Allahım
16 Temmuz 2017
Alevî Dedesi Değil, “Laik Ateizma” Mürîdânı…
17 Temmuz 2017

(ATEİST REJİMDE EMEKLİ VÂİZ)

ATEİST REJİM, HAÇLI AJANINI “MÜSLÜMAN VÂİZİ” DİYE KÜRSÜLERDE AYILTIB BAYILTIR VE DÎNİN İÇİNİ BOŞALTDIRIRSA…

(3)

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

Adı geçen vâiz-i mehdî (!) Graham Fuller tarafından keşfedilib satın alıdığı 1964 târihinden itibâren kimin veya hangi papanın ağzı ile müslümanları saptırmıya çalışmış, bunu anlamıya devam edelim. 1977 tarihli bandın devâmı da, aynı (SIZINTI’lı piç mantıkla) İslâm Hukûkunu politikaya ve papalık direktiflerine göre nasıl ayarlıyarak uzayıb gidiyor dikkatle okuyunuz:

“Dârü’l-harbin bir ta’rifi vardır. Dârü’l-harb lûgat ma’nâsıyla, bir izâfet terkibiyle harb yurdu demekdir, harb evi demekdir. Bunun karşılığı da dârü’l-İslâmdır, karşılığı dârü’s-sulh değil dârü’l-İslâmdır. Memleket ikiye bölünmüş yani İslâm nokta-yı nazarından, biri dârü’l-harb, biri de dârü’l-İslâm. Mes’eleyi karşılığıyla da aldığımız zaman görüyoruz ki İslâm’ın karşısında bir şey oluyor dârü’l-harb. Ben o zaman hemen başda bir soru tevcîh edeyim. Siz Türkiye’yi bütünüyle İslâm’ın karşısında mı görüyorsunuz? Böyle bir şeye VİCDAN taşıyan hiçkimse EVET diyemez; ve hiç kimse RAZI olamaz. ÇOK ŞÜKÜR TÜRKİYE HİÇBİR ZAMAN DÂRÜ’L-HARB OLMADI. Şu ana kadar olmadığına göre inşaallah olmıyacak da.”

“Fetulla Gülen Hocafendi Allâh tarafından özel olarak görevlendirilmişdir!”  diyerek 2012’de hasta yatağında Hocia’nın yeğeni ve Samanyolu spikeri Kemal Gülen’e beyanat veren Papa’nın İstanbul temsilcisi Georges Marovwitch’in, kendileri nezdinde de kardinal derecesinde kıymeti olmıyan sıradan bir kasaba vâizini, “Kâinâtın İmamı” olarak İslâm dünyâsına üfürmesi mümkin midir?.

ASLÂ!

İşte 1964’den beri keşfedilib dünya çapında önü açılan bu adam, 1977’de, yukarıya aldığımız bu saptırma ve tahrifler, bu uçurma ve şişirmelerle Anadolu’yu (15 Temmuz 2016 Haçlı Seferine) yoğurmaktadır… İslâmiyyet hakkında mâlûmât-ı evveliyesi sıfırın da altında olan politikacı cambazlar, HOCİA denen HAÇLI şövalyesinin bu Fuller-Papa diliyle kürsülerde ayılıb bayıltıldığını nasıl anlayıb görecekler?

15 Temmuzda 251 kişinin katline, 2192 kişinin kurşunlanıb paletlerle sakat bırakılmasına, yüzbinlerce kişinin yakınlarını kaybetme acısına, memleketin pekçok yerinin bombalarla harabe hâline getirilmesine, nice “fâil-i mechullere”, PKK ve IŞİD ile gizli muhâberât ve yardımlaşmalara kadar binlerce alçaklığa sebeb olan bu CİA yâveri başkâtil, 29 sene evvel, çanak suallerle neden “Dâr-ı Harb” mevzuunu diline almaktadır?.

Bu, sıradan basit bir sual gibi görüldü ve geçiştirilib gitdi. Biz ise aşağıda gelecek, bunların, “HAÇLILAR hesâbına birer yeni din uydurmaları” olarak dikkate alınmasına işâret ederek, büyük bir tehlikeyi haber verdik! Ancak nice sünnîlik echeli entel-dantel takımları, bizi, “öküz altında buzağı aramakla” ittiham eylemişlerdi… Bizim ölçümüz o idi ki, “Allah Azze’nin 15 asırlık Muazzez ve Mukaddes DÎNİNİ tahrîf, tağyîr ve tebdîle çalışan kim olursa olsun, o, en büyük HÂİNDİR; ve onun, artık ihânet edemiyeceği ve satamıyacağı kızı kısrağı, anası ve avradı bile olamazdı…”

Yukarıdaki ifâdesiyle, Dâr-ı Harbin “izâfet terkîbi oluşuna ve Lûgat ma’nâsına” kadar  temâs eden bu fitnebaz Fuller oyuncağı, neden dâr-ı harbin (İslâm HUKUK ıstılâhı) olarak bilhassa HANEFİYYE indindeki  ma’nâ ve medlûlüne hiç temas etmemekteydi!? Çünki dâr-ı harb, “HARB EVİ, HARB YURDU” demekdir diyerek, kafalara lugat ma’nâsı üzerinden korkulacak ve hemen nefretle reddedilecek menfî bir mâ’nâ yüklemek istiyordu. Harb yapılan, insanların ölüb sakat kaldığı, KAN, GÖZYAŞI, bombaların her yeri harabistana çevirdiği korkunç mu korkunç bir manzara… Halbuki (dârül-harb), İslâm Hukuk ıstılahları arasına (hadîs-i şerîflerle de geçmiş) ve sünnî dört mezheb imamının (Rahimehumullâhu Teâlâ Aleyhim Ecmaîn) Hazerâtının ictihadlarına temel olmuş bir mefhumdu. Bunun İslâm Hukuk bütünden çıkarılarak yok sayılması, ancak kadîm İslâm düşmanı HAÇLI zihniyetlerinin eseri olduğu, nice Batılı kaynaklarla vesîkaya kavuşmuşdur. İslâm Hukuku mu’cebince dünyanın “dâr-ı İslâm ve dâr-ı harb” olarak ikiye ayrıldığı, aslâ saklanılamıyacak bedâhaten ortada bir hakîkatdır. Hatta o kadar ki, Ankara İlâhiyât Fakültesinde ders kitabı olarak ve İslâmiyyet’i “laik bir din göstermek” tahrîfi gâyesiyle yazılıb okutulan “Dîn Sosyolojisi” adındaki kitabda bile bu husus inkâr edilememiş ve dünyanın bu şekilde ikiye ayrıldığı ketmedilememişdir. Bütün sünnî müctehidlerin ictihadları bu istikâmetde olub Akâm-ı Şer’iyye’nin tatbik edildiği her yer dâr-ı İslâm, tatbik edilmediği yerler dâr-ı harb olarak kabûl edilmişdir. İmam-ı A’zam Hazretleri 3 şart ileri sürmüşse de “müftâbih olan kavlin imâmeyne âid bir tek şart bulunduğu” fıkıh kitablarımızda sarâhaten beyân buyurulmuşdur. İmâm-ı Şâfiî Hazretleri de aynı şekilde dünyayı ikiye ayırmakla beraber bir ülkenin bir kere İslâm hâkimiyyetine girmesi hâlinde Kıyâmet’e kadar dâr-ı İslâm HÜKMÜNDE bulunacağı ictihâdında bulunmuşdur.

1977’nin Fuller-Papa dilli kasaba vâizi ise, dâr-ı harb mefhûmunu İslâm hukûkundan sinsice kaldırma planıyla konuşuyor. Bu dil, erbâbına pek alâ ma’lûmdur ki, 15 asırdır İslâmiyyet’i ortadan kaldırmak istiyen HAÇLI BATI dilidir… Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri’nin Muhalled Tefsîrine bakılırsa bu mevzu’ bütün teferruatıyla ve fevkal’âde ince fikrî noktalarına kadar ele alınmış ve bilhassa CİHAD mevzuu BATILI müfsidler tarafından nasıl yok edilmek istenmiş, görülecekdir… Bugünün HOCİA’sı da öyle bir dil kullanıyor ki, o GARBLI müfsidlerin aynı dilidir… Böylece, herkesin her yere (dâr-ı İslâm) gözüyle bakmasını te’mîn edici bir tahrîfât ve şeytanlık peşindedir…

 Müteakıb cümle ile de, “İslam nokta-yı nazarından memleketin ikiye BÖLÜNMÜŞ” olacağını sinsice araya sokuşturuyor… Bölücü İslâm… Fıkhan ortada duran ilmî bir sınıflandırmanın “BÖLÜCÜLÜK” sıfatıyla yer değiştirmesi boşuna bir iş sayılamaz… Dâr-ı Harb mefhûmunu içinde taşıyan bir İslâm’ın hem bölücü olduğunu, hem de daha sonraki cümle ile bunun bir ıstılah olarak İslam içinde bulundurulmasının “İslâm’ın karşısında” ona ters bir şey olduğunu zihinlere vermek içün de şu ifadeyi kullanıyor: “Mes’eleyi karşılığıyla da aldığımız zaman görüyoruz ki İslâm’ın karşısında bir şey oluyor dârü’l-harb.”  Halbuki islâmî bir ıstılah olarak dâr-ı harb, İslâm’ın karşısında değil, onun içinde hukûkî bir ıstılahdır. Karşısında olduğu, dâr-ı İslâm, yani “Ahkâm-ı Şer’iyye’nin tatbik edilmediği” ülke olma keyfiyetidir. Onu, mücerred harbin fiilen cereyân etdiği bir memleketmiş gibi göstererek, onun islâmî hakîkatını İslâm aleyhinde kullanmak, müslümanın değil, ancak HAÇLILARIN ve onların satın aldığı köpek tıynetli ajanların kârıdır, o kadar…

İşte, Fuller-Papa diline vâkıf olamıyan islâmî (SÜNNÎ) i’tikâd hakîkatlarından mahrûm echel kitleler, her sene daha da kalabalıklaşarak bu lâf perende ve cambazlıkları ile haşhâşîlik istikâmetinde bir kuyumcu inceliği ve plânlamasıyla narkozlanarak, cezbeye tutulmuş pervâneler hâline getirilib durdular; ve nihâyetinde de, gözü dönmüş ve burnunu KAN kokusu bürümüş kâtil ve cânîler olarak memleketi HAÇLI GÂVURLARDAN beter batırmaya kalkışdılar…

Vatikan, Yahudi ve topyekûn HAÇLI dünyâsı hesâbına İslâmiyyet’in ortadan kaldırılmasını istihdâf eden HOCİA, bunları “Dâr-ı İslâm” hasretiyle “Dâr-ı harbin” yeryüzünden kaldırılması gâyesiyle aslâ ve kat’â değil; doğrudan doğruya İslâmiyyet’in içinde böyle bir hukûkî mefhûmun ıstılah olarak bulunmasından rahatsızlığı ve bunu ademe mahkûm etmek gâyesiyle böyle konuşuyor… İstiyor ki, İslamiyyet’de “dâr-ı harb” diye bir mefhûm ve keyfiyet bulunmasın!. Böyle olunca da, iki husûs ortaya çıkacakdır:

1) Dünyânın her yeri, “El eşyâu tenkeşifu bi ezdâdihâ” sırrına tevfîkan, zıddı olmadığı içün “dâr-ı İslâm” da olamıyacak; ve dolayısıyla bir müslümanın “ahkâm-ı şer’iyyeye” muvafakatla yaşamak mecbûriyyeti hissedeceği veya böyle bir mekâna sâhib olma veya onu arama ihtiyacı ortadan kalkacak; bulunduğu bütün mekânların şartları, müslüman içün tabii bir zemin olmuş bulunacakdır!. Yahudi veya hristiyan kim olursa olsun, onun hâkimiyyet sahasında yaşamak hiç fark etmiyecekdir… Dolayısıyla da Papalık veya Başhahamlık nüfûzu altında geçecek bir hayat, müslümanın yadırgayacağı veya reddedeceği bir vasat olmakdan çıkmış bulunacakdır… Yarım asırdır tezgahlanan “Hoşgörü diyalog ve Türkçe Olimpiyatları, Abant toplantıları, Türk okulları” ve bilmem neleri ve neleri ile varılmak istenen şeytânî ana hedef işte budur…

2) “Dâr-ı harb” mefhûm ve ıstılâhı İslâmiyyet içinde ademe mahkûm olduğu zaman, “yeryüzünden fitne kalkıb din, Allâh içün oluncaya” yani MÜLKÜN MÂLİKİ olan Allâh Azze’nin irâde ve hâkimiyyeti bütün arzı ihâta edinceye kadar sürecek; ve müslümana âid FARZ olan, KUR’AN-I AZÎMÜŞŞÂN İLE SÂBİT MUHKEM ve nihâî vazîfe, müslümanlardan kazınıb atılmış olacakdır. Böylece, en büyük HAÇLI hedefi de, haçlılar elinde tahakkuk etdirilmiş bulunacakdır. Bu ise, CİHÂD denilen ve 5 ana İBÂDETDEN yani namaz, oruç, hacc ve zekâtdan da en başda gelen İBÂDETİN, iptâl ve ilgâ edilmesini netîce verecekdir…

15 asırdır HAÇLI BATI’nın İslâm’dan en rahatsız olduğu cihet CİHADDIR; ve bunda hiç kimsenin zerre kadar da şübhesi yokdur. İslâm’daki bu 5 ana ibâdetden en başda geleni bulunan bu CİHAD, yahûd ve nasârânın 15 asırdır dünyâyı işgâl ve istîlâ ederek sömürmesine ve beşeriyeti kasıb kavurmasına mâni’ olan, fevkal’âde müthiş, hiçbir din ve ideolojide zerre kadar benzeri bulunamayıb muhâl olan bir hareket ve mutlak adâlet ve huzûru ipkâ ve ihyâ ile, beşeriyetdeki ZULMÜ imhâ ve iptâl ameliyesidir. Yahudi-Haçlı dünyasının müsteşrikleri (oryantalistleri), 15 asırdır İslâmiyet’i tahrîf ve protestanlaştırmada, bu CİHAD ana ibâdetinin ortadan kaldırılması içün ellerinden gelen şeytanlığı yapmakdan aslâ geri durmamışlardır. Müslümanlar içinde gavurlaştırdıkları ve satın aldıkları aşşağılık ruhlu adamlara da, dâima ve en başda, İslâmiyyet’den CİHAD ana ibâdetinin kaldırılması içün ne lâzımsa onun yapılması; ve bunun reklâm edilmesi vazîfesini vermişlerdir.  Haçlı batı ve müsteşrikler ve bunların satın aldığı “müslüman kılıklı münâfıklar” asırlarca, İslâmiyyet’de “taarruz harbinin” aslâ câiz olmadığını, ancak “tedâfüî harbin”meşrû’ olabileceğini yani taarruz ve istîlâya ma’ruz kalan müslümanların müdâfaa (savunma) harbi yapabileceklerinin câiz olabileceğini üfürüb durmuşlar; ve onları bu yolla narkozlamak istemişlerdir… Yurtda sulh cihanda sulh gibi saçma ve yalama sloganlar, tamâmen HAÇLI BATININ İslâm memleketlerine sokduğu uyuşturma, omurgasızlaştırma ve iğdiş etme tabletleridir. Son 15 Temmuz 2016 HAÇLI SEFERİNİN tv’lerden okunan Allâh’sızlık beyânı da, “Yurtda SULH KONSEYİ” adına irtikâb edilmişdir…

Bütün bunlar, müslümanların elinden CİHÂDI yani silâhı alarak, dünyayı yahudi-haçlı şebekelerinin butlân, zulüm ve sömürüsü önünde HAKK ve HAKİKATIN VE ADÂLET Ü EMÂNETİN işlemez hâle getirilmesi ve küfr ü şirk ve nifâka teslim edilmesi demekdir ki, bu, Âdem Aleyhisselâm’dan SON PEYGAMBERİNE kadar tebliği yapılan Mutlak Hakîkat İslâmiyyet’in VÜCÛD HİKMETİNİN inkârı ma’nâsına gelir…

ABD, İngiliz, AB, Vatikan ve Yahudi dünyasının son yarım asır içinde kuduruş derecesine varan İslâm’ı ortadan kaldırma planları, politikacı ve medyalara akseden beyânât ve yazılarıyla apaçık ortadadır ki, bunu, işte 17 senedir Pensilvanya’ya mevzilendirdikleri “din adamı=ruhban” kılıklı emekli bir kasaba vâizi ile yürütmektedirler. Bu i’tibarla 15 Temmuz 20016 târih-i efrencîsindeki Anadolu katliâmı (b.kdan) bir hükûmet darbesi değil, BÜTÜN HAÇLI BATI VE YAHUDİ CEBHELERİYLE YÜRÜTDÜKLERİ (ASRIN, 1. HAÇLI SEFERİ)DİR…

Bu haçlı seferini diğerlerinin takib edeceğinden de aslâ şübhe edilemez. Bu Allâh’sızlık dalgalarının tuzla buz edilerek, kendi başlarına ma’kûs bir belâ hâline getirilmesinin biricik çâresi, İslâm dünyasının, târihde olduğu gibi Rasûl-i Rusül Aleyhisselam Hazretleri’nin “BENİM VE ASHÂBIMIN ÜZERİNDE BULUNDUĞUMUZ YOL” buyurduğu ehl-i sünnet ve’l-cemaat Müslümanlığında sımsıkı birleşmek, HAÇLI SÜRÜLERİNİ YERİN DİBİNE GEÇİREN SALAHADDİNLERİN, KILIÇASLANLARIN, YILDIRIMLARIN, FATİHLERİN VE SÜLEYMANLARIN ÎMÂN VE CİHÂD AŞKINI, YOK EDİLMEK İSTENEN İSLÂM COĞRAFYASINDAKİ KAVİMLERİN KALBLERİNE NAKŞETMEKDİR… Bunun dışındaki, HAÇLI beslemelerinin Batı taklidçiliğiyle içimize hançer gibi sapladıkları bütün küfre müeddî siyâsî, hukûkî, iktisâdî, ictimâî, ahlâkî, askerî ve harsî maymunlukları bu Allâh’sız dünyânın kapıları önünde yakıb kül etmekdir… Ve işte bir tek ÇÂRE de, böylece ALLÂH ve RASULÜ’ne îmân tâzeliyerek, mutlaka izzetle yaşama yolunu seçmekdir…

Aksi hâlde, iç ve dış ihânet şebekeleri durmıyacak; ve ANADOLUMUZU işgâl ve istîlâ plânları ile bu memleketi KAN GÖLÜ hâline getirmiye devamla, elimizden çalmaya uğraşacaklardır…

(Mâba’di var)

(İntişârı: 06.08.2016)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir