(1) Karaman’ın, Nâdir Şâh Câferîliğini Parlatma Projesi!
27 Şubat 2017
Karaman’ın, Nâdir Şâh Câferîliğini Parlatma Projesi! (2)
4 Mart 2017

KARAMAN’IN, NÂDİR ŞÂH CÂFERÎLİĞİNİ PARLATMA

PROJESİ!

(1) 

Mehemmed SAFFET

Hayrettin Karaman gibi devletin veya Beştepe’nin resmî (!) müctehidi, Yeni Şafak’daki köşesine sık sık “Nâdir Şah ve Câferiliği” taşır oldu; ve bunları bayağı ciddî ciddî de hakk yolda göstermeye ve gösterişe başladı!

Mumâileyh, AKP politikacılarına “müftülük”, Sultanlarına da “Şeyhülislâmlık” yapıyor da denebilir!. İki sene evveline kadar, “Abant Konsülü ve Hoşgörü ve Diyalog” maskaralıklarında Pensilvanya iblisleri ile “Bir yediği ayrı gidiyordu” desek de câizdir…

Şimdilerde Şii Şah’larından “Nâdir Şah” denen kan içici kâtili (diline doladı) ve öve öve bitiremiyor!. Üstelik, Abdülhamid Cennetmekân Hazretleri gibi bu eşkıyâ, “Müslümanların Birliği” içün çalışan böyyük bir adammış!

Hayrettin, daha evvel de, “Nâdir Şah” denen bu sahtekârı İslâm büyüklerinden birisi olarak ve göklere çıkararak okuyucularına servis etmişdi!

24.12. 2016 târihli makâlesinde “Zıyâyye Bekçisi”, bu şii dâîsi  eşkıyâ hakkında, Karaman’a cevâben şöyle yazmışdı:

“Osmanlılar Avusturya ve Moskoflarla uğraşırken, şiilerin en mümeyyiz vasfı olan Osmanlı’yı arkadan vurmak içün o da, Anadolu askerlerini şarkdan sıkıştırır; ve onlara barış maddesi olarak “Caferîliğin 5. Mezheb olarak kabûl edilmesini” şart koşar!. Osmanlıların bunu kabul etmemesi üzerine ise, işler çıkmaza girer… Böyyük Cum. Müctehidi Hayrettin’in “İslamcı ve Birlikçi” sergerdesi ise pes etmez, daha da ileri gider; ve İstanbul’a elçi göndererek “Caferîliğin 5. Mezheb olarak kabûl edilmesini ister!  Ayrıca KÂBE’de Câferîler içün bir de MAKÂM tahsîs edilmesini istemek” gibi sapıtmalarıyla, ortalığı daha da karıştırmaya yani “Hayrettinî bir BİRLİĞE” devâm eder!!!..

Demek ki, “Telfikçi, takribçi, birlikçi, hoşgörücü, diyalogcu ve çağdaş” modern İslâmbeğenmezlerin “BİRLİKÇİLİĞİ” böyle egzantirik bir şey!.

Devlet-i Aliyye, (Nâdir Şah) denen bu serseri sergerdenin teklîf ve şartlarının hiçbirine iltifât etmiyerek kabûl etmez; ve soytarının elçileri süklüm püklüm geri döner!. Kana doymayan, Hind seferleri ile oraların servetlerini hazînesine taşıyan bu talancı sergerde ve bu günümüzdekiler gibi sonradan görme hokkabaz, kendisini Cengiz putperesti gibi bir de “Cihângîr” ilân etdirir!..

Osmanlıların, bütün tekliflerini geri çevirmesine de çok kızan bu Hayrettinî (!) ve “İslâm Birliği (!) Çağrıcısı ve İslâmcısı!” şeytan, bu kızgınlıkla sefer hazırlığına girişir; ve  2. def’a Irak üzerine yürür ve Bağdad’ı kuşatır… Bağdâd Muhâfızı SÂFİ MİRZÂ’yı yakalatdırır; ve gözlerine mil çekdirerek Kars’da bulunan Serasker Ahmed Paşa’ya gönderir!. Böylesine de mülevves ve iğrenç bir (işkenceci) olarak târîhe geçer…

Ancak 18. Yüzyılın bu gözü dönmüş kâtili, 21. Asırda, Cumhuriyet Müctehidi Hayrettin’in kaleminde “İslâm’cı bir İslâm Birliği Çağrıcısı” olur!. Herif, Karaman’ın kaleminde, Cennetmekân Sultân Abdülhamîd-i Sânî HÂN Hazretleri’nin ismi ile beraber anılacak kadar birden BÜYÜR, dehhâmeleşir ve Yenişafak cerîdesi üzerinden AKP cenâhına,  Sultan Hazretleri gibi büyük ve hayırlı bir varlık hâlinde takdîm edilir!..

Tabii yiyene…

Hayrettin’in Abdülhamîd Cennetmekân Hazretleri’nin ismi ile beraber zikrederek “İslâm’cı ve İslâm Birliğine Çağırıcı” olarak takdîm etdiği, Osmanlı ve Ehl-i Sünnet düşmanı ve işkenceci gözü dönmüş eşkıyâ işte budur

İşte, yukarıki satırların yazılışından hemen hemen bir ay sonra İlâhiyât Prasasörlüğünden emekli ve 85’ine yaklaşan Karaman, böyle Nâdir Şah güzellemeleri ve parlatmaları yaparak:

“Sünnîlerin nasıl Abdülhamîd HÂN ayarında islâmî birlik istiyen büyükleri varsa; şiilerin de  aynı ayarda ve kıymetde Nâdir Şâhları var!”

Mesajı veriyor!. İlâhiyatçı ya, “fırıncı” vezninde fıkıhçı da üstelik!… Bu ilâhiyatçı kalabalıkları, oryantalist yetiştirme ve devşirmeleri oldukları içün, “fıkıhçı” mıkıhçı kabilinden şeyler olsalar da, aslâ “FAKÎH” olamazlar!. Ancak kendilerine sorarsanız, “müctehid” olduklarını; ve “İmâm-ı A’zam Rahmetullâhi Aleyh Hazretleri gibi cihân çapındaki allâmeleri yan ceplerinden çıkarabileceklerini” bile savurduklarına zaman zaman rastlayabilirsiniz!.

Sonra Karaman, Mason Abduh’un talebesi Reşid Rızâ gibi İslâm düşmanı bir mel’unun, “Mezâhibin Telfiki” ile alâkalı zehir saçan kitâbının da sâdeleştiricisidir!… Bu kitab, sünni 4 mezheble alay ederken; bir yandan da bu 4 mezhebden bir tek mezheb çıkarıb, o dört mezhebin ortadan kaldırılması gibi bir münkirliğin ve dîni budamanın da yanında; diğer yandan ve asıl, dolaylı olarak İslâmiyyet’in ademe mahkûm edilmesini istihdâf eden bir ilhâdın peşindedir!. Bu bâtıl ve hâin hedefli kitab, (telfikçilerin) el kitabı gibidir; ve hemen 1974’de Erbakan’ın hükûmet aşkıyla kendinden geçdiği Ecevit koalisyonu zamanında alelacele ve el çabukluğu yapılarak ve H. Karaman sadeleştirisi olarak basılıvermişdir!… O zaman DİB’e bakan bakan (!) da, Süleyman Ârif Emre; DİB’e bakan müdür ise, meşhur mezheb tanımaz reformistlerden Prasasör Sülüman Ateşyan nam oryantalist ilâhiyâtçıdır!.

Karaman ise, talebesi olduğu Y.İ. Enstitüsünden i’tibâren ehl-i  sünnete uzak, locavî birâderâna yakın bir çizgi takib etmişdir!.  Hocası Merhûm Ahmed Davudoğlu (şu sâbık başvekîl değil) ile de epey restleşmeleri, broşürleşmeleri ve rahmetli hocasına hakâretnâmeleri de meşhurdur!. Merhûm’un epey “âhını” da almış, Âhıret’e epey yüklü dosyalar hazırlamışdır!

Karaman şimdi de adı geçen “Nâdir Şah’ın” peşine düşdü ki, bizim milletin hiç tanımadığı bu Acem eşkıyâsı şimdilerde Hayrettin’in elinde parlatılma ve cilâlanma devrini yaşar gibidir!. Neymiş, yukarıda mülevves heyâtına bir nebze temas etdiğimiz bu Acem eşkıyâsı, meğer “Abdülhamîd Cennetmekân gibi İslâm Birliği İster, Müslümanların kardeşliği içün çalışırmış; ve Büyük bir kıymet, büyük bir adammış!”

Karaman, bu “Nâdir Şah” üzerinden “Câferi mezhebi” denen ve “İran Acem Cumhûriyetinin” resmî mezhebini meşrûlaştırma ve İslâmlaştırma (!) peşinde görünüyor… Nasıl olsa “hoşgörü Diyalog” fitne çarkı Locafendi elinde yürümedi; ve  araya, AKP ve Tavil Tayyib Paşa ile pek şiddetli ve “ölümüne” saltanat rekâbeti girdi; ve 15 Temmuzda da ipler tam ma’nâsıyla kopdu; ve böylece “Diyalog da duraklama devrine geçerek” hücresinde (uyumaya) bırakıldı!. Bu hâlde ise, Hayrettin bomboş durulacak değil ya, birşeyler yaparak “Yeni Türkiye içün dâimâ ileriye yürümek, durmak yok yola devam demek îcâbeder” diyerek, birşeyler yapmalıydı!. Dolayısıyla da Vatikan şemsiyesi altındaki “Takrîb-i edyân=Dinleri birleştirme” projesi şimdilik yan yatıb çamura batdıysa veya buzdolabına yerleştirildiyse de, (yeniden uyandırılıb ayağa kaldırılıncaya kadar) bomboş durulamazdı!

Halbuki peydir buzdolabında başka bir oyun vardı! Bu, oradan çıkarılarak “Takrîb-i Mezâhib” adıyla olmasa bile ona pek yakın isim ve resimler altında bir iş olarak, onunla iştigâl ehven bir meşgâle olabilirdi!

Gerçi Pensilvanya İblisinin AKP ile cicim aylarında yürütdüğü “Hosgörü Diyalog” perdesi altındaki “Takrîb-i Edyân” projesi alenîlik hızını epey kaybetse de, AKP maarifiyle samanaltı usûlleri içinde ve mektebler çapında gene hâlâ yürütülmekde ve yaşatılmaktadır… Dinler arasında hiç fark yokmuş ve hepsi de “ibrahimî”  imiş havasına büründürülerek bu küfr ü dalâletin en sunturlusu, lise kitablarına kadar sıvanarak millet evlâdının hâlâ îmânları sökülüb durmaktadır…

Okuyalım:

1.1.İbrahimi Dinler: Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam: Dünya üzerinde yaşayan ve mensubu çok olan üç büyük din Yahidilik, Hristiyanlık ve İslam’dır. Bu dinlerin hepsinde de Hz. İbrahim’in ayrı bir yeri ve önemi vardır……………. 

Kur’an’da Hz. İbrahim “Hanif” bir kimse olarak nitelendirilir. Hanif; Yüce Allah’ın varlığına ve birliğine inanan, yalnızca ona kulluk eden, putlara tapmayı reddeden kimse demektir. Esasen bütün ilahi dinlerin temeli bu esaslara dayanır. Hz. İbrahim’in getirdiği bu esasları devam ettirdiği için de Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam İbrahimî dinler olarak nitelendirilir. (9. Sınıf Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Kitabı)

Tek kelimeyle bu ifâdeler, millet evlâdının HAKK DİN olarak mücerred İslâmiyyet’i tanımasına şiddetle karşı çıkmak, onları ilhâda sürüklemekdir!. İslâmiyyet’i, hiçbir hakîkatı kalmadığı Kelâm-ı Kadîm ile apaçık ortada olan Yehûdiyyet ve Nasrâniyyet (Hristiyanlık) ile aynı hakîkatlara sâhibmiş gibi göstermek, iğrenç bir tahrîf ve tağyirdir. Bunun altında, o 2 dini, “İbrâhim Aleyhisselâm’a nisbet ederek, Hakk dinmiş gibi zerketme” sinsiliği, kalpazanlığı, sahtekârlığı ve hatta müşrikliği ve münkirliği yatmaktadır…

Millî Eğitim Bakanlığı denilen yer, çok büyük bir cinâyet işlemektedir. AKP iktidârı bu cinâyetlere devam eder, bunlardan âcilen ve mutlaka rücû’ etmezse, Allâh’ın, Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm’ın, bütün Peygamberân-ı Izâm Aleyhimüsselâm Hazerâtının, evliyâ, ulemâ, sulehâ ve şühedânın, Âdem Alehisselâm’dan Kıyâmet’e kadar gelecek topyekûn bütün müslümanların ğadabını, âhını, şekvâsını, çarpıcı duâsını ve hiddet ü şiddetini üzerine çeker; ve bunun vebâli altından sittîn sene değil, ebediyyen kalkamaz…

İşte “Hoşgörü-Diyalog” şeytanlığı altında yürütülmek istenen haçlı Batı denen yerin Vatikanı ve diğer merkezleri ile başımıza belâ etdiği ve tepesine de Hoca kılıklı Loca uşağı bir iblisi dikdiği “Takrîb-i Edyân” projesi budur…

15 Temmuz Haçlı Seferi, mücerred Allâh Azze ve Celle Hazretleri’nin avn ü inâyetiyle kahredildi. Ancak AKP başları ve güdücüleri bu ikrâm-ı ilâhî karşısında binlerce kere secdelere kapaklanacak ve milyarlarca şükredecekken; tam tersine küfrân-ı ni’met edercesine “mezheb” mevzuunu yüzüne gözüne bulaştırmaya kalkdı… Âl-i İmrân Sûresi’nin 64. Âyet-i celîlesine de zerre kadar utanmadan “Diyalog âyeti” adını takan Emekli Fıkıhçı (!) Karaman ve onun yandaşı AKP cenâhı, şimdi de “Mezâhibin Takrîbi” safsata ve dalâlini “Câferiliğe meşrûiyyet kılıfı” geçirerek piyasaya sürme kıpırdanışlarında görünüyor!.

Hoşgörü ve Diyalog dalâli 15 Temmuz’dan sonra “duraklama devrine” girmişse, tabii eller böğürde bomboş beklenib durulacak da değildir! Vakt ü zemânı gelinceye kadar o, “uykuya yatırılır”,  mazîde epey ele ve dile alınmış “Takrîb-i Mezâhib=Mezheblerin Birleştirilmesi” projesi tekrar “hücresinde uyandırılarak hortlatılırsa”, belki “göl yoğurt tutuverir!”

Artık onlara göre, ne dinlere ve ne de mezheblere, edille-i erbaayı temel ve mîzân alarak bakmak devri geçmişdir!. ARTIK, Cumhûriyetle çatışmayan, layıklikle kapışmayan, dembokrasi ile itişmiyen ve mason birâderler ve tâ illimünatiye kadar bütün görünmez toprakaltı gladyo ve “örgüt ve hörgüç” cinsi yapılar ve kapılarla atışmayan; uysal, mûnis, ahengdâr ve ehlîleştirilmiş, sevimli ve tostoparlak, bütün inançlara el uzatan, her da’vete icâbet eden, bütün insanları kardeş bilen, bütün inançlara “doğru, güzel ve iyidir” diyen, son derece centilmen bir dinin ve mezheb anlayışının “takrîb” tezgâhlarında inşâ’ edilerek dünyâ okyanusyasına indirilmesi kaçınılmaz olmuşdur!.

Bu işe bir yerden başlanılacaksa, bugün içün en uygun formül politika, “Câferîliği” ele alarak onu bir hanefîlik, bir şâfîlik kadar İslâmiyyet’in içinde göstermekdir… Bu tahakkuk etdiği an, 10 adımdan biri atılmış ve muvaffakiyyet de 10 üzerinden 10 almış demek olacakdır!

Şimdi sırada, “Câferîliği Hakk mezhebler” arasına sokuşturma projesi “gündemlerinde” görünüyor… “Millî Eğitim” yani maarif de zaten, ders kitablarında “Câferîliği 5. Mezheb” olarak Müslüman çocuklarının kafasını zehirlemek üzere bu işe el atmış vaz’iyyetdedir. Câferîlik gölü (!) bir yoğurt tutarsa, arkasından “Mu’tezîle mi, Selefîlik, Vehhâbîlik mi; Müşebbihe, Mücessime, Havâric mi, Mürcie mi, Ahmediyye, Mahmudiyye, Diyânetiyye mi, İlâhiyyetiyye, Dürziyye, Şeytâniyye, Haltettiniyye mi” gelir, bunu zaman gösterecekdir!

Şimdi, “Câferilik de Hakk Mezhebdir, 4 mezheb deyib durulmasın, 5. Mezhebimiz de artık bal gibi Câferîyyedir” diye, kafaları şartlamanın periyoduna girilmiş görünülüyor!. Bakınız Maarif Vekâleti kitablarında bile “Câferîlik” nasıl gençlere zerkedilir olmuşdur:

“Toplumsal hayat karmaşıklaştı, karşılaşılan sorunlar arttı. İnsanlar ortaya çıkan sorunların, yeni problemlerin nasıl çözüleceğini, bunların dinî hükmünün ne olduğunu merak ettiler. Bunun için de İslam âlimlerinin görüşlerine başvurdular. Bu süreçte; İmam Âzam Ebû Hanife, İmam Cafer-i Sadık, İmam Şafiî, İmam Malik, İmam Ahmed bin Hanbel gibi İslam âlimlerinin görüşleri daha çok benimsendi, yaygınlık kazandı. Böylece Hanefîlik, Malikîlik,  Şafiîlik, Hanbelîlik ve Caferîlik olarak adlandırılan amelî-fıkhî yorumlar (mezhepler) ortaya çıktı.” (11. Sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, sh. 79) 

Burada zikredilen 5 mezhebin de târihi başlangıçı; ve günümüze nasıl geldiği insâf ehli tarafından tedkîk edilince tam bir vicdân rahatlığı ile görülecekdir ki, bugünki Acemistan Câferîliğinin, İmâm-ı Câferi Sâdık Rahmetullâhi Aleyh Hazretlerine isnâdını gösteren ciddî, mazbut, ilmî ve şer’î hiçbir vesîkaya rastlanamaz… Ehl-i Sünnet müctehid imamlarından olan bu zât-ı âl-i kadirin ictihadları ve (fıkıh usûlü), sünnîlik çerçevesinde zabt ve tedvîn edilememiş ve günümüze kadar aslâ gelememişdir. Hâl böyle iken, bu mezheb, nasıl olur da sünnî 4 mezheb gibi tedvîn edilerek günümüze kadar gelmiş olanlar ile aynı keyfiyet ve statü içinde mütâlâa edilebilir; ve buna hangi ilim haysiyet, şeref ve nâmûsu müsâade edebilir?

Karaman’ın bunları bilmemesi elbetde mümkin değildir. Bugünki Câferîliğin temel inanç kânunlarına yani temelindeki “imâmiyye mezhebinin” esas i’tikâd kavâidine bakıldığı zaman görülür ki, bunların SÜNNÎ İslâmiyyet’le alâkaları kalmamışdır; ve tamâmen bu dinin dışında bir kavâidi kendilerine (din) edinmiş oldukları tesbît edilecekdir…

Göz külleme ve laik demokratik politikaya akıl hocalığı ve ustalığı yapmakla muvazzaf bu emekli fıkıhçılar, “Câferîlik gibi amelî bir mezhebi”, i’tikâdî temellerini yani “İmâmiyye mezhebi esaslarını” ele ve dile almadan; ve bunların, Câferîliğin temeli olduğunu nazara vermeden sünnî dünyânın gözüne sokması, hakîkat ve ilme hıyâneti vesîkalayan mühtiş bir aldatmaca ve kataküllidir…

Ber vechi âtî bu noktaya tekrar döneceğiz…

(Mâba’di var)

(İlk intişâr târihi: 27.02.2017)

1 Comment

  1. besmele dedi ki:

    Şevket Eygi, ismini hiç duymadığımız taa Gambiya’daki Yusuf Jammeh’i ve onun cumhuriyetini öve öve bitiremez, “Haltettin” ise yine ismini hiç duymadığımız veyâ çok nâdir duyduğumuz yüzyıllar önce yaşayan zâlim Şii Nâdir Şah’ı öve öve yere göğe sığdıramaz.

    Tüm bu ıkınış ve zorlanmalardaki tek hedef:

    -Aman Ehl-i Sünnet büyükleri ağza alınmasın da, Ehl-i Sünnet canlanmasın, Müslümanların önüne hiç duymadıkları (Gerek şii gerek laik) kişileri “Müslüman, mücâhid” diye koyalım ki, onlara muhabbet beslesinler de onlarla meşgul olsunlar.. Binâenaleyh şiileri, cumhuriyetçileri ve diğer fırak-ı dalleden olanları Müslüman bilsinler… Yeter ki Ehl-i Sünnet ayağa kalkamasın, Yeter ki İSLÂM yokluğa mahkûm olsun…!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir