Süvârî
17 Eylül 2017
Meşruiyet
17 Eylül 2017

Şiî-Câferî’liğin Îmân Esasları -2-

 

Havass-ı İmâmiyye (İmâmiyye’nin Esasları) Şöyledir:

  1. İmâmiyye’nin esasları İmâm-ı Ma’sum isbâtı, İmâm-ı Ma’sûm’a nass isnâdıdır. Evvela İmâm ma’sum [ismet sıfatı olan, günah işlemekden münezzeh]ya’ni kavlen ve fi’len hatâyâdan [hatâlardan] masûn olmalıdır. Çünki İmâm, Nebînin nâibidir [Nebînin vekîlidir]. Binâenaleyh hâfız-ı Şer’dir [Şeriat’in muhâfızıdır].

Kitab ve sünnet, cemi’ ahkâm-ı tafsıliyyeyi hâiz olmadığından, hâfız-ı Şer’ değildir. Ümmetde İmâm-ı Ma’sum bulunmadığı takdirde her birerlerinin hatâsı câiz olmakla, icmâ-yı ümmet de hâfız-ı Şer’ değildir. Kıyas, esâsen bâtıldır. Câiz olsa bile yine bi’l-icmâ’ hâfız-ı Şer’ değildir. Artık İmam’dan başka hâfız-ı Şer’ kalmamakla Şeriat’in hıfzı ve tebliği ind-i İlâhî’de muayyen olan bir hükm-i ma’rifete tarîk içün [Allâh katındaki ba’zı ilimlere ulaşabilmek içün] ancak nâib-i nebî olunmalıdır. Bu da İmâm-ı ma’sum’dur. Eğer İmam içün hatâ câiz olsa, müteabbit ve mükellef olduğumuz şey’lere nasıl vüsûk (bağlılık) kalır? (…..)

  1. Sâniyen İmâm mansûs [nass ile sâbit kılınmış, âyetle tesbit edilmiş, izhar ve beyan edilmiş] olmalıdır. Her bir İmam hakkında Nebiyy-i Zîşân veyâ İmâm-ı Sâbık [bir evvelki İmâm]tarafından bir nass [âyet, hadîs veya kat’î bir delîl] vâki’ olmalıdır. Binâenaleyh İmâm-ı evvel [birinci İmam] Hazret-i Ali (radıyallâhu anh) Peygamber (aleyhisselâm) tarafından, İmâm-ı sânî [ikinci İmam] Hazret-i Hasan (radıyallâhu anh), İmâm-ı Ali (radıyallâhu anh) tarafından, İmâm-ı sâlis [üçüncü İmam]Hazret-i Hüseyin (radıyallâhu anh) İmâm-ı Hasan (radıyallâhu anh) tarafından, İmâm-ı râbi’ [dördüncü İmam] Ali Zeyne’l-Abidin İmâm-ı Hüseyin (radıyallâhu anh) tarafından.. (ilâ âhirihî) mansûsdur. Nass-ı zâhir ve yakîn-i nebî Hazret-i Ali’ye (radıyallâhu anh) mahsusdur.
  2. İsnâaşeriyye, eimmeden [imamlardan]her birinin kavlini[sözünü] kabûl etmeyi vâcib görür. Kavl-i eimmeyi kabûlün vâcib olması içün bu babda şu gibi asıl lâzım olur:
  3. a) Eimmeden (imamlardan) her biri, Rasûl-i Ekrem (aleyhisselâm) gibi ma’sûmdur [günahsızdır]. Binâenaleyh, ancak hak söyler, hiçbir ferd ona muhâlefete kâdir olamaz. Başkasının bu babda nizâ etdiği şey’, Kitâb ve Sünnete red olunamaz [Kitâb ve Sünnetin hükmü istenemez]. Bu yolda nizâ edenden teberri olunur [uzaklaşılır].
  4. b) Eimmeden her birinin kavli [sözü] Rasûl-i Ekrem’den menkûldür [nakledilmişdir]. Her birinin dediğini Rasûl-i Ekrem (aleyhisselâm) demişdir. Bu nakilde de ismet vardır. Binâenaleyh imâmın kavli [sözü]Kur’an ve Sünnet-i mütevâtire [en kuvvetli sünnet] hükmündedir. Artık Kur’ân’a, hadîse ve kıyâsa i’timâd yokdur, ancak eimmenin kavline i’timâd vardır. İmâmiyye’nin Şeriat’daki umdeleri Ali Zeyne’l-Âbidin, M.Bâkır, C. Sâdık gibi eimme-i ehl-i Beyt’den nâkildir.

Ehl-i Sünnet’ce bu zevât da sâdât-ı müslimînden [müslümanların büyüklerinden] ve eimme-i dînden [dînimizin büyük imamlarından] ise de, ma’sûm [günahsız] değillerdir. Nebîlerden başka günahsız yokdur. Şu kadar ki onlardan [Ehl-i beyt imamlarından] naklolunan şeylerin çoğuna kizb [yalan] karışmışdır. İSMET İDDİÂSI NÜBÜVVETDE MÜŞÂREKETDİR [nübüvvete şirk koşmakdır]. Çünki ma’sûma her kavlinde ittibâ’ [uymak] vâcibdir, muhâlefet câiz değildir, bu ise hassa-yı enbiyâdır [peygamberlere mahsusdur]. Bu halde, eimme-i ma’sûmîne lafzan değil, ma’nen nübüvvet verilmiş oluyor; DÎN, EİMMEYE TESLÎM OLUNUYOR. İmâmiyye, hatm-i nübüvvete [peygamberliğin son bulduğuna] kâil olmakla berâber, eimmeye ismet isnâd etmekle, eimme-i ma’sûmîn ile, Şeriati Tevrat ile âmil olan enbiya-i benî İsrâil [İsrâil oğullarına gönderilen peygamberler] arasında bir fark kalmıyor. Vücûb-i ittibâ’da imamların Nebî aleyhisselâma nisbetleri, enbiyâ-yı benî İsrâil’in Hazret-i Mûsâ’ya (aleyhisselâm) nisbetleri gibi oluyor.

 

(İntişârı: 11.01.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir