“Mezhep” Meselesinde Samimiyetsizlikler…
16 Aralık 2017
Yeni Hıristiyanseverler…
25 Aralık 2017

BİR “DİNLERARASI DİYALOG”CUNUN AĞZINDAN NOEL BABA… 

 

 Ali EREN Hocaefendi

 

Dinlerarası Diyalog heyetinden Prof. Niyazi Öktem, Ankara’da Diyanet’in tertiplediği 2. Din Şûrâsındaki konuşmasında şöyle diyordu:

“Efendim bir kere her üç tek tanrılı din de adâlet, ahlâk, erdemli yaşam, dostluk, saygı, sevgi, alçak gönüllülüğü önermektedir. Temel kaide budur, âmentü hepsinde budur.”  

Değerli okuyucu! Bu sözün doğru olan hiçbir tarafı yok. Üç ilaha inanan Hıristiyanların dini tek tanrılı din mi ki, Niyazi Bey “…her üç tek tanrılı din” diyor!..

Dinde temel kaide amel değil imandır / inançtır.  Yani onun, “adâlet, ahlâk…” diye saydıkları inançla ilgili olmadığı için temel kaide değildir. Yani o saydıkları âmentünün maddeleri değildir. Âmentünün maddeleri, imanın bilinen 6 şartıdır.

Sayın Profesör “kim olursa olsun sâlih amel işlediğinde onun için korku yoktur” diyor.

Hayır! Müslüman olmayanlar için bal gibi korku vardır. Nitekim Müslüman olmazlarsa âhirette korktukları başlarına gelecektir.

Sayın Profesör, sözü Eski Ahit denilen tahrif edilmiş / bozulmuş Tevrat ve Zebur’a getirerek şöyle diyor:

“Elimizdeki tek kaynak da bu olduğuna göre, tahrif edildi, edilmedi. Oradaki ahlâk kurallarının tahrif edilmesi mümkün değil. …o halde Eski Ahid’i bu bakış içinde görmemiz gerekiyor…”

Şimdi bu sözler neyin nesi!..

Elimizdeki tek kaynak niçin bozulmuş Tevrat olsun ki? Kur’an ne güne duruyor?

 “tahrif edildi, edilmedi” ne demek? Tahrif edilmiş olması mühim değil mi?

Ahlâk kurallarının tahrif edilmesi / bozulması mümkün değilmiş. Mümkün değil de bunca ahlâksızlık neyin nesi?

Niyazi Bey, sözü Hıristiyanlıktaki “Hz. İsa’nın Allah’ın oğlu olduğu” meselesine ve teslise / üç ilah inancına getirerek “…bir de meseleyi Hıristiyanların bakış açısından ele almamız gerekiyor”  diyor ve ilave ediyor:

“Bizde de Allahü Teâlâ tektir. …ama isimleri (Esmâü’l-Hüsnâ) 99 tanedir. Şimdi bir Hıristiyan çıkabilir, siz de Allahü Teâlâ’yı 99’a bölüyorsunuz diyebilir.”

İhtimalli konuşuyor, “Diyebilir” diyor. Bu ihtimalin derdi niye size düşüyor Niyazi Bey?

Madem derdi size düşmüş öyleyse size cevap verelim:

Bir varlığı birden fazla isimle anmak onu parçaya bölmek olmaz. Meselâ; adı Namık Kemal, Ali Süâvî, Faruk Nafiz, Mehmet Nuri, Âgâh Oktay, Yaşar Nuri, Hasan Hüseyin, Mehmet Ali olanları iki isimle anınca onları ikiye bölmüş mü oluyoruz?

Peygamberimiz’e kadar gelen hıristiyan azizleri olduğunu söylüyor ve “Bunlardan söz etmek (bazı Müslümanlara göre) zinhar kâfirliktir” diyorsunuz.

Böyle söylemeniz Müslümanlara iftiradır. Çünkü hiçbir Müslüman bu inançta değildir. Müslümanlar firavun, nemrut, şeytan, deccal ve diğer kafirlerden bahsetmeyi bile kâfirlik kabul etmezler. Kaldı ki Hıristiyan azizlerinden bahsetmeyi kâfirlik kabul etsinler…

Değerli okuyucular! Sayın Prof, Noel Baba hakkında da şunları söylüyor:

“…bu toprağın çocuğudur. …fakirlere yardım etmiş, gemicilere yardım etmiş. …onunla ilgili bir çalışma yapıldığında  …bazı İslâmî kanadın mensupları hop oturup hop kalkar…”

 Niyazi Bey’in sözlerinin tamamını okumak isteyenler için:

Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, no: 93 İkinci Din Şûrâsı Tebliğ ve Müzâkereleri, c: 2, sahife: 143-147

Değerli okuyucular!

Bu sözlerini aktararak, bir Dinlerarası Diyalog mensubunun bilhassa Noel Baba meselesine nasıl baktığını göstermek istedim.

Bendeniz bu sözlerin konuşulduğu toplantıdaydım. Sayın Öktem o konuşmasında “Noel Baba bir Anadolu evliyasıdır, onu Türk çocuklarına öğretmeliyiz” demişti. Neden bilmiyorum, bu sözleri kitapta yok…

 

(31/12/2014)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir