Taze Seçim Naneleri!
24 Haziran 2018
İslâmiyyet Dışında “Yemin” Olmaz, “Şehid” Olmadığı Gibi…
8 Temmuz 2018

DEMBOKRATLARIN YÜZ-KARALARI VE YÜZ-NUMARALARI!

(1) 

Mehemmed SAFFET


 

Gûya sandığa oy sokub içine girdiler; veya etdiler ve oradan dembokrat olarak çıkıb yeniden doğdular!

“Oylar yeniden sayılmalı” diye yırtındılar; ve postaki sayar gibi tekrar tekrar saydılar!. Ne hileler, ne dümenler, ne maskaralıklar ve ne şeytana külâhı ters giydirici iblislikler… Müslüman îmân ve ahlâkı ile zerre kadar alâkası olmıyan binbir rezâlet!. Dembokrasi kumarı içün biribirlerini vurdular; 1 oy farkla biri, 6 oy farkla öteki kazandı; Antalya’da millete Fransız (altı b.klular) evrâkları kaçırıb yakdılar; cumhûriyetin laik ve dembokratik “ahlâkı” ne imiş, bütün dünyâya ibretlik perdeden gösterdiler!. Zaten “İngiliz parmak ve siyâseti” ile (fırka) ve belâ yapıldıklarından, bütün eşkıyâlıklarına dünyâ tarafından arka çıkılmış; ve 90 yıldır Anadolu kıymetlerini tuz rûhu dökerek, bu evraklârdan bin beter yakmış ve ecnebîlerden bin beter de katletmişlerdir…

Atatürkçü, ilerici, çağdaş, modern, postmodern, posbıyık, yayık ve kayık ne hâllerde olduklarını, böylece ve daha nice ma’rifetleri ile isbatlayıb, sîretlerinin katrânî şirkini apaçık fâşetdiler!

Tabii sesleri ve savtları, o uzun kulaklı mahlûkunki kadar kulak zarı yırtıcı ve kerîh olduğundan, hakk ve hakîkatın sesi kime ne kadar vâsıl olur, bu ma’lûm!

Bre südünden yoğurt olmazlar!

  “Dürüstlük olmadan, adâlet hissi, insanlık meziyetleri bulunmadan,” bin kere sandık, onbin kere seçim, yüzbinkere hergün dembokrasi diye zikretseniz, zerre kadar bir halt etmiş olamazsınız!

Bir kere şeytânî tefrika, sırılsıklam yüreklere oturmuşsa; yalan, ağızları felç edecek kadar hücrelere sinmişse; düşmanlık ve hırs, suratları takallüs etdirmeyi bırak, iblise çevirecek kadar azmışsa; dünyâ menfaatı ile (seküler münkirlik), hayâlleri istilâ edecek kadar vicdânları çürütmüşse; “ben ben ben” deyişden başka, denilecek hiçbir şey kalmamış olduğu, âbide gibi meydanlara çakılmışsa; Anadolu değerleri, başda Mukaddes ve Muazzez Müslümanlık binbir yasağın altında yokluğa mahkûm edilmişse…

Sonra da,  eski yunan aklına tapınmanın formülü olan “dembokratik kumar sistemi” içinde, seçim yapıb oy verilecek; ve oradan, mutlu, kutlu, putlu, kurtlu ve şutlu bir refah, seâdet ve aydınlık AK günler çıkacak öyle mi?!

Oha!

Yiyene!

Aylardır gerginlik, en pislik şeytanı sıfırlıyacak kadar hadd safhada!

Sebeb olanlara lâ’net; ve Allâh Azze’nin sistemini beğenmiyen müşriklerin topuna da…

Kemmiyetin keyfiyeti, kapandaki sıçanı suyla boğarcasına boğduğu bir manzara, bugünki insanlığın karşılaşdığı en feci işkencedir; ve bu da, insanlığın “ileriliği” adına, “meziyet ve pozitiflik” adına beyinlere zorla zerkediliyor!. Adı da dembokrasi

Ferdi, mutlak olarak hesaba çekecek ve mes’ul tutacak bir kudret ve hakîkatla kuşatmadıkça; ve ferdin kalbinde bunu her an canlı tutan bir (îmân) sisteminin çerâğını uyandırmadıkca, ne halt edersen et; hangi “açılım ve saçılım” nânesi yersen ye; hangi “ilkeli, ülkülü,  tilkili ve türkülü” kataküllileri çevirirsen çevir; hangi kânun ve yasa, masa ve kasa dümeni yürütürsen yürüt; hangi ideoloji, doktrin ve diyalogcu dîn fırıldağı döndürürsen döndür; hangi oy ve sandık hesâbı içine girmek üzere hangi yalanları, iftiraları, tahkirleri ve tağyirlari, tahrîfleri ve uydurmaları söylemeyi propanda sayarsan say; bütün bunları hangi medeniyet icâbı görür ve hangi puştca gözküllemeleri millete yutdurursan yutdur; sâdece havanı alır, uzun va’dede ve mutlak ma’nâda kıçının üstüne oturursun, o kadar…

İnsanlık târihi meydanda, KÖR olan görür!

Keyfiyeti katl ile, kemmiyeti başına tâc eden, beyinsizlik, ruhsuzluk ve katakülli kumar sistemi dembokrasi, yani kadîm Yunan AKLI, Allâh Azze’nin nizâmını karşısına alarak, doğrudan doğruya O’nun ile savaşmayı göze almışdır!. İşte, dembokrat dünyâ; ve onun taşeronları; ve o dünyanın işâretiyle oturub kalkan “diyalog ve haşhaş çeteleri;” ve topunun da ağızlarından düşmiyen “dembokrasi” nakarâtı…

İslâm coğrafyasında her yer, kan revân, “idâm” kavil ve fiilleri! Bunlara, dembokrasi dünyasından hiçbir aksül’amel görülmediği gibi, bu alçaklıklara kısık seslerle de olsa karşı çıkanlara, “medenîce” ters ve yan bakış fırlatma gâvurlukları!..

Bu dünyâ necâsetleri, hakîkatde, Allâh Celle’yi aslâ tanımadıkları içün de, “galibiyyet” ütopileriyle her günü insanlığa zehir etmekde, beşeriyeti şirk tuğyânı ile idlâl edib, encâmını da cehennemin “çıra ve kömürü olmaya” mahkûm kılmaktadırlar!. Bu hâliyle de o, tam bir diktatoryadır…

Beyinler, bu hakîkatlere değil de, dembokrasinin bulunmaz hind kumaşı olduğuna şartlandığından, ma’lûm kafaları başka bir alternatif aramıya aslâ inandıramıyorsunuz!. Allâh Azze’yi BEĞENMİYEN beşeriyyet, mücerred ağız ve çene çerçevesinde “müslümanım” diyenleri de dâhil, “ilâhehû hevâhu” mutlak hakîkatı mu’cebince, hevâları ile nefsî bütün arzularını tanrı yapmış ve adına da (dembokrasi) demişdir… Bu, artık uçurumdan aşağı yuvarlanıncaya kadar devam edecekdir!. “Tevhîd,” özü ve ana ma’nâsıyla dumûra uğratılmış, “birlik ve berâberlik” tevhidde değil; tamâmen  tefrikada, şîa şîa olmada, fırka fırka ve parti parti olmada aranır hâle getirilmişdir… Bunun içün de, beyin şartlandırması bütün hızıyla ve aksini düşünmek insanlıkdan çıkmak ma’nâsına gelecekmiş gibi bir iblislikle ve azgınca ve kendine has bir terör keyfiyetiyle ve tam da müşrikce devâm etdiriliyor…

Her hususda olduğu gibi bu babda da, Muhbir-i Sâdık Aleyhisselâm Hazretleri’nin beyanları elbetde tahakkuk edecek; ve Kâinâtın encâmı hakkında YARADAN ve KAHHÂR olan Allâh Azze, neyi ne kadar ve nasıl vahy ve murâd etmişse, o, aynen olacak ve görülecekdir…

Bir kerecik “Allâh” derken, insanlık bugün, bin kere “dembokrasi” der veya dedirtilir hâle gelmişse, bu deyişle ortaya konulan TANRI, mutlak olarak “dembokrasiyi” fırlatan ve nefs ü iblise TAPAN kadîm Yunan kafasıdır… İnsanlığı afyonlıyan kadîm haşhâşîliğin kataküllilerine bakacak olursak, varlığımızı sıfırlamak içün Anadolu’nun yarısını işgâl ederek, nice ma’sum kız ve kadınlara kadar süngüsünü bir işkence ve katliam makinesi gibi kullanan Yunan zulmü, sahtekârca (9.Eylül. 1922’de) denize dökülmüş gösterilse de, bugün, kadîm AKLININ “dembokrasi” denilen sistemi ve zulüm değil de dünya seadeti bahşeden hülyâlarıyla, Anadolu milletinin KALB ve RÛH dünyasını, dolayısıyla da maddî yapısını kıskıvrak yakaladığı hâlde ve 1922’ye kıyasla bin kat şiddetle işgâldedir…

Bu noktayı anlamıyan, başka hiçbir târihî ihâneti anlıyamaz; ve böylelerine anlatılacak hiçbir hakikat da bulunamaz!

 Bu kadar bedâhat derecesinde meydanda duran dehşetli  bir hakîkati göremeden, hâlâ bir de “müslümanlık” iddia etmek, son derece hayâsız bir iki yüzlülük ve sahtekârlıkdır!

Kadîm Yunan aklına tapma demek olan dembokrasi, Fransız ve Amerikan ihtilâlleri ve İngiliz safsatalarıyla ne kadar süslenib püslenerek piyasaya sürülmüş olsa da, bugün “adâlet” denilen huzûr ve sükûn kaynağını ortaya koymakdan muhal derecede uzakdır; ve böyle olduğundandır ki, arz yuvarlağı binbir noktası ve binbir yahudi saçına dönmüş tıkanıklığıyla, tam bir dembokratik herc ü merc içinde bulunmaktadır… Falan râkımlı tepedeki Hacı Abdullah Beyefendi, hem müslüman ve hem demokrat kimliğiyle hökûmet-i Tayyibe ile gizli mi gizli bir elense çekiş ve paralel bir pazarlık yaşarken; “anayasa mahkemesi” diye icâd etdikleri kurum veya durum ise, twitter denen gâvur şebekesi mes’elesinde, hökûmet-i Tayyibe ile (s.dik yarışında) ve bu yarışı da 5 metre fark atarak kazanmış vaz’iyyetde!!!

Hulâsa, mahkemeleri “yasak” derken, “bir diğerleri” tersini söyleyib, dembokratik salâhiyyetinin de (içine ed.rek), “yasak olamaz” nânesi yemekde…

Mahkemelerinin bir kısmı Pensilvanya denen hayâlet cenâhına rapt-ı kalb eylemişken; bir kısmı da, Ankara’daki laik ve dembokratik yunan aklına oturan temellerden meşrûiyyet alıyor görünmekde!.. İnsan kafası, beğenmediği Allâh irâde ve hâkimiyyeti önünde, işte bütün zaaf ve rezâletleri ve dökülüb çürümüş hâline rağmen, meydan okuma megalomanisi içinde!

Gören ve akıllanıb îmân eden var mı?

Yok, olmaz da, olmıyacak da… Çünki gidişât, gitdikçe artan bir ivmeyle, “çok daha (daha çok) dembokrasi”, yani “daha çok kadîm Yunan aklı” diyerek, ifsâdın zirvesine çıkma ıkınışında… Dünyâ çapındaki ifsâd hareketi, Fransız ihtilâli, ABD ve Yahudi devrimi ve İngiliz sarmalı ihtilâcların peşinde!

Beğenilmiyen bir ALLÂH ve onun aslâ beğenilmiyen irâde ve hâkimiyyeti, millet idâresinde aslâ yeri olmıyan bir noktada mahkûm… Halbuki HALK İRÂDE VE HÂKİMİYYETİ, olmazsa olmaz olmuş bir dogma hâlinde meydana DEMİR kazık gibi çakılmış; ve ehâli de, buna TAPARCASINA bağlanmanın mutlak esîri ve kölesi…

Müfessir merhûm ne demişdi, şunu: “İmtiyâz-ı Rubûbiyyet, sınıf-ı ruhbandan parlömanlara geçmişdir!”

İşte o parlömanların REİSİ olan Bay Cemil Çiçek, Radikal gazetesine verdiği beyanatda, bir cihetden bizi tasdîk ve te’yîd edercesine aynen şöyle diyor:

“Bugünkü sistem, GDO’su bozuk bir demokrasi oyunu sahneye koyuyor. Böyle bir sistemin dünyada örneği yok. Cumhurbaşkanı halk tarafından, hem de ikinci kez seçilebilecek. Yetkili ama hiçbir sorumluluğu olmayan bir cumhurbaşkanı.

Buna karşın halkın seçtiği, parlamentonun çoğunluğunu almış bir başbakan olacak. Yetkili ve sorumsuz bir cumhurbaşkanı ile, etkili bir başbakan arasındaki ilişki nasıl olacak? Cumhurbaşkanı ile yargı-yasama ilişkileri nasıl tanzim edilecek? Bu ilişkiler ileri demokrasilere uygun sağlıklı ilişki değildir. Ciddi problemleri bünyesinde taşır.”

Bay Başkan Çiçek, bizim yarım asırdır “dembokrasi” ve zaman zaman da “bombokrasi” dediğimiz şeyi, kendi felsefesi ve inançları zâviyesinden, 90 yıl sonra redd etme noktasında!. Biz ise onu, Allâh irâde ve hâkimiyyetine mutlak ters ve zıdd oluşu noktasından nefyediyoruz!

Bay Başkan Çiçek ise, 90 yıldır tapılan şekli, artık tapmıya lâyık olmakdan çıkdığı; ve yerine de, bir başka ve yeni bir ilâh oturtma lüzûmuna binâen reddedib GDO’suna kadar kaka buluyor!

GDO=Genleri Değiştirilmiş Organizma!

Aslında, “paralel” meraklılarına yeni bir GDO’lu oyun:

Fıtrata Ters, Paralel DÎN!

 

(Mâba’di var)

 

(İntişârı: 11.04.2014)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir