-2- Allâh’dan Başka Rabblara Tapmak…
16 Eylül 2015
-4- Allâh’dan Başka Rabblara Tapmak…
10 Ekim 2015

Büyük Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretlerinin Tefsirinden, adı geçen son derece hikmetli ve HAKKIN tâ kendisi olan beliğ  satırları,

ALLÂH’DAN BAŞKA RABBLARA TAPMAK…

-3-

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

Büyük Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretlerinin Tefsirinden, adı geçen son derece hikmetli ve HAKKIN tâ kendisi olan beliğ  satırları, ne kadar göze sokub tekrarlasak azdır:

“…herhangi birini RABB ittihaz etmek içün ona behemahal “RABB” nâmını vermiş olmak şart değildir. Allah’ın emrine muvâfık veya muhâlif olduğunu hiç hesâba almıyarak, onun emrine itaat etmek ve alelhusus, ahkâma müteallık olan husûsatda onu vâzı’-ı ahkâm ve hukuk gibi tanıyıb da, o ne söyler, ve ne emrederse HAKK oluverir gibi farzetmek, ona itaatle Allâh’ın emr ü hükmüne muhâlefet eylemek, ONU ALLÂH’DAN BAŞKA RABB İTTİHAZ EYLEMEK ONA TAPMAK DEMEKDİR.” (Elmalılı Tefsîri, c.4, s.2512, 1. Tab’ı)

Sâdece T.C. hududları içindekilere (!) değil, bütün beşeriyete gönderilen Son Peygamber ve Son Kitab’ın, en muhkem, en temel, en âlemşumül, en baş ve âmir hükmü budur. Son çeyrek asır içinde “tanrıları ile konuşan HOCİA cinsi adam ve madamlar” icad edildiği gibi, son 96 sene içinde de “tanrılık” makâmına fırlatılan dembokratik-laik pırtıbaşı veya ulusbaşı liderlere (führer)lere rastlanır olmuşdur!. Bu, bu kavmin, tarihdeki nice kavimlerin âkıbetinden ibret almadığını; ve eğer böyle giderse, “târihdeki ısyân ve tuğyân” sahibi azgın ve nankör kavimlerin encâmının, bu kavmin dahî başına gelebileceğini gösteriyor!

Bervechi âti (aşağıda) zikredeceğimiz bir takım ayarsız ve dengesiz hezeyanlar, beyanlarımızı kavl-i mücerredde bırakmamak içün kifâyet eder; ve hatta ziyâde bile olabilir. Bunları, internetden de tahkik imkânı dâimâ vardır…

1) Bazı sivri hezeyanları rastgele sıralıyalım. Hükûmet azâlığına kadar yükseltdikleri (!) Egemen bağış ile Metehan Demir arasındaki telefon konuşması, Allâh ve Kitabı’na fırlatılan “makara” ve maskaralığın, nasıl zirve yaptığını gösteriyor:

“Oğlum ben her Cuma bir âyet sallıyorum…. Kitabçık yok lan. Google gir Kur’an’dan atıyorum: Kardeşlik, Kur’an’da nankörlük, Kuranda bilmem ne diye.. search yap hepsi çıkıyor. Oradan beğen bir tane salla gitsin…..Makara iyi ya!”

Buyrun, 80 milyonu idâre eden ve onların “velâyet ve vekâletini” sırtlanmış “bakan” denen adam ve madamlara âid mes’ûliyet ve kalitenin vesîkalık fotoğrafı!

Bir memleketde Allâh Azze ve Celle’nin “irâde ve hâkimiyyeti” işte böyle “kul irâde ve hâkimiyyeti” adına nasıl “makaraya” sarılıyor, bu bile bir TAPIŞ ki, tek kelimeyle iğrenç… Bu “Kulatapış” dininin (religionunun) meczublarına, tapılanlardan da hiç ibretlik ve müessir bir aksülamel gösterilmiyor!. Demek ki, tapanlar da, tapılanlar da, bu “tapış” ameliyeleri ve ritüellerinden (!) memnunlar!.

Memleket neden bu herc ü merc içinde üçbuçuk eşkıyânın oyuncağı?. Târihde var mı yüzde bir nisbetinde bir benzeri?!

Adam atıyormuş, tabire bakın: “Kur’an’da bilmem ne diye!”

2) Bir başka dembokrasi ve pırtı meczûbu (RTE’ı) kastederek “ibadeti” hangi derekelere indiriyor:

“Kendisine dokunmak bile ibâdet!”

Bu dalkavuk ve yalaka nesline göre, ha Allâh Azze’nin önünde secde ederek ibâdet etmişsin, ha bir kula “dokunarak” ibâdet etmişsin, ne değişir? Nasıl olsa RTE’nın dediği gibi “4 Hakk Din var!” Bu dokunarak ibadetler de, bu 4 dinden birine sokuşturulur ve cennet-i a’lâ boylanır!!! İşe akâiddi, fıkıhdı, tefsirdi, usûldü, müctehiddi, ictihaddı gibi ana mefhum veya disiplinleri karıştırıb zora sokmanın ve yokuşa sürmenin âlemi var mı??? Kitab Sünnet de, al eline mektub gibi oku, “ha, bizim Ali Bey şunları demiş!” cinsinden bas yorum adı altında iblisleşmeyi, böylece al ayağının altına YARADAN’ı; ve devam et müslümanlığa…

Sürünürsüz adam ve madamlar, sürünürsünüz!

 Nasolsa, geçmiş senelerde, o can ciğer olunan yıllarda “Haşhaşî HOCİASINDAN” “hoşgörü-diyalog” şehâdetnâmesi alınarak, bu dinleri, hatta ateizmi bile “kutsama” illeti, bu iri yarı kocaman politikacıların da sicillerinde hâlâ berdevam!..

3) Bir başka sapıtmanın en alt derekesindeki “tanrılaştırma” hezeyanı ise korkunç mu korkunç:

“Allâhu Teâlâ’nın bütün vasıflarını toplamış bir lider!”

Hâşâ ve Kellâ…

Nâmütenâhî TEVBELER…

İnsan şok oluyor!

Allâh Azze’nin 14 sıfatı, hiçbir mahlûka isnâd edilemez; ve benzeri ve şerîki muhal… O da, kullarına âid bütün acziyet ifâde eden sıfatların tamâmından, mutlak ma’nâda münezzeh ve müberrâdır… İnsandan (tanrı) veya (put) yontmanın bugünün T.C.sindeki tezgâhları işte böyle işliyor; ve böyle ma’müller imâl ediyor… Târihdeki “câhiliyye” devirleri, bugün de aynen ve bütün dehşetiyle devam etmekde…

4) Ve bir mübâlâğa çılgınlığı:

“Doğduğu şehirler mübârekdir!”

Bir insan Rize, İstanbul ve Şiirt’de olmak üzere 3 yerde nasıl doğar, bu da bir başka garâbet!. Mübârek demenin “bereketli, uğurlu” gibi ma’nâlara geldiği de nazara alınırsa, bugün bütün türkiye coğrafyasının nasıl bir herc ü merc içinde çalkalandığı dünyanın gözleri önündedir. Bazı putperestlerin, Kamal Paşa’nın cıgarasının kül tablasını, rakı şişelerini bile “takdîs etdiklerine=kutsadıklarına” bakılırsa, günümüzde de böyle yeni bir tapınma ritüelleri tezgahlanmakda olduğu görülecekdir…

5) Cenâb-ı Hakk, bir hadîs-i şerîfde “Rahmetinin gadabını geçdiğini” beyân buyururken, bir kul da aynı şeyleri kendisine nisbet ederse, ne olur?. Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi Merhum da, bu hadîs-i şerîfi, Deylemî’nin İbni Abbas’dan tahric etdiğini “Yeni İslâm Müctehidlerinin Kıymet-i Ilmiyyesi” nâmındaki Kitabında beyan buyurmaktadır. Birileri, kendi kendisini Allâh Azze’nin yerinde O’na ortak (şerîk) mi görür, yoksa başka bir şey mi, onu da en iyi Allâh Azze bilir elbet!. Mevlâmız, (imhâl) ederek, onlara mühlet verib, âkıbetlerini kendi irâdeleriyle hazırlasınlar; ve cezâ-yı sezâlarını bulsunlar diye mi irâde ediyor?

 “Bizim rahmetimiz gazabımızı aşacakdır inşaallah!” diyen de, “Kendisine dokunmak bile ibâdet bilinen” o böyyük ve “uzun” dedikleri Beştepe sâkini zât!. Hadis-i Şerîfdeki “sebekat” kelimesi, “geçecekdir” yerine “aşacakdır” olarak terceme edilmekle, asıl ma’nânın değişmiyeceği de izahdan vârestedir… Allâh Azzenin mutlak “rahmeti” ile kulun mecâzî “merhametini”, Allâh Celle’nin mutlak “ğadabı” ile kulun mecâzî “ğadabını” aynı görecek ve kendi üzerinde de gösterecek şekilde bir üslub piyasaya sürülürse, bunun, nâmütenâhî derecede haddi aşmak” sayılacağı, müslüman olana derhâl âgâh olacakdır… Artık, Allâh Dîni İslâm’ın, bozuk para gibi politika esnafı tarafından harcandığı bir devri idrâk ediyoruz…

6) Süleyman Soylu nâm bir dembokrat-laik vatandaşları da:

“Türkiyenin Ebediyyen Ezeli ve Ebedi başkanıdır!”

 Diye, dünyaya karşı öyle bir üfürüyor ki, îmânları zîr ü zeber etmiye kâfî ve vâfî olsa gerek… Mücerred Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle Hazretleri’ne âid olan “Kıdem ve Bekâ sıfatlarını” bir fânî mahlûka ki, bu kim olursa olsun, isterse Suud melikleri gibi “Melik-i Muazzam” diye şişirilenler; isterse “şefler şefi en böyük Lider” denilen bir âdem veledi kişiler olsun, onları, “ezelî ve ebedî başkan” diyerek HÂLIK Teâlâ gibi görmek, “Kula tapmanın”  bir başka örneğidir!. Bunlar, İslâm itikâdına göre şirk olduğu gibi, aynı zamanda da gülünç bir gerzeklikdir…

7) Gazetecilikden parlamentoya sokularak dembokratik “rubûbiyet imtiyâzına” kavuşturulan Şâmil Tayyâr nâm kimesne ise:

“RTE Hazret-i İbrahime kadar uzanan bir büyük yolun bir büyük davanın en son neferlerinden birisidir.!”

Diye azîm bir (sıkma) içinde güzâf patlatarak HÖYKÜRMÜŞ! Buna, “İbrâhimî Dinler” uydurukçusu Papa ve onun yâr-ı kâdîmi ve Pensilvanyalı kuyrukçusu HOCİA bile, o bedduakâr nâsiye-i teferruâtıyla gülüb geçecekdir!. Kur’an-ı Hakîm’in “Hanif bir Müslümandı” buyurduğu İbrâhim Aleyhisselâm’ın “yolunda ve da’vâsında nefer olacak” bir zâtın, İbrâhim Aleyhisselâm gibi “4 değil, bir tek HAKK DÎN vardır!” demesi; ve en azından nemrud Hammurabi denen pisliğin alev alev yanan ateş dağına mancınıkla atılmayı göze alabilecek kadar Mutlak HAKKA teslîmiyyeti zarûrîdir…

Laik-dembokratik cumhuriyet diye çırpınan ve “dembokrasi” denen 946 kazığını diline pelesenk eden kim olursa olsun, böyle bir ferd-i vâhidin, İbrahim Aleyhisselâm gibi (2. Büyük Rasûlün) değil, sıradan bir Allâh dostunun bile yolunda ve da’vâsında olabilmesi.. bu sâdece muhaldir!

Dembokratik seçim sath-ı mâiline girildiği aylar içinde, “Hubb-ı câh” denilen ve Allâh’ın ğadab etdiği böyle süfliyyât içün bu kabil istismâr ve hezeyanlar uydurmak, Allâh’ın  lânetini bile dâîdir!

8) Bir zamanın nurcusu ve hociasının mürîdi Manisa’lı Bülend’in atdığı ruh perendesi; ve muvâzeneyi felç eden akıl iflâsı ve cevabın sıfırlandığı nokta:

“Herşeyin garantisi biziz. Bursa’dan bu cümleme dikkat etsinler. Biz varsak siz de varsınız, biz yoksak siz de yoksunuz.!”

Çukurda cinnet sefâleti…

Elinde, kendi bir saniye ötesinin “garantisi” bile olamıyan şu kulun ağzından çıkan güzâfa bakınız! Kendi kendilerini “tam veya yarı tanrı” gösteren dembokratik palavra illeti…

Bütün bunlar, dembokratik felsefenin, insanları zıvanadan çıkarıb çılgınlaştırdığı ve muvazenelerini tepe taklak etdiği iğrenç manzaralardır… Bir yandan bu sözleriyle kendilerini “tanrılaştırıb milleti tapındıranlar,” gün geliyor, putlarını beğenmez hâle gelen putperestler gibi, bu sefer de tam tersini söyler olabiliyorlar! Habertürk’deki canlı yayında, Beştepe sâkinine gönderme yaparak, aynen, “insanı yarı tanrı hâline getirmenin ma’nâsı yok” deyib, tenâkuzlar içine yuvarlanabiliyor…

Beştepe de bunları yemez tabii!

“Seni cumbaşı, seni de TBMM başı yapan benim ulan, hayyyyt bre, savulun köftehorlar, nankörlüğü bırakın! TEK ADAM BENİM!”

 Demek, sokaklara alenen taşmasa da, dembokrasinin çatallı münkir dili, bunu nasıl da “ulusa” haykırarak onları da ifsad çukuruna dolduruyor!

“Ben de tanrıyım, sen de.. ama ben, biz diyen garantör yarı tanrı; sen ise, ben diyen diktatör yarı tanrı!”

Farkı, dileyen dilediği gibi görsün; ve hazmedebilecek olanlar geviş getire getire sindirsinler!

(İntişârı: 23.09.2015)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir