(1) Bataklıkda Gül Veya Gülistanda Zakkum, Yahut Da, Dinsiz Rejimde “Dindâr Gençlik!” Yetiştirmek…
12 Şubat 2012
(2) Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri Kuddise Sirruh
12 Şubat 2012

MEVLÂNÂ HÂLİD-İ BAĞ­DÂDÎ HAZRETLERİ

KUDDİSE SİRRUH

-1-

 

On sekizinci yüzyılın sonu ve on dokuzuncu yüzyılın başında Irak ve Şam’da yetişmiş büyük velîlerden. İnsanlara hak yolu göstererek hakîki saâdete, kurtu­luşa kavuşturan ve Silsile-i aliyye adı verilen âlimler ve velîler zinci­rinin yirmi dokuzuncusudur. Asrı­nın müceddidi idi. Babasının ismi Ahmed’dir. İsmi Hâlid, lakabı Ziyâüddîn’dir. Bağdâdî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Babası hazret-i Osman’ın, annesi ise hazret-i Ali’nin soyundandır. Bu sebeple Osmânî diye de anılmaktadır.

 Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî diye meşhûr olmuştur. 1778 (H.1192) senesinde Bağdât’ın kuzeyindeki Şehrezûr kasabasında doğdu. 1826 (H.1242) senesinde Şam’da vefât etti. Kabri Şam’ın kuzeyin­de, Kâsiyûn Dağı eteğindeki kab­ristanda bulunan türbesindedir. Sevenleri tarafından ziyâret edil­mektedir.

Küçük yaşta ilim tahsîline başlayan Hâlid-i Bağdâdî, keskin zekâsı, kuvvetli hâfızası, sağlam irâdesi ve çalışkanlığı ile dikkati çekti. Süleymâniye’de devrin meşhûr âlimlerinden Muhammed bin Âdem-i Kürdî, Sâlih-i Kürdî, Abdürrahîm Berzencî ile kardeşi Abdülkerîm Berzencî’den, Abdullah-ı Harpânî’den ve daha pekçok âlimden ilim öğrenip, icâzet aldı. Sarf, nahiv, edebiyât, usûl, mantık, hikmet (fen), hey’et (as­tronomi), geometri, hesâb ilimleri ile tefsîr, hadîs, fıkıh, kelâm, ta­savvuf ilimlerini ve diğer ilimleri öğrendi. Fîrûzâbâdî’nin Kâmûs’unu ezberledi. Öğrendiği bütün ilimlerde din ve fen adam­larına hocalık yapacak derecede üstün bir bilgiye sâhib oldu. Din ve fen ilimlerindeki üstünlüğü ve geniş bilgisi sebebiyle zamânının bütün âlimleri ve velîlerinin takdir­lerini kazandı. Hangi ilimden ve hangi fenden ne sorulursa sorul­sun derhal cevâbını verirdi. Zekâ­sı ve bilgisi karşısında akıllar hay­rete düşerdi.

Hocası Seyyid Abdülkerîm Berzencî 1788 (H.1203) sene­sinde tâundan vefât edince, onun talebesi boş kalmasın diye ders vermeye başladı. Her taraf­tan âlimler dersine koştu. Her müşkülü çözer her derde devâ olurdu. Dünyâya ehemmiyet vermez, gece gündüz ibâdet ederdi. Böylece yirmi bir yaşıdayken, ulemâya ve talebeye üstâd olup, yedi sene ders okut­tu. Sözü tesirli, avâm ve havâss arasında sözü delîl olan şerefli bir zâttı.

1805 senesinde hacca gitti. Yolda Şam âlimlerinden çok saygı gördü. Tevâzûundan dolayı, Allâme Muhammed Kuzberî’den ha­dîs rivâyeti; Mustafa Kürdî’den Kâdirî yolu icâzeti aldı.

Bir müddet Şam’da kaldıktan sonra Hicaz’a gitmek için yola çıktı. Medîne-i münevvereye ka­vuştuğu zaman Peygamber efen­dimize aşk derecesindeki sevgisi­ni anlatan Kasîde-i Muhammediyye’yi Farsça olarak yazdı.

 

Hocası Abdullah-ı Dehlevî Hazretlerine İntisâbı

 

Medîne-i münevvereye geldi­ğinde, kâmil bir velî bulup ona teslim olmak arzusundaydı. Bir gün Yemenli fazîlet sâhibi bir zâta rastladı. Câhilin âlimden nasîhat istemesi gibi ondan nasîhat iste­di. O zât dedi ki:

“-Ey Hâlid Mekke-i mükerremeye gittiğin zaman edebe uymayan birşey görürsen hemen reddetme.”

Mevlânâ Hâlid hazretleri Mekke-i mükerremede bir Cumâ günü Kâbe-i şerife karşı Delâil-i Hayrât’ı okurken birinin, Kâbe’ye sırt çevirip kendine bakdığını gördü.

“-Utanmadan Kâ­be’ye arkasını çevirmiş. Edebi gözetmiyor!”

diye düşünürken, o kimse;

“-Mümine hürmet, Kâbe’ye hürmetten daha öncedir. Bunun için yüzümü sana çevirdim. Niçin beni kötülüyorsun. Medîne’deki zâtın nasîhatını unuttun mu?”

de­di. Mevlânâ Hâlid hazretleri bu­nun büyük velîlerden olduğunu anladı. Ondan af diledi ve;

“-Beni talebeliğe kabûl et.”

diye yalvardı.

O da;

“-Sen burada olgunlaşamazsın.”

dedikten sonra eli ile Hindistan’ı göstererek;

“-Senin işin orada tamam olur.”

dedi ve gitti.

Bu gördüğü zatın hocası Abdullah-ı Dehlevî olduğu rivayet edilmektedir.

Mevlânâ Hâlid hazretleri, memleketi Süleymâniye’ye dö­nüp ders vermeye başladı. Fakat gece-gündüz Hindistan’ı düşünü­yordu. Bir gün bu düşünceler içindeyken, Hindistan’ın Dehli şehrinde bulunan evliyânın en büyüklerinden Abdullah-ı Dehle- vî’nin talebelerinden Mirzâ Abdürrahîm isimli bir zât çıkageldi.

O talebe,

“-Abdullah-ı Dehlevî;

“-Mevlânâ Hâlid’e selâmımızı söy­le bu tarafa gelsin!”

buyurdu.”

dedi. Uzun zaman başbaşa gö­rüştüler. Mevlânâ Hâlid talebeleri­ne ders vermeye gelmez oldu. Talebeler, Hindli’ye kızmaya baş­ladı.

Bir süre sonra, 1809 senesin­de ikisi birlikte İran ve Afganistan üzerinden Hind yolculuğuna çıktı­lar. Umulmadık bir zamanda medreseyi ve talebeyi bırakıp bu ânî ayrılışına şehrin bütün halk ve talebeleri çok üzüldüler. Yoldan çevirmek için çok ısrar ettiler ve yalvardılarsa da fayda vermedi.

Hindistan’ın karanlıklar ve tehlike­ler içinde bulunduğunu söyleyip vaz geçirmek istediler. Onlara;

“-Âb-ı hayât zulümâtta bulunur.”

şeklinde cevap veren Mevlânâ Hâlid hazretleri, arkadaşı Mirzâ Abdürrahîm ile yaya olarak önce Tahran’a geldiler.

Şiî Âlimi Nasıl Rezil Oluyor?

 

Burada meşhûr şiî âlimi İsmâil Kâşî’yi, talebesinin önünde rezîl etti. Mevlânâ Hâlid, bâzı şiî tefsîr kitaplarını okumuş, Kur’ân-ı Kerîmin birçok âyet-i ke­rîmelerinin şiîler tarafından değiş­tirilip, mânâlarının tahrif edildiğini görmüştü. Meselâ; Enfâl sûresi 70. âyetinde meâlen;

“-Bedr ga­zasındaki esirleri salıverdiğin için Allahü teâlâ seni affeyledi.”

âyet-i kerîmesi Ebû Bekr-i Sıddîk radıyallahü anh hakkındadır, şek­linde tefsîr ediyorlardı. Mevlânâ Hâlid, İsmâil Kâşî’ye;

“Peygamberler günah işler mi?”

dedi. Kâşî;

“-Bütün peygamberler ma’sûmdur, günah işlemezler.”

dedi. Mevlânâ Hâlid;

“-Peki, Kur’ân-ı Kerîmin;

“-Bedr gazâsındaki esirleri salıverdiğin için Allahü teâlâ seni affeyledi.”

meâlindeki âyet-i kerîmede; “Af” söylendiğine göre, günah işlemiş ma’­nâsına gelmiyor mu? Hâlbuki peygamberlerden günah olan bir iş meydana gelmemiştir.”

deyince, Kâşî;

“-Bu âyet-i kerîme Ebû Bekr’i azarlamaktadır, onun hak­kındadır, Peygamberimizin hak­kında değildir.”

dedi. O zaman Mevlânâ Hâlid hazretleri;

“-O hâl­de, Allahü teâlâ Ebû Bekr’i affet­tim buyuruyor da siz niçin affet­miyorsunuz?”

dedi. Kâşî cevap veremeyip, mahcûp ve rezîl oldu.

 

(İntişârı: 12.02.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir