(2) Okyanus Ötesi, Neden Kâfirlere Toz Kondurmaz; Ve Âyeti Görmezden Gelir?
5 Şubat 2014
Kâinât İmamı, Bütün Dinlerin De Baş Patronu Mu?
17 Mart 2014

Artık Cebrâil Aleyhisselâm da dembokratik şirkin elinde örselenib duruyor, politik malzeme olarak kullanılıyor; insanları kandırmak ve gözboyamak

CEBRÂİL ALEYHİSSELÂM’I DESTEKLEMEMEK, ONU SEVMEMEK VE ONA DÜŞMAN OLMAK! 

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

 

Artık Cebrâil Aleyhisselâm da dembokratik şirkin elinde örselenib duruyor, politik malzeme olarak kullanılıyor; insanları kandırmak ve gözboyamak içün, ne kadar şer’î mukaddesât var, topu da bâtılla telbîs ve telvîs edilerek alabildiğine tepetaklak ediliyor…

Allâh Azze’nin, meleklerin, nebîlerin, velîlerin ve bütün insanların lâ’netinden korkmıyanlar, daha da ileri gidib her türlü herzeyi yer ve hezeyânı da savurabilir…

 Öyle ki, Allâh Azze ındinde İslâmiyyet’den başka hiçbir “dîn” olmadığı mutlak hakîkatına rağmen, Katolik ve Yahudi religionlarına teslim olan “diyalogcu ciamaat”, “zarûrât-ı dîniyye” de dâhil, el atmadığı hiçbir nokta bırakmamakda kararlı; ve İslâmiyyet’in yerine, isrâiliyyât ve yahûdi muhteriâtından ibâret bir religionu (çakmak) hırs ve çılgınlığında görünüyor…

Âdem Aleyhisselâm’dan beri bu mukaddes ve muazzez HAKK ve MUTLAK DÎNE ne kadar iblis parmağı dokunursa dokunsun, bu Dînin hakîkatı ortadan kaldırılamamış; “onu bozarak ortadan kaldıracağım” diyenlerin tamâmı da, kendileri “bozularak ortadan defolub gitmişlerdir!”

İsrâiliyyât ve onun muhteriâtı peşine düşen insî şeytân sürüleri, sâdece, “fırâk-ı dâlle” denilen mübtedia, fâsık, mürtedd, müfsid, müşrik ve münâfık sınıflarla birleşerek, o gruplara, yeni ve sapık bir zümre olarak ilâve olunmuşlardır… İ’tikadları “küfre müeddî” olan fırkalar, gözküllemek içün ne kadar “müslümanız” da deseler, echel ve îmânsız olunmadıkça bunların “müslümanlığına” inanmak aslâ mümkin de olamaz… Çünki, Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri’nin ibâresiyle beyân etmek lâzım gelirse, “îmân, mu’cibe-i külliyedir, bunun zıddı olan küfür ise sêlibe-i cüz’iyye ile meydana gelir.”

Bilindiği gibi Kitâb’ın âyetleri, mütevâtir sünnet ve mütevâtir icmâın hüküm ve haberleri ile önümüzde olan her hangi bir “Zârûrât-ı Dîniyyeyi” değil inkâr etmek, onda şübhe ve tereddüd dahî, mütecâsirlerini, derhâl İslâm’ın dışına fırlatıb atar… Allâh Dîninin bu en temel ana kânûnu, katolik ve yahudi muhibbânı diyalogcu güruh-ı lâ yüflihûn tarafından zerre kadar nazara alınmamakda; ve niceleri, hıristiyan ve yahudi inançları istikâmetinde tahrîf, tağyîr ve tebdîl edilmektedir…

Sahih haber olarak melâike-i kirâm hazerâtının nurdan yaratıldıkları, binâenaleyh künh ü mahiyyet ve keyfiyetlerinin beşer idrâkinden uzak oldukları ve hıristiyan muhteriâtından olarak da resmedilmeleri gibi nice küfr ü şirkden tenzîh edildikleri ve onları böyle hâllere nisbet etmenin muhâl olacağı, müslüman îmanının temellerindendir…

Ayrıca ve meselâ, Hârut ve Mârut nâm meleklerin Bâbil şehrine inerek, halka va’z u nasihat edib sihirle mu’cize arasındaki farkı ehâliye ta’lim etmeleri, Kitâb-ı Kerîm ile sâbit olub, bunun dışında uydurulan nice hikâyât yahudi muhteriâtından olub, müslüman îmân ve i’tikâdında aslâ ma’kes bulamaz ve şiddetle redd ü nefy edilir…

Gene bazı şeytanlaşmış zümrelerin, melekleri, Âdem Aleyhisselâm ve zürriyyetinin Hâlık Teâlâ tarafından yaratılmak istenişine i’tiraz etdiklerini iddia edişleri de, tam bir îmansızlık ve iblislikdir… Meleklerin, Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle Hazretlerine tam bir itaat ve inkıyâd hâlinde yaratıldıkları mutlak bir hakîkat iken, bu kabil iblisleşmelerin müslümanlarca kabûl edilmesi muhaldir… Meleklerin adı geçen mes’eledeki sualleri, hikmetini istifsâr (sormak) içündür; ve hayrete mahmûl olarak vücûd bulmuşdur. Meleklerin, Hâlık Teâlâ Hazretleri’nin ef’âline (i’tirâz) gibi bir cür’eti (hâşâ) irtikâb etmeleri, imkânsız da değil, mümteni’dir, muhaldir…

 Cehennemin reisi Mâlik ve emrindeki zebânîler (cehennemde vazîfeli melekler) hakkında, Azrâil ve emrindeki ölüm melekleri ve Mîkâil ve İsrâfil Aleyhimüsselâm ve emirleri altındaki melekler hakkında zerre kadar tahkîrâmiz söz sarf etmek; Cebrâil Aleyhisselâm ve emrindeki melekler hakkında beğenilmiyecek işler yapabilmelerinin muhtemel olduğunu ifhâm eden “parti kursalar da onu da desteklemem” meâlinde yahudi muhteriâtı soyundan kabîh ve habîs lâflar etmek, melekleri tenzîh etmekle kâbil-i te’lîf edilemez… Bu kabil tezyîf ve tahkîr bulaşığı lâflar, meleklere îmânı zîr ü zeber eder, Müslümanlık’dan eser bırakmaz… “Meleklerin hatâ ve cehl-i mürekkebinden bahsedilemez.” (Elmalılı, c:1, s:314)

Yine Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri’nin Tefsîrinden iktibâs edelim:

“Hulâsa Ey Rasûlüm! Sen değil, ben söylüyorum, sen bunu ilân et: Her kim Cibril’e düşman ise, şunu muhakkak bilsin ki, o Cibril sana bu Kur’an’ı kendiliğinden değil, benim İZNİMLE İNDİRMEKTEDİR. Hem de ondan evvelki bütün kütüb-i ilâhiyyeyi müeyyid (te’yid eden kuvvetlendiren) ve onlar gibi rahmet ve hatta mü’minîne onlardan fazla hidâyet ve beşâret (müjde) olarak indirmektedir. Şu hâlde O’na (Cebrâil’e) adâvet (düşmanlık) etmek, ALLÂH’a, Allâh’ın bütün kitablarına, mü’minlere olan hidâyet ü bişâretine düşmen olmakdır. Meal: “Her kim Allah’a ve melâikesine ve Rasullerine ve bilhassa Cibril’e ve Mikâil’e düşmen olur ise, bilsin ki Allâh da KÂFİRLERE DÜŞMENDİR.” Belâlarını verecekdir. Onları yaşatması, imhâl etmesi (zaman vermesi) ni’met değil, mahz-ı hikmetdir.” (c:1, s:434-435, 1936 tab’ı)

Meleklere îmânın olmadığı yerde, ALLÂH Azze ve Celle’ye, Kitablara ve Peygamberlere dahî îmandan bahsedilemez…

 Her insanın sağ ve solunda “hafaza veya kirâmen kâtibîn” nâm meleklerin bulunduğunda ve onun bütün söz ve fiillerini kaydetdiğinde değil inkâr, şübhe etmek bile, Kelâm-ı Kadîm’i inkâr ve tekzîb etmek olur ve mürtekîbini mürtedd yapar…

Kirli, necâset, dembokratik, laik ve cumhûrî politikanın malzemesi yapılacak başka kenef artıkları kalmamış gibi, gidib İslâmiyyet’in münezzeh hakîkatlarını İsrâil ve Katolik muhteriâtı soyundan bâtıl ve uydurmalar ve hurâfeler ile örseleyib hurdalaştırmaya çalışmak; tahrîf, tağyîr, tebdîl ve tahkîr olub, tam bir irtidâdd ve şeytanlıkdır… Nice hoca kılıklı adam ve madamlar, şer’î salâbet, hassâsiyyet ve asabiyet ve îmân öfkelerini, iffet ve nâmuslarını sıyırır gibi sıyırıb atdıklarından, bu kabil Allâh ve Rasûlü ve Nâmûs-ı Ekber Cebrâil Aleyhisselâm düşmanlıkları karşısında iki satır yazı yazarak, varlıklarını ortaya koyamamakda; ve kıçları üzerinde oturub, yârenleri ile biribirlerinin suratlarına, bol bol ve ağız ishâliyle, barsaklarını yukarıdan boşaltma yarışındadırlar!

Bugünün en iğrenç keyfiyeti, hakîkatı bilenlerin, bunu, yani Allâh ve Rasûlünün mukaddes emânetini muhâfaza gibi en büyük bir vazifeyi, ciddiyyet ve salâbetle ortaya koyamamalarııdır. Küfür ve şirk dünyasının, 8 mart kadın tahrîfât ve tağyîrâtını, globalizma iblislerinin emrinde nasıl ve hangi şeytânî maksada hizmet uğruna her eve kadar bulaştırdıkları düşünülürse, islâmî mutlak hakîkatların müdâfaa ve muhâfazasındaki geberiklik, belki bir nebze anlaşılabilir!

  Bütün hayatları tesbih, takdis, zikrullâh ve emr-i ilâhî ne ise bilâkayd ü şart onu yerine getirmek olan melekleri ve hele Onların Peygamberlerinden olan Nâmus-ı Ekber Cebrâil Aleyhisselâm Hazretlerini, beşere âid en süflî tefrîka sebebi “parti kurma” gibi işlerin içinde olma ihtimalleri ile dile dolamak, en hafif ta’birle O Melek Peygamber ile istihzâ, ondan intikâm almak, onu basitleştirmek, O’nun mürsilini (gönderenini) de sübhân olmakdan çıkarmakdır; ve tahrîf ve tahkîrin de en müptezel çukurudur…

Mu’teber Ehl-i Sünnet Akâid kitablarımızın beyanlarına göre, melekler, Hâlık Teâlâ Hazretleri’nin verdiği pek çeşitli işleri, kemâl derecede bir mükemmeliyyetle ve rızâya tam mutâbık ve muvâfık olduğu hâlde îfâ, edâ ve icrâ ederler… Onların vücûduna îmân şart olduğu gibi; onların, beşerî zaaflardan, nefis ve şehvet sahibi olan mahlûkâtın işledikleri hatâ, mekrûh, müfsîd ve haramlardan, hatta mubahlardan kat’iyyen münezzeh olduklarına îmân, kadın erkek bütün müslümanlara mutlak farzdır; ve bunda en küçük şübhe dahî, İslâmiyyet’le alâkayı derhâl keser atar!

Bugün pis ve şeytânî ve “paralel” politika malzemesi yapılan Nâmûs-ı Ekber CEBRÂİL Aleyhisselâm Hazretleri, yahudilerin “sevmedikleri” ve bunun içün de ayrıca kâfir oldukları bir Peygamberdir. Bu ma’sûmiyyet sâhibi vahiy meleğini bir yandan “çok sevdiğini” söylerken; diğer yandan da, ona taraf olmıyacak ve “destek vermiyecek” kadar “sevmediğini” söyliyen lâf cambazı sarıklı politikacılar, aslında, YAHUDİ patronlarına mesaj vermektedirler!. Beyânda kâide odur ki, bir insan evvelâ “seviyorum”, sonra “sevmiyorum” demişse, orada i’tibâr sonrakinedir; ve asıl hüküm de ikincisi olub, “sevmemekden” ibâretdir!. Avâm-ı millet ve onun idâre-i avâmdan ibâret dembokratik hükûmeti, sâdece SAF değil, başka şey de olduğundan, bu ibâre ve ifâdelerin altındaki asıl şeytânî maksadı bir türlü göremiyor ve gözküllemelerle (bilgiç cerbezelerini) bol bol yutuyor!.

Ne demek, “SAFMIŞIZ, İYİ NİYETLİYMİŞİZ, ALDATILMIŞIZ VE ARTIK UYANDIK!!!”

Hükûmet olarak, 80 milyonun umûrunu yüklenen ve mes’ûliyyet altında olduğunun şuurunda olan bir insan, böyle konuşabilir mi?. “Müslüman iyi niyetli olurmuş!” Hadi canım sen de!. Müslüman müslümana karşı iyi niyetli olur. Adamlar bin türlü te’vil ve gayr-i müslim uydurmaları ile; Rasul-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerini (îmân çerçevesinden silmekle); ve Papalık’da “Burada papalık misyonunun bir parçası olarak bulunuyoruz!” diyerek iman ve bey’at tazelemekdeyken, sen kimin hangi müslümanlığından bahsediyorsun “UZUN ADAM?” 

Şimdi de nurcu geçinenlerin, atı alan Üsküdar’ı geçdikden veya hançerin ucu kendi hassas yerlerine değdikden sonra dilleri çözülmiye başladı! 8.3.2014 Perşembe 22 suları A haber denen kanalda, 15 sene evvel Locafendisinin sağ kolu iken ondan kopan Lâtif Erdoğan da bülbüller gibi şakımaya başladı!. Bütün dünya küçük değil büyük dilini de yutsa yeridir ki, adam, Locafendisinin kendisine şöyle dediklerinden bahsediyor:

“- ALLÂH İLE KONUŞDUM, KÂİNÂTI HAZRET-İ MU…..ED İÇÜN YARATDIM, SENİN İÇÜN DEVAM ETDİRİYORUM!”

Ve bu hezeyanlar, iş işden geçdikden, yüzbinler zehirlendikden sonra ve tüyler ürperten iğrençliğiyle şimdi ortaya dökülüyor!. Burada, ya tam bir akıl illetine duçâr olmakdan; veya Müseylemetü’l-Kezzâb rûhiyâtıyla veya yahudi cibilliyeti ile müthiş bir İslâm düşmanlığı veya tahrîfinden bahsedilebilir, bunun başka bir şıkkı olabilir mi?

Böyle nurculuğun……………………………………………………………………………..

 Biz mevzuumuza dönersek, Katolik ve Yahudi canlarına, onlardan görünmenin şart olduğuna inanan “hoşgörü ve diyalog ikliminin hizmet hareketi erleri!” demek istiyorlar ki:

“- Bizim enâyileri biz horul horul uyutuyoruz! Aslında siz YAHUDİ canlarımız gibi biz de, Cebrâil’i sevmiyoruz; ama bunu, doğrudan doğruya dersek, müslim sürüleri ayağa kalkarlar! Böyle parti pırtı kurmaların içine maydanoz ve mayonez ederek halt eder karıştırırsak, oralarda sündürüb çekersek, herkes işin öyle açık ve derin farkına varamaz! Cebrâil’i siz ne kadar sevmiyorsunuz, bunu biz çok iyi biliyoruz! Sizlere tebean biz de, aynı sizler gibi sevmiyoruz; ve dikkat buyrun, sevmediğimizi, “seni DESTEKLEMİYORUZ” diyerek, gâyet politik, üstü örtülü ve lâstikli ifâde ediyoruz!. Bizim içün doğru olan, İsrâiliyyatdır, eldeki Tevrat’dır, Kur’ân zâten tarihseldir, onu geçelim!. Biz, “otoritenin” nerede olduğunu çok iyi biliyoruz!.  Büyük Başkan ve ulu İsrâiloğlu Ekselans Perez’e, haddini bilmeden “One minute” çeken UZUN ADAM ve UZUN HASAN misillû “beddualık ve ölesi heriflerle” Otlukbeli v.s.’de değil, Gezi Parkı gibi yerlerde kapışmanın stratejik vechelerini, tarafımıza yani “Rabbin Âciz Kuluna” îsâl buyurmuşdunuz Azîz Efendilerimiz!” 

Birleşik ve Müttefik Diyalog Cebhesi Religionunun haşhâşîleri, “YAHUDİCE” bir bakışla Cibril Aleyhisselam’ı “desteklemez yani sevmezlerken;” Müslümanlar ise, ölesiye ÎMÂN EDER, SEVER ve SAYAR ve ONUN varlığını ve sıfatlarını tasdîk ve tahsîn eder; ve onu, “NÂMÛS-I EKBER CEBRÂİL ALEYHİSSELÂM HAZRETLERİ” diyerek, DİLLERİNE DE SON DERECE İHTİRAMLA ALIRLAR…

Çünki Mutlak Hakîkatların Kitâbı Kelâm-ı Kadîm, Bakara 97 ve 98. Âyet-i celîlelerde, meâlen şöyle buyurur:

“- Söyle, her kim Cibril’e düşman ise, bilsin ki, o, o Kur’ânı senin kalbin üzerine Allâh’ın izni ile indirdi. Önündekileri tasdikleyici ve mü’minlere bir hidâyet ve beşâret olmak içün… Her kim, Allâh’a ve Allâh’ın meleklerine ve Rasûllerine ve Cibrîl’e ve Mikâil’e düşman olur ise, BİLSİN Kİ, ALLÂH KÂFİRLERİN DÜŞMANIDIR.” (Bakara, 97-98, c:1, s:429, 1936 tab’ı)

Elmalılı Tefsirinden hulâsaten şunları da aktaralım:

Fedek Yahudi hahamlarından Abdullah İbni Sûriya, münâzara etmek içün birkaç kişi ile Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerine gelir. Birçok sual sorar ve bu arada şöyle der:

“-Sana hangi melek geliyor da Allâh tarafından, söylediklerini getiriyor?

Efendimiz: “Cibril!”

Yahudi Hahamı : “O bizim DÜŞMANIMIZDIR, O, kıtal ve şiddet getirir.”

Hazret-i Ömer: “Bu DÜŞMANLIĞINIZ NE ZAMAN BAŞLADI?”

Yahudi Hahamı: “Bâbil Hükümdârı Buhtünnasar’ın Beytülmakdis’i yıkacağını, o çocukken, çok evvel Cebrâil bizim peygamberimize bildirdi. Biz de Buhdünnasar’ı öldürmek içün çok çalışdık. Cebrâil ise onu öldürmedi, onu müdâfaa etdi, o büyüdü, kuvvetlendi, hükümdar oldu. Sonra Buhtünnasar Beytülmakdis’i yıkıb yahudilere yapmadığını bırakmadı, kıtâl yapdı, bizi sürdü, bunun içün biz Cibril’i DÜŞMAN TANIRIZ.” (Bkz. s: 429))

“Bunun üzerine bu âyetler (yukarıya aldığımız 97-98) nâzil olmuşdur.” (c: 1, s: 430, 1936 tab’)

Şimdi de “Uzun Adam’ın” peşinde, O’nu öldürmek içün yahudi muhteriâtı mu’cebince iş başındalar! Çoluk çocuğu gece yarıları yataklarından kaldırıb “uzun adam ölsün” âyîn-i rûhânîlerinin  ve Pensilvanya’lardan zıplaya hoplıya beddua ve köpürme seanslarının bini bir para!. Fakat Buhtunnasar’ın ölmesi içün yahudilerin tarafında (!) olmıyan Cebrâil Aleyhisselâm, (hâşâ) burada da “uzun adamın” ölmesinde yahuditaparların yanında olmuyor! İşe bir türlü paralel cihetden el atmıyor; çünki bu iş, Azrâil Aleyhisselâm’ın işi!. Bu gidişle, Yahudi ve “yahudiselleşmişlerin” meleklere bile darbe teşebbüsüne girdiklerini duyarsak, şaşırmamalı!!!

Yahudi bu ya, işine geldiği gibi kıvırtacak, tahrîf, tağyîr ve tebdîl edecek! Yahudiliğe göre Cibril, Buhtünnasar’ın hükümdâr olunca yapacağı kıtâl, zulüm ve işkenceleri çok evvel o zamanki Peygamber Aleyhisselâm kimse, O zât-ı Şerîfe haber vermiş, o kadar!.. Cebrâil Aleyhisselâm Hazretlerinin (sonsuz kere hâşâ) o çok büyük cür’mü, suçu ise, yahudi muhteriâtı mu’cebince, getirdiği haberin geri alınmasında yahudilerin tarafını tutmaması!!!

Sen misin, yahudi keyfine göre düzgün haber getirmiyen veya getirdiği haberlerin yahudi keyfine uygun düşmiyenlerini yukarıya gidib tashih etdirmiyen ve değiştirmiyen, o zaman Cebrâil’i gel de sev!!!

Yahudi egoizma, kin, ihtiras ve hırsı, o zaman, haberi peygamberine vahyeden Yahve’nin (!) ne hâle gelip nasıl bocalıyan bir tanrı olacağını hesabedemiyor; veya, daha doğrusu, çıfıtın işine, böyle bir yamukluk daha çok geliyor!!!

İşte 3 bin yıllık İsrâiliyyât ve muhteriâtı!

Artık yahudisever Locafendilerin dünyâsını da bir tasavvur ediniz!

Cebrâil Aleyhisselam’a “DÜŞMANLIĞIN” ve onu “parti-PIRTI kurmalar” içine çekerek “yalnız bırakmaların ve DESTEKLEMEMELERİNİN;” en doğrusu da onunla “dalga geçerek” ve onu “küçümseyerek tahkîr etmelerin” asıl sebebi, işte bu…

Yahudi dostlar Cebrâil Aleyhisselâm Hazretlerine “DÜŞMAN” iken, yahudi düşmanlarına dost olmak, yahudiseverlikle nasıl kâbil-i te’lîf edilebilir, bu hiç olabilecek bir iş midir?!. Yahudiye gönül bağı ile bağlanan hangi Locafendi olursa olsun, onun şaşmaz ölçüsü, yahudinin sevdiğini sevmek, sevmediğini sevmemekdir!

Hâşâ Cebrâil Aleyhisselâm’ın partisi bile, “kusura bakma” diyerek “desteklenmiyeceğine” göre, demek ki paralelci locafendiler, kendilerinde fevkal’âde büyük kuvvet ve kudret vehmetmektedirler!. Hâşâ Cebrâil Aleyhisselâm bile, “bizim desteğimiz olmadan hava alırsın, seçimden avcunu yalayarak çıkarsın!” diye (bal gibi tehdîd) ediliyor; ve “üstün ve yüksek akıl” tarafından yani Uzun Adam’ın ta’bîriyle “Kâinâtın İmâmı!” tarafından korkutulmaya ve saf dışı bırakılmıya çalışılıyor!.

Nice hoca kılıklı adam ve madamlar ise, hâlâ susuyor!

Herhalde Âhıretde, (Mahkeme-i Kübrâ’da) konuşacaklardır!

“UZUN ADAM’ın” da, Cebrâil Aleyhisselâm düşmanlığının altında yatan bu yahudi düzmecelerinden hâlâ haberi yok!

Uzun Adam’ın Danışmanı (müsteşarı) denilen, şeyden şey olmuş şey adamların yapdığı da, mücerred “ölü yüzü pudralamakla” meşgûliyet!

Perşembeyi cumaya bağlıyan gece (Cuma gecesi) A Haber denen kanalda, Başefendiyi konuşturan 5 gazeteci de, ıvır zıvırlarla adamı boş şeylerle konuşturdular ve asıl söyleneceklere hep teğet geçirtdiler, yazık!. Başbakanın, yahudisever ve katoliksayar cenâhın yeraltında köstebek gibi paralel ve parabol hatlar çizme işine 1980’lerde başladığını; ve kendilerinin ise, bundan 5-10 senedir haberleri olduğunu “yeni uyandık” diyerek ifâde, ifşâ ve i’tirâf etmesi, çok câlib-i dikkatdir!..

“Uyandık” diyene, “demek ki, uyuyordunuz!” denmez mi?

Bu kadar (derin) uykuya dalanların, bu kadar (derin) yer altı şebekelerini enseleyib, onların hâinliklerini bundan sonra bertarâf edebileceklerine inanmak nasıl olacak?. Çünki apaçık anlaşılıyor ki, dün akşamki gazetecilerin de, dayışman ve sıvaşman vezninde “danışman” geçinen nicelerinin de, islâmî derinlik, hassâsiyet ve terâzîleri ya hiç yok veya sıfırın da altında nâkıs derecelerde!

O “UZUN ADAM” da, SAFMIŞIZ deyip ilâve ediyor: “Cebrâil’e destek vermiyorlardı; bugün CEHAPE’ye oy vermenin peşindeler!”

Böyle saf saf, sâfiyâne ve tayyibâne konuşuyor!

Şöyle diyen olamaz mı: “A gözüm, siz de haşhâşîlerle, dün can ciğerdiniz; şimdi çaprazlama yer değiştirdiniz o kadar!?”

Ne yapsın, Haltettin gibi akıl hocaları da, işlerine gelen yerde kunuşuyor, gelmeyince dut yemiş bülbül oluyorlar!. Telfikçi ve diyalogcu derinliklerini de, öyle her zaman nazara vermeden!

Zâten târih boyunca nice başlar, ayaklarının ters gidişi, düzgün adım atamayışı, yampil yumpil yürümeleri yüzünden yaş tahtalara basıb kaymadılar mı?

Biz ise, bu dünyada, megafonla veya kriptolu telefonlarla bile bağırsak, nasıl olsa “Uzun ADAM”a sesimizi duyuramayız!

Tek çâremiz, artık UKBÂ’da duyurmak!

Islâh olacaklara duâ, olmıyacaklara cezâ!

(İntişârı: 07.03.2014)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir