(4) Millî Görüşçü Oya Hanımdan, 2. Atatürk Denktaş Paşa!
26 Ocak 2012
Görmez Müslümanları Da Görmez Bilmesin
26 Ocak 2012

En büyük karar verici, “ölümsüz kahramanlar” kültünde o “ölümsüz kahramanlardır!..” Karar, hüküm ve egemenlik yani hâkimiyet, ölümsüzlerde

MİLLÎ GÖRÜŞÇÜ OYA HANIMDAN, 2. ATATÜRK DENKTAŞ PAŞA!

(3)

Ahmed SEYYİDOĞLU

 

En büyük karar verici, “ölümsüz kahramanlar” kültünde o “ölümsüz kahramanlardır!..” Karar, hüküm ve egemenlik yani hâkimiyet, ölümsüzlerde olmaz da “ölümlülerde” olursa, bu,  nâmütenâhî ayıp sayılır!. Bunları “ölümsüzden” al, onun sonsuzda biri bile etmeyen “ölümlülere!” ver, olacak iş mi bu?!… O ölümsüz tanrılar buna tehammül edebilirler mi hiç? Akıl ve mantığa ziyân!. Anın çün, “en büyük karar verici!” dâimâ “ölümsüzler” dir… İki ayak on parmak taşıyan ve bir sperm ve bir yumurtadan fırlayan tanrılar!

Veya, onların vekâlet ve vesâyetini taşıyan konsey üyeleri, millî şefler, eli silâhlı başı külâhlılar, “ölümsüz” dedikleri tanrılarını inhisârları altında tutan tapınak râhipleri.. Veya gestapo şefleri..

İslâm’da ise karar mercii, istişâre meclisi (şûrâ) ile müşâvere neticesinde, müslümanların reisi (Rasûl Aleyhisselâm’ın halîfesi)dir… Ancak hüküm, mücerred Allâh Azzenin’dir. Şûrâyı ve halîfeyi, kararında, bu hükmün bağlayıcılığı mutlakdır… “En büyük karar verici toplum ve tarih!” demek, haçlı politikalarının içimize sokduğu modern bir hurâfe demekdir. Bunların sıhhat ve sağlamlık derecesi, Kur’an ta’biriyle örümcek (ankebut) ağı kadar!.

Karar verici, hem de “en büyük karar verici toplum ve tarih!” demek, bomboş bir kafanın, tamtakır zihni ve sırılsıklam cehlinden sızan, sazan zıplaması gibi bir şey!

Bu oyalı ve boyalı akıl ve mantık, Saddam yakalandığı zaman, zerre kadar sıkılmadan, O’nun müslümanlar tarafından değil; AİHM denen kabuklu haçlılar tarafından muhâkeme edilmesini teklif eden yazılar bile yazabilmişdir… Akâid Kânunlarımıza göre, bir müslümanın, “İslâm’ı bırakarak, tâğût  (küffârın, mürtedd ve münâfıkların) mahkemelerinde muhâkeme olmak istemesi, onun münâfık olduğunu tefhim…” keyfiyetiyle karşımızdadır… (Bkz. Elmalılı ilk tab’ı, c:2, sh:1378-85)

Koskoca 15-30-40-50-70 milyonlar, 103 senenin, sırılsıklam yalan ve tahrîf yüklü Türkiye târihini okuyarak, Hakk’a harb, bâtıla sulh ilân etmedi mi?. Şimdi, “içine ederim böyle tarihin!” deniyor… İyi de, işin aslı nasıl ortaya çıkacak? Adamlarla Madamlar, bu vesikaları, zabıtları, delilleri yakıp yok etmedi ve karartmadı mı?. Hâlâ daha Osmanlı arşivlerinin, meclis ve cumhuriyet arşivlerinin ırzına geçilmeyenleri, nerede, ne kadar ve nasıldır, cevab versin tarihçi şeytanlar?. Bilmem ne televizyonunda İskilipli Merhûm Âtıf Hoca gibi Büyük bir Şehide bühtân ve iftirâ eden (haram mahlûk sesli ite), ve onun Yardakçı tarihçiliğine, (o mahlûk) bevletse azdır… İskilip’li Merhûmun âhı, biiznillâh, onu, ve zâlimlerin topunu da süründürmeye kâfî ve vâfîdir el-Hakk!

Oyalı boyalı tarihler acaba nasılmış, bunlardan farklı mıy mış?. Daha kendilerinde meymenet yok!. Hâlâ, niceleri, sâdece tâğûtî politik hesablarla, “kel ölenler sırma saçlı, kör ölenler badem gözlü!” ilân ediliyor… Bu heriflerin târihi olsa ne yazar bre!. “Kele kel, köre kör!” diyemeyenin, bir kere sözü olmaz, özü hiç yokdur… Doğru olmalı evvelâ, yalan dolanlarla makâm kapmanın itliğinden uzak durmalı… Yoksa, bu keyfiyetler elindeki târihin de, bir tavşan pisliği kadar kıymeti ve ağırlığı olamaz…

Oyalı ve boyalı Denktaşnâme devam eder:

“- Prof Mümtaz Soysal hocanın sözleri ile Sn. Rauf Denktaş, “ölümüyle bile halkını, ayrı kalan grupları ve Kuzey Kıbrıs ile Türkiye’yi birleştirmiştir”. Kendisi ile uzun yıllar Anayasa hazırlıklarında çalışan Sn. Soysal’ın ve diğer siyasilerle diplomatların birleştikleri noktalardan birisi de bu olmuştur.

Şeref defterine yazılanlar adeta bir destanı anlatır gibiydi. Yazanlar adeta durmak bilmiyordu.

Cenaze merasimindeki vakar ve düzen insanlarda derin bir huşu, derin bir hayranlık ve muazzam bir dayanışma hissi oluşturmaktaydı.”

Ölüp de arkasından şöyle satırlar yani “birleştirmeli, şeref defterine destanlar yazmalı, vakarlı, düzenli, huşûlu, hayranlıklı, muazzamlı, dayanışmalı!” yağlama ve döktürüler yağacağını bilseler, bazı insanların bile der’akab ölesi gelirdi sanırım!. Belki Denktaş bile:

“- Ulan neyse ki ölmüşüm, ölmem boşa gitmedi, oyalı boyalı Erbakan cinsi  bayâniyyeler de olmasa, arkamdan kimse, böyle destanımsı döşenmeyecek!”

Demişdir

İşin içine hiç yokdan, durup dururken, ateist, İslâmsevmez ve Atatürkçülüğü postallı ve müseccel Mümtaz Soysal’ın girmesi ve iltifatlarla yüzdürülmesi de boşuna değil!. Soysal, bir zamanların Erbakan politikâlosunda, onun “cumhurbaşkanı!” namzediydi!

Hey gidi, geçmişin, geçmişini ve geleceğini elleyip eleyen millî görüş politikâlosiyyesi hey!

1974’lerde, “Osmanlı Şeriat Düzeni!” diye ikide bir İslâmiyyet’e saldıran müteveffâ Ecevit’i, altı (.oklu) hâliyle iktidâr ve başvekil yapan hoca diktatoryası hey… Bay Büllende, böyle Şeriatı tahkir etdikçe, biz de parti organı cerîdede karşı durucu ve püskürtücü yazılar yazıyorduk… Bu yazılar ve duruşumuz “hakârete” sokuluyor, ama herifin Şeriat’a hakâretlerinden, “Peygamber misyonlu Lider” Hoca Hazretlerinin bile kılı kıpırdamıyordu!. Ve Millî Şefin damadı Toker ateisti de, Akis mecmuasından “bu adam Şeriat istiyor, savcılar nerde?” diye zırt pırt bizi gammazlıyordu?. Biz, cerîde-i milliyyede yani Mehdi Hazretlerinin parti organında aslâ parti-pırtıcılık ve liderperestlik yapmıyor; ve “CHP ile koalisyon yapmak cinâyetdir ve o firavun zihniyete yeniden milleti köle yapmak ve dinin tekrar zincire vurulmasıdır!” diye fıkralar yazınca, “Peygamber misyonlu liderleri!” Erbakan, 48 kişilik grubunda “Bu adam bizden değil, buna neden yazı yazdırıyorsun!” diye Neşriyât Müdürü Muhterem (S.Ö)’ya fırça savuruyor ve köpürüyordu… Komünist affına karşı çıkıyor, “devlet kâtili afv edemez, ancak maktullerin vârisleri bu hususda söz sâhibidir!” diye yazdıkça, bunlar, o zaman a’zam-ı cerâimden (büyük cümlerden) sayılıyor, fişlerimize kaydediliyordu!.

Nûr içinde yatası Rahmetli Büyük Üstâd Necib Fazıl Bey, o günlerde (1974 nisan veya Mayısı olabilir) bir gün tam da o gazetenin Üretmen handaki binasının dibinden yukarı çıkmaktadır; ve biz de karşı kaldırımdan Yerebatan tarafına inmekteyizdir. Üstad Merhumla bir hizaya gelince, ihtirâmâtımızı arz içün derlip toparlanırken, birden, cebhesiyle tarafımıza teveccüh buyurub, aynen şöyle gürledikleri, o gün gibi, o gür ve erkek sesiyle kulağımızda ve hâfızamızdadır:

“- Yaz sevgilim yaz, hoşuma gidiyorsun!”

Te’yîden çok iyi görüp anlamışdık ki, Büyük Doğu çizgisinde doğru yoldayız!

Ondan sonra kim takardı artık, zamâne “Mehdisini” ve “Peygamber misyonlu lider!” diye başmakâleler sıvayan, o dîn istismarcısı “ham softa kaba yobaz” politika cambazlarını…

Ne cambazhâne serüvenleri yaşardık o günlerde!. Hoca “Atatürk sağ olsaydı, bize oy verirdi!” nâneleri bile yerken, gerçek müslümanlar nasıl da ona duâlar ediyordu!. Hele kendisine oy vermeyen “sandıkçı müslümanların” üzerine “patates dinliler, yahudi askerleri!” derken de… Roterdam’larda bile konferans adı altında yapdıkları politika âyîn-i rûhânîlerinde, (H.D) adlı echel-i cühelâdan finolarına, Ankara’lardan “Yahudi askeri A.S!” diye ismimizi alenen zikrederek havlama emirleri veriliyordu… Ne politik rezâletlerdi bir zaman… İşte milletin 42 senesini böyle fırıldak ve sahsî ihtiraslarını tatmîn uğruna yele verip isrâf etdiler ve hâlâ da daha zerre kadar ıslah olmuş hallerine rastlanamıyor…

Müslümanlara şiddet ve nefret, ateistlere dostluk ve hatta medhiyenâmeler… Oyalı ve boyalıların o “karar sahibi!” dedikleri kara târihleri, bunları ve daha binlercesini elbetde yazacak değildir. 1969’dan beri kimleri koltuklayıp iktidar yaptıklarına bakılırsa, oynanan iğrenç oyunun ölçülerini kavramak nisbeten kolaylaşır… Bu adamların kimin yanında olduklarını,  şimdi de Denktaşnâmelere bakıp çok rahat anlamak mümkindir… Tabii beyni şartlanmışların, bunu görmesine imkân olamaz!

 

(Mâba’di var)

(İntişârı: 26.01.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir