(3) “Kutlu Doğum Ve Paralel Din” Ve Mezhebsizlik Denen “Dinsizliğin Köprüsü!”
2 Mayıs 2014
Hoca Mocanın Olur Da, Şeyhin Meyhin “Paraleli” Hatta Parabolü Olmaz Mı?
8 Mayıs 2014

Bir tarafdan İslâmiyyet’in başına ekleme yapınca “dinin o ekleme” hesâbına aradan çekildiği “ictihadında” bulunan; “selefî, şiî, sünnî ve sufî İslâm”

“KUTLU DOĞUM VE PARALEL DİN” VE MEZHEBSİZLİK DENEN “DİNSİZLİĞİN KÖPRÜSÜ!”

(4)

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

Bir tarafdan İslâmiyyet’in başına ekleme yapınca “dinin o ekleme” hesâbına aradan çekildiği “ictihadında” bulunan; “selefî, şiî, sünnî ve sufî İslâm” anlayışları (!) ve “eklemelerinden” bahseden, 15 asırlık İslâmiyyet’e “geleneksel” sıfatını takıb takıştıran, sonra da buna  hücûma geçen ve kısmen kendi uydurmalarıyla “ekleme veya eklemli genus ve familyalar” ihdâs eden; ve böylece de kendi kendisini nakzedib akıl ve îmâna zarar vesîkalık manzaralar resmeden; halbuki, 15 asırlık İslâm târihinde “geleneksel İslâm” diye bir ta’bîr aslâ olmayıb “edille-i erbaaya” müstenid bir İslâmiyyet yani “Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat” ana hattı bulunduğu halde, bunu değil de azılı İslâm muârızlarının ağzından düşmiyen “geleneksel İslâm anlayışı” uydurmasını kullanan, Akit gazetesi yazarı modern ve dembokrat Bay Dilipak’ın aynı köşe yazısındaki incilerine devam edelim:

“Eskiden olmayan yeni bir durumla karşı karşıyayız.. Ve bu süreç, sadece iktisadi hayatımızı ve siyasi geleceğimizi değil, dini hayatımızı, ruh dünyamızı, kültür ve düşünce dünyamızı da radikal bir şekilde etkiliyor ve bu alanda zihni olacak; siyasi, kültürel, hukuki bir altyapımız da yok.. Çok kırılgan bir alanda duruyoruz..” 

Evet, “çok kırılgan bir alanda” kaymamak içün çıtkırıldım olmamak ve “altyapının” bilmem neresinden başlamak lâzımmış!

Hele şu satırları anlıyacak bir züppeli veya cübbeli cihâna gelmişse, ne mutlu ve ne putlu ona… Esperanto hasretiyle buyrun:

“Bitcoin geliyor. Forex aldı başına gidiyor.. E-devletten sonra e-demokrasi geliyor.. Sanal kişilikler, yani avatarlar geliyor..” 

Adam, müslüman ve müslümünca konuşan değil; süperin de üstünde, 15 asır sonrasının hârika ve “gelenekden münezzeh bir müslümanı!.” “Bitcoin-pirecoin” dünyâsının bir allâmesi!.. “Forex ne kadar alıb başını gitse”, möhderem, kuyruğundan yakalıyor!. E-devlet, e-dembokrasi, e-başkan, e-siyâset, e-paralel, e-Pensilvanya, e-Kılıç, e-Kılıçdar ve e’nin her tür fraksiyon ve cibilliyeti sebil!. “Sanal” ve sandal bir dünyâ, “avatarlar gelince” dalgalara kapılıb alabora ve (gezi parkı) olmak üzeredir!.

Lisanda böylesine bir kriz, yiyib yutanlar ise keriz!

Allâh’ım aklımızı bize bağışla!

Yazı yazmak kimlere kaldı?

Okuyalım:

“Öte yandan klonlanan insanlar ve hayvanlar ya da insan hayvan, hayvan-bitki arası yeni canlı formları geliyor.. GENOM en az bilişim kadar hayatımızı altüst edecek.. Etmeye başladı bile, geni ile oynanmış gıdalarla..” 

Ulan ne bilgili adam bu!. Biz rüyada görsek sırrını çözemiyeceğimiz nice ecinnî tâifesinin ilimlerini, adam kaleminin ucuna bir takdı mı, lâhzada posteki yürütür gibi uçuruyor; ve ânında hall ü fasl ediyor!. Tam mütefekkir ki, enteli bol, “GENOM” ustalığında bitirim, “GENETİK” ve antidarwinsel teorileri ise, kedicikli köyün kavalcısı mehdi Adinan’ın bin katı şıklıkda ve san’atkârca!.

Hele şunları da, “olmuşken olsun” diyerek okumadan geçmeyin:

Anlayacağınız, bedenimiz, beynimiz ve kalbimiz yeni, daha önce olmayan bir tehdit altında.. Bu alanda devletin ve STK’ların bir acil eylem planı ortaya koyması gerek ve bu işin evrensel bir dayanışma ile sağlanması şart.. Müslümanlarla ittihad, diğer erdemli insanlarla ittifak ve değer üreten herkesle, nimet ve külfet dengesine dayalı bir itilaf anlayışı ile bu konuda herkesin bir şeyler yapması gerek..”

Beden, beyin ve kalb üçgeninde yepyeni bir “tecdîd ve tehdîd algısı!”

Ne felsefe ve ne edebî cümleler ama!. Biz de mukâbeleten ve nazîreten  arz u beyân eyleriz: Hava, su, ateş ve toprak anâsır-ı erbaasının anonim bileşkesinden doğan kalb atışları ve onların sosyokardiyolojik enerjisinin, moleküler çekim kuvvetinden fırlama, nörosentral eylem plânlarından tevellüd eden doğaçlama ve ağaçlama fantazileri!

Yontma taş ve sonraki “cilâlı taş ve maden devri” kerizleme ve keşişleme çağındaki teknolojik bombokrasilerde “öncelikli tehdîd irticâ” iken, şimdiki modern “genomik” çağda ise, bu kabil exantrik ve asimetrik, mezhebsiz  molla dolmaları!

En mükemmeli de: “Bu konuda herkesin bir şeyler yapması gerek!” şeklindeki entel soslu dantel tesbit!.. Bir şey yap da ne olursa olsun, Bülend vatandaş gibi istersen “şeyini şey etdiğimin şeyini” şey YAP, ama bir şey yap işte!. İstersen, Pensilvanya’yı ayakyollarındaki abdomen gürültülerine kadar dinlemek içün “hâriciye nezâret-i cümhûriyyesinde” telekominikasyon sekreteryası kur!

Adam şimdi de, ânifen sanki Sûriye hududuna fırladı:

“Sanki mayınlı tarlada top oynar gibiyiz..” 

Aynen öyle, bu “mayınlı tarlada top oynar gibi” bir ŞEY yapılması lazım!. Meselâ Hacı Abdullah Beyefendi şey yapılmalı, Başbakan!.. Dilipak fevkal’âde hikmetli söylemede: “Bu konuda herkesin bir şeyler yapması gerek!” Uzun Âdem Receb Paşamız da, karizması tam yerli yerindeyken Onun yerine birşeyler olmalı!… O, onun makâmına bir şey yapılmalı, becâyiş eylenmeli… Först leydiler de Leylâ olmadan, biribirinin yerine bir şey olmalılar!

 Hacı Bey’e BAŞBAKANLIK bizce de fevkal’âde yakışır ama!. Sesi de her gün 3 yumurta içirilerek pürüzlemeden pütürlemiye oradan da tırıslamaya geçdi mi, ipek gibi yumuşacık olur; ve hassas kulaklara da bayram ve kutsal bir şenlikdir!. Böylece en iyi, en güzel ve en müstakim Başbakan-ı Demokrâsiyye demekdir!.

 Pensilvanya’ya da, Büyük ve Papalık misyonlu Vatikâno Okyanusya BAYRAMI!.

 Paraleli parabollenmiş gönüllere en büyük ödül ve bülbül!. Uzun Âdem de bilmem kaç râkımlı tepede “mayınlar arasında Emnânım kardeşimizle TOP oynasın, maç yapsın!” Hakem de, ilkbahar kuzularının tatlı tatlı melemeleri, koyunların o mis gibi çayır kokulu gevişleri arasında, “gelenekçi müsülmanlar” adüvv-i azmanı Abdurrahman Çelebi!

Mars’dan inen uzuy uzmanı bir yazar olsa, ancak şu kadar şahâne yazabilir:

“Kutlu Doğum Haftası, bu konuları konuşmak, üzerinde düşünmek için bir fırsat, bir vesile olabilir mi?” 

Neden olmasın?

“Düşünüyorum öyle ise varım; madem ben varım, öyle ise beni Yaradan’ın neden kutlu ve mutlu ve kurtlu ve putlu haftaları, ayları ve yılları olmasın?!”

“Düşünmek” çün, senedeeeeeen seneye bu bir tek haftacık, neden “bir fırsat ve bir vesîle olamasın!”

Düşün adamı, düşünce madamı olmak, bunu aslâ kabûl ve dühûl ile telâkkî edemez!.

“Kutlu ve utlu ve tamburlu Doğum Haftası” zaten, İslâmiyyet’i “Dembokrasi vagonuna yükleyib ma’lûm istasyonda indirmek üzere” ne güzel bir fırsat ve vesile değil mi?

Gene krizli ve maalesef kerizsiz bir satır:

“Paralel din de tam da bu krizlerin ortasında patladı..”

Krizlerin tam ortasında değil işte, biraz sağ tarafa yamularak KERİZLERİN tam ortasında!.

Şimdi en yüksek ilim frekansı ve periyoduyla, mesajlar masaj ve akupunktur noktalarından verilecek, çok dikkat ve rikkatle ve uzaylı gözü ve nazarıyla temâşâya ne buyrulur:

 “Bilişim ve Genom teknolojisi, makro kozmoz ve mikro kozmoz, atom ve uzay hakkında bilgiler geliştikçe, geleneksel din anlayışı sorunları anlamak ve çözmekte zorlanıyor.. Yeni din anlayışı ise savruluyor.. Bizim geçmişin bilgi birikimi ve geleneğin umudu ile bugünümüzü yeniden anlamlı kılmamız gerekiyor..” 

İşte artık geleneksel müctehid ve ictihâdlar, “bilişim ve genom teknolojisi ve makro kozmoz ve mikro kozmoz ve uzay ve atom bilgilerinin üretdiği ve yahudi saçına çevirdiği sorunları”, burunları üzerine sürtülmekden kurtarmıyor; ve Allâh’a havâle ederek seyrediyor!. “Geleneksel din anlayışı, anlama ve çözme” işinde sokaklara inib, onun bunun çocuğuna muhatâb olmuyor!. “Yeni din anlayışı da savruluyor”; aynı hazân yaprakları gibi… Artık “ictihad-müctehid devri” kapandı; “geçmişin bilgi birikim ve geleneğin umudu” aşkına, düşün adam ve madamları devri başlamışdır!

Yâ Rabb, kafayı sıyıranlara tez şifâ ihsân eyle!

“Genom teknolojisi, ozmoz, kozmoz”, yakamoz ve moloz  kabilinden sayıb dökerken, (kafayı sıyırmak) bir yana, şimdi moda olduğu şekliyle saç-sakal usturayla kazınmış şimşir gibi kelleler ortalığı istilâ edib, bunların diliyle de “edille-i erbaa”  3’e, derken 2’ye, 1’e, oradan da (sıfıra) kazınıb kafa sıyırarak, mezhebsiz dünyası 15 asırlık dîne bir güzel “mâfiş” çekmiye doğru koşuyor!

Ah bu, Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm ve O’nun ashâb-ı güzîni zamanından beri gelen, asran ba’de asrın, neslen ba’de neslin ve karnen ba’de karnin, dur durak bilmeden GELEN geleneksel din anlayışı ah!. Mezardakileri de dâhil bütün Teymiyeci-Vehhâbî-Selefî ve Mezhebsiz tâifeleri kazığa çakan; ah, bu 15 asırlık son derece sağlam eserleri ile onbinlerce kütübhâneyi kapılarına kadar istilâ eden, bu “GELENEKSEL DİN ANLAYIŞI ah!”

Gene gelib çatdı, Dilipak’ın püskülsüz beresine püsküllü belâ gibi!

Ne güzel kafa buluyorduk; gel de şimdi, muhâtab-ı âkil ü sâkilin cemâziyelevvelinden başlama!

Demek ki Abdur Çelebi’ye göre “makro kozmoz ve mikro kozmoz, genom teknolojisi, atom anatomisi ve uzay uzmanolojisi ile mezapotom ve hipapotom” tüm mahlûkların arasını, bu “geleneksel din anlayışı” bulmayıb seyre bakıyor; ve “her kafadan sıkılan ve ateşlenen mezhebsiz çenelerinizle yiyin biribirinizi” diyor; böylece de en “geleneksel” cinâyet ve cürümleri işliyor!

Bu adamların “geleneksel din” dediği ve kökü Kitab ve Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Hazretlerine ve bu15 asırlık edille-i erbaaya dayanan ve müctehidler başda olduğu halde Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat müfessir, muhaddis, mütekellim ve mutasavvıfları ile bize kadar aynen muhâfaza edilerek teslîm edilen Müslümanlık, artık kat’iyyen sâbit olmuşdur ki, bu nevzuhur “paralellerin” sûret-i kat’iyyede işine gelmiyor!. Asıl “Paralel DÎN” denen rezâleti, ciamaat Locafendisinden çok daha evvel başlatan, bu “mezhebsiz ve mealci” gürûh-ı lâ yüflihûndur…

 Dedik ya, Pensilvanya “paralelizosyonu” 40-50 senelik bir Târih-i Arz-ı Rûm’a dayanmakda!. Halbuki öteki, 7-8 asır evvelin Teymiyelerine kadar dal budak eylemekde… Kendi âyîne ve fotograflarına bakmıyan bu adamlar, hedef saptırmak ve “paralel din” suçunu başkalarına da hasretmek ve böylece hısım akraba halkalarını alabildiğine genişletmek ve sirâyet hududlarını kıt’alar arası vüs’ate kavuşturmak içün, bu gözboyamaların peşine düşmektedirler…

Şu rezilliğin küpüne, bir kere daha dikkat ve ibretle bakınız:

“Bilişim ve Genom teknolojisi, makro kozmoz ve mikro kozmoz, atom ve uzay hakkında bilgiler geliştikçe, geleneksel din anlayışı sorunları anlamak ve çözmekte zorlanıyor..” 

15 asırlık Müslümanlık, temellerini, Allâh Rasûlü Aleyhisselâm’dan, sahabîlerden, tâbiin, tebei tâbiin, müctehidîn ve etbâından bugüne kadar bütün asliyeti ile asran ba’de asrin getirecek, ammâ ve lâkin, “sorunları anlamıyor ve çözemiyor!” olacak… Locafendi Hazıretlerinin yıllardır kitablara geçirdiği beyanları da, tam da bu ya!..

Gel de, Allâh Azze’nin Muazzez, Mukaddes ve Münezzeh Dinini âciz ve “geçersiz” göstermiye kıyâm eden, Allâh Azze’nin Dîni’ni tanınmaz hâle getirmek içün her türlü tahrîfât, tağyîrât ve tebdilâtı ve tahkîrâtı revâ gören heriflerin alnının tam ortasına (..kürme) veya bunlara (lâ’..t) okumadan dur!

Ulan mezhebsizlik ve mealci zibidiliği ne güne duruyor, “sorunları ve morunları anlasın ve ÇÖZSÜNLER!”

(Kö.ek sürüsü) kadar da çoğaldılar, sağda solda!

Biz “gelenekçilerin” böyle bir “problem, proleterem ve prometelemlerinin simetrik koordinat eksenlerinin açılım tabaka ve katmanlarının kozmoz ve genom aralarına” hastir çekmekden başka ihtiyâcımız yok ki!.

 Bu akıl ve mantık zehirlenmesi içindekiler ne kadar kör gözlerle bakıyorlar ki, İslâmiyyet’e âid mevzuun “mutlak hakîkat ve ins ü cinni buna sevkeden usûl ve disiplin hududları” olduğunu bir türlü idrâk edemiyorlar veya ve en ziyâde (takiyye) sürtüklüğüyle sırıtıyorlar!. Askeriyenin mevzuu sinema teknolojisi değildir!. Allâh Dîni İslâmiyyet’in mevzuu da “Bilişim ve Genom teknolojisi, makro kozmoz ve mikro kozmoz, atom ve uzay hakkında bilgiler” mi olacak?!… Veya, bunlarla dal budak salan gavur aklının abur cubur necâset mes’eleleri mi; veya i’rabda yeri olmıyan şeytan hinlikleri mi, hâşâ?. İctihad-ı şer’îye taallûku olmıyan binbir iblis muhayyilâtını (mes’ele) diye zikret, sonra da bunlara “din cevab versin, bak verememiş, o zaman genom teknolojisi , ozmoz kozmoz bilmem nesi yokdu, şimdi ohooo uçuyoruz!” nânesi ye!. Mezhebsiz ve telfikçi zibidilerin yapdığı sadece işte böyle üçkâğıtçılıklar!

Ziraatle alâkalı sual soran sahâbîye, Allâh Rasûlü Efendimiz Aleyhisselâm “siz bunları daha iyi bilirsiniz” meâlinde  cevâb vermedi mi?. Allâh Azze’nin irâde ve hâkimiyyetini, “genom teknolojisinin ibişliğine, makro ve mikro kozmozların molozlarına” muhâtab etmek içün perende atıb, sonra da “bak ses yok, tıssss” diyerek o Dîne “acziyet” bulaştırmıya kalkanlar, dinlerinin ne olduğunu apaçık ortaya koyabilmeli (takiyye) sürtüklüğü yapmamalıdırlar… Temelleri “edille-i erbaa” olan İslâmiyyet’i beğenmiyen, başka bir religiona girer veya kendisi uydurur, erkek gibi ortaya çıkar…

Merhûm Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi Hazretleri’nin buyurduğu gibi “….dinden korkmamanın ma’nâsı,kolay kolay ondan çıkılmadığından değil, (çıkılsa da sanki ne lazım gelir, ne gâib edilmiş olur?) tarzında bir korkusuzluk ve bir nevi asrîlik şecaati iktisab etmekdir. Onun içün dini tepe tepe kullanırsın,(din beni terketse bile, ben onun yakasını bırakmam) dersin!”

 “Paralel din” işte budur; belki “paralel ateizmin” kafayı sıyırtan cinsi!

 Bunların düzenlediği ve düzdüğü insan hayâtında, kendi sâhaları içinde uydurdukları değişikliklere, İslamiyyet’in de burnunu sokarak basitleşmesi ve din hakikatından çıkarak müdâhil olması isteniyor!. Kafayı sıyırmadıkça, İslâmiyyet gibi bütün devirleri kuşatan Mutlak Hakikatlar hazînesi bir Dîne, herhangi bir insan “böyle mevzii ve mevzuu dışı değişmelere muhatabsın” diyerek ona bir palyaço kıyâfeti biçib dikemez… Aksi halde cihânın en büyük hâinliği ve kâfirliği devreye girer!

Kafa ve kelle üşütmelerini, “Bilişim ve Genom teknolojisi, makro ve mikro kozmoz, atom ve uzay hakkında bilgiler” diyerek, bunların eline ve kucağına yatıranlar, psikoteolojik entelicensiyalarını (!) kaybetmiş; pusulasız ve gayr-i müzekker yaratıklar zümresine dâhiller demekdir!.. Kedicikli Köyün Kavalcısı ve “Mehdisi” Adinân-i âkilşân ve dâhiyân dahî, böyle 20 milyon sene evvelki dörtbacaklı Darwinolojik iskeletlerin bu “makro ve mikro kozmozlu, moloz ve yakamozlu teknolojilerin atom ve uzay teorilerini”, kediciklerine bile mama yapıb “hamm” etdiremez!

Bunlar, mezhebsiz ve mealci nevzuhurların, uzaylı ozmoz ve kozmoz ayazında kalarak üşütmesi veya problematik analitiğidir!

“Geçmişin bilgi birikimi” ne demek, “gelenekçilerin bilgileri” öyle mi?. Hem “gelenekçiler” deyib aslını inkâr edenler gibi soy kütüğünü açık edecek ve saldırıb cibilliyetini fâş edeceksin; hem de, bu kadar aşağıladığın adamların “15 asırlık bilgi birikimlerine” ortak olacaksın!”

 O 15 asrın dünyasını apıştıran, o eşsiz ve nâdîr âsâr ve ilmin topu da, zehir olsun, zıkkım olsun nankörlerine!..

“Bugünümüzü yeniden anlamlı kılmak!”

Anlıyan beri gelsin!

Bu anlamsızlığı anlamlı kılacak şeyin şeyinden gel de başlama!

“Anlamınız” da yerin 7 kat dibine!

“Paralel Dîn” peşindeki, îmânı, südü, kanı, soyu ve sopu belli adam ve madamların topunun da canı (ce…..m)e!

(İntişârı: 03.05.2014)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir