On Sarkosıçan Ve Yüz Merkeçıyan, İçdeki “Bir Fransız Kalmış” Eder Mi?!
27 Aralık 2011
2000 Yabancı Hemşire Geliyor
30 Aralık 2011

İctihâdlar kelepir! Yalınız İlâhiyatçı, ilâhyapyatçı, Haltettin-i Haramânî, Adnân-ı Dilberânî,  hoşgörü-diyalogcu, cübbe-şalvarcı, denaatçı, DİB’ci,

ŞEVKET EYGİ İCTİHÂDINA GÖRE İSLÂM CUMHÛRİYETİ!

-1-

Mehemmed SAFFET

İctihâdlar kelepir!

Yalınız İlâhiyatçı, ilâhyapyatçı, Haltettin-i Haramânî, Adnân-ı Dilberânî,  hoşgörü-diyalogcu, cübbe-şalvarcı, denaatçı, DİB’ci, mit’ci, it’ci şunlar bunlarcı, v.s. ler ictihâd yapacak değiller ya, Şevket Eygi’nin onlardan nesi eksik, biraz da bu “siyâsal bilgilerci, galatasaraycı, gazeteci ve antikacı” arkadaşlar da ictihadlar döktürse Kıyâmet mi kopar? Belki Kıyâmet alâmetlerinin irileri ortaya çıkar ama, Kıyâmet de kopmaz hani…

18.12. 2011 Efrencî târihinde Millî Gazeta nam cerîdede adı geçenin başlığı şu: “İSLÂM CUMHÛRİYETİ!”

Okuyalım:

“-Türkiye adım adım İslam Cumhuriyetine doğru ilerliyormuş… Böyle bir gidiş var mı yok mu tartışmasını bırakalım da, İslam Cumhuriyeti istemek suç mudur onu müzakere edelim.”

Şevket Beg’e göre suç değilmiş meğer! Belki de cumhûriyet demek “fazîlet!” demekdir!. Herhalde Şeriat Kitablarına bakdı, fetvâları önüne serdi, İslâm tarihini de Âdem Aleyhisselam’dan bugüne kadar bir güzel taradı ve fetvâyı (ictihadı) patlatdı: İSLÂM CUMHURİYETİ İSTEMEK SUÇ DEĞİLDİR!

İbni Kemâl ve Ebussuud merhumlar gibi Şeyhülislâmlar nerden bilsinler frengistandan böyle nesnelerin bir gün memâlik-i Osmâniyyeye taşınacağını!. Bilebilselerdi, tâ o zaman bunların da fetvalarını kitablarına dercederlerdi, iş bugünün gazetecilerinin ayağına düşmezdi…

Şevket Bey, işin, Kitab, Sünnet, İcmâ ve Kıyâs-ı müctehidîne de ters bir tarafını demek göremedi!. O zaman Fr. gâvurunun “La Pepublique!” dediği nesneyi, gel de mecnûnun Leylâ’yı istemesi gibi isteme!

Şu cumhuriyet denen şey acaba neyin nesidir, nerede, ne zaman, nasıl peydahlanmışdır?. Bunun camâziyelevveli bilinmeli ki, o mereti “istemek suç mu değil mi?” sualini soran Eyginin ne demek istediği iyi anlaşılsın, mes’ele boğuntuya gelib horultuya karışmasın! Tanzimat’dan beri de dâhilî Frenklerin:

 “”- Haçlı batılılara ne kadar çok benzer ve onları ne kadar çok taklid edersek o kadar şu İslâm denen nesneden kurtulur; ve asrîleşerek terakkî eder “milel-i mütemeddine” denilen medenî milletler gibi biz de medenîleşiriz!”

 Diyerek, bu şartlanma ile memleketin dînine varıncaya kadar onlara benzemeye pek zıyâde gayret sarfetdikleri, bütün dünyâya ma’lûmdur.

Fransız ihtilâli’ne kadar Fransa da dâhil bütün Avrupa’da hâkimiyyet papalığın elindeydi. İdâre şekli krallık olan bütün Avrupa devletleri “papayı lâ yuhtî ve lâ yüs’el= hatâsız ve gayr-i mes’ûl” tanıyorlar; hatta aforoz edilenler nice krallar, yalın ayak başı kabak karlı yollara düşüb kendilerini afv etdirmek içün binbir eziyetleri göğüslüyorlardı!

Fr. ihtilâli ile bu ruhban sınıfının hâkimiyyeti onların elinden alındı ve devletin başını, ülke ehâlisinin oyları, ya doğrudan yahud da milletvekilleri üzerinden halk seçer oldu!. İhtilâlin mûcidi Fr. aydınları (kısm-ı a’zamı yahudi)ler, halk ile devlet arasında da bir mukâvelenâme sayılan ve “anayasa” denen insan irâdesini ilâhî bir metin veya semâvî kitabların bir şebihi gibi ele alıb, bu rejimi bütün dünyâya ihrâc etmeye başladılar. Oyuna (re’yine) müracaat edilen insanlar da belli bir sınıf olmayacak, o ülke ehâlisinin tamâmı olacak ve bunlar eşit kabûl edilerek adına da “vatandaş!” denilecekdi…

Hulâsa Elmalılı Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretlerinin tefsirdeki ifâdesiyle “imtiyâz-ı rubûbiyyet sınıf-ı ruhbandan parlömanlara geçecekdi!”

İşte kısaca izaha çalışdığımız bu beşerî idâre şekline Fr. Gâvurunun takdığı isim: La Republique’dir… Bunun Fr. hayranı Osmanlı ve 1923’e kadar olan okumuşlar hançeresinde tercümesini, yanlış olarak “cumhûriyet!” şeklinde yapdılar. Cumhur kelimesinden iştikâk eden bu mefhum, cumhûr-ı müslimin ile alâkalı olmayıb, müslim ve gayr-i müslim herkesi içine alıyordu. 1400 senedir müslümanların devlet ve hükûmet reisi ise, İslâm esas alındığında “cumhûr-ı müslimînin ehl-i hâl ve’l-akd” denilen havass tabakasının bey’atı ile ortaya çıkmışdı.

Halbuki cumhûriyet denilen ve Fr. ihtilâlinin icadı olan bu mekanizma ile, devlet ve hükûmet müslümanların elinden çıkacak ve bütün herkesin irâdesiyle (!) meydana gelecekdi… Artık müslümanlar devlet ve hükûtin sahibi olamayacak, yahudi, nasrânî, dinli, dinsiz, putperest, ahlâklı-ahlâksız, homos-poros, hortumcu soyguncu, nâmuslu-nâmussuz, meyhâneci-umumhâneci, cânî-zânî, kâtil-maktul, dönme-gömme, it-kopuk, nesebi sahih-gayr-i sahih, terörist-haydut ve hulâsa “vatandaş” denen her cins insanın eşitliği esas alınarak hepsinin irâdeleriyle teşkîl edilen bir devlet olacakdı!

Dolayısıyla orada, Kitab, Sünnet, İcmâ’ ve Kıyas-ı Fukaha esaslarının mu’teber olması düşünülemezdi bile… Halbuki bu dört delil, mutlak olarak müslümanları, bunlarla yaşamaya bağlıyor; ve bunu, Allah ve Rasûlüne îmânın bir ve en büyük şartlarından biri olarak onların önüne koyuyordu… Bu, hem Peygamber Aleyhisselâm’ın hayatıyla ve hem hulefâ-yı râşidîn’in tatbikâtıyla yaşanmış bir vâkıa idi. Dolayısıyla cumhur-ı müslimîne âid bu  olmazsa olmaz dînî hüküm ve kıymetler, onların elinden alınarak cumhûr-ı nâsa intikâl ediyor ve İslâmiyyet de böylece manâ ve ehemmiyetini kaybederek ortadan kaldırılmış oluyordu… Hâkimiyyet, Hakk’dan halka intikâl ediyordu…

Bunun içündür ki, 1923’de T.C’de ilân edilen aslında cumhuriyet değil, Fransız kafasındaki “La Republique”dir… O zamanki ulemâ bunu bildiği içün buna karşı çıkmış; ve nice “Hocaların kelleleri bunun içün koparılmışdır!”

Uğur Mumcu’nun “Kazım Karabekir Anlatıyor” nâm Kitabında Kamal Paşa’nın “Hılâfetin zaaf getirdiği ve ben hocaları sevmem” dediği, 1923’de Eskişehir-İzmit konuşmalarından ve İnan Arı’nın eserinden naklen anlatılıyor. (25. Baskı, 2009, sh:188)

Adı geçen kitabdan şu satırları da okuyalım:

“- 19. Ağustos 1923 günü (cumhuriyetin ilanından 2 ay 10 gün evvel) M. Kemal, Latife Hanım ve İsmet Paşa Karabekir’in Keçiörendeki kiralık köşküne yemeğe gelirler. Yemekde tartışma çıkar. Tartışma Karabekir ve İsmet Paşa arasındadır. M. Kemal tartışmayı sessizce izler.

Karabekirin satırları:

“- İsmet Paşa müthiş bir inkılab hamlesi teklif etdi:

“Hocaları topdan kaldırmadıkca hiçbir iş yapamayız. Bugünki kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapmazsak, hiçbir zaman yapamayız.”

İlk Fethi Bey grubundan işitdiğim bu yeni inkılab zihniyetini İsmet Paşa da bir çırpıda tamamlıyordu.Aradaki zaman fasılaları kendiliğinden ortadan kalkarak bu üç şahsiyetin 3 maddelik programı kulaklarımda tekrarlandı:

1-  İslamlık terakkiye manidir.

2-          Arap oğlunun yâvelerini Türklere öğretmeli. (Bizden not: Yani Peygamber Aleyhisselamın saçmalıkları.. HÂŞÂ ve KELLÂ)

3-  Hocaları topdan kaldırmalı.

Peki ama ne olmak istiyorsunuz, dedim.Hristiyan mı, dinsiz mi?” (A.g. e. Sh: 92)

Karabekirin köşkündeki tartışma, cumhuriyetin daha doğrusu (La Republique) ilanından 70 gün evveldir…

Yakın geçmişde memleketde terör estiren bir takım mutlu ve putlu azınlık “cumhuriyet mitingleri!” namı altında dine-imana “kahrolsun Şerîat!” hırlamalarıyla meydanlarda toplanmış ve milletin huzurunu allak bullak etmişlerdi…

Tekrar edelim ki cumhuriyet kelimesi uydurma bir kelimedir ve 1923’lerdeki millete başka bir kelime ile ve hele “La Republique!” gibi Fransız hançeresindeki kelimelerle bir rejim dayatmak ve hele İslâmiyyet’in “zarûrât-ı dîniyye” meyânında zikretdiği ve en büyük olmazsa olmazı olan “Hılâfet-i İslâmiyye” yerine böyle bir rejime geçmek, cumhur-ı müslimin tarafından aslâ kabûl edilemezdi…

Bunun içün de zaten, bu rejim değişikliği bir gecede alınan ve “yarın cumhuriyeti ilân ediyoruz!” denilerek tek adam iradesiyle ve tepeden inme olarak hatta cumhuriyetçi bir paşa olan Karabekir’e ve bir çoklarına bile haber verilmeden yapılmışdır.

Eygi, bütün bu hakîkatları bilmiyor olamaz! Bile bile mes’eleyi tahrif ve idlal etme peşinde ise, iki cihanda da altından kalkamayacağı bir vebâlin altına girmektedir ki, encâmından korkulur…

Koparılan yüzbinlerce kellenin akan kanlarında boğulur…

“Mason ne ister?.. Mason Cumhuriyeti ister.

Selanik dönmesi ne ister?.. Dönmeler Cumhuriyeti ister.

Laik ne ister?.. Laik Cumhuriyet.

Ateist ateist cumhuriyet.

Kemalist Kemalist cumhuriyet.

Velhasıl herkes kendi cumhuriyetini ister.

O halde Müslümanların İslam Cumhuriyeti istemeleri çok tabiî değil midir? Bunda şaşılacak ne var?” 

Çok tabii imiş, şaşılacak bir şey yokmuş!

Her din ve millet cumhuriyet istermişken biz istemezsek ne ayıp! Herkes sırtlanıb götürüyorken müslümanlar da aval aval bakacak değil ya, onlar da sırtlanmalı ve nasıl olsa sudan ucuz, herkes mesir macunu gibi kapışıyor! Eygi de birşeyler kapmalı, yoksa göz göre göre sebili kaçırmış oluverir!

“Herkes kendi cumhuriyetini isteyecek ama çoğunluktaki Müslümanlar İslam cumhuriyeti isteyemeyecekler. Adalet ve eşitlik bu mudur?” 

Herkes kendi cumhuriyetini isterken müslümanlar istemezse olur mu hiç! Mesir macunu kapış kapış giderken herkes kapışsın, sen ise bir müslüman olarak yerinden kıpıdama, kazık yutmuş gibi dikil ve aval aval bak!. Republik dağıtsın Fr gâvuru, sen hâlâ yerinde say! 72.5 millet kapışsın, sen otur oturduğun yerde! Olacak iş mi bu?

Meşrutiyet, cumhuriyet, laiklik, insan hakları, karı marı hakları, dembokrasi, şefokrasi, şebekbokrasi, emperial düzen, kapitalist soygun, faşist vurgun, diktatoryal idare, ne dağıtılıyorsa topla, 103 senedir oturub bir güzel mesir macunu gibi ye, ye, tıkın, zıkkımlan…

Her şeyi yemeye müsâit mide oldukdan sonra ne yersen ye, dokunmaz, ilâç olur!

Müslümanlar “İslâm Cumhuriyeti isteyince bunun adı adâlet ve eşitlik olacak!”

 Bir müslüman içün (.okdan bir adâlet ve eşitlik) peşinde koşmak, Kitab ve Sünnet’deki adâletin dışına çıkarak tâğûta âid adâleti istemekdir ki, bunun adına şirk denir!

Öyle adâlet ve eşitlikden müslümanlar münezzehdir ve hiçbir aklı başında Kitâb ve Sünnet bağlısı bir müslümanın böyle pespâye ve aşşağılık bir “adâlet ve eşitliğe!” dilencilik yapacağı düşünülemez, bu muhaldir…

Hangi Peygamber, hangi müctehid, hangi müfessir, hangi mütekellim, hangi mutasavvif (hâşa ve kellâ) böyle bir şeyin peşine düşmeye hangi kitabı ile zerre kadar cevâz vermiş, “câizdir!” demiş, müsaade etmiş? İşkembe mahsulü ve ma’mûlü modern bid’at ve dalâletlerle tanınmaz hâle getirmek, bu dinde en büyük haram ve küfürdür…

Târih boyunca böyle şeyler kimin ağzından çıkmış, hangi kitaba dercedilmiş? Ehl-i Sünnet avukatlığı yapar görünerek böyle bulaşıkları müslümanların zihinlerine akıtmak, bu uğurda kellelerini veren yüzbinlerce müslüman âliminin (şehidin) lâ’netini celbeder… Bunlar ayıpdır, haramdır, günahdır, dini oyuncak etmekdir, Allâh’ın dîni ve irâdesiyle eğlenmekdir…

Allâh Rasulü Aleyhisselam meşrû’ olsaydı “republik!” diyemez miydi? Kendilerinden bu babda hangi kelime sudûr etmişdir?

Hulefâ-yı Râşidîn Hazerâtı ne zaman nerede “republik!” demişdir?

1500 senedir hângi İslâm hükûmetinde “republik” veya bunun manasını ifade eden bir kelime ağıza alınmışdır?

Yazıklar olsun… 

“İslam Cumhuriyeti kurulursa kadın hakları kısıtlanırmış… Evet birtakım hakların ve hürriyetlerin kısıtlanacağından hiç şüphe yoktur. Mesela devletin resmi TC vesikalarıyla fuhuş yapma, KDV’li ve korumalı yasal karı satışı durdurulacaktır.

Kadınlara ve kızlara tecavüz edenlere bugünküne nispetle çok ağır cezalar verilecektir.

Ceza Kanununa zina suçu konulacaktır.

İdam cezası geri getirilecektir.

Uçaklarda içki içilemeyecektir. Ya Rabbi ne büyük felaket olur bu!

Hafta tatili cumaya çevrilecektir. Ne korkunç ve dehşetli bir değişiklik olur değil mi? Yahudiler cumartesi günü tatil yapıyor, Hıristiyanlar pazar günü, bu çok normal de, Müslümanlar Cuma günü tatil yaparlarsa kıyamet kopar, ülke batar.

Erkek ve kız öğrencilerin okulları ayrı olur, yine eğitim verilir ama kız erkek ayrılınca dünya batar.

İslam Cumhuriyeti olursa kadın memureler, kadın öğretmenler, kadın polisler, kadın avukatlar başörtüsü ile hizmet edebilir. Bu da başka bir kıyamettir.

Parklarda, otobüslerde öpüşmek yasak edilir. Kıyamet kıyamet kıyamet… Batar Türkiye be!

Sıkı kontroller, tahliller yapılır ve halka evcil domuz, yaban domuzu ve eşek eti yedirilmez. Bu da domuzcuların felaketi olur.

Alkollü içkiler kısıtlanır, bu da korkunç bir felaket…

Banknotların üzerine tarihî büyüklerin, millî âbidelerin resimleri konur. Bu da dehşetli bir gerilik olur.

Her yere mescidler yapılır, namaz kılanların sayısı çoğalır. Felaket, dehşet, toplumsal deprem!.. Batar şu Türkiye batar!..

Dünyanın bütün demokrat ülkelerinde serbest olan tarikat tekkeleri açılır, zikir yapılır. Bu da büyük bir batış sebebi olur.

Müslümanların bir yıldan fazla kullandığı Osmanlı yazısı serbest bırakılır…

Müslümanların İslam Mektepleri açmasına izin verilir.

Okullarda her sabah bir saat din ve Kur’an dersi okutulur.

Gerçek İslam Cumhuriyeti olursa rüşvet, kokuşma, nepotizm, kara ve kirli servet sahibi olma, her çeşit alavere dalavere ve dolandırıcılık önlenir. Bundan büyük bir felaket düşünebilir mi?

Nereden buldun kanunu çıkartılır, herkesten hesap sorulur.”

Cumhurî bir idârede yani republika denen bir mekanizmada bunların olması muhaldir. Çünki rebpublik denen Fr idâresinde,  mekanizmanın işleyişi bunlara kat’iyyen müsaade etmez. Çünki republik denen mekanizmada sandık herkese açıkdır vatandaşlık ve anayasa sistemi vardır. Böyle bir yerde Edille-i şer’ıyyeye göre hükûmet edilemez. Cumhuriyet kelimesi bir aldatmacadır. Bunun islâmîsi olamaz. İslâm meyhanesi ne kadar olur, İslâm bankası ne kadar olursa, İslâm imparatorluğu ne kadar olur, İslâm kapitalizmi, İslâm komünizmi, İslâm sosyalizmi, İslâm faşizmi, İslâm parlamentarizmi, İslâm bolşevizmi, İslâm kerhânesi ne kadar olursa, İslâm cumhuriyeti de o kadar olur!

Olacak olsaydı (hâşâ ve kellâ) Âdem Aleyhisselam’dan bu güne kadar bir İslâm muhitinde ilaç içün de olsa olur ve görülürdü…

Eygi geçenlerde de “nüfusu müslüman olan bir ülkede ancak İslam demokrasisi olur!” gibi bir akıl, îmân ve mantık çürütme oyuncağı icad etmişdi!.. Şimdi de “İslâm Cumhuriyeti=Republikası!” uydurdu!

Yiyene!

İslam, beşerî hiçbir devlet, hükûmet, adâlet, ibâdet, muâmelât, münâkehât, hukûkiyyât, iktisâdiyyat, ictimaiyyat ve siyâsiyyat ideoloji, doktrin ve felsefesiyle halt edilib bir terkib,  bir karışma ve birleşme meydana getiremez. Bundan kat’iyyen münezzehdir, müberrâdır… Bütün bunlara kapı açmak veya câiz görmek, Elmalılı Merhûmun tefsirindeki şu ibâre ile kesinkes redd ve nefy edilmektedir:

“- ULÛHİYYETİ BÜSBÜTÜN NEFY Ü İNKÂR ETMESELER DE AÇIK VEYA GİZLİ BİR ŞİRK KOŞMADAN ALLÂH’A DA İNANMAZLAR.”

Ve rezaletin ve akıl ve mantığın harakiri yapdığı nokta:

“Müslümanların başına bir Halife seçilir..”

Müslümanların başına “İslâm Cumhuriyetinde bir halife seçilecekmiş!”  Gülsek mi ağlasak mı? Buna imkân mı var? Republikin tabiatının neden ibaret olduğunu yukarıda mufassalan beyan etdik. Orada halife seçmek muhaldir. Mekanizma bunu şiddetle kusar. Aynen Halife diye yutturulan Abdülmecid Efendi gibi!. Şeyhülislâm Merhum Mustafa Sabri Efendi Hazretleri “Kamal Paşanın tayin etdiği adamdan halife mi olur, Abdülmecid Efendinin hılâfetine şeytan bile güler, bu hılâfet Şer’an gayr-i muteberdir!” buyururken, hiç kimse işkembeden sıkarak milleti idlâl etmesin! Vebâli fevkalade ağır olur!

“Sayın bayların ve bayanların üzülmesine, korkmasına, dehşet içinde kalmasına, avaz avaz feryat etmelerine hiç şaşmamak lazım. Onlar yukarıda saydığım felaketlere ve acılara dayanamazlar.”

Asıl, noksanlıklardan münezzeh Allâh Azze ve Celle’nin  DÎNİNİ republika ve dembokrasi ile halt edenlerek “telbis!”  edenler, O münezzeh ve müberrâ dîni bir takım beşerî ideoloji, doktrin ve felsefelerle tamamlamaya kalkışanlar Âhıretde başlarına gelecek felaket ve acılara dayanamazlar vesselam…

(Mâba’di var)

(İntişârı: 29.12.2011)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir