Makâm-ı Risâletle Makâm-ı Riyâset Karıştırılamaz; Bunun Mukâyesesi Dahî Muhâldir…
24 Kasım 2018
Yılbaşı, Noel Ve İnsana Tapma Putperestlikleri!
22 Aralık 2018

MERHÛM ÜSTÂD ve “ÖDÜL!” 

Ahmed SELÂMÎ

 

“Gömül” vezninde “ödül” denen ve “kurbağacaya” yaslanarak “mükâfât”ın on asırlık asâletine meydan okuyan bu kelime, artık “sıradanlığın ve basite ircâ’ın”  o kabak tadı veren keyfiyetinin tercümânı yapıldı… Yücelten ve yükselten bir mefhûm olma husûsiyyeti taşımıyan; ve tam tersine, sanki derece tenzîline ve şahsiyet törpülemiye âlet olmuş, kalabalıklar dilinde ucuz ve ucuzlatan bir nesne!..

Ve bu hâliyle de o, Merhûm Üstâd gibi bir dehâ ve ma’nâ  BÜRKÂN’ının (yanardağının), taşıyıcısı olacak öyle mi!

Güldürmeyin!

En doğrusu, oyun oynamayın; Üstâd Merhûm’u bu acıtan çocuk oyunlarına âlet edib, istismâr çukuruna düşmeyin!

Çarpılırsınız!

Merhûm Üstâd’ın (Bürkân Âteşine) tırnağı bile değmemiş adam ve madamların böyle oyunları, oyun adamı olmıyan Merhûm Üstâdın berzahdaki (rûh-ı necib)lerini incitir, hatta O’nun ğadabını celbeder…

Üstâd Merhûm, kirli ve necîs, hâl-i hazırdaki hakîkat dışı politikanın hiçbir zaman ne kör eden tarafdârı oldu; ve ne de, onun, şer’î îmânı tuz rûhuyla eriten yok edici keyfiyetine kendisini kaptırdı… İki düşmanını enselerinden yakalıyarak, onları, kafalarını kırmak üzere kütür kütür tokuşturmak; ve onları, yılan gibi çöreklendikleri müslümanın öz vatanından def’etmek ana üslûb ve usûliyle, onlara îcâbında o kadar yaklaşdı; ve ellerini de, şartlarcasına yıkamak üzere o pisliklere temâs etdirdi!..

O’nun yapdığı bu iken, O’nu, belli bir Batı kellesi burgulanmış beş paralık piyasa politikasının kartondan kaplanı hâlindeki  adam ve madamların reklâm malzemesi hâline getirmek; O’na, en büyük İngiliz hakâret taktiğidir…

“Nobel ödülü” dercesine, “ödül” mefhûmunun her cinsi içün bu mu’teber!..

Hiç şübhesiz, Merhûm, “ödül” denen ve “inek, koç ve at” ma’nâsına da gelen bu suratsız kelimenin içine sokularak, sahnelerde; ve oralarda  “N.F.K” ismi üzerinden dehhâmeleştirilmek istenen cücelerin elinde, ancak, derece kaybına uğratılmak istenebilir!. Terâzîsi bu kaybı göstereceklere rağmen, Merhûm, çamura düşen elmas gibi asliyetinden bir şey kaybetmiş de olamaz…

Sağlığında, Üsdâd Merhûm’a kafa tutarcasına “manifesto” gibi mektublar yazarak ısyân kalkışmasının mürtekiblerine, bugün “gömül” vezninde “ödül” verme ameliyesi ve bu cür’mün irtikâbı, hangi elde işlenirse işlensin, zerre kadar bir ma’nâ ve kıymet ortaya koyamaz. Üstâd Merhûm’la rûh, da’vâ ve hedef yoldaşlığını değil de; nefs putuna taparak “enâniyet, ğurûr ve megalamoni” çölüne sapan; ve keçi yollarına girmekde direnen “sâkıt veledler”, bugün, ne kadar da arsız ve utanmaz, (sahne) yollarına düzülebilirlermiş!

Bunlar, Merhûm’un sağlığında onun “dostları” olamamışlar; ve rızâsını da alamamışlardır ki, Merhûm’un arkasından nasıl rızâ devşirecek ve O’nun “dostu” olduklarını da nasıl isbât edebileceklerdir!?

Helâllik alma fırsatını bile kaçırdıkdan sonra…

Soysuz ve Batı’dan aparma Politika gibi Üstad Merhûm’un “iğrendiği ve nefret etdiği” samîmiyyetsizlik anaforunun aktörleri ise şöyle diyebilir:

 “O hayatdan gitse de, biz O’nun yakasını bırakmaz; ve müdâfaasız kaldığı şu berzah devrinde, O’nu, bizi destekliyen, alkışlıyan, oylıyan, tebrikliyen, tasdikliyen ve bizden bir adam hâline getiririz!  O’na gitdiğimizi değil, O’nun bizim ayağımıza geldiği zu’munu bile zihinlere veririz! Bunların adına da, hiç kimsenin yadırgamıyacağı ve sokak işportasına kadar düşen şu “ödül” ismini takar; o ödülün sahte sırmalarıyla lâf u gazâf dolmalarını bilmem nesine kadar sarıb sarmalar; ve politika fıtratımızın aslâ değişmiyen adam sömürme dişleyişimizi, O’nun üzerinde bile tatbikden zerre kadar hayâ etmeyiz!”

Üstâd Merhûm “dört inanmış adam” hasreti içine; öylesine dürüst ve samîmî adamların elleri üzerinde taşınmak iştiyâk ve arzusunu yüklemiş ve yerli yerine oturtmuşdu ki, arkasından da gerçek dost ve yârânının ne kadar ekall-i kalîl olabileceği sinyalini vermişdi… Bu sinyâl, “salon züppeliğine” aslâ yer vermiyecek ve onu zir ü zeber edecek kadar da bedâhet ortaya koyar!. Defter-i a’mâline bütün bunların zerre kadar hayır getirmiyecek “eblehçe gösteriler” olduğunu, şu anda dilinin iktidârı olsa da gürlese…

15 asır sonra, Bâtıl Haçlı Batı denen bataklıkdan aparma bid’at sefâhetinin nerelere kadar sıvandığı artık görülemez olmuş; bu, müslüman yaşayışının en tabii birer parçası hâline getirilmişdir…

Öyle bir manzara ki, bir tek Fâtiha ve Yâsîn’in sonsuzda biri kadar bile (hayra) sebeb bir noktası muhâl, kerih ve şeytânî hesabları içde mahfuz tutan mülevves lâklâkalar içinde boğulmak…

“Kuru kalabalıkların” ortaya koyacağı baldıran otu usâresinin değil, hâlis bal kıvamında olan dört damlalık özün peşindeki hâlis bir gönüldaşı, hiç kimse, “gömül” veznindeki “ödül” madrabazlıkları ile kandıramaz…

Üstâd Merhûm’un asıl dostları, ölü ağlayıcıları gibi agorayı ayağa kaldıracak cinsden sesi, nakarâtı, mûsikîsi ve makâmı yüksekler değil; “4 inanmış adam” çapındaki sessizlik ve heybetle ve derinden akan nehirlerin yatağında istikbâle sır taşır gibi inliyen  garîb gurebâdır; müjde de ancak onlara…

Sahnelerin kof ve kuru müşterisi olma düşüklüğünü ölsek de bir ferd çapında bile yukarıya çekmemeyi ve Merhûm’un sır âlemini takdisle muhâfazayı, O’na VEFÂMIZIN en temel taşı yapmalı; hatta “ma’nevî sebeb-i vücûdumuz oluşundaki  hissesini” dâimâ takdir ve tebcil ederek, bunu, en lekesiz şükrân borcumuz bilmeliyiz…

Dünya lehvi ve telâ’ubunu ayak altına alamıyan ve haçlı politikalarının mukallidliğinden başka, gûyâ hiçbir ele alınır tarafı olmıyanların  nefis yönlendimesiyle, anlaşılır bir Üstâd bulmak muhâldir! Üstâd’ı Üstâd yapan sırrı hâlâ keşfedemiş adam ve madamlara “ödül” peşinde dolaşmak, sâdece abes bile olamaz, onun da çok ötesinde bir menfîlikdir…

Onun bunun, menfaatına tapan politika fırıldaklarının “hatırı” değil; Rahmetli Üstâdım’ın “HATIRI” incitilmemeli…

Çünki O, cücelerin omzunda taşıyabilecekleri hafiflikden münezzeh; fikirleriyle küfrün ve bâtılın her cinsini delici ve kesici bir enerjinin dinamosu veya onları yakarak temizleyen bir (Bürkân) idi!..

(İlk intişârı: 25.12.2015) tt

Son tashîh ve ilâveler: 21.12.2018 / 18:22:49

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir