Temelde, Vahiy ve Akıl Boğuşması Yatıyor!
8 Ocak 2012
İdâre-i Avâm Ve Onun Türkçe Bilmeyen Devlet Erkânı!
12 Ocak 2012

Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri:

Hakk-ı Sarîhi Ketmetmek Küfürdür Ve Îmân da, Izhâr-ı Hakkdır…

 

“ Ebû Hureyre (radıyallâhu anh) Hazretleri, çok hadis rivâyet etdiği söylendiği zaman,

“-Kur’ân’da iki âyet ki, biri Bakara 159, diğeri iki sahife sonra gelecek olan bunun nazîri âyet olmasa idi, hiçbir hadîs rivâyet etmezdim.

buyurmuş; ve bu âyetleri okumuşdur. Binâenaleyh emr-i dîne müteallik hiçbir ilim ve hakk-ı sarîh gizlenmemelidir. Zîrâ Allâhu Teâlâ buyuruyor ki:

“-Bizim inzâl etdiğimiz beyyineleri ve Allâh’ın emrine, ahkâmına, irşâdına ve bunlara îmân ve ittibâın vücûbuna delâleten ve aynı hidâyet olan âyât u edilleyi, o kitabda veya bu kitabda, gerek Tevrat ve gerek İncil ve gerek Kur’ân cinsi kitabda nâsa beyânımızdan sonra, o insanlar içinde bunları ketmedenler (=saklayanlar) ya’ni ikrâr ve i’tirâf etmeyüb vakt-i hâcetde söylemeyen veyâ neşretmeyen veya neşrine mâni’ olan, veyâ onu külliyen veyâ kısmen, tahrîf ve telbîs etmek (=hîle ile ters göstermek) gibi herhangi bir sûretle gizleyenler, kim olursa olsun, işte bunlar, bu ketmlerinden dolayı, muhakkak Allâh bunları la’netler, la’net edebilecek ve la’net duâsı yapabilecek olanlar da bunları la’netler….

Şübhesiz ki Hakk’dan sükût eden dilsiz şeytandır…. Ancak tevbe edenler, tevbe edip de ıslâh-ı hâl edenler, ıslâh-ı hâl edüb de ketmetdiği hakikatleri beyân ve neşredenler, işte ben Allâhu Azîmüşşân da bunların tevbelerini kabûl eylerim. Ve bunlara atf-ı nazar ederek kendilerini la’netden istisnâ ederim…. Demek ki, her günâhın kendine mahsus bir tevbesi; ve her nevi’ küfrün bir tarz-ı îmânı vardır. Ale’l-ıtlak (=umûmiyyetle) her tevbe, her günahın tevbesi olamaz.

Hâsılı: HAKK-I SARÎHİ KETMETMEK KÜFÜRDÜR VE ÎMÂN DA, IZHÂR-I HAKKDIR. Ve ba’de’l-küfür (=küfürden sonra) ızhâr-ı hakk ile tevbe ve îmân makbûldür.” “Tevbe edenler böyle, ma’dâsına gelince: Allâh’ın inzâl etdiği beyyine ve hüdâya ve bu cümleden olarak bütün enbiya ve kitablarla beraber nübüvvet-i Muhammediyye’ye ve Kur’ân’a îmân etmeyip de küfürde ısrâr ve kâfir oldukları halde vefât edenler, bunlar da, işte böyle mel’unlardır. Allâh’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti bunların üstünedir. Bu la’netde muhalled (=ebedî) olarak kalırlar. Ve bunlardan ilelebed azâb tahfîf edilmez (=azaltılmaz). Bunlara hiçbir mühlet ü müsâade de verilmez. Her küfür, bir ketm-i hakk demek olduğuna göre, bu âyet, evvelki âyetdeki tevbe ile müstesnâ olanlardan maadâ ketm-i hakk edenler hakkındaki hükm-i la’neti te’kîd ve lâinûnu (=la’nete uğrayanları) tefsîr etmiş olmakla berâber, diğer cihetle ondan eâmdır (=daha mühimdir). Zîrâ lisânen veya kalemen hakkı söylemiş veya yazmış olmakla beraber, kalben îmân etmeyüb kafir kalan ve bu küfürlerinden tevbe etmeyerek ölenlere, yukarıki âyetin şümûlü cây-ı nazar olduğu halde, bu âyet, ale’l-ıtlak kafirlere sarâhaten âmm ü şâmildir.”

(Hakk Dîni Kur’an Dili, cilt 1, sahife 559-561)

 

(İntişârı: 12.01.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir