Akp Dembokrasisi İflâs Etdi!
9 Haziran 2015
“Egodan Kurtulmak” Ve “Ben Değil Biz” Demek!
12 Haziran 2015

Bizim, 15 asırlık değişmesi muhal kendi öz îmân çizgimize sadâkat adına, “mevcud tâğûtî sisteme” yama olma gibi bir aşağılaşmamızın mümteni’ bulunduğu,

SİSTEMİN SİSTEMSİZLİĞİ VE KAOS FITRATI!

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

Bizim, 15 asırlık değişmesi muhal kendi öz îmân çizgimize sadâkat adına, “mevcud tâğûtî sisteme” yama olma gibi bir aşağılaşmamızın mümteni’ bulunduğu, bedâhet derecesinde ortada…

Bu ana mihrâk noktamıza sımsıkı bağlılık hâlimizle yazıyoruz!  Hiç kimsenin kınamasından yani (levmedenin levminden korkmadan); ve bu kınamayı, zerre kadar da nazara almadan, son nefesimize kadar yürüyeceğiz!

Kulluğumuzun biricik icâbı da, Rabb’den mücerred niyâzımız da bu!

“Türkiye Cumhûriyeti Laik Dembokratik Hukuk Devleti” tam bir köşeye sıkıştırılmış; ve eli kolu da halatla çevre çevre sarılarak (iç-dış kaoscular) tarafından paket edilmişdir!

Bu ne kadar inkâr edilse veya görülmek istenmese de, vâkıa budur! Bunu binbir lâf fırıldağıyla aksinden göstermek isteseler de, buna güler geçeriz!. Her parti, kendisini, seçmeni nezdinde mazur veya zafer kazanmış gösterse de, bunların tamamı, yalan ve dembokratik gözkülleme cümlesinden beylik laflar olub, (tenâkuzlu ölü beyanlardır) o kadar!

Bayvekîl Davudoğlu’nun  11 hazirandaki “şeffaf bir seçim geçirdik” beyânı arkasından, “tehdîd ile oy aldılar” lâfı, işte o kadar ve o cins bir tenâkuz!. Tehdidlerle dembokratik oy alınacak; ve bunun adı da “şeffaf” seçim olacak!.

 Acındırıb güldürmeyin!

 Ve arkasından “AKP’siz siyaset olamıyacağı” yalvarışı… Bunda, tehdidlerle, veresiyelerle, gözküllemelerle, dış fırıldaklarla ve binbir hile ile kendisinin olmıyan dembokratik oy denen hayâlî kuvvelerle “parti” geçinen üçün biri mahlûka, yani koltuk değneğine muhtaclık ve dayanma kasdı varsa, bunun, dembokratik bile olsa (iflâs) ma’nâsı taşıyacağı îzahdan vârestedir!. Hele CHP denen ve 1000 yıllık TÜRK rûhunu çarmıha geren ma’lum ocağa dayanma plânı…

Ve biri lastikli ve içi bomboş 5 cümle:

 1)“Ülkemiz içün en doğru ne ise o yapılacak!”

“Görülen lüzum üzerine işinize son verildi veya Çemişkezek dükalığına ta’yîniniz onaylanmışdır!” cinsi, şablonlama bir ifâde, geç!

 2)“Merkez omurga partisiyiz!”

 Omurgada (dejeneratif disk) olduğunu saklayıcı bir cümlenin, beli dik tutmaya ne kadar faidesi olacaksa,  o kadarına âid bir bedâhet!

 3) “Kendi kaderimizi çizecek partiyiz!”

Kaderi çizmeniz, ehl-i sünnet  (S Ü N N Î) i’tikâdı karşısında muhaldir; ve bu söz, akâid noktasından başa çorab örücüdür. Seçim sırasında, şiir heveslisi REİS Paşa’nın, reklâmlaştırıb sloganlaştırarak Sezâî’nin “Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır” şeklindeki sırılsıklam sakat mısrâına sarılması da, aynı mahzurlarla, akâid (îmân) sâdıklarını çok güldürdü; ve daha da çoğu, hüzünlerdirip ye’sin sınır noktasına kadar sürükledi! Siyâsiler, cehâlet isbatlayıcı (kader) kelimesini lûgatlarından çıkarırlarsa, hem kendilerini kurtarır, hem de duyanları duymaz yaparak rahatlatırlar!

 4) “Kalıcı ideallerin partisiyiz!”

Nefs murâkabe ve müeyyidesi tanımadan, (ideal) lâfı da kof kalır; ve dolgu maddesi olmanın dışında hiçbir işe yaramaz!

 5) “Hata ve kusurları göze alarak AKP yenilenecek ve yoluna devam edecek!”

Güzel, yenilensin, amma bu yenilenmenin elle tutulur ve çerçeve içinde takdîmi de mümkin olmalıdır!. Eğer bu yenilenme, dembokratik göz külleme ve Üstad Merhûm’un ifâdesiyle “ölü yüzü pudralama” cinsinden olacaksa, -ki yukarıdaki 4 cümle bunun ihtimalini %99 ortaya koyucu bir keyfiyetdedir-o zaman geldik, sıfırla milyarların zarb edilmesine!

Evet, yürek sıkıntı ve yanışları içinde tabanda bulunan samimi ve o kadar da saf ve perde arkasını gözetleme azminden uzak, teslimiyetçi AKP’lilerin, şu tesbiti, sonuna kadar doğrudur:

“Yedi kıt’a, 70 düvel zil takıp oynuyor!. Yahudisinden haçlısına, Pensilvanya’sından Nişantaşı’na, Kandilinden İmralı’sına, homosundan orosuna bütün dünyâ çıyan ve haşerâtı zil takıb oynama periyoduna girdi!”

Bu dosdoğru tesbîti yapıb, bu iblis sürülerine AKP ağzıyla sövüp saymanın faydası olacaksa, hiç durulmasın!

AKP, eğer zerre kadar muvâzene ve muhâkeme kuvvesini kaybetmeden, kendi iç tenkîd ve murâkabe çarkını vahye köle olmak üzere işletebilseydi, şimdi eşşekden düşmüşlere hass manzara ile dünyanın önünde boynu bükük kalmaz, en dizginkıran yağız at üzerinde, YAVUZCA kırbaç şaklatır; ve mahmuzlarını şakırdatarak da, o 7 kıt’a 70 düvelin kırmızı halısında gezinen bir hükümdâr olurdu!

Olamadı, bu gidişle ve içindeki çürüklerden kurtulub baş ferdinden son ferdine kadar, hakîkat çizgisine esîr olmadığı müddetçe de olamaz…

AKP, parti olmayı ayağının altına alıb, 1000 yıllık ecdâdın irsiyet âmilleri ile uzviyet olabilmeyi aklından bile geçirmedi ve geçiremedi!

Halbuki kurtulması ve kurtarmasının bir tek çâresi de bu iken…

İşte, işin püf noktası; ve sırrın da sırrı makâmındaki iç derinlik cevheri…

Selef-i Sâlihîn (sünnet yolu) çizgisine dost olamıyan, eyyamcı ve echel tarafdâr manzaralı haşerâta rağmen, ölesiye merbutiyetle kendi öz NEFSİNİ hizâya ve murakâbeye çekmek yerine; o NEFSİ azdırıcı ne kadar hâlet varsa, topuna da sarılmayı, biyolojik bir sevk çerçevesi içine hapsolarak, yiğitlik ve aksülamel efeliği belledi ve kaybetdi… Hatta düşdü!

AKP güdücüleri dört gözleriyle bakarak görmelidir ki:

 1) 15 asırlık Aziz Dînin 1000 yıllık TÜRK, kürt, arab, lâz, çerkez, boşnak v.s. unsurunun canı ve kanı üzerinde yükselen mimârîsine, zerre kadar yan bakılmıya; ve hele, “sünnîlik” gibi en sağlam birlik harcına, en küçük incinmiye tehammülü olmıyan, hakîkatın o biricik (usûl) çizgisine, züccâciyeci dükkanına giren FİL gibi kat’iyyen sallım saçak  girilmiye!. Aksi hâlde zülf-i yâre dokunulur; ve ğadab-ı ilâhî infâza geçer!

 2) “Çözüm Süreci, bilmem ne açılım ve saçılımı” misillü dembokratik etek öpme ve yalakalanma fiilleri kat’iyyen irtikâb edilmeden; birinci maddedeki (idâre rûh ve bedenine) tam sadâkatle perçinlenerek, gözü kara bir yiğitlik savletine mübâşet… Târihin hiçbir noktasında, eşkıyâ, ne “süreçden ve ne de açılım ve saçılımdan” anlamışdır!. Milyonluk bir devlet ordusunun, 3-5 bin dağ eşkıyâsı karşısında çâresizlik resmetmesi, cihan târîhine bile âr gelir; üstelik de onları, azgınlığın zirvesine oturtur… 5-6 ekimde halkı sokağa dökerek 52 kişinin katline sebeb olan bir adam, hesâba çekilemeden bugün “hükümet benim” deme pozlarına getirilmişse, bunun mes’ûlü de kendisini bilmeli; ve bugünki neticeler karşısında, aynı suçun ortağı telâkkî edilmelidir!

 3) “Ya ol, ya öl!” hedefiyle 70 düvele verilecek KARAR mesajından başka hiçbir reçeteye hayat hakkı tanımadan, uygun adımla yürüyüş!. Aslâ şımarmadan ve yahudi-haçlı dünyâsı başda, dağ eşkıyâsıyla FTÖ yer altı mahlûkâtına da, tırnak ucu kadar şımarma fırsatı vermeden…

 4) Ancak o zaman, Sisi kuklasından pisipisisine, Pensilvanya’lısından Perez ve teres itine, İngiliz masonlarından içdeki dönme ve dömeltilme aletlerine kadar, bakalım hiç kimse, “şerefe” deyib, zıkkımlanma ve uçkurlanma imkânı bulabilecek midir!?

 5) “Hadi canım, bu dembokrasi ve hürriyet asrında mı bu hayâlleri görüyorsunuz” derseniz; o zaman sürünmeye ve üçbuçuk parti kırıntısıyla tombalacı koalisyon pazarlıklarına oturarak, bit pazarı ticâretine ve nâmerde muhtâc olmıya devâm!

Bizden, MUTLAK hakikatı bütün çıplaklığı ile söylemek; ve hakîkat terâzîsi tartısıyla yanlışımız varsa, reddi karşısında “alâ re’si ve’l-ayn” demekdir!

 

(İntişârı: 11.06.2015)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir