Dembokrasi Âyînleri Bütün Hızıyla Berdevâm!
10 Haziran 2011
Şevket Eygi Bey Tenâkuza Düşmeden Yazmalıdır…
20 Haziran 2011

1) Hele şükür dembokrasi dininin çan seslerinden, korna zırıltılarından, böğürtü ve öğürtülerinden kurtulduk; ve beynimiz, bir nebze de olsa bu ses

DEMBOKRASİ ÂYİNLERİ BİTDİ, ŞİMDİ SIRA  SAMANALTI SU YÜRÜTME VE KARPUZ KABUĞUNA BASTIRMA FASILLARINDA!

Mehemmed SAFFET

 

1) Hele şükür dembokrasi dininin çan seslerinden, korna zırıltılarından, böğürtü ve öğürtülerinden kurtulduk; ve beynimiz, bir nebze de olsa bu ses ve saz gürültü ve kirliliğinden, âyinlerini (şölen ve bayramlarını!) idâre eden ruhban sınıfının baş piskoposları ve kardinallerinden uzak kalma imkânı yakaladı!

Okyanus ötesi Samanaltı TV, durup dinlenmeden “Demokrasi şöleni!” şöyle görkemli böyle muhteşem, şöyle faziletli, böyle menfaatli diye günlerdir öyle bir “şölenist!” neşriyât yapıyor ki, sanki dünyânın “en büyük şölenizminin en kutsal Pensilvanya cânibi markalı ve en olimpik şöleni!” sâdece bu… Tabii bizim yüksek “mülâhazalı ve nûrâniyyetli!” şölenlere, ılımlı ve ışıklı, esrârlı ve efsunlu, hoşgörü ve diyaloglu ince ayar hesablara akıl erdirmemiz ve bu istikâmetde ehlîleşmemiz aslâ mümkin de değil… Her şeyi anlamak ve fehmetmek her kişinin kârı da olamaz!

2) Tâ Okyanus ötelerinden, Japonya, Afrika içleri, Asya stepleri ve bilmem nerelerden (oy) vermek içün tayyâreye atlayan nice nice “vatandaşları!”, göz yaşartan bir fedâkârlıkla T.C. hudutlarından içerû dühûl eyliyor ve sırf bu iş içün geldikleri, ağızlar yayıla yayıla propaganda yapılıyordu!. Ve bu örnekler gözlere öyle bir sokuluyordu ki, ŞU MESAJ VERİLİYORDU:

“-Aman ey ıhvân, bakın, akın akın ve kuzu kuzu oy vermeye geliyorlar sakın siz de gelin, elinizi çabuk tutun, birkaç gününüz kaldı, âhıretde çok büyük ödül ve modül sâhibi, mülk sahibi olacaksınız!”

Hatta Okyanus ötesinden patentli TV aynen şöyle diyordu.

“-Bu uçakdan inen ve onbinlerce kilometre ötelerden gelen kıymetli vatandaşlarımız ve bu teyzelerin BİR TEK AMACI (gayesi) DEMOKRASİYE OMUZ VERMEKDİR!.”

Bu “bir tek amacın dembokrasiye omuz vermek!” olduğu sık sık ve günlerce tekrarlandı!. Çünki bu din, o kadar mühim bir dünyâ dini ki, onu yaşatmak içün mutlaka omuz vermelidir!

Oy vermek de yetmiyor, bir de omzunu v.s.ni vereceksin!

3) Neler çekdik iki aydır Allâh bilir. Adamlar hançereleri hurdaya çıkıncaya kadar nasıl konuşurlar; ve nasıl o kadar yalanları hiç kızarmadan sıkarlar, Elmalılı Merhûm’un tabiriyle o kadar “politikacı sihirbazlığını!” nasıl icrâ ederler akıl alacak gibi değil!. Çünki bizim dinimizde olduğu gibi onların dinleri olan dembokrasi dininde “yalan haramdır, yapamayacaklarının sözünü vermek kalleşlik ve hâinlikdir ve yine büyük haramdır, hakâret, küfür, “ana…a…” yollu ana avrat düz gidişler çok büyük haram ve terbiyesizliğin köprü altı ürünüdür, kıvırtmalar ve insanları aldatmalar ve onlara şarlatanlık yapmalar ve daha yüzlerce rezâlet çok çirkin bir haramdır ve daha niceleri… haramdır!” gibi mefhûm ve kânunlar aslâ yokdur!. Ehâliyi aldatmak ve oy’larını almak içün bu adamlara her şey mubahdır, meşrû’dur, serbestdir… Hatta böyyük meziyetdir!

4) Başvezîr Rizeli Receb Tayyib Bey “iki kişiden birinin oy’unu!” cebine indirdi ve gürültü hele şükür bitdi!. Âyîn-i rûhânînin hâtimesini de “balkon hutbe ve duâsıyla!” bir şekilde icrâ eyledi ve şamatanın son noktasını Emnânımla berâber sultânî bir şekilde o mekândan ünledi, gümledi ve tümledi!

5)Dersim Alevîlerinden ve “Statükonun (haşa sümme haşa ve kellâ) A….. Ankara’da!” diyecek kadar Allâh Azze imanı sakat ve ortada olan ve kaset rüzgârıyla başına parti ağalığı kuşu kondurulan Bay Kamal ise “istifâ!” homurtularıyla başı dertde… Acaba şimdi nasıl ve kimlere “ana…a!” yapıştıracak? Kurulduğu günden beri, CHP demek fitne kazanı ve şirk teknesi demekdir!

6)Kamalak Bey de “Ana muhalefet olarak görevimize devam edeceğiz!” beyânatı verdi ki, yavru olmayı 41 senedir hiç içlerine sindiremezler!. Hep dünyâ çapındadırlar, Âhıret bile zaman zaman onların tasarrufuna geçer ve kendilerine oy veren cennetlik müslüman, vermeyenler ise patates dinli veya yahudi askeri gibi mahlûklardır!. Ana muhalefet partisi Başkanı Profesör Doktor ve Millî Görüş İkinci Lideri, 54. Hükûmetin Başbakan Halefi Muhterem Kamalak % 1.2 oyla iki cihanda (Ana Muhalefet Liderliğine) devam edeceğe ve bu fırsatı çok iyi değerlendirerek demokrasiye büyük katkı ve atkılarda bulunacağa benziyor!…

7) Namık Kemâl Zeybek nâm türkî cumhuriyetler bülbülü zât da seçimden evvel %51oy alacağını beyan ediyorken, dembokratik hisseden ona da % 0.6’lık, az ama temiz bir hisse isâbet eyledi!. Ahmed Yesevî Hazretlerinin dembokrat dervişine çok bile!!!

“Bizim de Tekirdağ rakı fabrikamız var!” yollu öğünmeleriyle milliyetçilik yaptığını sanan BBP Lideri Topçu da top atdı ve %0.8’lik payla kurtuldu şimdilik!

6) Başvekîl Bey Balkon hutbesinde çok câlib-i dikkat hususlara temas buyurdularsa da, noktayı koyarken kutsal Dembokrasi dini içün aynen şöyle ünlediler:

“-Demokrasi bayramınız kutlu ve mübârek olsun!”

4 yılda bir, ruhânî ve global bir Bayram hasreti çekenler içün iyi fırsat!

Ben Matürîdi ve Hanefî bir MÜSLÜMAN olduğum içün, benim dinim kendi akâid kânunları ile, bana, mutlak bir hudud çizmiş ve başka dinlerin bayramlarına iştirâkı ve onları tebrik etmeyi yasaklamışdır! Ve buna riâyet etmediğim takdirde beni “kendi sistemi içinden fırlatıp atacağını!” da apaçık beyân buyurmuşdur!. Kime ne, bu da benim dînim!

7) Bu, benim dînime âid bir kânun… Hiç kimse de buna karışamaz. Benim îmân sistemim Kur’an, Sünnet, İcmâ’ ve Kıyâs-ı Müctehidîn ile sistemleştirilmiş ve ben, “müslümanım!” dediğim zaman mücerred bu sisteme (îmân, tasdik ve tahsin) beslediğimi ve (lâ ilâhe…) de diyerek bunu bütün akâid kânunlarını da içine alacak şekilde bir öze (formüle) bağlamış olduğumu ikrâr ve beyân etmiş bulunuyorum!.

Kime ne?

Çünki benim Dinimin ilâhı (ma’budu) olan Allâh Azze ve Celle böyle emrediyor, böyle istiyor… Meşrûtiyet, Cumhûriyet, Şefokrasi, Dembokrasi ve Kasetokrasi çizgisi ise, benim önüme, şunlar bunlar, ilahyapçılar, denaetçiler, diyalogçular, parti-pırtıcılar, cüppeli züppeliler ve bilmem neler ve nelerle, üç beş ritüeli (DİN) diye çıkarıyor ve sâdece Müslümanlık diye bunları çıkarıyor ve böylece de beni, dembokrasi faşizmi içinde eritmek istiyor!

8) Benim dinimde “İman ızhâr-ı hakk’dır, hakk-ı sarîhi ketmetmek (saklamak) küfürdür!” kânunu da olduğundan, ben bunu her zaman ve mekânda ketmetmemekle mükellef, me’mûr ve buna mecbûrum… Büyük Müfessir Elmalılı Merhûm, Muhalled Tefsîrinde böyle yazıyor… (Cüppelinin, bin kere hâşâ, Kamal Paşa’nın cebinden para verip yazdırdığını söylediği ve böylece de müfessirine (Merhûm Elmalılı’ya) iftirâ etdiği tefsîr meydandadır…)

Ancak ikrâh-ı mülci olursa, Yâser İbni Ammâr Radıyallahu anh Hazretleri gibi katil olunmak, bir uzvun kesilip yok edilmesi veya dayanılamıyacak kadar işkence ile karşılaşılırsa ve sâdece bu şartlarda ve kalbin de o İslâm ve îmân esâsında mutmain olduğu ve onu aslâ inkâr etmediği halde “takiyye” yapılmasına yani (benim dinimin dışında bir dine sahib olanlara onlar gibi görünmeme) ruhsat vardır!. Aksi halde HAKK DÎN beni de fırlatır atar ve adıma da “mürtedd!” damgasını basar… Allâhümmahfanâ!..

9) Biz, kimsenin kendi bayramını “kutlayıp mübârek olsun!” demesine karışmıyoruz!. Bize ne elâlemden!. Ancak hem o dinden, hem bu dinden yani hem de benim dinimdenmiş gibi görünenlere pek taaccüb ediyorum…

Yanlış anlaşılmasın kızmıyorum, ancak buğz ediyorum!. Bu da benim kendi dinimin bir kânunu olduğundan en tabii hakım… Dinim bana “buğz et, bu sana farz!” demişse, “hubb-ı fillâh ve buğz-ı fillâh zarûrât-ı dîniyyedendir!” buyurmuşsa, kime ne?.. Beni benim dinim alâkadâr eder!. Buna anam, babam, kardeşim, her hangi bir kral, fir’avn v.s bile karışamaz!

Karışan olursa, bir hastirlik canı vardır o kadar!

Bu dünyâya bir daha gelecek de değiliz!. Allâh’ım (benim ma’budum) bana ne demişse o… Başkası aslâ hâricden gazel okuyamaz! Anlatabiliyor muyuz dembokrasi dininin Okyanus ötesi âlemi?. Afganistan ve Irak gibi dünya köşelerine zorla (dembokrasi!) zehri içiren Guantanamo gardiyanları ve onların diyalogçu kuyrukları!

10) “Mübârek” demek, feyiz ve bereket kaynağı olan, hayırlı, uğurlu, çok sevilen varlık demekdir… Ve bir insanın, sevdikleri içinde en çok, zirvede sevdiği de ne ise, o, onun ma’bududur, tanrısıdır… Bizim ma’bûdumuza ALLÂH Azze ve Celle denir…Tefsir sâhibi Büyük Allâme Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri tefsîrinde böyle buyuruyorlar… (Bir hafta içinde yazdığımız fıkra veya makâleler içinde kaynağı vardır bakılabilir.)

11) Bizim içün mücerred mukaddes ve mübârek olanlar, Şerîat’ın (edille-i erbaanın) ta’zîm ve ihtirâm ile karşıladığı kânunlar ve bayramlardır… Vücûdu Vâcib olandır… O’nun, kendisine muti’ yaratdıkları, O’nun sistemi, O’nun dînine iman eden şahıslar, O’nun işâret buyurduğu zaman ve mekânlar… Bunların dışında, ne mukaddes ve kutlu-putlu bir nesnemiz; ve ne de “mübârek!” bir bayramımız vardır!. Olması da muhaldir, zira başka ma’bud tanımış oluruz!

Bunlardan kime ne?.

12) Ancak, bizim mukaddes ve mübâreklerimizle diğer dinlerin kutsal-putsal ve mübâreklerini halt edenler (karıştıranlar) şunu söyleseler erkekçe ortaya çıkmış olacaklardır:

“-Arkadaş, biz, babalardan dedelerden kalan İslâmiyyet ile, bütün dünyaya dayatılan ve bize de 1944 San Fransisko kararları ile zorla içirilen dembokrasi dininin kutsal-putsal ve mübareklerini halt edip karıştırıyoruz!. Kur’an ta’bîriyle “telbis!” ediyoruz! Elmalılı Merhûm’un yazdığı gibi “Hakk’ı bâtıl ile (telbis edip) bulama” yapıyoruz!. Böyle yapınca dembokrasi dünyamızı Müslümanlık da teberrüken câmi ve kandil lambalarını, ölülerin arkasından Kur’an ve mevlid okuyup hatim indirmeleri ve musallâ taşları önünde cenâze namazı kılmak v.s. gibi 5-10 şeyi kuşatmış oluyor! Okyanus ösindeki Eşbaşkanı ve müttefiki olduğumuz kabuklular da bundan çok haz ve keyif alıyorlar, böyle yapınca durmadan sırtımızı sıvazlayıp bizi yemliyorlar!. Hatta “dembokrasi ile müslümanlığı en güzel bir arada beraber yürüten Ankara!” deyip, cümle arabî ve türkî ufaklıklara bizi örnek ve emsâl gösteriyorlar, bu da fenâ olmuyor hoşumuza da gidiyor hani!”

Böyle diyebilene “erkek adamsın, Gandi gibi akşamdan sabaha on kere kıvırtmıyorsun!” diyebiliriz!

13) Bu bulama işini İslâm Dîninin ma’budu (tanrısı) olan ALLÂH Azze ve Celle sûret-i kat’iyyede yasaklıyor… Ve buyuruyor ki:

“- Kişi, bunu, (imana mütaallık bir mes’elede küfre müeddî olacak) derecede irtikâb ederse, o, artık benim dinimde değil, benim dinimden fırlayıp gitmişdir!”

Eski tarihli Akâid kitabı baskılarına bakılabilir, yeniler içinde zırvalar cirit atıyor!…

Ne yapalım, bizim dinimizin ma’budu böyle diyor. İşine gelene… Kimseyi de zorlamıyor, “Lâ ikrâhe fi’d-dîn!” de buyuruyor apaçık… Her şey, o çok tutkunu olduğunuz “hür irâde!” ile, modernist beyler ve hanımlar!

İstersen, o pek tapındığın “hür irâdenle!” sandığa gidip 15 mezhebinden birisiyle dembokrasi dinini seçersin, istersen, Âdem Babamızdan beri gelen Allâh’ın vahiy dinini… Biz sandığa sığmayacak kadar kadîm ve vâsi’ olduğumuzdan, iki cihân hayâtına tâlib ve tâbi’ bulunduğumuzdan bu tarafda kaldık! Sandığa girecek kadar küçülüp ufaklanamıyoruz, bit gibi olamıyoruz hulâsa!

Akledemeyenlere veya işine gelmeyenlere veya şeytanı ve nefsine söz geçiremiyenlere başka ne diyelim?

14) Zorlama devri artık geçdi!. Mon şerler ve bize Kral Fransuva kadar “Fransız olan!” dembokrat cici beyler! O çok hayrân olduğunuz “Hür irâde devrindeyiz!”

50 tane inanca (dine) sahib adamlar, Zerdüştlüğe, Apoizmaya, Nasraniyete, Yehudiliğe, Kamalizmaya, Şamanizmaya, ateizmaya, masonizmaya, diyalokizmaya, sabataizmaya, feminizmaya, reformizmaya, alevizmaya, faşizmaya, kurtizmaya, kürtizmaya, türkizmaya, totemizmaya, fetişizmaya ve bunlar gibi daha düzinelerce dine ve onların tanrılarına inanan adamlar kendi arzularına ve şeytanlıklarına ve keyflerine ve uçkurlarına göre kânunlar düzüp sonra da bana, “bunlara göre yaşayacaksın, bunları ihlâl edemezsin, bunlara ana avrat küfretsen de yine uyacaksın!” diyecekler öyle mi?. Onlardan farklı iman sahibi nice insanları da onlarla yaşamaya cebredecekler ve kendi din ve ilâhlarına taptıracaklar öyle mi?.

14) Bunun adı, bin şirinlik muskası takarak göz boyadığınız (dembokrasi) de olsa, hakîkatı yani künhü, bal gibi (faşistokrasi veya şefokrasi), bilmem ne kasetokrasidir… Bunları siz yapar, siz tapar, sonra da karnınız acıktı mı kadîm putperestler gibi siz yersiniz! Amma bunlardan bize ne?. Biz Allâh Azze’nin nizam ve sisteminden râzıyız ve ancak ona tapmaz, evet tapmaz, ancak O’na (ubûdiyyetde=kullukda) bulunuruz!.

Kime ne?

Siz de istediklerinize tapıyorsanız bize ne?

15) Biz “Hakk’a tapanlardan!” da değiliz! Tapınmak putperestlerin işidir, puta tapılır, çünki put, tapınmak içün insanların icâd etdiği bir uyduruk tanrıdır!. Böyle uydurma tanrılara ubûdiyyet (kulluk, abdiyyet) olmaz, tapmak olur!. Bir takım marşlarda (Hakk’a tapmak!) tavsiye edilebilir, andlar içilebilir, kafalar tütsülenebilir, bize ne?. Adamın aklı şâir aklının en sığ tabakalarında ise, demekki o kadar ermiş!. Garibim, meselâ ve en azından Elmalılı Tefsirinin (tapmakla) alâkalı bablarını okumamışsa, bize ne onun “Hakk’a tapınmasından?.”

16) Gelelim asıl mevzuumuza: 18 yıl ezanı yasakladılar ve “yasakladık!” diyecek kadar erkeklikleri olmadığı içün de, adına “Türkçe ezan!” taktılar, hâşâ… Ezanın Türkçesi, kürtçesi mi olur?. Ezan diye Allâh Azze’nin râzı olduğu ne ise, ezân odur… Hâşâ, Türkçe Kur’an mı olur?. Kur’an diye Allâh Azze neyi indirmiş ve neye Kur’an demişse, Kur’an odur!. Büyük Dâhî Elmalılı Merhûm, “Türkçe Kur’ân!”demenin küfür olduğunu yazıyor!. Merhûm, “Türkçe Kur’an mı olur be hey şaşkın!” derken de, nice tapınak ve anıt ehlinin tapınıcılarını ve taptırıcılarını aynı çukura dolduruyor!. Onlar istemeseler de!. Aklı evvellerden cüppeli nâm zavallı ise, Kamal Paşaya cebinden para verdirip, Elmalılı Merhûm’a tefsir yazdırıyor!. Yiyip yutulur gibi değil!. 73 sene sonra bu cins dalkavukluk ve yalakalığa düşenlere ne denir?. Mevlâ bir takım adamlara hoş ve şirin görünme pahasına adamı böylesine düşürüp saptırmasın, insanı ne oldum delisi eylemesin! Üstad Merhûmun işâret buyurduğu “ham softa kaba yobaz!”takımlarından ırağ eylesin!

17) “Tanrıdan başka yokduuuuuur tapacak!” diye 18 sene minârelerden bu millete ezan diye anırtı dinletdiniz; ve müslümanın kalbinden 6 iman şartını alarak, onları, imanın 6 şartına nazîre olmak üzere uydurduğunuz 6 okunuza taptırmak içün de, ne putperestlikler yapmadınız! Adına da“Türkçe ezan!” diyerek… “Ben putperest miyim ki tanrıya tapacağım!” diyen ne garipleri, işkence altında çürütdünüz, çoluk çocuğunu öksüz ve kimsesiz bırakdınız, ocaklarını söndürdünüz!.

Lânet olsun!

Büyük ve Mücâhid Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi Merhûm:

“-Bu millet bu zulüm ve yapılanları unutursa, dünyanın en aşağılık milletidir!” demişse, kime ne?

Şimdi de Dembokrasi dinini yutturun!. İslâmiyyet’in üzerini dembokrasinizle örterek veya telbis edip bulayarak… Tabii gücünüz yeterse ve gadab-ı ilâhî tepenize binince yerin yedi kat dibine garkolmazsanız…

Bize de bundan sonra:

“- Artık önünüze ne konursa yiyip yiyip geviş getiren inek veya koyun olacaksınız!”diyebilecekseniz, buyrun!.

İşinize gelmedi mi?. Sağlık olsun!

“-Kendinize iyi bakın!”

Bilgilerinize…

 

(İntişârı: 13.06.2011)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir