(7) Şevket Eygi’nin İctihadlarına Göre “1923’de Cumhûriyet, İslâm Cumhuriyeti!” Olarak Başlamış!
26 Ocak 2012
(2) Şevket Eygi’nin İctihadlarına Göre “1923’de Cumhûriyet, İslâm Cumhuriyeti!” Olarak Başlamış!
1 Mayıs 2012

23 Nisan’da Ş, Eygi’nin yazı başlığı şu: “SABATAYCILARIN LAİKLİK DAYATMASI” Metne geçelim... “Batı'da, demokraside,

ŞEVKET EYGİ’NİN İCTİHADLARINA GÖRE “1923’DE CUMHÛRİYET, İSLÂM CUMHURİYETİ!” OLARAK BAŞLAMIŞ!

(1)

Mehemmed SAFFET

23 Nisan’da Ş, Eygi’nin yazı başlığı şu:

“SABATAYCILARIN LAİKLİK DAYATMASI”

Metne geçelim…

“Batı’da, demokraside, çoğulculukta, hukukun üstünlüğü sisteminde en büyük, en temel insan hakları değeri din, inanç, inandığı gibi yaşayabilmek, çocuklarına istediği gibi din eğitimi verebilmek, dinî kimliğini ve kültürünü koruyabilmek hürriyetidir.”

Evet, sanki besmele, artık “batı” denen batırıcıyı senâ etmek…Bir müslüman nazarında, “batıdaki, dembokrasideki çoğulculuk” denen rezalet, artık kızıl elma… Ve “hukukun üstünlüğü” diye de, hangi hukuk denen kepazelikse, onun, “insan haklarından, din eğitimi ve İslâm kimliğinden, hürriyetden” bahsetmek!.. Bunlar muhalken, yukardaki satırlar cidden çok gülünç ve hılâf-ı hakikatdır.

İslâm’da hürriyet denildi mi, “Kur’ân, hadîs, icmâ’ ve müctehidin ictihâdı ile ortaya konulan hukûka mâlikiyyet” anlaşılır. Elmalı Tefsirinde böyle… Kim, nerede aksini görmüşse, ortaya koyub beyân etsin, yamuklaşmadan mertce yazsın!

Batıdan geçen beşer menşe’li (orijinli) hukûku, insan haklarını ve hürriyet mefhûmunu millete yutdurmak, çok mes’ûliyetli ve çok ayıpdır..

“Din ve inanç hürriyetini en geniş şekliyle kabul etmeyen bir sistemde demokrasi boş bir kavramdan ileriye geçemez.”

Dembokrasinin rızasını almak hedef mi ki, onun, içini doldurduğu “Din ve inanç hürriyeti!” Müslümanın aradığı nesne olacak? Allâh ve Rasûlünün istediği “hürriyet” ne ise, müslüman mücerred onun peşindedir… Çünki o, “Lâ ilâhe” demiş ve zerresine kadar bütün din ve inanç hürriyetlerine kadar topunu da (nefy) etmişdir… Gerçek dergâhlardaki “lâ ilâhe!” zikrinin, bundan başka bir şey içün yapılması muhaldi…

 Dembokrasi, beşer îcâdı bir sistem olarak ancak dembokrasiyi yaşatmak içün vardır; ve bir müslüman böyle beşer uydurması şeylerin peşine takılmayı “îmân ve İslâm’ına” kat’iyyen ters bilir. Müslüman, “Lâ ilâhe” deyib, bütün beşerî pislikleri (NEFY) eder, reddeder ve onlardan kaçmayı şeytan aleyhillâ’ne’den kaçmak bilir…

“Bizde uzun yıllar boyunca, laiklik temeli üzerinde yükselen antidemokratik vesayet rejimini korumak ve hakim kılmak bahanesiyle din ve inanç hürriyeti kısıtlanmış, çoğunluğu oluşturan Müslüman halka zulm ve eziyet edilmiştir.”

Müslümanların gözleri, “dembokrasi” tâcir ve dellâllarının (dembokrasi şeytanlıkları) ile küllendi; ve onlar da, Allâh’ın nizam ve tevhîdini sandıklara gidib dembokrasiye satdılar, dembokrasi ile dinlerini mübâdele etdiler… Dembokratlar da onların ensesinde boza pişirdi ve halk, dembokratik “zulüm ve eziyetlere” böylece davetiye çıkarmış oldu… Ekdiğini biçdi!. Kişinin çekdiği kendi belâsıdır, Mevlâsı aslâ zulmetmez…

“Laiklik nedir? Laikliğin, temel bir insan hakkı değeri olmadığı tartışma kabul etmez bir gerçektir. İnsan hakları ve hürriyetleriyle ilgili hiçbir uluslararası metinde, sözleşmede laiklik kavramı, değeri, kelimesi yoktur. Laiklik ne bir haktır, ne de bir vazife. Medenî Avrupa’da sadece iki ülkenin anayasasında laiklik yazmaktadır.”

Emperiyalizm, komünizma, faşizma, reformizma, feminizma, kapitalizma ve bütün beşerî pisliklerin merkezi olan bu rezil mekân, “Medenî Avrupa!” öyle mi?

O anayasaları “laiklik” diyen 2 yer de, medenî Avrupa’ya dahil!. “Ehl-i sünnetim” diye çalakalem yazanlar, bir de, “şeriat kitablarına ters yazmamalı ben de yazarsam aman terbiyelice ve çok kibar ve nazikçe uyarın!” der dururlar… İyi, uyaralım, bu dedikleri acaba hangi “ehl-i sünnet büyüğünün kitabında” yazıyor? İlaç içün bir tek misâl verilmeli değil midir?. “Kasvereden kaçan yaban eşşekleri gibi Kur’andan kaçanlar!” ne zamandan beri “medenî!” olub çıkdılar?. Edenîlere medenî demek, medenîlere de edenî demek değil midir; ve bu, onlara en ağır hakâret ve iftirâ olmaz mı?. Şu kabuklulara hayranlık hastalığını ruhlarımızdan kazıyıb atmadıkça, vallâhi adam olunamaz… Kendi şahsiyet ve kıvamımızı bulmadıkça da müslüman kalmak, başka bahara!. Medenî olmanın ilk, baş ve birinci şartı, “LÂ İLÂHE” demekdir… Diyebilmek… Kalbin bütün hücreleriyle… Zerre kadar boşluk bırakmadan…

Bilmem ne yobazlarının tembelhânesinde işkembe şişirib, o dopdolu fıçı ile, yarı uykulu iniltili ve irintili ve girintili homurtular ve gurultular çıkarmak değil…

Büyük Mürşid Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Kuddise Sırruh Hazretleri “Zamanımızda en büyük ibâdet cihâddır!” buyururken, umre, kafa konforu, bilgiçlik taslama, filozofi öğürme veya mutfak yollarına düzülüb kendi kendini tatmin peşindekilerle hiçbir alışverişimiz olamaz…

“Demokrasinin ve insan haklarının beşiği olan İngiltere’de laiklik yoktur, din-devlet birliği vardır. Orada hükümdar, aynı zamanda millî Anglikan kilisesinin başıdır.”

Doğru, “İngiltere’yi örnek alalım” denmek isteniyorsa, Müslümanların Hılâfetini yıkan ve şu “İngiliz siyâseti” ile meşhur, kalleşliği ile ma’ruf, Birinci Cihan harbi sonunda İslamiyyet’i ortadan kaldırmak içün kendi adam ve câsuslarına düzinelerce işbirlikçi devletçik kurduran bu krallık, yahudinin altında bir binek eşşeğidir ve dünyânın da başbelâsı… Bize ne gâvurun eşiği ve beşiğinden?. İlle de misâl ve örnek alınacak ve benzenecek yer batı olacak diye, nass mı var? Hâşâ!

1918’de işgal etdiği Hılâfet Makarrımız İstanbul’dan bir tek kurşun sıkmadan defolan bu adamların, bu manzarasını hâlâ anlamayanlar, bundan sonra da anlayamazlar!.

Yunanlıyı Anadolu’ya çıkaran, sonra da tavşana kaç tazıya tut deyen, böylece senaryoyu yazan ve sahneye koyan, nice ismi öne çıkaran, nicelerini silib atan o İngilizin “beşiğine” ve onun bilmem ne birliğine… ve onun bilmem ne kilisesinin başına ve kıçına… hulâsa onun tarihdeki câsuslarının, köpeklerinin ve onun örnek alınmasının meddahlığını yapanların ve Irak ve Afganistan gibi onlarca dünya noktasında coni ortaklığı ile Ebû Gureyb gibi yerlerde yapdığı zulüm, kıtâl ve ırza geçmelerin de topuna…………

“11 Eylül İkiz Kulelerin çökertilmesi hareketinden sonra, İngiltere Müslümanlarına bazı baskılar yapılmışsa da şu anda dünyanın en hür Müslümanları yine de İngiltere Müslümanlarıdır.”

İşte o başbelâsı içün şu îmân ve akıl ârızasına bakınız: “….şu anda dünyanın en hür müslümanları yine de İngiltere müslümanlarıdır!”

O adayı, müslümanlar nezdinde bu kadar acem palavraları sıkarak, “müslümanlar içün dünyanın en hür memleketi” göstermeye, müslüman bir adam en azından utanır, hayâ eder…

İslâm nazarında HÜRRİYET, hukûkuna malikiyyet diye ta’rif olunur. (Elmalılı Tefsiri)

İngilteredeki müslümanlar, orada, hukûkuna, nerede ve ne kadar ve nasıl mâlikdir?.

Göstermelik “Şeriat Mahkemeleri!” bulunduğu içün mü en hür müslümanlar oluyorlar??. İngiliz siyâseti meşhurdur dedik! Adamlar, bütün müslümanlara, İngiltere propagandası yaptırıp onların mahabbetini kazanmak içün böyle fırıldaklar çeviriyor; ve bazı hebennekalar da bunlara bal gibi inanıveriyor ve hatta O krallığın meccânen reklamcılığını bile yapmayı iyi beceriyor!. Adamların İslâm’la zerre kadar yıldızları barışsaydı, İslâm Hılâfetinin köküne kibrit suyu dökmezlerdi…

“Lozan andlaşması” denen ve İslâmiyyet’in idâm fermânı olan bu andlaşmayı adamlarına kabul etdirerek Osmanlı’yı katleden; ve memleketlerinden beşikdeki çocuklarına varıncaya kadar sürgün etdiren, asıl perde arkası şeytanlar kimlerdir?. Şeyhülislâm Sabri Efendi Merhûm’un satırları okunursa, Sadârete vekâlet etdiği sıralarda tesbît etdiği vesîkaların hangi adamların isim ve resimlerini taşıdığı iyi anlaşılır…

 Adam biraz düşünür ve insâf sahibi olur… Uydurma “Şeriat mahkemeleri!” kurarak ve gûyâ “dünyada kökü kuruyan Şeriat hukukunu ben yaşatıyorum!” havası basarak “bütün müslümanların himâye edicisi ve muhâfızı benim!” dümenleri çevirmelere, zerre kadar aklı başında bir müslüman inanacak öyle mi? CHP 6 kazıkçılarının 60-70 yıl evvel “Türkiyeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz!” demeleri gibi, onlar da, “nereye, ne kadar ve nasıl Şeriat gelecekse, onu da biz biliriz ve icâbında veririz!” demeleri, politik şeytanlığın en uç noktasıdır…

Prens Charles içün bile, Şeyh-i Mübârek Nâzım Kıbrusî Abiye “Bizim Hüseyin!” dedirtmeye muvaffak olan; ve o Diana’nın günahkârı Charles’i, bütün dünyâ müslümanlarına “müslüman İng. prensi!” diye yutduran bu politik dümenlere ne diyeceğiz?

Sonra da “Bizim Hüseyin’in” hanımı Diana yengemizi bir araba kazasıyla ortadan kaldıran o “dünyânın en hür memleketine!” ağzımızı iki karış açıb hayran olacağız!..

Vehhabî mezhebi gibi acımasız ve vahşî bir sistemi adamlarına uydurtan ve kurdurtan, 2 asır sonra da Medine üzerine saldırtan, Medine Muhâfızı Ömer Fahreddin Paşa Merhûmun kumandasındaki müslüman askerlerini aç ve susuz bırakıb çekirge yiyerek vatanlarını binbir yokluk ve mahrûmiyyet içinde müdafaalara mecbûr bırakan, Ömer Fahreddin Paşayı esir alıp askerlerini perişan ve kendisini da Malta’ya sürgün eden, Şerif Hüseyin hâinini Osmanlının başına belâ eden, Lawrens gibi nice iç ve dış câsuslarla müslümanlara kan kusturan, Hind ve Pakistan müslümanlarını biribirine kırdıran, Avusturya yerlilerini işkencelerle katleden, Afrika’dan, âilelerinden zorla ayırıp İngiltereye getirdiği siyah ırkı, kara ve demiryollarında, tünellerde, en ağır işlerde firavun zulmüyle çalıştırıb binlerce siyâhînin tren rayları altına atlayarak intiharlarına sebeb olanlar… ve daha yüzlerce insanlık cürmü işleyenler, kimlerdi acaba?.

İngiliz devlet-i hristiyâniyyesinin, ABD ile, Irak müslüman topraklarındaki kıtal, bombalama, Ebu Gureyb’lerdeki işkence ve ırza geçmelerin ve binbir çeşit zulüm ve vahşetin ikinci ortağı, ABD’nin baş muâvini, aynı zamanda akıl hocası, yahudinin dünya çapındaki başmüşâviri kimdir? ABD ve yahudinin, İngilizsiz bir halt etdiğine acaba dünya, ne zamandan beri şâhid olabilmektedir?

El edeb el insâf yâhû!.

Müslümanlara o kadar bol bulamaç hürriyet veriyorsa; ve bunlara inanmakda da samimi olan varsa, buralarda Robenson gibi duracağına, gider, o adada müslümanlığını en hür şekli ve en iyi biçimiyle yaşar ve cennet-i a’lâya da postu serer!. Gözboyamanın ve birilerinin reklâmını yapıp müslüman mahallesinde salyangoz satmanın âlemi ne?…

Şer’an, İslâm’ın en iyi yaşanacağı yere HİCRET etmek de VÂCİBDİR… Yazdıklarında samimi olan, bu ilâhi emre uyar ve adam gibi tenâkuzlara yuvarlanmadan ömrünü tamamlar…

(Mâba’di var)

 

(İntişârı: 29.04.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir