Eygi, “İlk Cumhuriyeti Hep Özlemiş!”
29 Ekim 2018
(2) Şevket Eygi İctihâdına Göre “İslâm Cumhûriyeti!”
1 Kasım 2018

ŞEVKET EYGİ İCTİHÂDINA GÖRE “İSLÂM CUMHÛRİYETİ!”

-1-

Mehemmed SAFFET

 

 

İctihâdlar kelepir!

Yalınız İlâhiyatçı, ilâhyapyatçı, Haltettin-i Haramânî, Adnân-ı Dilberânî,  hoşgörü-diyalogcu, cübbe-şalvarcı, denaatçı, DİB’ci, mit’ci, it’ci şunlar bunlarcı, v.s. ler ictihâd yapacak değiller ya, Şevket Eygi’nin onlardan nesi eksik, biraz da bu “siyâsal bilgilerci, galatasaraycı, gazeteci ve antikacı” arkadaşlar da ictihadlar döktürse Kıyâmet mi kopar? Belki Kıyâmet alâmetlerinin irileri ortaya çıkar ama, Kıyâmet de kopmaz hani…

18.12. 2011 Efrencî târihinde Millî Gazeta nam cerîdede adı geçenin başlığı şu: “İSLÂM CUMHÛRİYETİ!”

Okuyalım:

“-Türkiye adım adım İslam Cumhuriyetine doğru ilerliyormuş… Böyle bir gidiş var mı yok mu tartışmasını bırakalım da, İslam Cumhuriyeti istemek suç mudur onu müzakere edelim.”

Şevket Beg’e göre suç değilmiş meğer! Belki de cumhûriyet demek “fazîlet!” demekdir!. Herhalde Şeriat Kitablarına bakdı, fetvâları önüne serdi, İslâm tarihini de Âdem Aleyhisselam’dan bugüne kadar bir güzel taradı ve fetvâyı (ictihadı) patlatdı: İSLÂM CUMHÛRİYETİ İSTEMEK SUÇ DEĞİLDİR!

İbni Kemâl ve Ebussuud merhumlar gibi Şeyhülislâmlar nerden bilsinler frengistandan böyle nesnelerin bir gün memâlik-i Osmâniyyeye taşınacağını!. Bilebilselerdi, tâ o zaman bunların da fetvalarını kitablarına dercederlerdi, iş bugünün “Bâbıâdî” gazetecilerinin kalem kâğıdına, eline ayağına düşmezdi!…

Şevket Bey, işin, Kitab, Sünnet, İcmâ ve Kıyâs-ı müctehidîne de ters bir tarafını demek ki göremedi!. O zaman Fr. gâvurunun “La Pepublique!” dediği nesneyi, gel de Mecnûn’un Leylâ’sını istemesi gibi isteme!

Şu cumhuriyet denen şey acaba neyin nesidir, nerede, ne zaman, nasıl peydahlanmışdır?. Bunun camâziyelevveli bilinmeli ki, o mereti “istemek suç mu değil mi?” sualini soran Eygi’nin ne demek istediği iyi anlaşılsın, mes’ele boğuntuya gelib horultuya karışmasın! Tanzimat’dan beri de dâhilî Frenklerin:

 “”- Haçlı batılılara ne kadar çok benzer ve onları ne kadar çok taklid edersek o kadar şu İslâm denen nesneden kurtulur; ve asrîleşerek terakkî eder “milel-i mütemeddine” denilen medenî milletler (!) gibi biz de medenîleşiriz!”

Diyerek, bu şartlanma ile memleketin dînine varıncaya kadar onlara benzemeye pek zıyâde gayret sarfetdikleri, bütün dünyâya ma’lûmdur. Hep “medeniyet” rüyâları görüb “edeniyet” içine yuvarlandı durdular!..

Fransız ihtilâli’ne kadar Fransa da dâhil bütün Avrupa’da hâkimiyyet papalığın elindeydi. İdâre şekli krallık olan bütün Avrupa devletleri “papayı lâ yuhtî ve lâ yüs’el= hatâsız ve gayr-i mes’ûl” tanıyorlar; hatta aforoz edilenler nice krallar, yalın ayak başı kabak dağlarda karlı yollara düşüb kendilerini afv etdirmek içün binbir eziyet ve işkenceleri göğüslüyorlardı! Haçlı Bâtıl Batı’da tek sözü geçen Papalardı. Bunlar krallıklara bile emirler yağdırır onları parmaklarında oyuncak gibi oynatır ve çevirirlerdi. Büyük Müfessir Muhammed Hamdi Efendi Merhûm’un tefsirinden “Kullara tapmanın şümûlünü bugünün medenîlerine” de gösterelim ve görelim:

“….Allâh’ın emrine muhâlif olduğu zâhir olan hatâlarına bile itaati tecviz eylemek, velhâsıl Allâh ne diyor diye düşünmeden, Allâh’ın emrine ittibâı hesâba almadan ittibâ’ eylemek dahî öyle bir şirk ve küfür demekdir. Ve Allâh’ı bırakıb başkalarına tapmakdır ki, maatteessüf yehûd ve nasârâ böyle yapmışlar  ve ahbar ü ruhbâna Rabb dememişlerse bile Rabb gibi tutmuşlar, vâzı’-ı ahkâm tanımışlardır. Hele nasrâniyyet târîhinde ruhbânın mukaddes tanınması ve papaların lâ yuhtî sayılması daha resmî ve daha zâhir ve meşhurdur.” (c.4, s.2514)

Fr. ihtilâli ile bu ruhban sınıfının hâkimiyyeti onların elinden alındı; ve devletin başını, ülke ehâlisinin oyları, ya doğrudan, yahud da meb’uslar üzerinden halk seçer oldu!. İhtilâlin mûcidi Fr. aydınları– ki (kısm-ı a’zamı yahudi)lerdir–, halk ile devlet arasında da bir mukâvelenâme sayılan ve “anayasa” denen insan irâdesini, ilâhî bir metin veya semâvî kitabların bir şebihi gibi ele alıb, bu rejimi bütün dünyâya ihrâc etmeye başladılar. Oyuna (re’yine) müracaat edilen insanlar da belli bir sınıf olmıyacak, din farkı gözetmeden “hepsine eşit mesâfede bulunarak” o ülke ehâlisinin tamâmı olacak; ve bunlar, her bakımdan eşit kabûl edilerek adına da “vatandaş!” denilecekdi… Hakîkatde ise, sırtlarda taşınan bir sınıf mutlaka olacak; ve bunlar, “daha eşit” olmalarına (!) rağmen, “eşitlerle” eşitmiş gibi görülecek ve gösterilecekdi!

Hulâsa Elmalılı Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri’nin tefsîrindeki ifâdesiyle “Nasârâda sınıf-ı ruhbânın böyle bir imtiyâz ve hâkimiyyetle min dûnillâh (Allâh’dan başka) Erbâb (tanrılar) ittihaz edilmesine “klarikalizm” ta’bîr edilmiş; ve sonra bundan şikâyetle Protestanlık (Evangelizm) zuhûr etmiş, ve bil’âhara bu imtiyâz-ı rubûbiyyet, sınıf-ı ruhbandan parlömanlara geçmişdir!” (s.2515)

İşte kısaca izaha çalışdığımız bu beşerî idâre şekline Fr. Gâvurunun takdığı isim: La Republique’dir… Bunun Fr. hayranı Osmanlı ve 1923’e kadar olan okumuşlar hançeresindeki tercümesini, yanlış olarak “cumhûriyet!” şeklinde yapdılar. Cumhur kelimesinden iştikâk eden bu mefhum, cumhûr-ı müslimin ile alâkalı olmayıb, müslim ve gayr-i müslim herkesi içine alıyordu. 1500 senedir müslümanların devlet ve hükûmet reisi ise, İslâm esas alındığında “Cumhûr-ı müslimînin ehl-i hâl ve’l-akd” denilen havass tabakasının bey’atı ile ortaya çıkmışdı.

Halbuki cumhûriyet denilen ve Fr. ihtilâlinin icadı olan bu sistem ile, devlet ve hükûmet müslümanların elinden çıkacak ve müslim-gayr-i müslim bütün herkesin irâdesiyle (!) meydana gelecekdi… Artık müslümanlar devlet ve hükûmetin sahibi olamıyacak, yahudi, nasrânî, dinli, dinsiz, putperest, ahlâklı-ahlâksız, homos-poros, hortumcu soyguncu, nâmuslu-nâmussuz, meyhâneci-umumhâneci, cânî-zânî, kâtil-maktul, dönme-gömme, it-kopuk, nesebi sahih-gayr-i sahih, terörist-haydut ve hulâsa “vatandaş” denen her cins insanın eşitliği esas alınarak hepsinin irâdeleriyle teşkîl edilen bir devlet olacakdı!

Dolayısıyla orada, Kitab, Sünnet, İcmâ’ ve Kıyas-ı Fukaha esaslarının mu’teber olması düşünülemezdi bile… Halbuki bu dört delil, mutlak olarak müslümanları, bunlarla yaşamaya bağlıyor; ve bunu, Allah ve Rasûlüne îmânın bir ve en büyük şartlarından biri olarak onların önüne koyuyordu… Bu, hem Peygamber Aleyhisselâm’ın hayatıyla ve hem hulefâ-yı râşidîn’in tatbikâtıyla yaşanmış bir vâkıa idi. Dolayısıyla cumhur-ı müslimîne âid bu  olmazsa olmaz dînî hüküm ve kıymetler, onların elinden alınarak cumhûr-ı nâsa intikâl ediyor; ve İslâmiyyet de böylece manâ ve ehemmiyetini kaybederek ortadan kaldırılmış oluyordu… Hâkimiyyet, Hakk’dan halka intikâl ediyordu… Müfessir Merhûm’un buyurduğu gibi:“İmtiyâz-ı Rubûbiyyet sınıf-ı ruhbandan parlamanlara geçiyordu!”

Bunun içündür ki, 1923’de T.C’de ilân edilen aslında cumhûriyet değil, Fransız müfekkiresindeki “La Republique”dir… O zamanki ulemâ bunu bildiği içün ona karşı çıkmış; ve nice “Hocaların kelleleri bunun içün koparılmışdır!”

Uğur Mumcu’nun “Kazım Karabekir Anlatıyor” nâm Kitabında Kamal Paşa’nın “Hılâfetin zaaf getirdiği ve ben hocaları sevmem” dediği, 1923’de Eskişehir-İzmit konuşmalarından ve İnan Arı’nın eserinden naklen anlatılıyor. (25. Baskı, 2009, sh:188)

Adı geçen kitabdan şu satırları da okuyalım:

“- 19. Ağustos 1923 günü (cumhuriyetin ilanından 2 ay 10 gün evvel) M. Kemal, Latife Hanım ve İsmet Paşa Karabekir’in Keçiörendeki kiralık köşküne yemeğe gelirler. Yemekde tartışma çıkar. Tartışma Karabekir ve İsmet Paşa arasındadır. M. Kemal tartışmayı sessizce izler.

Karabekirin satırları:

“- İsmet Paşa müthiş bir inkılab hamlesi teklif etdi:

“Hocaları topdan kaldırmadıkca hiçbir iş yapamayız. Bugünki kudret ve prestijimizle bugün bu inkılabı yapmazsak, hiçbir zaman yapamayız.”

İlk Fethi Bey grubundan işitdiğim bu yeni inkılab zihniyetini, İsmet Paşa da bir çırpıda tamamlıyordu. Aradaki zaman fâsılaları kendiliğinden ortadan kalkarak bu üç şahsiyetin 3 maddelik programı kulaklarımda tekrarlandı:

1-  İslamlık terakkiye manidir.

2- Arap oğlunun yâvelerini Türklere öğretmeli. (Bizden not: Yani Peygamber Aleyhisselamın saçmalıkları.. HÂŞÂ ve KELLÂ)

3-  Hocaları topdan kaldırmalı.

Peki ama ne olmak istiyorsunuz, dedim. Hristiyan mı, dinsiz mi?” (A.g. e. Sh: 92)

Karabekir’in köşkündeki tartışma, cumhuriyetin daha doğrusu (La Republique) ilânından 70 gün evveldir…

Yakın geçmişde memleketde terör estiren bir takım mutlu ve putlu azınlık “cumhuriyet mitingleri” nâmı altında dine-imana “Kahrolsun Şerîat!” hırlamalarıyla meydanlarda toplanmış ve milletin huzurunu allak bullak etmişlerdi…

Tekrar edelim ki cumhuriyet kelimesi uydurma bir kelimedir ve 1923’lerdeki millete başka bir kelime ile ve hele “La Republique!” gibi Fransız hançeresindeki kelimelerle bir rejim dayatmak ve hele İslâmiyyet’in “zarûrât-ı dîniyye” meyânında zikretdiği ve en büyük olmazsa olmazı olan “Hılâfet-i İslâmiyye”den böyle bir rejime geçmek, cumhûr-ı müslimin tarafından nasıl kabûl edilecekdi?…

Bunun içün de zaten, bu rejim değişikliği, bir gecede alınan ve “Yarın cumhuriyeti ilân ediyoruz!” denilerek, tek adam irâdesiyle ve tepeden inme olarak hatta cumhuriyetçi bir paşa olan Karabekir’e ve bir çoklarına bile haber verilmeden yapılmışdır…

Eygi, bütün bu hakîkatları bilmiyor olamaz! Bile bile mes’eleyi tahrif ve zihinleri idlal etme peşinde ise, iki cihanda da altından kalkamayacağı ebedî bir vebâlin altına giriyor demekdir ki, encâmından korkulur!…

Koparılan yüzbinlerce kellenin akan kanlarında boğulur!.. Eygi, îmân ve mantıkla alay ederek şunları da çok rahat yazabiliyor

“Mason ne ister?.. Mason Cumhuriyeti ister.

Selanik dönmesi ne ister?.. Dönmeler Cumhuriyeti ister.

Laik ne ister?.. Laik Cumhuriyet.

Ateist ateist cumhuriyet.

Kemalist Kemalist cumhuriyet.

Velhasıl herkes kendi cumhuriyetini ister.

O halde Müslümanların İslam Cumhuriyeti istemeleri çok tabiî değil midir? Bunda şaşılacak ne var?” 

Çok tabii imiş, şaşılacak bir şey yokmuş!

Her din, ideoloji, inanç ve millet cumhuriyet istermişken, biz istemezsek ne ayıpmış! Herkes sırtlanıb götürüyorken müslümanlar da aval aval bakacak değil ya, onlar da sırtlanmalı; ve nasıl olsa sudan ucuz, herkes mesir macunu gibi kapışıyor! Eygi de birşeyler kapmalı, yoksa göz göre göre sebili kaçırmış oluverir!

“Herkes kendi cumhuriyetini isteyecek ama çoğunluktaki Müslümanlar İslam cumhuriyeti isteyemeyecekler. Adalet ve eşitlik bu mudur?” 

Herkes kendi cumhuriyetini isterken müslümanlar istemezse olur mu hiç! Mesir macunu kapış kapış giderken herkes kapışsın, sen ise bir müslüman olarak yerinden kıpıdama, kazık yutmuş gibi dikil ve aval aval bak!. Republique dağıtsın Fr gâvuru, sen hâlâ yerinde say! 72.5 millet kapışsın, sen otur oturduğun yerde! Olacak iş mi bu?

Meşrutiyet, cumhuriyet, laiklik, insan hakları, karı marı hakları, dembokrasi, şefokrasi, şebekokrasi, emperial düzen, kapitalist soygun, faşist vurgun, diktatoryal idare, ne dağıtılıyorsa topla, 103 senedir oturub bir güzel mesir macunu gibi yala, ye, tıkın, zıkkımlan!.

Her şeyi yemeye müsâit mide oldukdan sonra ne yersen ye, dokunmaz, ilâç olur!

“Müslümanlar İslâm Cumhuriyeti isteyince, bunun adı adâlet ve eşitlik olacak!”

 Bir müslüman içün (.okdan bir adâlet ve eşitlik) peşinde koşmak, Kitâb, Sünnet ve edilledeki adâletin dışına çıkarak gayra âid adâleti istemekdir ki, bunun adına şirk denir!

Öyle adâlet ve eşitlikden müslümanlar münezzehdir; ve hiçbir aklı başında Kitâb, Sünnet, icmâ’ ve kıyas  bağlısı bir müslümanın böyle izâfî ve i’tibârî bir “adâlet ve eşitliğe” dilencilik yapacağı düşünülemez, bu muhaldir…

Hangi Peygamber, hangi müctehid, hangi müfessir, hangi mütekellim, hangi mutasavvif (hâşa ve kellâ) böyle bir şeyin peşine düşmeye hangi kitabı ile zerre kadar cevâz vermiş; “câizdir” demiş, müsaade etmiş? İşkembe mahsulü ve ma’mûlü modern bid’at ve dalâletlerle tanınmaz hâle getirmek, bu dinde en büyük haram ve küfürdür…

Târih boyunca böyle şeyler kimin ağzından çıkmış, hangi kitaba dercedilmiş? Ehl-i Sünnet avukatlığı yapar görünerek böyle bulaşıkları müslümanların zihinlerine akıtmak, bu uğurda kellelerini veren yüzbinlerce müslüman âliminin (şehidin) lâ’netini celbeder… Bunlar ayıpdır, haramdır, günahdır, dini oyuncak etmekdir, Allâh’ın dîni ve irâdesiyle eğlenmekdir…

Allâh Rasulü Aleyhisselâm meşrû’ olsaydı “republique” diyemez miydi? Kendilerinden bu babda hangi kelime sudûr etmişdir?

Hulefâ-yı Râşidîn Hazerâtı ne zaman nerede “republique” demişdir?

1500 senedir hângi İslâm hükûmetinde “republique” veya bunun ma’nâsını ifade eden bir kelime ağıza alınmışdır?

Yazıklar olsun… Eygi, filozofoterapik aklıyla diyor ki:

“İslam Cumhuriyeti kurulursa kadın hakları kısıtlanırmış… Evet birtakım hakların ve hürriyetlerin kısıtlanacağından hiç şüphe yoktur. Mesela devletin resmi TC vesikalarıyla fuhuş yapma, KDV’li ve korumalı yasal karı satışı durdurulacaktır.

Kadınlara ve kızlara tecavüz edenlere bugünküne nispetle çok ağır cezalar verilecektir.

Ceza Kanununa zina suçu konulacaktır.

İdam cezası geri getirilecektir.

Uçaklarda içki içilemeyecektir. Ya Rabbi ne büyük felaket olur bu!

Hafta tatili cumaya çevrilecektir. Ne korkunç ve dehşetli bir değişiklik olur değil mi? Yahudiler cumartesi günü tatil yapıyor, Hıristiyanlar pazar günü, bu çok normal de, Müslümanlar Cuma günü tatil yaparlarsa kıyamet kopar, ülke batar.

Erkek ve kız öğrencilerin okulları ayrı olur, yine eğitim verilir ama kız erkek ayrılınca dünya batar.

İslam Cumhuriyeti olursa kadın memureler, kadın öğretmenler, kadın polisler, kadın avukatlar başörtüsü ile hizmet edebilir. Bu da başka bir kıyamettir.

Parklarda, otobüslerde öpüşmek yasak edilir. Kıyamet kıyamet kıyamet… Batar Türkiye be!

Sıkı kontroller, tahliller yapılır ve halka evcil domuz, yaban domuzu ve eşek eti yedirilmez. Bu da domuzcuların felaketi olur.

Alkollü içkiler kısıtlanır, bu da korkunç bir felaket…

Banknotların üzerine tarihî büyüklerin, millî âbidelerin resimleri konur. Bu da dehşetli bir gerilik olur.

Her yere mescidler yapılır, namaz kılanların sayısı çoğalır. Felaket, dehşet, toplumsal deprem!.. Batar şu Türkiye batar!..

Dünyanın bütün demokrat ülkelerinde serbest olan tarikat tekkeleri açılır, zikir yapılır. Bu da büyük bir batış sebebi olur.

Müslümanların bir yıldan fazla kullandığı Osmanlı yazısı serbest bırakılır…

Müslümanların İslam Mektepleri açmasına izin verilir.

Okullarda her sabah bir saat din ve Kur’an dersi okutulur.

Gerçek İslam Cumhuriyeti olursa rüşvet, kokuşma, nepotizm, kara ve kirli servet sahibi olma, her çeşit alavere dalavere ve dolandırıcılık önlenir. Bundan büyük bir felaket düşünebilir mi?

Nereden buldun kanunu çıkartılır, herkesten hesap sorulur.”

 Republique denen bir sistemde bunların olması muhaldir. Çünki rebpublique denen Fr idâresinde,  mekanizmanın işleyişi bunlara kat’iyyen müsaade etmez. Çünki republique denen mekanizmada, sandık herkese açıkdır, vatandaşlık ve anayasa sistemi vardır. Böyle bir yerde Edille-i şer’ıyyeye göre hükûmet edilemez. REPUBLİQUE’in islâmîsi olamaz. İslâm meyhanesi ne kadar olur, İslâm bankası ne kadar olursa, İslâm imparatorluğu ne kadar olur, İslâm kapitalizmi, İslâm komünizmi, İslâm sosyalizmi, İslâm faşizmi, İslâm parlamentarizmi, İslâm bolşevizmi, İslâm kerhânesi ne kadar olursa, İslâm cumhuriyeti de o kadar olur!

Olacak olsaydı, (hâşâ ve kellâ) Âdem Aleyhisselam’dan bu güne kadar bir İslâm muhitinde ilaç içün de olsa olur ve görülürdü…

Eygi, geçenlerde de “Nüfûsu müslüman olan bir ülkede ancak İslâm demokrasisi olur!” gibi bir akıl, îmân ve mantık çürütme oyunu îcâd etmişdi!.. Şimdi de “İslâm Cumhuriyeti=Republique’i” uydurdu!

Yiyene!

İslam, beşerî hiçbir devlet, hükûmet, adâlet, ibâdet, muâmelât, münâkehât, hukûkiyyât, iktisâdiyyat, ictimaiyyat ve siyâsiyyat ideoloji, doktrin ve felsefesiyle halt edilib (karıştırılıb) bir terkib,  bir “karışım” ve birleşme meydana getiremez; “TELBÎS” denen nesneye İslâm’da yer olamaz. “Lâ telbisü’l-Hakka bi’l-bâtıl” emrini, Eygi hiç mi kâle almaz nedir!?. İslâmiyyet, kendisi dışındaki zerreye kadar herşeyden kat’iyyen münezzehdir, müberrâdır… Bütün bunlara kapı açmak veya câiz görmek, Elmalılı Merhûmun tefsirindeki şu ibâre ile kesinkes redd ve nefy edilmektedir:

“- ULÛHİYYETİ BÜSBÜTÜN NEFY Ü İNKÂR ETMESELER DE, AÇIK VEYA GİZLİ BİR ŞİRK KOŞMADAN ALLÂH’A DA İNANMAZLAR.”

Ve rezaletin, akıl ve mantığa harakiri yaptırdığı nokta:

“Müslümanların başına bir Halîfe seçilir…”

Müslümanların başına “İslâm Cumhuriyetinde bir halîfe seçilecekmiş!”

Pırasasör Ahmet Akgündüz ve şu eski Erbakanist yeni Tayyibist Şevki gibi bu Eygi de kafayı sıyırmışa benziyor!. “Halîfe seçilecekmiş!” Cehâletin bu kadarına pes!. Âdem Aleyhisselâm’dan bugüne kadar ne zaman nerede “Halife seçimine” rastlanmışdır?. Halife, seçimle değil, BEY’AT ile vücûd bulur…

İslâmiyyet ile beşerî sistemlerin arasında ebedî cennet ile cehennem kadar fark vardır!. Beşerî sistemlerde seçim ve anayasa vardır; vatandaşlık, parti, paralamento, sandık, oy, herkese eşitlik, küfür, şirk, nifâk, zinâ, fâiz, put ve heykel, kadın satışı, kumar ve sarhoşluk hürriyeti, ifsâd-ı akide, i’lân-ı münker, iftirâk-ı kelime serbestisi son derece ileridir; cihad ve  emr-i ma’ruf ve nehy-i anil-münker, dînî nikah, teadüd-i zevcât, hadd cezaları yasağı gibi nice İslâm’a ters yasaklar vardır…

İslâm’da ise, seçim yok bey’at vardır; anayasa yok, edille-i şer’iyye vardır; vatandaşlık yok, teb’a-i müslime ve zimmî teb’a vardır; parti-pırtı yok tevhid ve birlik vardır; partili paralamento yok, ehliyet-i kâmile sâhibi istişâre meclisi vardır; her câhil, kâfir ve müşriğin iradesini toplayıb halt eden (karıştıran ve müsâvî gören) sandık aslâ yokdur ve olamaz; teb’a-i müslime ve zımmî teb’anın esasdaki statüleri, hakk ve vazîfeleri ayrı ve farklıdır; hadd cezâlarını  icrâ şartdır. Îlmî, îmânî, ammelî, ahlâkî, siyâsî, hukukî, iktisâdî, ictimâî, askerî, mülkî, idârî ve beşerî kanun, nizam, idrâk ve telâkkîler bitemâmihâ menşei (referansı) i’tibâriyle VAHYE dayanı; beşerî sistemler vahyi reddeder ve herkesin nefsi emrindeki aklını referans alır… Yukarıda geçen yasaklar İslâm’da ya şart veya serbestdir, fikir hürriyeti diyerek küfür, şirk ve nifakın propagandası kat’iyyen yasakdır, v.s…

Rahmetli Büyük Üstâdım Necib Fâzıl Bey sağ olsaydı, “İslâm sosyalizmi” diye yâveler ortaya atan müteveffâ Nurettin Topçu nâm felsefeciyi nasıl benzetmişse; “İslâm Cumhûriyeti” diye hezeyannâmeler döktüren Galatasaraylı Eygi’yi de kim bilir nasıl benzetirdi!. Noksan sıfatlardan tenzih içün her 24 saatde 540 defa “sübhânsın” dediğimiz Allâh Azze ve Celle Hazretlerinin dînini, beşer uydurması ve acziyeti içindeki “Sosyalizma ve cumhûriyyet” ile payandalamak veya düzenlemeye kalkışmak, îmân ve kafayı sıyırmak değilse, mutlaka kudurmakdır…

Hâl böyle olunca, bu “islâm Cumhûriyeti” meczubları, daha bilemediğimiz hangi “telbîs, telvîs ve tedlîsin” peşindeki şeyâtî.dir?.

Gülsek mi ağlasak mı?

Republique tabiatı ve mahiyyetinin neden ibaret olduğunu yukarıda mufassalan beyân etdik. Orada halîfe seçmek muhaldir. Hilâfetde de cumhurbaşkanı seçilemiyeceği gibi… Uzviyetler kendileri dışındaki ters organ nakillerini aslâ kabûl etmez bunu şiddetle reddeder ve kusar!. Aynen Halîfe diye yutdurulan Abdülmecid Efendi denen alafranga ressam gibi!. Şeyhülislâm Merhum Mustafa Sabri Efendi Hazretleri “Kamal Paşanın tayin etdiği adamdan halife mi olur, Abdülmecid Efendinin hılâfetine şeytan bile güler, bu hılâfet Şer’an gayr-i muteberdir!” buyururken, hiç kimse işkembeden sıkarak milleti idlâl etmesin! Vebâli fevkalade ağır ve ebedî olur!

“Sayın bayların ve bayanların üzülmesine, korkmasına, dehşet içinde kalmasına, avaz avaz feryat etmelerine hiç şaşmamak lazım. Onlar yukarıda saydığım felaketlere ve acılara dayanamazlar.”

Noksanlıklardan münezzeh Allâh Azze ve Celle’nin  DÎNİNİ republique ve dembokrasi ile bulayarak “telbis, telvis ve tedlîs”  edenler, O münezzeh ve müberrâ dîni, eksik gedik tarafları varmış da onları düzeltmeye kıyâm edenler; yani bu mutlak DÎNİ bir takım beşerî ideoloji, doktrin ve felsefelerle tamamlamaya kalkışanlar, asıl bunlardır ki, Âhıretde başlarına gelecek ebedî “felâket ve acılara dayanamazlar” vesselâm!

(Mâba’di var)

(İntişârı: 29.12.2011) tt

Son tashîh ve ilâveler: 29.10.2018 / 19:31:35

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir