(2) Şevket Eygi İctihâdına Göre “İslâm Cumhûriyeti!”
4 Ocak 2012
(1) Şevket Eygi’nin İctihadlarına Göre “1923’de Cumhûriyet, İslâm Cumhuriyeti!” Olarak Başlamış!
29 Nisan 2012

Şevket Eygi devamdadır: “Demokrasiye ve insan haklarına uygun bir rejim mi istiyorsunuz? Buyurun İngiltere örneğini taklit edin.

ŞEVKET EYGİ’NİN İCTİHADLARINA GÖRE “1923’DE CUMHÛRİYET, İSLÂM CUMHURİYETİ!” OLARAK BAŞLAMIŞ!

(7)

Mehemmed SAFFET

Şevket Eygi devamdadır:

“Demokrasiye ve insan haklarına uygun bir rejim mi istiyorsunuz? Buyurun İngiltere örneğini taklit edin. Buyurun Norveç örneği…Daha nice örnek…”

İslâm tarihindeki binlerce örneği “taklid edin!” denebilecek hiçbir kıymet kalmamış olmalı ki, taklîde şayân ancak şu baş belâsı yerler ve onların da, en İslâm ve Osmanlı hâini İngiliz adası kalmış!. Aferin… “Sünnîyim” diye zırt pırt abartarak ve kabartarak ve içini boşaltarak sıkanlara ne de yakışır!

İslâm’ın ve Osmanlı’nın altını oyan “İngiltere örneğini taklid edin!”miş…

Mukallid olarak müslümanın hukûkunda yazılanları silip atacaksın, yerine de, işkembe-i kübrâdan ve üzerine basa basa bir “İngilizi hakk-hukukda, siyaset ve idârede taklid” uydurub, milletin beynine sıkacaksın!. Sonra da “İmâm-ı A’zam Hazretlerinin yolundayım, O’nun mukallidiyim!” diye gürültü koparacaksın!. Hele bir de “ehven-i şerreyn ihtiyâr olunur!” yollu müftülükler ve fetvâ eminlikleri devreye girdi mi, seyret önünde maymun gibi sulta duranları…

Yiyene!

Âdem Aleyhisselâm’dan Kıyâmete kadar gelecek müslümanların duâlarını almak artık böyle olacak zâhir!. 300 yıldır dünyâ müslümanlarına kan kusturan İngiltere’yi taklid et ki, “Dembokrasiye ve insan haklarına uygun bir rejim isteyenlerin!” bu arzusu kursaklarında kalmasın!. Müslümanlar da bu heriflerin sa’yesinde sâyebân olsun, gül gibi geçinib gitsin ve onların el ve eteklerini öpsünler, onlara gebe kalarak ve onların tasmalarını boyunlarında taşıyarak mis gibi yaşasınlar ve dinlerinin bütün fezâil ve izzetini doya doya sürdürsün ve kraliçe devletine bol bol duâ edib saltanatlarının devâmını tazarrû’ ve niyâzda bulunsunlar… Şeyh Nâzım-ı Kıbrusî Hazretlerinin meccânen ve kendi şahsî lutfu olarak “müslümanlık berâtı!” verdiği ve bundan dolayı da “Bizim Hüseyin!” dediği Veliahd Prens Charles âbinin teveccühüne de böylece nâil olunursa, artık karada ölüm yokdur!.

İngiltere örneği bakdık ki gayr-i kâfî, o zaman TAKLÎDİ lâzım olan yer veya döneceğimiz kıble, “Norveç krallığının dembokrasisi ve insan hakları!..”

Bu da yetmedi mi? O zaman “daha nice örnek!”

İsveç, Belçika, Danimarka, İspanya, Lüxemburg ve niceleri!

“Ehl-i Sünnet ve’l-cemaat!” müslümanı, anlı şanlı bir (sünnî) olmak bu zamanda (âhır zamanda) veya sâmân-ı ahırda ancak böyle olunurmuş demek!

Selefin, duâ, himmet, ruhâniyyet ve nûrâniyyetine, İngilizi kıble yapdın da, Norveç, Danimarka ve bilmem ne kabuklularının “dembokrasi ve insan hakları!” gâvurlaştırmalarını yalar hâle geldin mi, ancak böyle nâil olabileceksin; ve belânı değil de, mevlânı bulmuş olacaksın!…

Sünnî dediğin böyle olur!

Bu milletin ve hele “sünnîlerin” böyle “kılavuzları!” oldukdan sonra, artık formül-reçete hazır?. Benze gâvura, kurtul!.

Al, dembokrasisini ve ins ü cin haklarını kurtul!. Ver kendi “siyâsî, iktisâdî, ictimâî, hukûkî nizamlarını” yani dinini kurtul!.

Zâten 1922’de, ittihadçı hâinlerin kuyrukları, tek kurşun atmayan İngiliz’e Makarr-ı Hılâfet’de verip, vatanı kurtarmadılar mı!?. 1923 Lozan’ında verip verip, İngiliz sa’yesinde vatanı kurtarmadılar mı!?..

Şimdi de sen ver kurtul, hep başkaları mı verecek!. Biraz da muhterem ve mücâhid sünnî ihvân versin!

Aslında, antik ve masif birkaç ecdâd yâdigârından başka, vere vere verecek şey de kalmadı ya!.

Don gömlek ortada kalanın, başka verecek nesi kaldıysa!

Yâ Rabb, aklımızı ve îmânımızı muhâfaza eyle!.

Bir müslüman, böylesine nasıl kabuklu gavurların örnek alınmasını hırsla ve şehvetle ister ve istenmesini teklif eder, buna nasıl cür’et eder, patalojik bir ruh hâli… İhtilâc!

Bunu Kitâb mı istiyor, Sünnet mi, İcmâ’ mı, Müctehidler mi, kim bre?.

Allâh Azze, tâğûtî bütün i’câd ve uydurmaları la’netliyecek, ama bizim sivri zekâlılar bu lâ’netlenenlerin goygoyculuğunu yapacak ve bir de “ehl-i sünnet!” müslümanlığının 21. Asır muhâmîsi (avukatı) olarak arz-ı endâm edecek!.

Bizi hem dâll hem mudıll eyleme Allâh’ım…

Yazıklar olsun!

Bu rezâletlerin,  gûyâ mücâdele etdikleri Okyanus Ötesi Pensilvanya takımlarının “Loşgörü-diyalog, dinler arası koklaşma, İbrahimî (hâşâ) dinler, dinler bahçesi, Abant fırıldakları, Türkçe Olimpiyatları, Kurtlu ve putlu Doğurma Haftaları, ana-avrat günleri!” gibi düzinelerce gavur uydurma ve dalâletlerden ne farkı vardır; ve onlarla bunlar, netîcede aynı kapıya çıkmıyorlar mı??? Tahrif ile, İslâmiyyet’i bulandırıb aşındırma kapısına…

“28 Şubat’tan sonra yüzlerce tesettürlü kızımız Avusturya’ya gittiler ve başörtülü olarak o demokrat ülkenin üniversitelerinde okuyup diploma aldılar. Bazı diploma törenlerinde Avusturya cumhurbaşkanı bulundu ve tesettürlü kızlarımıza diplomalarını bizzat verdi. Demokrat ve insan haklarına saygılı Avusturya’ya teşekkürler. Demokrasi budur, insan hakları budur.”

Bir de teşekkürler… “Dembokrasinize de, insan hakları!” denen batılı bâtıl şeytanların uydurmalarına da…

Yahu politika icâbı, küffâr, o kızlara diplomasını bizzat verdiği gibi, onlara burs da; menfaati icabetdirirse, istediği her şeyi de verir… Bunun dünyâ târihinde binbir misâli vardır. Abdülhamid Cennetmekân bile, kumarda kaybeden yabancı hâriciyecileri kendine bağlamak ve oynatmak içün, kaybetdikleri kumar paralarını onların cebine indirmiyor muydu?.

Avusturya Cumbaşı olan kilisesever içün, Allâh Azze ve Celle, Kelâm-ı Kadîm’iyle ne diyor? Buna bakmak şart evvelâ ve dâimâ… Buna bakmayana müslüman denir mi?.

Kelâm-ı KADÎM: “Sen onların dinine geçinceye kadar yehûd ve nasârâ senden RÂZI OLMAZLAR, onlara dost olan onlardandır, Allâh kat’iyyen kâfirleri sevmez, geberesice herifler; Kur’andan, kasvereden kaçan yaban eşşekleri gibi kaçanlar, onlara lâ’netimiz var, o kâfirler ehl-i nârdır ve hâlidîne fîhâ ebedâ!” gibi nice ağır mı ağır ifadeler kullanırken, bu üslûbdan üstelik Pensilvanya yayla ve çiftlikleri bile “çok rahatsız olurken!” bizim müctehid cici beyler de, bu adamlara medhiyenâmeler, şükrannâmeler, iltifatnâmeler düzerek, sanki aynı frekans üzerinden kâinâta mesaj vermiş olmuyorlar mı?. Ve onlara yaltaklanıb durmuyorlar mı?…

Kovadis?

Ve:

Pes!

Sonra da “Demokrasi budur, insan hakları budur!” diyerek onların elindeki “dembokrasi ve insan hakları” denen necâsetlere “İMRENME, İMRENDİRME VE ONLARA HASRET DUYMA VE DUYURMA!” hokkabazlık ve pazarlamacılığı…

Bunun adı da “ehl-i sünnet ve’l-cemaat müslümanlığı!”

Yiyene!

Büyük Mürşid Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Kuddise Sırruh Efendimiz Hazretleri, bayımızın neşretdiği “Câmiu’l-Mütûn” nâm akâid eserinde gavurları taklidi ve onlara benzemeyi şiddetle ve nefretle, “dinde yasak” diye âleme ilân eder; ve hatta “onların vergilerini beğenmek bile küfürdür!” buyururken, vay yılların mücâhidi sünnîlerimize vay!. Bilirdik ama, mücâhidlerin bu kadar “müteahhid” ve hatta mütereddid, müzebzeb ve mütehayyir olacaklarını bilemez ve düşünemezdik…

Kovadis?

Avrupalı bu, politika i’câbı ne yapmaz ve eşşeğini değil ama anasını bile boyayıp şey etmez mi ki?… Onların yapdığı ne HALT VARSA güzel,  iyi ve doğru haaa!!!

Onun içün de, “teşekkürler, Avusturya ile başındaki ekselansa!”

“İşte dembokrasi budur, işte insan hakları budur!” Öyle mi?.

Bu ne şecaat arzedişdir böyle!

Kovadis?

İslâm’ı ortadan kaldırmak içün dünyâ çapındaki “hoşgörü-diyalog ve binbir çeşit planları” yanında bu kırıntı ve süprüntü nev’inden “diploma” lutuflarına (!) bakıb, onların çukuruna ve kuburuna düşmek var ya, adamı kahrediyor…

Yerin dibine geçsin, verdikleri diplomalarla dembokrasileri ve insan hakları diye dünyâya yutdurdukları iblis hakları!. Guantanamo ile Ebû Gureyb’e baksa adam, utanır ve yerin yedi kat dibine geçer; ve ölse de onların “dembokrasisini ve insan hakları!” dedikleri iblis haklarını ağzına ve kalemine bulaştıramaz, hayâ ve edeb eder…

Diploma alamama “aşşağılık duyguları!” içinde, orada burada, gâvur dizi ve topukları önünde sürten kız kurusu gerzeklere de âcilen akıl ve hidâyetler…

“Hoşgörücü – Diyalogcu – Vatikancı – Kardinalcı – Marovitch’ci – Abantcı – Finanscı – Kelime-i Tevhîde balanscı – Tevhidle teslise fayanscı – genç oğlan ve kızların karılmasıyla Türkçe Olimpiyatçısı – Üç dinden bir din uydurukcusu – ibrâhimî dinler pazarlayıcısı!” heriflerle bu kafalar mücâdele edecek ve netîce alacak, öyle mi, rezâlet…

“Bizdeki çarpık laikçilik, Sabataycıların ve Kriptoların bir dayatmasıdır. Hiçbir hukukî, felsefî, bilgesel temeli ve gerekçesi yoktur. Şu saçmalığa bakınız. Ülkemizdeki Yahudiler ve Kripto Yahudiler cumartesi günü hafta tatili yapabiliyor, Hıristiyanlar ve Kripto Hıristiyanlar pazar günü yapabiliyor ama halkın yüzde 95’ini oluşturan Müslümanlar cuma günü hafta tatili yapamıyor. Bunun adı da demokrasi, insan hakları. Yok canım!”

İslâmiyyet yasaklanmış, milletin o nisbetde dîni ve îmânı budanmış, vatan tâğûtî rejimlerin işgâlinde kalmış ve gerçek müslümanların zerre kadar (hürriyeti yani hukûkuna mâlikiyyeti) kalmamış, sıkıntı ve derdin irisi ve dirisi, “hafta tatilimizin!” yokluğu!!!

Kovadis?

Sanki müslümanlıkda “hafta tâtili!” diye bir halt var!. Ashâb, tâbiin ve tebe-i tâbiîn, müctehidîn ve etbâı (hâşâ) hafta tâtili yapmış ve yan gelib yatmış, pikniklerde mangal tüttürmüş!

Cuma vakti ticâret yasağı mı, amennâ… Çok çok iyi de, gâvurlar gibi “hafta tâtili yapmak!..” Bu ne?

Bunun şer’î delîli hani nerde?.

Sünnîliğini sevdiklerim!.

Sünnî ecdâd bu hâlleri görseydi, evvelâ kıblenizi sorar, sonra da hidâyetler niyâz ederdi!. Rot çıkınca, Rota ne tarafa?. Rotu çıkmış arabaya dönülmüş!

Kovadis?

Çünki 6 gün çalışmak yetiyor, her şeyimiz tam tekmil, çok çalışıb her şeyimizi Kitâb, Sünnet, icmâ’ ve müctehid imâmımızın ictihadlarına tam uygun işler hâle getirdik ya, artık 1/7’lik yan gelib yatmayı haketdik!!!.

Yahudi tevratlarındaki tanrı Yahve gibi, 6 gün çalış, bir gün istirahat et, yorgunluk gider!

Ne o, “sünnîyiz!” de, bunun edebiyâtını yap, kurtul!

Yemezler!

İslâmiyyet’in yasaklandığı, müslümana hürriyetinin zerresi bile bırakılmadığı ve vatanının kültür emperyalizminin işgalinde olduğu bir cendere devrinde, senede tam, 52 gün yan gelip yat, “oh be, ehl-i sünnet dediğin böyle olur!” de…

“Yok canım!”

“İslâm dembokrasisi, İslâm cumhuriyeti ve İslâm Burjuvazisi!” diye bunları reklâm et, yaz, çiz, sonra da “Ehl-i Sünnet!” borazanı ötdür!.

Yiyene, geviş getirene ve dinleyene…

Kovadis?

 

(İntişârı: 18.05.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir