Rasûlullâh’ı (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Sevmenin Alâmeti
9 Şubat 2012
Namaz
12 Şubat 2012

Böylesine Çetin Bir Zamanda İmânı Kurtarmak Kolay Değildir

 

İ’tikad ve amellerin kemâl bulması ve elfâz-ı küfür meselesi gerçekten mühim meselelerdendir. Bu meselelerin derin bir araştırma yapılarak gayeye uygun bir şekilde öğretilmesi için her türlü ihtimamın gösterilmesi, elbette terkine imkân olmayan bir vecibedir.

Bir insan, imân ve küfrün ne olduğunu bilmezse, hidâyet, dalâlet ve ilhâdın da ne olduğunu kavrayamaz. Kelime-i Tevhîdin alışkanlık icabı söylenişi, insanı ancak icmâli imâna götürür. Bu inanışla da tafsîle, tahkîke ve ilme varılamaz.

Elfâz-ı küfrün ifade edilmesi de, inançların fesadına, fikirlerin bozulmasına yol açarak, insanı irtidat bataklığına sürükler. Böyle bir belâya dûçar olan kimse bin yıl oruç tutup namaz kılsa ve diğer bütün ibâdetleri de ifa etse, asla faydasını göremez. Onun yeri Cehennemdir. Hususiyle isyan, ifsad ve cehâlet denizinin taştığı, yeryüzünün her yerinde Hakkı inkâr cereyanlarının yayıldığı, azgınlığın, içi çürük dışı yaldızlı güzelliklerin ve bid’atlerin mâhir eller tarafından süslenerek sunulduğu, böylesine çetin bir zamanda imânı kurtarmak kolay değildir.

Bu müstesna işi yaparak, imân hususunda kesin bir bilgiye sahip olan kimseler ne kadar azdır. Dilini küfre götüren sözlerden korumak ve ihsan mertebesine; Allah’ı (c.c.) görür gibi imân ve ibâdet etme derecesine ulaşmak sureti ile, imânın hakikatine varmaya muvaffak olanlar ne kadar bahtiyardır. Hakka boyun eğmek, yakîne ulaşmak ve mârifet nûrunun tahakkuk etmesi gibi rûhen yükselmenin ifadesi olan hâlleri yaşayanlar, elbette vazifelerini bihakkın ifa etmenin lezzetini duyan kimselerdir.

Günümüzün aklı başında insanları tek bir şeyle meşgul olmaya mecburdurlar. O da, insanın rûhunu, Cehennemde ebediyyen kalmak gibi bir felâketten kurtarıp, kullarına sayısız ni’metler bahşeden Allah’ın rahmetine kavuşturmak için olanca güçleri ile çalışmaktır.

Bu da ancak îmân, Ahlâk ve Muâmelât sisteminin tesisiyle mümkündür. Bu üç unsur, mârifetin sebepleridir.

Ey merhamet sahibi olan Allah’ım! Hakkı kabul etmek niyeti ile kitabımı okuyup, tetkik eden, irfan[1], iz’an ve insaf erbâbının imânı ile beraber benim imânımı da koru. Seni kemâli ile tanımak ve vuslatına nâil olmak için bize lütuf ve merhametinle kolaylıklar ihsan eyle…

Müellif:

Ahmed Ziyâuddîn Gümüşhanevî

ŞERH KISMI:

[1] Allah’ı (c.c.) ve Allah’ın sıfatlarını bilmek, ilimlerin en yücesi, en büyüğü, en faydalısı, en mükemmeli, en şereflisi, en parlağı, rûha en fazla tesir edenidir. Akl-ı selim sahibi bir müslümana evleviyetle bu ilmi tahsil etmek farzdır. Bu ilim, bütün ilimlerin aslı, herşeyin özü, bütün saadetlerin kaynağı, her güzel hasletin başlangıcı, dünya ve âhiret saadetinin esasıdır. Bu ilmi iyi bilen bir insan, itikadını şüp­henin karanlığından, şeytanın ve nefsin hilelerinden kurtarmış olur. İnsan, bu ilimle iyi kimseler zümresine ilhak olur, imânı kuvvet bulur, yakın nuruna nâil olur. İşte bunun içindir ki bu ilmi, Peygamber (s.a.v.) ilmin başı olarak vasfetmiştir. Bu ilmi, aklî ve naklî delilleri ile bilemeyen bir kimsenin taklide başvurmaktan başka çaresi yoktur. Taklid, Mâtüridî mezhebine göre câizdir.

Mutezile ulemasına göre taklid câiz değildir. Hattâ Ebû Hâşim, taklid edenin kâfir olacağını söylemiştir. Şüphesiz ki doğru olan bizim mezhebimizin görüşüdür. Bununla beraber taklid yapan kimse günahkârdır.

Peygamberimizden (s.a.v.) şöyle bir hadis-i şerifin rivayet olunduğu ileri sürülmüştür:

“-İhtiyarların dinini taklid edin.”

Halbuki bu, hadis-i şerif değildir. Süfyân-ı Sevrî’nin sözüdür. Hâdise şundan ibarettir. Mutezile mezhebinden bir grup, taklid erbabının makamının Cennet ve Cehennem arasında bir yerde olduğunu iddia etmiştir. Bunun üzerine yaşlı bir kadın onlara itiraz ederek şu âyet-i celîleyi okumuş:

“-O (Allah) sizi yaratandır. Böyle iken kiminiz kâfir (oluyor), kiminiz mü’min. Allah ne yaparsanız hakkıyle bilendir.” (Tegâbün sûresi, 2. âyet). Hakikat bundan ibarettir demiştir. Bunu duyan Süfyân-ı Sevrî:

“-İhtiyarların dinini (İ’tikadını) taklid edin”

demiştir.

[ Mürşid-i Kâmil Merhûm Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretleri, Câmiu’l-Mütûn fî Hakki Envâi’s-Sıfâti’l-İlâhiyye ve Elfâzi’l-Küfri ve Tashîhi’l-A’mâli’l-Acîbiyye, tab’ı:1988, sh28-30 ]

 

(İntişârı: 11.02.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir