Ankara Haleb’e, Ab İse Ankara’ya, Kurbağacasıyla “İkircikli Kazık” Peşinde!
28 Kasım 2016
Binali Bey’in Tatar Kazan’ında Heykel Zevki!..
7 Aralık 2016

İçinde yaşadığımız devir “Cumhûriyet Câhiliyyesidir!” Cennetmekân Abdülhamîd Hân Hazretleri zemânında yetişen “Osmanlı Ehl-i Sünnet Ulemâsının”

İSLÂM “PUTHÂNESİ” OLURSA İSLÂM “ANAYASASI” DA OLUR!

Mehemmed SAFFET

İçinde yaşadığımız devir “Cumhûriyet Câhiliyyesidir!”

Cennetmekân Abdülhamîd Hân Hazretleri zemânında yetişen “Osmanlı Ehl-i Sünnet Ulemâsının” da ufûlü ile, Kahhâr-ı Zülcelâl Azze ve Celle Hazretleri, “ılmi”, beşeriyyetden ref’eyledi; ve binnetîce ortaya “Dört dörtlük bir câhiliyye!” karanlığı çıkdı… Artık bugün, “vahy-i ilâhî” itin köpeğin, müşriğin-münâfığın elinde kaldı; ve onu bozmak içün iblis sürüleri biribirlerini çiğneyerek (yarış) eder hâle geldi, daha doğrusu getirildi…

27 yıllık CHP devr-i decâcilesinde, cebâbire ve kezzâbîninde, Haçlı Batıl Batı’dan maymun taklidçiliği ile öyle küfr ü dalâlet bulamacı “ta’birler, ıstılahlar, mefhûm ve medluller” îcâdedildi, uyduruldu, teşrî’ edildi ki, artık o müşrikler, bu uydurmaların kısm-ı a’zamını kokduğu ve çürüyüb bozulduğu içün terketdi ve ağızlarına bile alamaz oldular… Ne acı ki, ağzından “Dîn, îmân, Allâh, Kitab v.s.” gibi mukaddes lâfızları düşürmeyen ve Batı dünya kategorisinde adı da “Muhâfazakâr Dembokrata” çıkarılmış parti-pırtılar, (cehennemîlerin) Haçlı Bâtıl Batı’dan içimize cebren ve hîle ile sokuşturdukları o “mefhûm ve ta’bîrleri”, onlardan çok daha zorbaca tedâvüle sokub, bugün millet zihnini zehirleme yoluna girdiler…

Tabii ne kadar “Millîyim ve Yerli Markasıyım” diyen fırkalar varsa, AKP’sine kadar topu da, bu yolun, bu çıkmaz sokağın sanki narkozlu müdâvimleri hâline geldi, getirildi…

Şimdilerde bir “anayasa” püsküllüsü mefhûm, Anadolu’nun en mühim, hayır, ehemmü’l-ehem mes’elesi oldu!. Sanki “yeni anayasa” yapılınca ortalık güllük-gülistanlık olacak, “puthâneler, fâizhâneler, meyhâneler, kerhâneler ve kumarhâneler” hatm-i enfâs eyliyecek; terör bitecek, Pensilvanya İblisi tabahhur edecek; siyâset şeytanlarının yalan ve iftirâ füzeleri ateşlenmez ve milletin ahlâkı ve îmânı zîr ü zeber edilmez olacak; Allâh’sızlığın her cinsi DİB ve İlahyapyat çukurlarından def’edilecek; soygun-vurgun, iltimâs, iltibâs, iltihâs, iftirâk, ihtikâr, indirâs ve binlere inkısâm etmiş rezâlet ü kerâhet, sanki kahr u perişâna uğrayacak!

Sanki 1876’dan beri, ne “kânûn-ı esâsîler, ne teşkîlât-ı Esâsiye Kanunları ne Anayasalar” yapılmadı?. Netîcesinde güllük-gülistanlık mı olundu?. Bundan sonra da, (hakîkat îmânı) katledildikden sonra, onlarca veya yüzlerce “Babayasa, Avratyasa, Atayasa, Paşayasa, Reisyasa” da yapılsa, bir şey değişmiyecekdir… Çünki kalblerdeki “Fikr-i Hüdâ” çürütüldü… Yoksa Pensilvanya İblisi bunca sürülerin tepesine nasıl çıkıb oturur; ve “TANRILIĞA” doğru kendisini nasıl uçurtdururdu?. Ve sırada, daha ne “tanrı namzetleri” kuyruk olmuş bekleşiyor!.. Allâh Azze’nin nâmütênâhî ılim, kuvvet ve kudretine istinâd etmek yerine, “Kulların, halkın, mahlûkâtın irâde-i nefsâniyyesi, şehevâniyyesi, hayvâniyyesi ve behimiyyesi” oturtuldukdan sonra başka bir netîce beklenilemiyeceği mutlakdır… Mahlûklar, üstelik de en necis ve zâlim yaratıklar, beğenilmeyen ve dışlanan KÜLLÎ İRÂDE ve nâmütenâhî İLM Ü KUDRETİN yerine geçirildi…

Hâl böyle olunca da, ne haltedersen et, artık işin, “yasa, masa, kasa, paşa ve bilmem ne” peşinde sürünmeye kalmışdır!

Biz demiyoruz, Allâh Azze ve Celle buyuruyor: Ya bana ubûdiyyet ve netîcesinde seâdet, kölelik yerine EFENDİLİK; veya şeyâtînü’l-inse inkıyâd ve netîcesinde felâket, efendilik yerine KÖLELİK… “Hadi canım!” diyen, açar târîhi bakar, satır satır  okur; ve nasîbinde anlamak ve görmek, fehm ü idrâk varsa ne âlâ…

Târih neden durmadan “tekerrür ediyor” da, beşeriyet “avara kasnak” gibi abeslerin kuyruğuna takılmış belâdan belâya koşuyor; veya dolap beygiri gibi durmadan sıfırın etrâfında dâire çiziyor!?.

“Cumhûriyet Câhiliyyesi” dedik; siz bu câhiliyyeye 50 tane daha isim ekleyib terkîb yapabilirsiniz!.. Hakk bir, bâtıl sonsuz ya…

Gâvuristan gâvurlarına ve kuyruklarına bakınız; hangi (HAKK’da) ittifâk edebiliyorlar; ve târihleri boyunca da hiç edebilmişler mi?. Gâvur, Okyanus ötesinden geliyor, Suriye’nin içinde sanki (hazine arıyor); sanki dünyâ seadetine giden yol Suriye’li milyonların kanına girmekden, onları yerlerinden yurtlarından ederek, aç açık, yollara, diyâr-ı gurbete sürmekden geçiyor!.

Medeniyet, ittifak, dostluk ve insâniyet telâkkîlerine bevledilesiceler!

Ve üstelik bu leş kargaları, Tanzimat’dan beri içdeki fırlamaları ile milletin “terakkî kılavuzları!”

“Re’sü’l-Hikmeti Mehâfetullâh=Hikmetin başı ALLÂH korkusudur” diyemiyen kim olursa olsun; ister dışdaki gâvur, ister içdeki dinsiz îmânsız iblis veya din pazarlayıcı yobaz ve ister terör şebekeleri… Topu da “cumhûriyet câhiliyyesinin” (b.kdan maarifinin) kâzûrâtıdır…

“Cumhûriyet Câhiliyyesi” öyle bir insanlık aşındırması ve felci ile Anadolu’mu harâbeye çevirdi ki, 1000 yıl müslüman kanına doyamıyan Haçlı Bâtıl Batı’nın gâvurluğuna âşık oldu; ve memleketi soyub soğana çevirdi; ve “gâvur çöplüklerini muâsır medeniyet” terâneleriyle içimize boca etdi…

Şimdi de “Müslüman” geçinen (!) hebennekaların dilinde “aslını inkâr etme yarışı” başladı ki, aman Allâh’ım:

“Kur’an Müslümanın Anayasasıdır!”

İğrençliği…

Bu, nasıl “aşşağılık DUYGUSU” dedikleri rûh marazı ise yere batsın!. “Haa senin (anayasan) var öyle mi, benim neden olmasın” bozgunu… Viyana bozgunundan 1000 kat daha cerahatli bir bozgun… Cüzzam illeti gibi, belki daha da beter… Yarın bu (ruh marazı tavan yapdı) mı, seyredin gümbürtüyü:

“Senin Putların mı var, benim neye olmasın” diye höykürebilirler…

Hele “işimizi zorlaştırmasın” diye yaralı arkadaşının başına sıkan “Fetö cânileri” tepelere kurulsaydı, Kamal Paşa’nın heykellerini kellesinden topdan kesib atar, oraya Pensilvanya Humeyni’sinin o öğürten kellesini burgularlar; ve bizim de “Puthânelerimiz var!” nânesi yerlerdi…

“Senin Manukyanik evlerin inlerin mi var, benim neye olmasın” diye kriz geçirirler; ve aynı iblisler “ablaları” üzerinden şirketleşmiye ve o biçim ev-bark inşâına başlar: “Bakın, bizim de var!” nanesini yemeyi, “müslümanlıkları” adına, dişi mart kedileri gibi meydanlardan höykürürlerdi… Ve hâkezâ… Bu iş mücerred Feto iblisinin uydurduğu din ile mukayyed de sanılmasın; içerde, ne iç geçirib hasretle yanan din pazarlayıcıları var!!! “Senin faizhanen, meyhânen ve kumarhânen mi var, bende bunların (islâmî mukabilleri) neden olmasın!” demek içün kuyruk uzayıb gider!. Bir güzel (!) ve yağlı fırsad kâfîdir…

“İslâm dembokrasisi, İslâm sosyalizmi, İslâm aristokrasisi, İslâm Cumhuriyeti ve İslâm bilmem nesi ve nesi” oluyor da, o illetli (muhtell) mantık mu’cebince bunca (bilmem ne hânesi ve hânesi) neden olmasın?

Yahu “Kur’an müslümanın anayasasıdır” diyen “Cumbokrasi Câhiliyyesinin” echelleri!

1) Siz, Âdem Aleyhisselâm’dan beri hangi Peygamber’in dilinde “anayasa, babayasa, avratyasa, paşayasa, atayasa, reisyasa, şeytanyasa” diye bir ta’bir duydunuz?. Vahye müstenid (edillenin) dışında, Fr. dilindeki “constitution” mefhûmunun içine girecek bir dîni, Allâh Celle (hâşâ ve kellâ) ne zaman gönderdi?

2) 1000 yıllık Selçuklu ve Osmanlı târihinde, Haçlı Bâtıl Batı’nın (bastırması ve zorlamasıyla) 1876’ya kadar,  “Müslümanın anayasası Kur’an’dır diye bir lâf kırıntısı çapında hezeyân ve küfre nerede ve ne zaman rastladınız?

3) Fransız gâvuru dilinde “constitution” olarak 1789 Fr. İhtilâli ile yer eden ve bütün dünyaya da ateizma modasına sararak (ihrâc) etdikleri “anayasa” denilen bir kânûn, her şeyden evvel en büyük ve değişmez vasıf olarak “beşerîlik” taşımıyor mu?. Kadîm Kur’ân-ı Azîmüşşân ise, “Beşerîlikden MUTLAK olarak münezzeh değil mi?!”

4) Kur’an-ı Azîmüşşân, en ana vasıf olarak gerek lâfzı ve gerekse ma’nâ, medlûl ve hükümleri i’tibâriyle nâmütenâhî ilim, kudret ve irâde sâhibi Allâhu Zülcelâl Azze ve Celle Hazretleri’nin yani HÂLIK-I Kâinâtın KADÎM KELÂMI iken; (Anayasa) denen Garb’dan kopyalama kânunlar ise, o mahlûkların HÂDİS olan uydurma ve üçkâğıtçılıkları, abes ve hades şeytanlıkları değil mi?…

5) Mahlûk kelâmı, ne kadar yaratılan=hâdis olub, beşerîlikle de ne kadar ma’lül ise; Kelâm-ı Kadîm olan KUR’ÂN-I AZÎMÜŞŞÂN, o kadar Allâh Azze’ye âid ve noksanlıklardan münezzeh değil mi?…

6) Kur’an-ı Azîmüşşân ne kadar Rabb’e âid ve (beşerîlikden münezzehse), bunun tam tersi olarak o kadar (beşerîlik) taşıyan ve bu vasfı olmadan “anayasa” denilemiyen o kânun yerine VAHYİN ikâmesi, o kadar MUHALDİR; ve VAHİY’den “anayasa” diye bahsetmek, onu “beşerî” kabul etmekdir; ve bu beşerî olanın yerine VAHYİ oturtmakla da, ona “mutlak ma’nâda beşerîlik” vasfı basılmış olur ki, bu, bir müslümanın akıl ve mantığı önünde, reddi, mutlak bir keyfiyetdir… Anayasaları anayasa yapan yegâne âmil her türlü menfîliğin de merkezi ve her cins ahlâksızlığı da taşıyabilen insan AKLIDIR; KUR’ÂN-ı HAKÎM ise, bütün bunlardan ve “anayasa vasfı” taşımakdan münezzeh, VAHYİN ifâdesi…

7) Müslüman olarak yazıb çizen bazı kesânın, meselâ Millî Gaz.’daki Bozgeyik’in, son derece sığ, iflâs etmiş bir fikir seviyesiyle sıvadığı manzara:

Anadolu’muzda, yaklaşık 900 senede pek çok İslâm devleti ve devletçiği hâkim olmuştur. Bunların tamamının ve bilhassa en büyükleri olan Selçuklu ve Osmanlı Devleti’nin “anayasası” Kur’an-ı Kerim’di. Anadolu’da Osmanlı idaresi zamanında, yaklaşık altı asır Kur’an Anayasa olarak tatbik edilmiştir.” (Millî Gaz. 18.11.2016)

Fr. ihtilâlinde ortaya çıkan “anayasa=constitution” mefhûmunu KUR’ÂN-I MÜBÎN ile aynı kefeye koymak, son derece bâtıl ve hılâf-ı hakîkatdır; ve o kadar da islâmî akıl ve mantığın reddetmesi mutlak, (vâhî) bir lâkırtıdır… Küfre: “Sizin şuyunuz varsa, bak, bizim de onun mukâbili ve muâdili olarak bunumuz var!” deme kabilinden basit ve yavan, asla yakışmıyan ve abes, bir muhâkeme ve mukâyese acziyeti… Kur’an-ı Azîmüşşân, 900 sene “anayasa” olarak yani Fr. Ateist ve yahudilerinin devlet telâkkîsinde kullandıkları bir nesne olan “beşerîlikle” yüklü bulunmakdan; ve bundan aslâ ayrılamıyan bir mâhiyyet olarak “constitution” olmakdan mutlak ma’nâda münezzeh “KADÎM bir KELÂM”, Allâh kelâmıdır… İslâmiyyet, Âdem Aleyhisselâm’dan beri (anayasa=constitütion) ile değil; “vahye müstenid EDİLLESİ” ile var olmuş; ve bünyesinde lâzım-ı gayr-ı mufârıkı olarak taşıdığı devlet ve hükûmet teşkîlâtını da, bu EDİLLESİNİN şümûlü içinde telâkkî ve îmân ederek hayâta geçirmişdir… Yusûf Aleyhisselâm da dâhil hiçbir Peygamber, küfür ve şirk “devlet veya hükûmetine” itaat veya inkıyâd ederek yaşamamış; nübüvvet makâmında bulunmakla mutlak ma’nâda tenâkuz teşkîl eden böyle bir nakîsadan münezzeh bulunmuşlardır… Yüzbinlere bâliğ olan Peygamberân-ı ızâm Hazerâtının İZİNDE ve ÎMANINDA bulunan müslümanların da, Kıyâmet’e kadar bu keyfiyet ve îmân üzere yaşamaları onların en başda gelen mecbûriyyet ve mükellefiyyetleri cümlesindendir…

8) 900 senenin içinde yaşamış müslümanlara yukarıdaki ma’nâda bir KUR’ÂN’ın “anayasa=constitution” oluşunu hâşâ sorsak, bize mutlaka tecdîd-i îmân ve nikâh mahkûmu olduğumuzu hatırlatmıyacaklar mıdır!?!!..

9) Kur’ân-ı Hakîm, Kelâm-ı Kadîm olarak hiçbir âyeti, harfi, lâfzı ve ahkâmıyla aslâ değiştirilemez, bu muhaldir. “Constitution” manâsındaki “anayasaların” ise değiştirilmesi veya tamâmen hükümden ıskâtı da onların lâzım-ı gayr-ı mufârıkıdır. Halbuki Kadîm Kelâm Kur’an-ı Mübînin, tam tersine, değiştirilemezlik VASF-I MÜMEYYİZİ, onun en bâriz ve olmazsa olmaz husûsiyyetidir… Bu i’tibarladır ki, Kur’an-ı Hakîm’in “anayasa” olması muhâldir…

10) Gene “Cumhûriyet Câhiliyyesinde” dembokrat ve laik felsefedeki Müteveffâ Erbakan’ın, Millî Cerîde’sindeki kıdemli yazarı ve “Merhûm Muhammed Zâhid Hocaefendi’den icâzetliyim” diyen ve bu “icâzeti de kendinden menkûl” sünnî mücâhidi Eygi Bey’in:

Kitab ve düstur (anayasa) olarak, Allah’ın kadim Kelamı olan Kur’an-ı Kerim’den razıyım.” (2.11.2016 Milli Gaz.)

Diye döktürerek cihâna “anayasa=constitution rızâsı” püskürüşü de, ziyâdesiyle ecâib ve garâib bir husus!. Bunun da, îmânî ve fikrî hiçbir istinâdı olmıyan, gayr-i ilmî ve ciddî, (vâhî) bir lâkırtı olması hasebiyle, Bozgeyik’inki gibi hiçbir kıymet-i harbiye, îmâniyye ve mantıkiyyesi bulunamaz…

11) Aslâ ututulmamalıdır ki, “Medîne Vesikası” diye Pırasasör Baîdullah’ın (ki cenâze namazını dişi bir imam olarak Merve Kavakçı nâm dembokrat madam kıldırmışdır.) hezeyanlarına tutunan bazı ilahyapyatçı ve “fıkıh pırasasörü Haltettiniyye” telfikçilerinin; ve Pensilvanya İblisinin Zamân’eliklerinden Bulamaç’lanmış herif-i nâşeriflerin yıllardan beri “ilk anayasayı Medine’deki bu vesîkada görüyoruz” şeklindeki hezeyanları da, İSLÂMİYYET’e sunturlu ve iğrenç bir iftirâ ve hakâretdir… Dâimâ metbû’ kalııcı o nebevî şahsiyeti ve küffâr ile “eşitliğe” yanaşması muhâl olan bir Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm’ı Medîne münâfıkları ve yahudileri ile müsavî hakklar ihtivâ eden bir “ANAYASA=constitution” üzerinde andlaşmış gibi göstermek, cihanın lâ’net etdiği bir şirkdir…  Bu kesânın, İslâm hâkimiyyetinde yaşamayı taahhüd eden bir “ahidnâmeyi”, 1789’ların “constitutionu=anayasası” gibi takdim etmeleri, zaman i’tibâriyle de suları yukarı akıtmak cinsinden bir kuduruşdur…  Makâm-ı Muâllâ-yı Risâlet  gibi VARLIĞINI doğrudan doğruya onun RABBİ’nden VAHİY ile alan bir makâmı, “beşerîlik”  derekesine indirmek ise, küfürle müsâvât gibi bir hakâreti, Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerine (hâşâ ve kellâ) lâyık görmekdir… O’nu, münâfık ve yahudilerin seviyesinde düşünmeye ise, “îmânsızlığın, Fetoculuğun ve hayâsızlığın” son noktası denir…

Satıhçılıkla ma’lül fikir müflisi kesânın i’rabda yeri olamıyacağı ise îzahdan vârestedir…

12) Haltettin Karamanlis nâmındaki (Sâbık Abantist ve Gülenist Müctehide!) göre ise, (Kitabında beyan etdiği üzere) Kâinatın Fahri Aleyhisselam Medîne münâfık ve yahudileri ile “YUVARLAK MASA ETRAFINDA (hâşâ) OTURUR GİBİ OTURMUŞLAR. PEYGAMBERİMİZİN SANDALYESİ BİRAZ FARKLI….” imiş!!!

Bu ibârenin evvelini de yazalım ki (inanmıyanlar), “müctehidleri adamın” diyalogculuk devr-i seâdetindeki (!) nübüvvet “telâkkîsini” görsünler ve tecdîd-i îmân etsinler! Şöyle:

“Peygamberimiz Medine’ye geldiğinde İKTİDÂRIN TEK BAŞINA MÜSLÜMANLARA ÂİD OLDUĞU BİR SİYÂSÎ DÜZEN KURMADI.….” Sahîfenin ortasına doğru da müctehidlerinin incileri yeryüzüne şöyle saçılır:

“52 maddelik olup tarihde taraflar arasında uygulanmak üzere kaleme alınmış ilk ANDLAŞMA VE ANAYASA diyebileceğimiz MEDÎNE VESÎKASI ÇERÇEVESİNDE KURULAN BU SİYÂSÎ YAPININ ESASI, KARŞILIKLI SÖZLEŞME VE GÜVENCE İDİ.” (Diyaloğun Dînî ve Târihi Temelleri, s.48-49, Işık Yayınları, Çağlayan Matbaası İZMİR, Ağustos 2006)

Hani o hızlı Gülenist ve Diyalogsist oldukları azma devirlerinde utanmasalar şöyle bile diyeceklerdi:

“BU ANAYASA, bu (vesîka), 1789 Fr. İHTİLÂLİNDE FRENG ANSİKLOPEDİSTLERİ (Allâhsızları) İLE YAHUDİLERİN YAPDIĞI ANAYASANIN AYNISININ TIPKISI VE “KARŞILIKLI SÖZLEŞME VE GÜVENCE” OLARAK DA PEK DÂHİYÂNE BİR BULUŞDU!.”

 Gülenist ve Diyalogsist şehvetleri (15 Temmuz) ile birlikde kısırlaştırılmasaydı bugün şöyle de diyebilirlerdi: “T.C.’deki bugünün “anayasa” mûcidlerinin örnek alacağı çapda bir “YAPIT” ancak o 15 asır evvelki vesîkadır; ve bu “YAPIT”, “münâfıklarla yahudilerin güvencesi” içün bulunmaz bir TAPIT ve hatta hind kumaşıdır!”

Buyrun: ALLÂH AZZE’NİN HABÎBİ (Sevgilisi), RASÛL-i RUSÜL (Peygamberlerin de Peygamberi), Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi Aleyhisselâm, “iktidârı” kimlerle paylaşıyor; ve kimlerin “şürekâsı=ortakları” oluyormuş, kimlerle “şirket” kuruyormuş görün!. (Hâşâ ve Kellâ)…

İşte bunun adı: Tam bir “Cumhûriyet (cumbokrasi) Câhiliyyesidir!” 

“LÂ ŞERÎKELEHÛ” diyemiyen; ve bunu diyemez bir “peygamber” îcâdeden (!) “modern (!) İslam” ümmetinin çukurdaki fotoğrafı…

 Biz ise HAKKI ve DOĞRUYU yazmak içün yaşamanın lüzûmuna îmân etdiğimizden, kendimizi, her türlü “câhiliyyeyi” ayağımızın altında görmenin mecbûru, mükellefi, me’mûru ve mahkûmu bilmekteyiz…

Câhiliyyenin bilgilerine…

(İntişârı: 03.12.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir