-1- Dembokrasinin Allâh’ı, Âhıret Îmânı, İslâm’ı Yokdur Ki Şehîdi Olsun!
13 Temmuz 2017
Darbe Komisyonu’ndan ‘Cemaatlere Dengeli Denetim’ Çıktı
15 Temmuz 2017

( ATEİST REJİMDE EMEKLİ VÂİZ )

ATEİST REJİM, HAÇLI AJANINI “MÜSLÜMAN VÂİZİ” DİYE KÜRSÜLERDE AYILTIB BAYILTIR VE DÎNİN İÇİNİ BOŞALTDIRIRSA…

(2)

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

Dünki makâlemizde, yahudi-haçlı BATI dünyâsı içün ilk hedefin, 15 asırdır “İslâm dediğimiz Mutlak Hakîkatin” ortadan kaldırılması olduğunu YAZMIŞDIK. Bunun, cebhelerdeki sıcak boğuşmalarla olamıyacağının anlaşılmasından sonra da, bir takım “din adamı” kisveli iblisler eliyle yürütülerek, bünyesi ve hakîkati dışına taşınacağı yani ademe mahkûm edileceği; böylelikle de İslâm Dîninin bambaşka kalıplara dökülerek onların ta’biriyle “ılımlı, protestan, radikallikden sıyrılmış, hoşgörü ve diyalog zehriyle karartılmış” bir dîne inkılâb edeceği apaçık ortadadır.  Bunun tahakkuku içün de, büyük bir plân ve hesabla İslâmiyyet’e yüklendikleri; ve ateist yerli rejimlerin de bunları görmiyerek gaflet ve dalâlet eseri olarak onlara “her istediklerini verdikleri” izahdan vârestedir…

 Bizler ise 1977’den beri bu plân ve şeytânî hesablara ısrarla dikkati çekmiş; ve fakat “mezhebsizlerin ve telfikçi bir takım îmân akreplerinin akıl hocalığından” aslâ kurtulamıyan politikacı kibir küplerine bunları bir türlü anlatamamışdık… Şimdi ise, bugün başlıyan ve hangi dine âid olduğu da tasrih edilmediğinden mechul bulunan “DÎN şûrâsı” etiketli gösterilerde, bu adı geçen gürûhun, DİB başındaki sarıklı politikacının ağzından, “Kelime-i Tevhid ikiye bölünerek Peygamber Efendimizin oradan kaldırılmak istendiği tehlikesine” dikkatleri (!) çekerek, “din hassâsiyeti (!) beyân etme” çaba ve çırpınmalarını hayretle yakalıyoruz!.. Yahudi-Haçlı parmağındaki katil sürülerinin, bu “Rasûlullâh” kelimesinin Kelime-i Tevhid’den kaldırışına, LAİK dembokrasi hükûmetleri “AB hülyâlarına” zarar gelmesin (!) diye, tam 52 senedir, bilhassa 1999’dan sonraki 17 senenin “Abant ve Diyalog” toplantıları ile resmen ve alenen ve hayâsızca sâhib çıkmışlardır… BU, KÂİNÂT çapındaki KÜFÜR ve ŞİRKE ve “İSLAM’IN ORTADAN KALDIRILMASINA MÜEDDÎ HÂİNLİĞE” ŞİMDİKİ MAAŞLI “ŞÛRÂ BÜLBÜLLERİ” BİR KERE BİLE OLSUN, NE İLAH-YAP-YAT-LARI, NE DİB’LERİ, NE KARAMANLİS MAKÛLESİ MÜCTEHİDLERİ (!) VE NE BİLMEM NELERİ VE NELERİ İLE, “BU NE DEMEK ULAN” KABİLİNDEN BİR AKSÜL’AMELCİK BİLE GÖSTERMEDİLER, GÖSTEREMEDİLER!. YILLARCA DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE KELİME-İ TEVHÎD OYUNCAK GİBİ PARAMPARÇA EDİLİRKEN BU ADAMLARIN KILLARI BİLE KIPIRDAMADI. HATTA, ZAPETERO VE BİLMEM KİM HAÇLILARLA “MEDENİYYETLER İTTİFAKI” KABİLİNDEN İHÂNETLERİN İÇİNE GİREREK, “ES-SEBEBU KE’L-FÂİL” SIRRINCA BU HÂİNLİK VE ŞİRKE SEBEB OLANLARI DEVLET ÇAPINDA DESTEK VE MUHÂFAZAYA ALDILAR… BÖYLECE, CİA, İNGİLİZ, VATİKAN VE TELAVİV GÜDÜMLÜ 15 TEMMUZ HAÇLI SEFERİ KÂTİL VE CÂNÎLERİNE, ORTAK HATTA MÜŞEVVİK OLDULAR…

BÜTÜN BU ÇİRKİNLİK VE İHÂNETLERİ VE DÎNİMİZE YAPILAN SİNSİ VE GİZLİ DÜŞMANLIKLARI İSLÂM MİLLETİ VE TÂRİHİ ASLÂ UNUTMIYACAKDIR. BUGÜN, HAMAMIN NÂMÛSUNU KURTARMAK ÇÜN NE KADAR AFV DİLEME MANZARALARI DA ÇİZSELER, KELİME-İ TEVHİD’E UZANAN DİLLER KARŞISINDA, YILLARCA SAĞIR, DİLSİZ VE KÖR OLANLARI, TEKRAR EDELİM Kİ, İSLÂM TÂRİHİ ASLÂ UNUTMIYACAKDIR… 15 ASIRDIR BU MİLLETE ALLÂH VE RASÛLÜ’NÜN EN BÜYÜK EMÂNETİ OLAN KELİME-İ TEVHİD, PARÇALANARAK YERLERDE SÜRÜKLENİRKEN, BİR MÜSLÜMANIN SUSMASI SÂDECE MUHÂLDİR Kİ, BUNUN İRTİKÂBI KÂİNÂTI KARARTACAK DEREKEDE KENDİSİNE VE İNSANLIĞA KARŞI, DAHA ÖTESİ OLMIYAN EN BÜYÜK İHÂNET OLABİLİR… BUGÜN “BATININ HİZMETİNDEYİM” DİYEN MEL’UNUN, KELİME-İ TEVHİDE YAPDIĞI HÜCUM, BU SÖZÜNDEN DAHA MI AZ BİR CİNÂYETDİR Kİ, 20 SENEYE YAKIN BİR ZAMANDIR VE SON DERECE PERVÂSIZCA YAPDIĞI BU, DAHA ÖTESİ OLMIYACAK KADAR İĞRENÇ HÜCUMLAR ASLÂ GÖRÜLEMEMİŞ OLSUN!. BU MİLLETİN BİNLERCE SENELİK GEÇMİŞİ İÇERİSİNDE, ALLÂH VE RASÛLÜ’NE OLAN SEVGİ VE BAĞLILIĞININ MUTLAK (MÜHRÜ) OLAN KELİME-İ TEVHİDDEN DAHA KIYMETLİ HANGİ KIYMETİNİN OLACAĞI DÜŞÜNÜLEBİLİR?. BU KIYMET ORTADAN KALKDIKDAN SONRA DA BUNUN YERİNE SONSUZDA BİRİ KADAR KIYMETİ HÂİZ HANGİ KIYMET KONULABİLİR?. İŞTE HAÇLI BATI BUNU BİLDİĞİ İÇÜN PENSİLVANYADA BESLEDİĞİ HAŞHÂŞÎ BAŞINA, KÂİNÂTI KUSTURACAK KADAR İĞRENÇ BU İHÂNET VAZİFESİNİ VERMİŞDİR. ANIN ÇÜN BU, (B.KDAN) VE SIRADAN BASİT BİR (DARBE DEĞİL) ASRIN 1. HAÇLI SEFERİDİR. BUNU İYİCE İDRÂK EDEMİYEN VE MUAZZEZ VE MUKADDES “ŞEHİDLİK” MAKÂMINI  BİLE KELİME-İ TEVHÎDİN İÇİNDEN SÖKÜB, HAÇLI GAVURLARIN UYDURDUĞU DEMBOKRASİNİN İÇİNE KALB NAKLİ AMELİYATI YAPARCASINA TAŞIYANLAR, TOPRAK ALTINDAKİ YÜZMİLYONLARCA ŞEHİD VE ECDÂD İLE HANGİ ORTAK KIYMETLERE SAHİB SAYILABİLİRLER?

BİNAENALEYH, 15 ASIRLIK ŞÜHEDÂ VE ECDÂDIN, YÜZMİLYONLARCA GÂZÎNİN CAN VE KANLARIYLA MUHÂFAZA ETDİĞİ EN MUKADDES VE KIYMETLİ VARLIĞI DEMEK OLAN KELİME-İ TEVHİD’E, BU BATI GÜDÜMLÜ KÂFİRLERİN 20 YILA YAKIN BİR ZAMANDIR YAPDIĞI HÜCUMLARI GÖRMİYEN POLİTİKACILAR VE BUNLARIN PARMAKLARINDAKİ RUHBAN SINIFLARI, BUGÜNKÜ ŞÛRÂ BİLMEM NE DİYEREK ÖTMEKLE KENDİLERİNE KİMLERİN HAKÎKATEN BAĞLANIB İ’TİMÂD EDECEKLERİNİ SANMAKTADIRLAR?

Sadede şurû’ edersek, işte 39 sene evvelden Batı güdümlü cinayet şebekesi Başı’nın kelime atlamadan beyanları:

SUAL: “Dârü’l-harb nedir, bankalardan fâizle para almak câiz midir, bu husûsu mahzûr yok ise îzâh ediverin” diyor.”

Yahudi tahrifçiliğine me’mûr, mahkûm ve bununla mükellef cânîbaşının cevabı, her cümle arasına sıkıştırılan sızıntı ve tahrîfin, nasıl iblisçe oralara yerleştirildiği dikkate alınmalı ve öyle okunmalıdır:

CEVÂB: ”Evvelâ Türkiye dârü’l-harbdir desem ben, hem mü’min hem müslim pekçokları darılır bu işe. Dârü’l-harb demek, kâfir yurdu demekdir. Türkiye’ye kâfir yurdu deseniz ne olur biliyor musunuz? BAŞTA İDÂRECİLERİMİZE KÂFİR DEMİŞ OLURSUNUZ. DEVLET REİSİNİZE KÂFİR, PARLAMENTERLERİNİZE, BAŞBAKANINIZA KÂFİR DEMİŞ OLURSUNUZ.”

Burada hemen ve ilk göze çarpan taktik, 1977’de kimlerse, o idârecilere şunu dedirtmek:

“Müslüman sünnîler bize KÂFİR gözü ile bakıyor, öyle ise bizim de ilk hedefimiz onların elindeki sünnîliği alarak onları YOK ETMEK olmalıdır!”

İşte Batı’nın, Papalığın, İngiliz, CİA ve Telaviv’in, hatta Acemistan şii Ayetullalarının dört gözle beklediği 54 yıllık İ. SEBE şeytanlığı bu…

ECEVİT GİBİ binlerce echel politikacı, bu ajanın “şefaat ninnileriyle” uyutuldu ve onun avukatlığına talib oldular!. İslâmiyyet’in elifini bile bilebilmekden mahrûm o echel politikacılar, bu taktikleri anlayıb göremediklerinden, bu papalık haçlı baykuşunu yarım asırdan fazla beslediler ve sıvazlıyarak öttürüp durdular… Henüz tam anladıklarını da aslâ söyliyemeyiz… Madam Meral gibi yüzlercesinin hâlâ sesini çıkaramayıb, 15 Temmuz kahpeliklerini tel’în edemiyenlere ne denilebilir?

Fetto-Nato Haçlı şövalyesi, yukarıya aldığımız ifâdesiyle hakk ve hakîkatı söylemek yerine, “pek çoklarını darıltmamak” ve dînî mevzuları sulandırarak birçok câhil kalabalıkları kendisine bağlamak üzere konuşduğunu apaçık kendisi söylemektedir… Yani bu şeytanlık bize şu anahtarı veriyor ki, bu haçlı şövalyesinde (hakk ve hakîkat) adına değil; insanların nabzına göre yani onları “darıltmamak” hesâbıyla konuşmak esasdır… Üzerine şimşekleri çekmemek ve herkesin nefsine hoş gelecek (ılımlı denilen bir religionu pazarlamak) ve politikacı felsefelerini destekliyerek onların teveccühünü kazanmak… Hulâsa, şer’î ıstılahları sulandırıb bulandırmak, onları mevki’ ve mevzilerinden koparmak hesâbıyla konuşmak…

 Politikacılarla kalabalıklara bunlar küçük bir teferruat gibi görünse de, aslında Haçlı Şövalyesinin bütün söylediklerinin ve 54 senedir ağzından çıkanların, bir ilim adamı ciddiyet ve hakperestliği ile zerre kadar alâkası yokdur!. Buradaki piç mantık şudur:

“Nasıl konuşur ve islâmî kanunları nasıl sulandırıb bulandırırsam peşime o kadar çok islâmîliği tükenmiş sürü takarım; ve İslâmiyyet’i de o kadar saptırmış (ılımlı) hâle sokmuş; ve CİA, İngiliz, Telaviv ve PAPANIN hulâsa bütün BATI’nın ağız tadına göre şekillendirmiş olurum!”

İşte bunları, laik dembokrat cumbokrasi ateizmasıyla yetişen ve (ehl-i sünnet akâidinin) noktasından haberi olmıyan kalabalıkların yakalamasına da imkân yokdur. Böyle olunca da, adı geçen, her sene daha da dozunu artırarak tahrif içün sulandırıb bulandırmaya devam etmiş; ve herkesin ve dünyanın bildiği gibi bu haçlı şövalyesi, “Mehdiyyet (!) makâmına” yani iki batıl ve bir HAKK dinde mevcud ve fakat pek ayrı keyfiyetlerdeki bir dereceye, “Kainatın İmamı” denilerek “modern bir fir’avn olarak” oturtulmuşdur!. Bu rûhen cüzzamlı varlık, Papalıkda ve Şii Acemistan Ayetullalarında olduğu gibi, “Lâ yuhtî ve lâ yüs’el=Hatâ yapması muhâl ve aslâ mes’ûl tutulamaz” yarı tanrı olarak gezi zekâlı sürülere, abi, abla ve imam denen (zombilere) böylece yutdurulmuşdur…

Haçlı şövalyesi uyduruk MEHDİ, hâdiseleri, aslâ islâmî kânûna tatbikle netîce almak ilmîliği ve ciddiyetine değil; hâdiselerden “islâmî (!) kanun çıkarma şeytanlığını” mantığının ve Batı’ya hizmetinin (uşaklığının) temeli yapmışdır… Bunları da Nice DİB ve ilâhiyât etiketli adamlar, bunlara karşı çıkmak yerine tasdîk ve tahsîn ederek utanmadan yıllarca ve hayâsızca alkışlamışlardır. Hatta İlâhiyat Pırasasörlerinden Faruk BEŞER gibi taraftarları, “Fetulla GÜLEN FIKHI” nâmıyla müstakil bir kitab bile te’lîf ederek, adı geçen “Vatikan vâizini” göklerde uçurmuş, onu büyük bir müctehid ve allâme gibi kitlelere yutdurmuşdur…

Son 20 yıl içinde öyle ilâhiyatçı (yeni religion) imâlâtçısı ve pazarlayıcıları ortalığa fırladı ki, bunlar da o Vatikan Vâizinden “esinlenib besinlenerek” şu (piç mantık) yolu ile ilim ve bilim (!) adam ve madamı olmak istikâmetlerine dömeldiler:

“Şu şu vasıfları taşıyanlara, İslamiyyet’in şu şu kânunları mu’cebince kâfir denilmek şartdır gibi bir hüküm koymak yerine, yani İslâmiyyet’in şu şu kânunlarına tevfikan onlara kâfir demek iktiza etse de, biz, onlara kâfir dememek içün İslamiyyet’in bu bu kânununu şu kılığa sokar da şöyle kabûl edersek, onlara da kâfir dememiş oluruz! O halde buradaki islâmî kâide, İslâm’daki gibi değil, kafire kafir denmiyecek hâle getirilerek yani sulandırılarak şöyle şöyle kabul edilmeli; ve müslümanım diyen herkese müslüman denildiği gibi, “ehl-i kitâba” (yahudi ve hristiyanlara) bile aslâ kafir denmemeli, onların da dinlerinin doğru olduğu yani Vatikan’daki “PAPA Cenablarının” yolu ve izi dahî dinimizce muteberdir; ve onları cennetlik yapmıya kâfî ve vâfîdir diyerek hükmedilmelidir!”

İşte 52 senedir, bu (piç mantık), ilâhiyât Haltettin Karamanlis ve Kavruk Kaşer’lerine ve DİB sarıklı politikacılarına varıncaya kadar nicelerinde, hayâsızca her mes’elenin temel istidlâl (!) ve kıyâs kânûnu yapılmışdır…

  Graham Fuller’in HOCİA denen gözüdönmüşü keşfedib ona “mukaddes haçlı seferine hazırlanma” hizmetini verişinden (52 seneden beri) İslâmiyyet’in sulandırılışı, bu ana (piç mantık) üzerinden yürütülmüş; ve son 10-15 yıllık “Dinler arası Diyalog” denen İslâm’ın içinin boşaltılması iblisliği de böyle pazarlanmışdır… 16 Şubat 2006 tarihli ve ABD senatosunun Kerry denen herife yazdığı, “Radikal İslâm’ın önünü keserek, Türkiye’de onun yerine ılımlı bir uydurmanın konulmasını en iyi Fettoşun yapacağını ve onun, bunun içün desteklenmesi gerektiği” meâlindeki mektub, 52 senedir bu vâiz püsküllüsünün nereden niçin beslendiğini pek açıkça ortaya koymakda bir isbât vesîkasıdır…

HOCİA’nın, yukarıdaki ifâdesinde Darü’l-harb mevzuunu da ictihâda mesâğ olan bir mevzu’ olarak ele almadan, politik saptırmalara malzeme yapmak üzere ele alışı, son derece iğrençdir. Tamâmen İslâm Hukûku içerisinde ele alınması şart olan bir mes’eleyi, HANEFÎ veya  Şâfii ve sâir sünnî mezheblere göre değil de, politikacılara tabasbus ve yaltaklanma esâsına göre saptırarak ele almak, bu mahlûkun taşıdığı niyetin, ne kadar fâsid olduğunu gösterir. Burada da hedef tahtasına oturtulan, yahudi-haçlı dünyasının 15 asırdır en korkduğu ve bozmaya çalışdığı EHL-İ SÜNNET VE’L CEMÂAT usûl çizgisidir. Bu istikâmet içinde de, en baş ve kadîm SÜNNÎ yaşama MEKTEBİ, İMÂM-I A’ZÂM (Rahmetullahi Aleyh) Efendimiz Hazretlerinin vaz’etdiği ilâhî ictihadlar bütünüdür. Son 20 yıl içinde, Faruk Beşer gibi nice nevzuhurun “Mezhebler dîn değildir” şeklindeki ana ifsâdı dile alarak durmadan tekrarlamaları da boşuna değildir. Elmalılı Merhûmun da Tefsîrinde beyân buyurduğu gibi 15 asırdır bütün ehl-i sünnet ulemâsı “Müctehid imamların ictihadları vaz’-ı beşerî değil, vaz’-ı ilâhîdir” hakîkatında müttefik bulunmuşlardır. İslamiyyet’in yıkılmasındaki ilk hedef işte bu ana usûl kânununun yıkılarak, müctehid imamlara olan i’timâd ve bağlılığın ortadan kaldırılması; ve onların “vaz’-ı ilâhî” olan ictihadlarının” yerine, 21. Milad asrındaki şeytanların “Kur’an bize yeter” şirkine açılan (edille-i erbaayı yok etme) alçaklığıdır. Bütün reformist, revizyonist ve deformist ne kadar yahudiperest tahrifçi varsa, bu ana temel noktaya ateş eden Allâh’sızlardır. Bu iblis sürüleri, (icmâ’-ı ümmeti) de aynı şeytânî felsefe ile yok saymışlar; ve hadîs-i şerifleri de “sahih mi değil mi, uydurma mı değil mi” fitnebazlığı eline vererek ve “Avrupa Birliği Normlarına Uymuyor” deme dinsizliği ve gavurperestliği de bunların yanına katık ederek, ademe mahkûm etme yoluna girmişlerdir.

Şimdi birçok (İslâm’ı içden yıkma) müfsidinin geldiği nokta, “Kur’an bize yeter!” gavurluğudur. Halbuki sünnet, icmâ’ ve kıyâsa gönderen, nice âyetleri ile Kur’an-ı Azîmüşşân’ın bizzat tâ kendisidir. Ortada o kadar muhkem bir din usûlü vardır ki, edille-i erbaanın her biri, kendisi dışındaki 3 delîlin de ŞART olduğunu söyler; ve bunlardan biri olmadığı zaman diğerlerinin de anlaşılamıyacağını ve dördünün de muattal kalacağını beyân buyurur. İşte İslâm’ın içden yıkıcıları bunu çok iyi ve gâvur gibi bildikleri içün de, asıl yıkmak istediklerinin Kur’an-ı Azîmüşşan değil de ötekiler olduğu şeytanlığına abanır; ve “Kur’an bize yeter” iblisliği ile müslümanları uyutmaya çalışırlar. Kitleler bir kere bu noktaya sürüklendi mi, artık bunu da şu iblislikler takib edecekdir:

 “Kur’anın şu âyetleri ona sonradan ilâve edilmişdir; şu şu âyetler tarihseldir; bunlar bugün geçmez, şu şu ayât ise bazı ateist ve HAÇLI Vatikan ve sâir ehl-i kitâbın ve kabuklu ajanların canını sıkıyor; bunların da kaldırılması MASLAHAT ve dinde KOLAYLIK icâbıdır; dolayısıyla kaldırıması ve yerlerine şu mealde inciler (şeytanlık cümleleri âyet diyerek) konulmalıdır!”

 Böylelikle de, İslâm diye bir Dînin olmadığı, Allâh’sızlık bulamacı bir devreye girilecekdir…

İşte bütün İslâm düşmanı yahudi tahrifçileri gibi mâhut iblis HAÇLI beslemesi şövalye de, bu en meşhur ve asırlardır devam eden şeytânî usûlü en ana taktik olarak kullanmışdır. Haçlıların, İslamiyyet’in esası ve kendisi olarak gördüğü Ehl-i Sünnet ve onun en kadîm ve muhkem usûl mektebi Hanefîliği hedef seçmiş bulunuyor. Politikacılarla hanefilerin arasını iyice açmak içün öyle bir zehirli tahrif kullanıyor ki, şunu demiş oluyor:

“Ey politikacılar! Siz, hatta bir gün ABD eyâlet vâlisi olarak Türkiyenin başına geçirilecek BEN! Veya kimlerse onlar! Topumuz da Türkiye’ye Dâr-ı Harb diyenler nazarında KÂFİRİZ; ammâ benim ve köpeklerim nezdinde müslümansınız, müslümanız. Ehl-i kitab da olsanız makbûlümüz ve başımız üstündesiniz! Sizin, milletçe kâfir kabul edilmemeniz, oy almanız ve kabûl görmeniz içün elbetdeki çok işinize gelecekdir! İşte ben, sizin önünüzü açmak içün bu yüce işi yürütüyorum! Hiç unutmayın ki, sizin en büyük düşmanınız “Türkiye dâr-ı harbdir” diyerek sizleri müslümanlara kâfir gösteren hanefî ictihadlarıdır. Bu ictihadları meşrû’ ve dînin birer cüz’ü kabul eden dini de düşman bilin, bu dini ortadan kaldırın, yerine bütün yahudi HAÇLI BATI’yı tatmin edecek ılımlı bir religionu bendeniz inşâ’ edecek ve sizleri rahata kavuşturacağım!”

İşte 52 senedir hızlanan sünnî düşmanlığı altındaki fırıldaklar, şeytanlıklar ve politikacıların sünnî düşmanlığı yapmasındaki fitnelerin ana sebebi, bu 52 senedir ortaya atılan böyle zehirli VATİKAN ve CİA plan ve yönlendirmeleridir…

Halbuki  Bir memleketin (dâr-ı İslâm veya harb oluşu) MÜTEVÂTİR nass ve icmâ’ ile değil, müctehid imamların ictihadları ile sâbit olduğundan, bunun münkirinin tekfiri bile vâcib olamaz. Hanefiyyece müftâbih olan KAVL, imâmeynin (İmâm-ı Yûsüf ve Muhammed’in) kavli olub, bir memleketin DÂR-I İslâm veya harb oluşu “Ahkâm-ı Şer’iyyenin orada tabikine veya gayr-i tatbikine göre” hükme bağlanır… O memleketdeki Parlamanter veya Papamenterlerin (!) kâfir veya mü’min oluşuna göre değil!. Esas olan, Allâh Azze ve Celle’nin irâde ve hâkimiyyetinin o memleketde NÂFİZÜ’l-HÜKM olması veya olmamasıdır!. Haçlı şövalyesi Fettoş ise, “İdâreciler, cumhur Başkanı, parlamenterler ve başbakan” diye bütün devlet ve hükümet adamlarını sayarak, onlara “Dâr-ı harb” diyen HANEFİ müslümanları hedef gösteriyor; ve o müslümanların üzerine onları saldırtma şeytanlığına sarılıyor. Zaten 54 sene zarfında yapdığı da, işte bu kabil (piç mantıkla) Haçlı Vatikan, İngiliz, CİA ve İsrail hesâbına İslâmiyet’i tahrîf ve insanlar arasına FİTNE ve ADÂVET ateşi sokmak olmuşdur…

 Ne yazık ki, bâlâda da beyan etdiğimiz gibi, 93 senelik ateist felsefe kurbanı kalabalıklar, okumuşu okumamışı, bu iğrenç FİTNEYİ binlerce nefrin ve teessüf ki göremediler; veya görmek istemediler… Bunun neticesi de, 15 temmuzda olduğu gibi bir iç harbin eşiğinden dönmek olmuşdur!

Ekran şeytanı hoca kılıklı iblislere her zaman ve mekânda dikkat edilmesi de, böylece ortaya çıkmış bulunuyor…

(Mâba’di var)

 

(İntişârı: 03.08.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir