Vehhâbîlik / Selefîlik / Mezhepsizlik Ve Paralel Din…
16 Ocak 2018
Değişmez Ölçülerimiz…
22 Ocak 2018

LAİK BİR MEYVE OLARAK KAYISI

Dr. Malatyalı Muhammed REŞÂD

 

I.

lâik bir meyve olarak kayısı

Cumhûriyyet dînsizlerinin ‘aklına göre, malatyaya sembol olarak öyle bir nesne seçmek lâzım idi ki sünnîsi, ‘alevîsi, put-perestinin cümlesi onu yesin ve bu yediğini şehre remz kılmayı kimsenin bir i’tirâzı bulunmasın. Meselâ malatyanın remzi helva olsa ve helvadan inönü heykelleri yapmak cumhûriyyet malatyalılarının eğlencesi, millî haltı olsa buna i’tirâz edilebilirdi.

Kendi uydurdukları ta’rîflere nazaran, lâiklik daha doğrusu secularism; mukaddes olan ve olmayanın kamu sâhasında ayrılması ve mukaddeslik iddiâ edenin kamu sâhasına hükm etmemesi ma’nâlarına geldiğine göre, bu kâfirler lâik malatyaya lâik bir sembol buldular: kayısı. Bu meyveyi yiyen bir nebî veyâ velîden haberimiz yokdur. Kayısı ne tîndir ne zeytûn. Müslimânların kayısıya yükleyebilecek bir İslâmî, ma’nevî, siyâsî ma’nâ bulmaya veyâ an’ane inşâ etmeye (reinventing tradition) ta’kâti olmadığına göre, bu meyveyi bu hâli ile malatyanın remzi hâlinde takdîm, kâfirlerin işine geldi.

II.

bir beyinsizleşme sembolü olarak kayısı

Bir Müsliman şehri tasavvûr edin ki kendini yeyib içdiği şey’ ile ta’rîf etsin, şehrinin sembolü meyve olsun, sağda solda gülünç kayısı heykelleri dikilsin. San’at, fuar nâmına tertîb edilen şey’lerde dahi bir şeklde kayısıya ‘âtıfda bulunulmağa çalışılsın. Cumhûriyyet malatyalıları, zihnleri ile bir şey’ i’mâl etmekden ‘âciz olunca, bir meyvenin medhinde teselli buldular. Ma’nâsızca sebeb-i iftihâr saydıkları, bir takım malatyalı siyâsîlerin bu şehrden çıkmış olmaları hakkındaki ma’nâsız husûsun sâdece siyâsî gevezeliğin parçası olduğunu bilmezlermiş gibi; kayısı aşağı, kayısı yukarı.

III.

kayısılaşma fenomeni

Kayısılaşmak, rûhsuzlaşmak, beyinsizleşmek. Malatyada her hangi bir sâhada; ‘ilmde, san’atda, iktisâdda, siyâsetde isti’dâdı öne çıkan bir malatyalının yaşaması içün münâsib görülen yer neresidir? İstanbulmu? Ankaramı? Hattâ bu muhterem hem-şehrimiz, dünyâ çapında bir isti’dâda mâlikse ona türkiyede kalmayı dahi lâyık görmezler: “Ne var malatyada, istanbulda, türkiyede? Al başını, isti’dâdını, paranı. Harcanma buralarda. Git new-yorka, NASAya, yalee.” diyerek onu düşünmüş olurlar. Kalırız malatyada; biz kayısılar, bostanlar, apartmanlar, kağıt kebâbları, kanal boyu safâları!

Malatyada cereyân eden beyinsizleşme kayısı tüccârlarının eliyle olmadı. Kayısı meyvesi, rivâyetde Havvâ anamıza nisbet edilen elma kadar mâsûmdur. Homo malatyicus adını verdiğim mahlûk, beyin boşluğunda ortasından ikiye ayrılmış kayısı-yarısı bulunan bir zombidir. Türkiyenin her tarafında ve husûsan iktidar mahfellerinde varlıkları müşâhede olunan bu islâmcı zombilerin organizması başka türlü çalışır. İslâmcı zombilerin homo malatyicus familyasına mensûb mahlûkâtının cebi, beslenme uzvunu teşkîl eder. Bu mahlûk; inşaat diker, kayısı satar, ağaç keser; boş konuşur, boş yaşar, boş ölür.

Acebâ bu mahlûkun islâmcı olması ne demekdir ve bunun Müslimânla arasında fark bulunurmu? İslâmcı, Müslimânlık iddiâ eden modernist ma’nâsına gelir ve bu ta’bîrin sonunda, bir şey’ alan-satan ma’nâsında çokca istifâde edilen –cı lâhikası, en çok bu islâmcı lâfına yakışır. En sathîsinden şeriât, fıkıh, tefsîr ma’lûmâtı olmayan, televizyon hoca showlarından ve gevezelik ederken öğrendiği bir iki kırık ma’lûmâtdan ‘ibâret islâmcılıkları ile bu zombiler, Allah için almayıb, Allah için vermeyen, kibirli, edebsiz herîflerdir. Nasıl olub da bu pis herîflerin, ticârî ve siyâsî ihtirâslarına İslâm da’vâsını ‘âlet edebildikleri; içinde bulunduğumuz devr temâmlandıkdan sonra tahlîli vâcib mes’elelerin en mühimmi olmalıdır.

IV.

malatyaya ğazel

Malatyalı olmak adamı ne ‘azîz, ne zelîl kılar. Bu şehrde hasbe’l kader doğmuş ve malatyalı olmuşuz ki bundan bize ne iftihâr, ne yerinme düşer. Malatyalı olmak içün çalışmadık; başka bir şehrli olmak ‘arzûmuz bulunub bulunmadığını bize bir soran da olmadı. Şahsiyyeti olan dünyâ şehrlerini anlatan “The Book of Cities”/ şehrler kitâbı[1] in içinde malâtiyyemize bir yer vermeğe lüzûm görmemişler. Hâl buki evvel zemân içinde, hâl-i hâzırdaki şehri dolduran adamlar ve dedelerinden hîç eser yok iken ve hattâ şehrin sokaklarında ‘arabca konuşulurken; harîrî merhûm, “mekâmât”ına sahne olarak şeçdiği 33 İslâm şehrinden birinin malâtiyye olmasını münâsib görmüş idi.[2] Vâkıâ o târîhlerde malâtiyye, kayısısı ile değil içinden çıkan adamlarla iştihâr etmiş bir yerdi… Malatya o devrlerde dâru’r-rıdvân, ‘âlî tabiatlı adamların yurdu diye be-nâm idi.

Kayısıyı bu şehre biz malâtyalılar getirmedik. Biz geldiğimizde bu ağacı malatyada yetişir bulduk. Bulduk ve iftihâr etdik! Sebeb-i iftihârımızı, köylülüğümüzün nişânesini bulduk! Dünyânın en güzel hıyarlarının, patlıcanlarının, bostânlarının, davarlarının, çobanlarının, o davarları kesib yiyenlerin, kağıt kebâbı pişirib yiyenlerin, ancak yiyen ve def’i-hâcet edenlerin, def-i hâcet edecekleri içün yaşayıb ölen ma’nâsız adamların, dünyânın en güzel kayısılarının memleketi olduk! Sebeb-i iftihârlarımız; hasan beg, hacı halîl-oğlu kayısısı oldu. Şehrine bir ‘alâmet seçmek istediği zemân ma’nâlı bir ‘âbide, şahs, eser yerine bostanda yetişen kayısıyı bulan; memleketinde yetişen bir meyve adına “beynelmilel kayısı ve kültür fuarı” tertîbleyecek idrâkde adamların şehri olduk!

Kayısı şehrinin içi ma’lûm ve meşhûd keşmekeşlikde, çirkinlikde, zevksizlikdedir. Bu diyârda mâzîye, irfâna, kültüre dâir ne varsa, ne kalmışsa yıkılır, yerine apartıman dikilir! Zombiler, kayısılar ve kayısı çekirdeği beyinli adamlar her yerde ‘arz-ı endâm eder. Bu malatya harâbesinde iki üç adam, kafası çalışan bir iki kişi bulunursa onlar da bir ân evvel burayı terk etmeğe çalışırlar, başlarını alır kayısı yetişmeyen bir memlekete, gâh istanbula gâh izmire giderler ve biz sâdık malatyalılar, malatyaya sâdık olanlar, kalırız hıyârlarımızla, bostânımızla, kayısılarımızla.

Bize iftihâr sebebi lâzımdır! Köyümüzü türkiyenin, hattâ dünyânın en müstesnâ şehri, belki de kayısı bağçesi saymak içün kendi aramızda nev-zuhûr köy efsâneleri töretiriz: Şehrinin ortasından derme gibi akar bir su geçen başka bir şehr, var mıymış türkiyede? İki karış derinliğindeki çöp deremizle iftihâr edelim, kayısılar, çağalalar, malatyasiporlular…

Mesleği yalan, tabasbus, yalakalıkdan ‘ibâret siyâsîler malatyaya uğradıkları zemân müşâvîrlerine sorar: “Ne diyerek başlayayım nutkuma?” El-cevâb: “Azîz hem şehrilerim. Kayısı diyârı malatyalı sevgili …..lar, bostanlar, patlıcanlar.

‘Acebâ malatyanın ‘âlimi, meşâîhi, edîbi, şâiri varmı? Teze câmiden bu yana dikilmiş bir ma’bedi varmı? Müteahhidleriniz, kulübeleriniz, barakalarınız apartımanlarınız çok. Projeleriniz? Kayısı işleme te’sîsleri, yeme-içme-geviş getirme te’sîsleri, bir de tarlaların, bostanların üstüne dikilmiş etrâfa zehir saçan fabrikalarınız, fabrika projeleriniz var.

Ne ‘âlimi, meşâihi? Niyâzî-i mısrîmuhyiddîn-i ‘arabî kim? İmâm mâlik, mütekellimînden mal’âtî kim? Bizim şâirimizin adı turğut özal, ‘âlimimiz ismet inönü! Mehmet buyruk, fahrettin kayhan gibi edîblerimiz, ‘âlimlerimiz, meşâihimiz var ki nâm-ı ‘âzîzlerini câddelerimize verdik.

V.

çağala burjuvalarına adab-ı muaşeret dersleri

[âhir zemânda bir malatya sahnesi. malatyaya şeriat gelmiş, paris hilton bacınızın soy adı ile bed-nâm otel malatyanın ortasına şey’ gibi dikilmiş. ehl-i hal vel ‘akd, buranın pub ında oturur kalkar.]

Nur-ı şeriat ile münevver malatyamızın hilton otelinin pub ında oturmuş, yarısı zamzam, yarısı cofee, şeriat on the beach cocktailimi yudumlarken, yan tabureye lite-tesettür bir matmazel geldi. Ona doğru reverans eyleyen neo-malatyalı/ novi malatyanski[3]mösyösünün rüku eder vaziyyetini görünce pek müteessir oldum ve bu yazımı like eden ilk üç okuyucuma lütfi simavinin, islamcı TC devletinin saraylar neşriyatında çıkmış “Teşrifat ve adab-ı muaşeret” kitabını hediye etmeye karar verdim. Otuzaltıncı sahifede bir matmazelin elinin nasıl tutulacağı ve rüku’dan kıyama dururken “semi’Allahu limen hamideh” mahallinde kalınmak lâzım geldiği husûsunda kâfî ma’lûmat var. au revoir, kayısılarım.

20V1437/29II2016

[1]Philip Dodd, “The Book of Cities”, Receb 1425 (Ağustos 2004), Pavilion Books neşr.

[2]https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Hariri_of_Basra : Ebû muhammed el-harîrî.

[3]https://en.wikipedia.org/wiki/New_Russians : “New Russians (Novye Russkie, Russianновые русские) is a term for the newly rich business class in post-Soviet Russia. It is perceived as a stereotypical caricature. According to the stereotype, New Russians achieved rapid wealth by using criminal methods duringRussia’s chaotic transition to a market economy. Having a modest education and social background, New Russians are perceived as arrogant nouveau riche and gaudy, conspicuous consumers with poor taste.” Tayyib beyin devr-i iktidârında, malatyada ve türkiyenin ‘umûmunda müşâhede olunan, bir benzeri sovyetler dağıldıkdan sonra rusyada vâki’, hususan zevksiz müteahhidlerle karekterize, ictimâî ve iktisâdî vâkıâya verilen isim.

 

(28.02.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir