(2) Şevket Eygi’nin İctihadlarına Göre “1923’de Cumhûriyet, İslâm Cumhuriyeti!” Olarak Başlamış!
1 Mayıs 2012
Nihâyet Gülen’i, (Müctehid Ve Mehdîden Sonra) Asrın Müceddidi De Yapdılar!
7 Mayıs 2012

Şevket Eygi Bey’in İngiliz müslümanlarına verdiği akıl şöyle devam ediyor: “Kız çocuklarını ilkokuldan üniversiteye kadar bütün okullara ve

ŞEVKET EYGİ’NİN İCTİHADLARINA GÖRE “1923’DE CUMHÛRİYET, İSLÂM CUMHURİYETİ!” OLARAK BAŞLAMIŞ!

(3)

Mehemmed SAFFET

 

Şevket Eygi Bey’in İngiliz müslümanlarına verdiği akıl şöyle devam ediyor:

“Kız çocuklarını ilkokuldan üniversiteye kadar bütün okullara ve fakültelere başörtülü olarak gönderebilir.

Canları isterse, İngilizce’yi İslam/Kur’an alfabesiyle yazarak gazete, dergi, kitap çıkartabilir.”

Tabî dünyanın en hür memleketini buldun mu, orada “canın ne isterse” yaparsın, istemezse yapmazsın! Nasıl olsa orada tâğûtî dembokrasi vardır!. Zaten Ş.Eygi ictihadlarına göre “İslâm Dembokrasisi, İslâm Cumhûriyeti, İslâm Burjuvazisi, Sosyolojik Müslümanlık!” gibi şeylerin topu da meşrû’dur!. Canın hangisini isterse onu alır, elma şekeri gibi de yalar keyfine bakarsın!.

Müslüman demek “canı nasıl isterse öyle yaşayan insan!” demekmiş, bunu da yeni öğrendik!. Canı hangi “alfabeyi???” isterse, onunla yazacak, gazete, dergi ve kitabını o “alfabe!” ile haltedecek… Yahu evvelâ müslümanın “alfabe” veya “alfabeta!”sı olmaz tosuncuklar!. Müslümanın “elifbâ!” sı olur… Vah vah, biz daha müslümanın “elifinden!” habersiziz be…

Yazıklar olsun!

Batsın kadim grek’den alınıb müslümanın beynine kurşun gibi sıkılan “alfabet!”

Şimdi 1 Mayıs bayramı dedikleri İslâmdışılık veya “müşrik” bayramında, şeytanın bile aklına zor gelecek bir de “antikapitalist müslümanlar!” masalı ve sapıtması ortaya atıldı… Hanefîlikde olmayan “gıyâbî cenâze namazları!” ile de şov yapmalar moda!.

İslâmsevmezler bir şey mi uydurdu, islâmseverler (!) de onun alternatifi bir şey uydurmalı ki, fark atılabilsin, tersden onların mukallidi veya maymunu olub arz-ı endâm ve arz-ı vücûd edebilsinler!

Bu “antikapitalist müslümanlar!” uydurması da başka bir nâne… Bu adamlar neden mücerred “antikapitalistiz!” demeyi bayraklaştırırlarken; neden, “antifaşist, antikomünist, antisosyalist, antikamalist, antiliberalist, antiateist, antifeminist, antiseksüalist, antidembokrat, antisekülarist, antilaik, antidüalist, antibilmemneist…. müslümanlar” değillerdir?. Bu adamlar müslümansa, yalınız “kapitalizmaya karşıyız!” dedikleri zaman,  diğerlerine taraftar oldukları ma’nâsı ortaya çıkar!. Hâşâ, sanki Kelâm-ı Kadîm “ancak müslümanlardanım de!” demiyor da, “antikapitalist müslümanlardanım de!” diyor!!!

Bu nevzuhurlar Kur’an-ı Kerîm’i beğenseler, böyle nâneler ve hezeyanlar savururlar mı?. Allâh Kelâmı’nın “de” dediğini deme, “deme” dediğini de, sonra da müslüman geçin!. Ma’nânın tahrif ve tağyîri böyle olur; ve yahudilerin 43 peygamberle onları müdâfaa eden 170 müslümanı katletmelerinin altında, bu hakîkat düşmanlığı yatmaktadır…

Neden, bilfarz yüzbin tâğût pisliğinden birine karşı olunuyor da, ötekiler hiç ağza bile alınmıyor?. Halbuki müslüman, ne kadar izim, çizim, resim, gezim ve bilmem ne varsa, “Lâ ilâhe…” diyerek, bunların tepeden tırnağa hepsini; ve topunun da 777.777 göbek ervâhını, zerresine kadar şiddetle nefy ü reddeden adam demekdir… “Vahdehû Lâşerîkeleh…” deyen adam müslümandır, soytarı gibi her nâneden yiyen adamdan müslüman değil, müslümanın ayak tozu bile ortaya çıkamaz… Müslüman olmayı oyun ve eğlence hâline getiren insî şeytanlar çok iyi tanınmadıkça, müslümanlık bir başka bahara!.

“Lâ ilâhe ve Lâ şerîkeleh…” diyemeyen bir mahlûka “müslüman!” denemiyeceği, İslâmiyyet’in en ilk ve en baş maddesidir… Hepsini reddedecekken, sâdece birini reddedecek ve diğerlerine kapıyı açık bırakacaksın… Olmaz böyle şarlatanlık!

Yarın da bir bakmışsın “antikomünist, antiateist müslümanlar!!!”

Sanki müslümanın komünisti ve ateisti de varmış ki, antikomünisti ve antiateisti de oluyor!. Mantığın böylesine ırzına geçilirse, orada değil İslâmlık’dan, 5. sınıf maymunvârî insanlıkdan bile bahsedilemez…

İnsî şeyâtîn yeryüzünü istîlâ edince, artık cinnî şeyâtîne iş kalmadı…

 “Antiateist müslümanlar!” demek ne kadar akıl ve mantık kaçıklığı ise, ötede beride de ne varsa, topunun başına “anti” bilmem nesi getirerek yapılan “müslümanlık” da, öylece genleri ve fıtratı ile oynanmış, hormonlu ve ucûbe bir nesne demekdir!

Bu adamlar kafayı yiyib aklını mı uçurmuş!?.

Müslümanın, sâdece, kelime-i tevhidi söyleyeni vardır; ve o da, ins ü cin i’câdı olan bütün ideoloji, doktrin ve felsefî, tepeden tırnağa herşeye “anti….yim, zerresine kadar da bunların hiçbirini beğenemen, tahsin ve tasdik edemem, topuna da tâğûtî şeytan necâseti olarak bakarım!” der…

Bir kere İslâm’ın başına veya sonuna beşerî bir sıfat konulamaz… Çünki konulursa, bu, Allâh dîninin noksanlıklarını kabûl edib, onları düzeltmek ve tamamlamak isteyiş gibi (hâşâ) bir megalomani ve akıl kaçkınlığını göze sokar!. CHP denen ateizma partisinin, bir zamanlar en azgın tuğyân tezgâhlarından biri olan bilmem nerdeki “Köy Enstitüsü” denen felâkethânenin en göze çarpan yerine kondurdukları şu müşriklik herzesi, bu kabil rezâletlerin en bulamaç mührü bir nesnedir:

“- Bozkırda tanrının eksik bıraktığını biz tamamladık!”

Artık o tanrı da, nasıl âciz ve kullarına secde eden bir nesne ise, onu da, onun kulları bilir!!!

İslâm, ancak kendi kendisinden ibâret olarak İslâm’dır… O’nun, ılımlı, alımlı, kırımlı, bakımlı, çalımlı ve sırımlısı nasıl muhalse, cumhuriyeti, sosyalizması, demokrasisi, burjuvazisi, bilmem nesi ve nânesi gibi nesneler de muhaldir ve ona eklenemez…

Bunların topundan da O, münezzeh, müberrâ ve mukaddes…

Kur’an-ı Mübîn, “hakkı bâtılla TELBİS etmeyin” buyurduğuna göre, “İslâm Sosyalizmi!” gibi şeyler uyduran Nurettin Topçu gibi sivri zekâlılar da, çıkıp, artık “İslâm bilmem nesi!” gibi beşerî terkiblerle onu bulamışlarsa, bunlar, sapıtmak ve raydan çıkmakdır…

Okyanus Ötesindeki Pensilvanya rûhânîlerinin kitablarına geçen “Türk Müslümanlığı!” misillü uydurma ve bâtıllarıyla da, müslümanlığı kimse telbis edemez… 130 memleketde “Türk Okulları!” diye dünyâ üzerinde fink atacaksın, sonra da Almanya’da “Alman Müslümanlığı!” ile “diyalog” yürüteceksin!. “Türk müslümanlığı!” nâmında bir uydurma olacaksa eğer, Arab Müslümanlığı, Hind Müslümanlığı, Çin Müslümanlığı, Habeş Müslümanlığı, Moğol Müslümanlığı, bilmem ne müslümanlığı neden olmasın?.

Diyelim ki, Papagonya’da “Papagon müslümanlığı” var!. “Türk Okulları!” denen ma’lûm tezgâhlarla da oraya “Türk Müslümanlığını!” zerketmeye (aslı Vatikan Müslümanlığı!!!) başladın mı, orada, ortaya 2 müslamanlık çıkacak; ve her memleketde, yekdiğerine ters bu iki müslümanlık (!) biribirini yemeye başlayacakdır… O zaman, bundan Vatikan son derece memnun çıkacak; ve oralara “cevşen!” okuyan monsenyörler gönderib, Marovitch’in rûhunu şâdedecek (!) ve rûhânî semenleri hasad edib, etekleri de zil çalacakdır…

Oh, oh, böylece arzın göbeğinde yüzlerce “müslümanlık!” ortaya çıkınca, bunların hepsi de biribirinin gırlağını sıkar, Papalık Âlemi de ellerini oğuşturarak:

“-Âferin, bre molla! Sen, bir âlemsin, şimdiye kadar nerdeydin? İbrâhîmî dinler dediğin, işte böyle üçden üçyüze çıkdı mı, dünyâ ve meydan da bize kaldı demekdir, dile benden ne dilersin!”

Müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Efendi Merhûm, “Lâ telbisû=telbis etmeyin” ibâresini, tefsîrinde “hakkı bâtılla bulamayın” şeklinde kitâbet eylemiş, böyle kaleme almış… Sâdeleştirici zibidiler de, bu “bulamayın” Türkçe kelimesini, çince-moğolca veya yahudice sanmış olmalılar ki, tefsîrin sâdeleştirilmiş şekline, “sıvamayın” olarak sıvamış ve bulaştırmışlar!

Hulâsa, tam, “at izinin it izine karışdığı!” bir devirdeyiz!. Îmânını kurtarabilene aşk olsun!

Ş.Eygi devam eder:

“Laikliği, demokrasinin ve cumhuriyetin olmazsa olmaz temel şartı göstermek bir aldatmacadan ibarettir.”

Ş.E’ye göre “dembokrasi ve çamuriyet!” öylesine “kutsal” nânelerdir ki, onları laiklik bâtılı ile telbis edersen, halk denen nesneyi aldatmış olursun!. Her aldatmak gibi bu aldatmak da harama girer, günâh olur!!!

Anınçün, halk putunu aldatmamak ve nâzik yerinden kırmamak lâzımdır; ve aslâ “laiklik, dembokrasi ve cumboriyetin şartıdır!” diyemezsin!

Sanki millete bu tâğûtî şart ve meşrut muzahrafâtını bilib bellemek zarûrîdir de, edille-i şer’iyye zarûretlerini bilmek sûret-i kat’iyyede lâzım değildir?. Halbuki ilk zarûret, “Lâ ilâhe…” diyerek, bütün bu tâğûtî necâsetleri nefy ü redd ve def’ etmek, onlara zerre kadar îmân, tasdîk ve tahsîn göstermemekdir…

Bize ne, iblislerin şartından, şurtundan ve meşrûtundan?.

Onların îmânî, ibâdî amelî, ahlâkî, siyâsî, iktisâdî, ictimâî ve hukûkî hurâfe ve bâtıllarını, bir iki asırdır göre-duya bu milleti onlara benzetdiler; ve şirklerine nice noktada ortak edib onlara alıştırdılar… Millet, şimdi mes’elenin “islâmî!” şeklini duyup görünce, neredeyse, Kur’an ta’bîriyle “kasvereden kaçan yaban e…ği!” gibi kaçıb delik arayacak hâle getirildi…

Ş.Eygi devam eder:

“Laiklik demokrasinin temel şartı olsaydı, İngiltere’nin laik olması gerekirdi.”

Öyle ya, İngiliz gâvuru hiç yanlış yapar mı, orada demokrasinin temelinde laiklik denen dinsizlik yok da, angilikanizma esasları varsa, demek ki laiklik denen dinsizlik olmadan da, bal gibi dembokrasi olabilecek!!!.

Dembokrasi hamamının nâmûsunu da böylece kurtarmış olursun!

Yeter ki dembokrasi olsun, ister okdan, ister yokdan, ister (..k)dan… Yeter ki o olsun!.

Binâenaleyh, İngiliz mantığı bir rehber olmalı; ve şöyle demelidir:

“- Laiklik, dembokrasinin şartı olamaz, olacak olsaydı İngiliz keferesi onu, dembokrasisinin dibinde veya temelinde münâsib bir yere yerleştirir; ve orada, onun üstünde kuluçkaya yatardı!”

Ne yapıb edib, bu ingiliz mantığına teslim olunmalıdır!.

(Mâba’di var)

 

(İntişârı: 04.05.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir