, ulûm ve sanâyi’den bu derecesini öğrenmezlerse kâffesi günâhkâr olub dünyâ ve âhıretde bu kusurlarının cezâ ve zararlarını çekerler.

(Mâ’badi var…)

(Fâtih Dersiâmlarından İskilibli Âtıf Hocaefendi, Frenk Mukallidliği Ve Şapka, Baskı 1340, sh:7-18)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir