Küfre Dilsiz Şeytan, Müslümana Havlayan Mahlûk Olmak…
17 Eylül 2012
Bu Da, Yerli Gâvurun Tarafı!
7 Ekim 2012

Libya'da ölen 4 ABD'li ile alâkalı olarak "Okyanus Ötelerinden" gelen şu hâle, şu mesaja ibretle ve dehşetle bakınız:

FİLİMCİLERİ DEĞİL DE, MÜSLÜMANLARI “EN ŞİDDETLİ ŞEKİLDE KINAMAK”, ONLARI “TERÖRİST” İLÂN ETMEK VE “LÂ’NETLEMEK…”

Ahmed SELÂMÎ

 

Libya’da ölen 4 ABD’li ile alâkalı olarak “Okyanus Ötelerinden” gelen şu hâle, şu mesaja ibretle ve dehşetle bakınız:

“-Bu saldırıyı en şiddetli şekilde kınıyor ve bu vesileyle faili kim olursa olsun terörün her türlüsünü lanetliyorum.”

Mavi Marmara Gemisine hem de devlet eliyle havadan inecek; ve hiçbir suçları olmadığı halde 9 kişiyi dünyânın gözüne baka baka silâhlarla tarayacaksın; ve seni, dünyâ vitrininde reklâmı yapılan “hocafendiler!” ne kınayacak ve ne de lâ’netleyecek!… Evet, dünyânın gözlerine baka baka işlenen bu cinâyetin fâillerini ve bilhassa bu tetikçileri azmetdiren ana kâtilleri, “en şiddetli şekilde kınayamayıb” kına yakan; ve o İsrailli katiller belli olduğu halde onları “terörist” i’lân edemeyen ve lâ’netleyemeyen adamlar, vâiz olarak vaaz verip, bu milleti ve dünyâ insanlarını ve yahûdiyyetçi yârânını ve nasrânîyyetçi canlarını aydınlatacak ve dalâletden hidâyete yol gösterecek!. Sonra da topu, cumhûr cemaat, hurraaaa cennete…

Yiyene…

Allâh Rasûlü, Kâinâtın Fahri,  Peygamberler Peygamberi, Cihânın O Gözbebeği Aleyhisselâm’a ve müslümanlara yapılan hakâret, neden “en şiddetli şekilde kınanmıyor” da;  bu hakâretler karşısında îmân ve vicdanları son derece tahrik ve tahkîr gören müslümanların protestoları “en siddetli şekilde kınanıyor?”

Evet, en şiddetli cinsden ve türden!

Hani müslümanlıkda “ŞİDDET!” yokdu?!. En “hoşgörü ve diyalog” nâneleri cinsinden, yumuşakça ve hümanistce kınansa olmaz mıydı?

Gâvurdan yana görünmek ve ondan olmak bahse mevzuu olunca, “EN ŞİDDETLİ ŞEKİLLER!” nasıl da kusulabiliyor!. Müslümanlara şiddet yasak, ammâ, yahudi ve nasrânî avukat ve kahyâlarına, istenildiği ve doyana kadar mubah!

4 kişi haksız yere ölmüş veya öldürülmüş.. Bunu insanlığı tükenmeyen kim tasvîb eder ve bundan kim nasıl sadistce zevk alır?. Bu ölme mi öldürme mi ne olduğu yüzdeyüz ortaya çıkmamış hadise, “en şiddetli şekilde kınanacak ve lâ’netlenecek bir TERÖR!” öyle mi?. Pekâlâ, Irak’da 4 kişiyi değil, 40 garîbanı da değil, 400 kişiyi de değil, 4000’i de değil, 40 000 bini de değil, 400 000’i de değil, tam 2 milyon kişiyi, Afganistan’da yüzbinlerce garîbanı, dünyânın dört bir köşesinde onmilyonlarca insanı katleden yahudi, ingiliz ve ABD tiriumvirası ve hempaları ve finoları, üç düzineye yakın müttefik ve suç ortakları, acaba bu “hoşgörü diyalog” dîninin rûhânîleri ve tapınak şövalyeleri tarafından “en şiddetli şekilde!” olmasa da, orta, hatta hafif şiddetde kınanmış, kınanabilmiş midir, yoksa, Vatikan kiliselerinin “kutsal ve kumsal tozlarından” yapılan kardinal kınası mı yakılmışdır???.

 “Dünyâ gemisinin kaptanı ABD, onun dümen suyunda gidilmezse iş yapamayız!” gibi lâf u güzaflarla ve iki göz iki çeşme göz yaşı dökmelerle ve va’z u nasîhatlarla (!) kitleleri uyuşturub, onları, ABD emperyalizmasının köleleri hâline getirenler, acaba hangi peygamber sevgisinden bahsedebileceklerdir? Bu, onlar içün zerre kadar mümkin midir?. O’nun mukaddes ve muazzez risâletini kabul etmeyenleri bile “başıma koyarım!” diyerek, yehûd ve nasârâya cennet vizesi ve pasaportu lutfedenlerin (!) Son ve Peygamberler Peygamberi ile ne alâkaları kalmışdır?.

Kâinâtın Fahri, Allâh Azze’nin Habîbi ve Peygamberler Peygamberi Aleyhisselâm’a yapılan hakaretler “terör” olmayacak da, bu alçaklıklar “fikir hürriyeti” olarak selâmlanacak öyle mi?. Bu cür’etin keyfiyetini izah edecek bir kelimeye lûgatlarda rastlanamaz…

Tükürülür, öyle “fikir bilmem nesinin!” kıblesine ve totemiyle de heykelinin en lâyık yerine…

Halbuki Müslümanlar nezdinde, O İki Cihân Serveri’ne yapılan hakâretlerden daha iğrenç ve daha lâ’netlik bir (terör) düşünülemez, bu muhaldir, mümteni’dir, müstahildir… Mûsâ ve Îsâ Aleyhimesselâm’ın da Peygamberi ve Efendisi olan, bütün bu peygamberliği ve efendiliği içün topyekûn peygamberlerin “mîsâk” verdiği mutlak hakîkatı Kelâm-ı Kadîm’in cümle-i beyânında bulunan bir zât içün, hılâf-ı hakîkât beyânlar, hakâretler ve tahriflerle dolu olan bir filmin mürtekibleri; ve onlara sâhib çıkan ve onların safında tırnak ucu kadar bile olsa yer alanlar, dünyânın en şerefsiz ve hâin teröristleri ve lâ’netlileridir…

O Server-i Kâinât Hazretlerine yapılan hakâretlerin cezâsı, Allâh Azze Hazretleri’nin Dîninde apaçık bellidir; ve bu cezâ, şu  Kâinât’ın taşıyamıyacağı kadar ağır bir suç olduğundan, o da, suçluya artık yeryüzünde hayat hakkı vermenin abesliğinden ibâret…

Allâh’ın Dîninde, Kâinâtı kusturan böylesine iğrenç bir suç ve şeytanlığın, (tevbesi) de aslâ kabûl edilmiyor… Allâh Azze ve Celle’ye karşı işlenen bütün suçların tevbesi câiz olduğu halde, yüzü suyu hürmetine Kâinât yaratılan, Peygamberler Peygamberi, Allâh Azze’nin Habîb-i Edîbi ve Hâce-i Kâinât Hazretlerine karşı yapılan hakâretin tevbesi diye bir tevbe yok!

Bütün bunları çok iyi bilen gâvur dünyâsı, yine bütün bunlara rağmen, alçaklara âid o en alçak ve (hakâret) denilen ve tevbesi olmayan o suçu, amden, müstemirren, kasd-ı mahsusla ve fitne çıkarmak üzre, insanların biribirini boğazlamasını hedef ittihaz ederek irtikâb etmişdir. Bu kadar ağır ve nâmütenâhî iğrenç bir suçun cezâsı da, o kadar müşedded ve muda’af olacakdır…

Mâhut filmin mürtekîbi olan belhum edâll, aşşağılık ve o  “kubur fâresinden” bin beter necâsetlere, tel’în sadedinde bir iki sille atan, ne bir söz, ne de bir beyânât ise, böyyükbaşlar dünyasında ara ki bulasın!. “Hürriyet ve dembokrasi” dünyasının tâc-ı seri  Obama garîbinin “lâ’netlediğini” ise, haftalar sonra, ancak 26 eylülde duymak seâdetine nâil olabildik!!!. Siyâsî miyâsî de olsa… Bazıları ise, “müslümanım!” demeyen Obama’nın binde biri kadar bile olamadı; ve “müslümanım!” diyen nice meşhur böyyükbaşlar bu hakâret karşısında hâlâ inadından ve kininden dut yemiş leş kargası!. Vatikan ve Tel-Aviv, heriflerin içini, Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm’ın adâvetiyle sanki zift ve zifire çevirmiş…

Sanki herifler, kelimenin tam ma’nâsıyla “d…zdan yanalar”, gâvurun safındalar, o Sevgililer Sevgilisine en rezil hakâretlerin mürtekiblerine, “gözünüzün üstünde kaşınız var bile demeye tâkat ve cesâretleri yok!” dedirten bir kuyrukçuluk içindeler…

Ne denir, bir kere onlardan olmaya karar verib îmân etmişler!

 “İbrâhimî dinler!” yâvesi, herzesi ve hezeyanları ile, Rusûl-i Kirâmın (ikinci en büyük Peygamberi) O Büyük Rasûl içün bile, “Müslümanlığın, Yahûdiyyetin ve Nasrâniyyetin de varıb dayandığı ana kaynak Hazret-i İbrâhimdir!” diyecek kadar, dalâletin göbeğine oturmuşları bile mevcûd!…(Bakınız, Pensilvanyadan Urfa sempozyumuna gönderilen mesaj ve Diyalog ve Hoşgörü masalı, s:38-39-40)

Film denen gâvur kâzûrâtını tel’in husûsunda, ortaya bir nokta bile koyamayıb da, müslümanların halîfesi veya reis-i rûhânîsi hülyâlarına sarılarak, onlara, abanın altından sopa göstermeye kalkan kim olursa olsun, onun, o film denen kâzûrâtın bütün seyyiât ve mel’anetine ortak olduğu, “küfre rızâ küfürdür!” kânûnu mu’cebince, anlıyanlarına ma’lûmdur ve îzahdan vârestedir…

Yahûdiyyet ve Nasrâniyyet âlemi, eğer bu “hoşgörü-diyalog!” meczublarının dedikleri ve ıkınarak göstermeye çalışdıkları gibi, Müslümanlığa iğrenç emel ve niyetler taşımayan mahlûklar olsalardı, böyle iğrenç bir film karşısında zerre kadar bile olsa, insanlık damarlarının kabarması lâzım gelirdi!. Ve yarım ağız bile olsa, bu rezâlete sâhib çıkmadıklarını, onu tel’in etdiklerini, böyle bir pislik ve hakârete cür’et edebilen mürtekiblerinin derhal hesâba çekilerek haketdikleri cezânın verilmesini istemeleri kaçınılmaz olurdu… Halbuki Okyanus ötelerinin çok sevgili “Papa Hazretlerinden!” çok “insâniyetperver kardinal kardeşlerine!”; ve çok saygıdeğer “başhahamoğullarından!” bilmem ne başhamamoğlanlarına kadar hiç kimseden, bir sinek vızıltısı kadar ses soluk çıkmadı!…

Tabi çıkmaz, çünki Yahûdiyyet’e göre Hazret-i Îsâ ve Peygamberler Peygamberi, Nasrâniyyet’e göre de, Allâh Azze’nin Sevgilisi, (Hâşâ ve kellâ) yalancı peygamberdir; ve insanları dalâlete sürüklemiş, saptırmış, tanrıya karşı gelmiş, rahmetden nasib alamamış ve insanlık kâtili iki mahkûm… Sonsuz kere hâşâ ve kellâ…

Sonra da, bu kabil erbâb-ı denâet ve şenâatla “diyalog sarmalı ve aşne fişnesi!”

O iki Rasûl’e bu iftirâyı, bu nâmütenâhî kere kahpe iftirâyı atanlara ve bunların yardakçılarına, hempâlarına, ortaklarına, etek öpücülerine, dalkavuklarına, yalakalarına, yalamalarına, goygoycularına, destekleyici ve yestehleyicilerine, kuyruklarına; onların, dünyânın yüzlerce devletinde önlerini açan ve bu adamlara çocuk gibi önlerini açtıranlara; onları, papalık misyonunu müslüman görünen sızıntı ve kazıntılar hâlinde ve yer altı mahlûkları gibi politikaya sıvayanlara; ve bunların eteğinde sıvananlara; oraların ehâlisini, müslüman görünen hrıstiyanlar hâline getirmenin vazîfelilerine, Allâh Azze, Rasûlü hürmetine ve enbiyâ, evliyâ, ulemâ, sulehâ, vüzerâ, vükelâ, üdebâ, ukelâ, nücebâ, hulefâ hürmetine, tez zamanda cezâlarını, belâlarını ve müstehaklarını versin!

Âmin, ve selâmün ale’l-mürselin ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l- âlemîn…

(İlk intişârı: 24.09.2012)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir