Başvekîl Rte, Tenâkuz Ve Îmân Karışıklığı İçinde Mi?
20 Mayıs 2012
Başvekîlin Kürtaja Karşı Oluşuna İnandık!
26 Mayıs 2012
Regaib Kandili

REGÂİB KANDİLİ…

Ahmed SELÂMÎ

 

Receb ayının ilk cuması, Regâib Kandili olarak tes’îd edilir ki, bu, 15 asırdır ehl-i sünnet müslümanlarının mübârek günlerinden biridir…

Diğer mübârek gün ve geceler, Ramazân-ı Şerîf, Kurban, Hacc v.s. gibi kıymetli zamanlarımıza munzam, hicrî takvim ve “rü’yet-i hilâl” esaslarımız da istîlâ altında olduğundan, resmen ve alenen nazarlardan silinmişdir; ve bunlar, husûsan böyle bir tecâvüz ve tasalluta uğramışlardır… Gâye, müslümanlar, müzebzeb, mütehayyir ve mütereddid bir hâl kesbederek, dînî nice vazîfelerini bihakkın yerine getiremesin ve dinlerinin hudûdu, ilerleyen zaman içinde iyice aşınsın ve ortadan kalksın! 

“İbrâhimî dinler, medeniyetler ittifâkı, dinler bahçesi, üç dinden bir din uydurma hizmet hareketi, Türkçe olimpiyatları, Türk okulları, papaz ve haham meclislerinin yamağı oluşlar!” ve bunların emsâli nice uydurma ve tuzaklar, bu günün müslümanlarını işte yukarıdaki hallere dûçar ederek eritmek ve onları yeryüzünden silmek gâyesine ma’tufdur…

İçimizdeki nice saf, saftirik ve tenâkuzlar içinde yüzen, akâid ilimleri noktasında zır câhil veya diplomalı “kitab yüklü merkebler” soyundan nice bilgiçler, bu son derece ciddî ve içler acısı hâller karşısında, hiçbir direniş gösteremiyor; ve tam tersine, Merhûm Üstâd’ın “Yeter senden çekdiğim ey tersi dönmüş ahmak!” mısrâını tedâî etdiriyor… Ve “îmân öfkesini” kabartıb, nicelerinin yakalarına sarılmayı intâc edecek manzaraları hayâl etdiriyor…

Manzara bu olunca, böyle mübârek geceleri hebâ edercesine ıvır zıvır ve enti püfden fürûatla geçirmek, aklı başında ve îmânı kalbinde karargîr bir müslümana aslâ yakışmaz. Nice “müslüman!” muhitlerinde “kelime-i tevhîdin” güme gidib Allâh ve Rasûlü’nün istediği ma’nâ ve medlûlden çok uzaklaşıldığı bir hengâmede, câmi dolaşmalar ve bilmem ne makâmında okunan Kur’anlar içün masraflara ve zaman kaybına sebeb olacak programlar peşine düşmek, akıl ve îmân kârı olamaz…

1)  Aklı ve îmânı, muhîtinin mahalle baskısı ve bombardımanı; ve diploma almak içün girip çıkdığı mekteblerin bulandırma ve sulandırmaları altında kalmayan müslümanlar, ilk ve baş iş hâlinde “kelime-i tevhidin” 15 asırlık hakîkatına bütün ruh ve beden zerreleriyle teslim olacak bir îmân tâzeleme gayreti içine girmeli; ve bütün mevcûdiyetleri ile “Lâ ilâhe….” ve “Lâ şerîkeleh…” diyebilmenin azmine yapışmalıdırlar…

2)  “Mu……dürrasûlullâh” demeyi ve O son Rasûl ve nebîye kayıtsız şartsız teslim olmayı şart değilmiş gibi göstermek içün iblisleşen bilcümle “hoşgörü, diyalog, hristiyanlaştırma, yehûdîleştirme, soysuzlaştırma, dinsizleştirme, ahlâksızlaştırma” gibi beynelmilel cereyanların Müslümanlık’ı nasıl ortadan kaldırma planları ile çalışdıklarını tam idrâk ederek, onlara karşı uyanık ve tedbirli olmanın bütün donanımına sâhib olunabilmelidir…

3)  Osmanlının son devrinde yetişmiş dâhî müfessir Muhammed Hamdi Efendi Merhûm’un tefsîrindeki şu ibâreyi bütün mevcûdiyyetimizle sindirircesine idrâk:

“- Emr-i ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker yapacak bir ümmet ve İMÂMET teşkîli, ba’de’l-îmân müslümanların ilk farîza-yı dîniyyelerindendir…”

4)  Büyük Mürşid-i Kâmil Merhûm Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretlerinin buyurduğu şu sözü iyi hazmetmek ve mu’cibince amel etmek azm-i kavîsinde olunmalıdır:

“Zamanımızda en büyük ibâdet cihâddır…”

Cihâd, Allâh Dîni İslâm’da ibâdâtı teşkîl eden 5 ana kânundan biridir; ve İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî Ahmed-i Fârûk-i Serhendî Kuddise Sırruh Hazretleri, bunu Mektûbâtında çok iyi tebârüz etdirerek cihânın gözüne sokarlar… Cihâdın, zarûrât-ı dîniyyemizden olduğu da aslâ unutulamaz…

5)  “Hubb-ı fillâh buğz-ı fillâh” da, zarûrât-ı dîniyyemizin en başda gelenlerindendir; ve 54 farz içine, Hasan-ı Basri (Rahmetullâhi Aleyh) gibi büyük bir müctehid tarafından dâhil edilen bir Allâh emridir. Bunun da, bütün şümûlüyle kalblerimizin derûnunda yer etmesine çalışarak, Büyük velî Merhûm Abdülhakîm Arvâsî Hazretlerinin buyurduğu ve Üstâd Merhûm’un defaatle Büyük Doğu’larında iktibâs etdiği şu son derece veciz ve hikmetli sözü, her zaman ve mekânda mîzân ve mi’yâr olarak kalbimizde taşımalıyız:

“Rabbimin huzûruna çıkacak yüzüm yok; ancak o küfür timsâline olan buğz ve adâvetim sebebi ile afv ve mağfiret olunacağımı ümid ediyorum…”

6)  Osmanlının son devrinde yetişmiş ehl-i sünnet ve’l-cemaat ulemâsına tâbi’ olamayıp, ittihatçı ve cumhuriyetçi devri reformizma, ateizma ve revizyonizmasına satılan ve Merhûm Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi Hazretleri’nin ta’bîriyle “Sarık ve cübbe altındaki şeytân-ı ahrasları!” kılavuz bellemek; ve bu bel’amları değil ulemâ, insan yerine bile koymak, en ebedî îmân mahrûmiyyeti ve tehlikesidir…

Bu gece akâid ve ilmihâl (fıkıh) ma’lûmâtına çalışmanın hepimiz içün farz olduğunu aslâ unutmamalı; ve bunu, “emr-i ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker” farzını edâ ve îfâ içün ciddiyyet ve azimle tatbik etmeliyiz…

Regâib Kandili gibi Receb-i Şerîfin ilk cumasına takdîr edilmiş bir zamanı, sene içindeki yeri (diğer kandillere göre nisbeten) daha belli ve sâbit bir kandili hebâ etmek istemiyen gönüldaşlarımıza, bizim bu gecede tavsiye edeceğimiz 6 maddelik teklîfimiz, bunlardan ibâretdir vesselâm…  

(NOT: Cuma, hesabçı modernistlerin takvimlerine göre Receb-i Şerîfin 1’ine denk getirilmişse, hilâl esas alınarak çok dikkatli olunmalıdır.)

Bu vesîle ile, en kalbî tasdîk ve tahsîni elinde, “Lâ ilâhe…” ve “Lâ şerîkeleh…” diyen; ve îmânını, her zaman ve mekânda olduğu gibi Regâib kandilinde de böylesine “tâzeleyen” gönüldaşlarımıza dua ve tebrikler…

 

(İntişârı: 23.05.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir