Bu Adam!
20 Haziran 2019
Dembokrasi Dîni, Ancak Kendi Varlığı Ve Dışındakileri De Eritmek İçün Vardır!
Ahmed SELÂMÎ
21 Haziran 2019

DEMBOKRATİK NARKOZ VE İŞGÂL ALTINDA SANDIK REZÂLETİ…

Ahmed SELÂMΠ(Dağıstânî)

 

“Dembokratik seçim”in islâmîlikle zerre kadar alâkası yokdur. Dembokrasi, insan nefs ve hevâsının, kadîm yunanda bulduğu bir sistem. İslâm Dîni ise, Kur’ânî bir ta’bîr olarak kat’ıyyen “VAHYE” müstenid, ilâhî bir varlık izâhı, hayât tarzı, netîceten mutlak hakîkât…

Dünyâ’da bu iki muhâsım İLÂHÎ VE BEŞERÎ din, kıyasıya mücâdele içindedir. Allâh Azze’nin Dîni, müşahhas plânda hiçbir yerde görülmese de, mutlak gâlib olacağı bedâheten ortada… Dembokrasi denilen beşerî din ise, bütün vahşetiyle ve ortalığı kan ve ateş içinde bırakıcı hâliyle, tam bir terör belâsı olarak meydanda… Üstelik, kendisini değil de, uydurub îcâd etdiği terör şebekeleriyle, onları terörist göstererek kendi teröristliğini gözlerden kaçırıcı bir sahtekârlık içinde…

Yunan, Roma, Fransız, Yahudi, İngiliz ve ABD çürük akıllarının ittifâkı ile ortaya çıkan, “cumhuriyet, lâyiklik ve dembokrasi, monarşi, v.s.” gibi düzinelerce haçlı batı sistemi, sinsice ve içde yakaladığı kanser hücreleriyle Osmanlıyı öyle  vurdu ki, bu, Tanzîmât ile başladı, bir  kademe yukarıda meşrûtiyete, daha sonra üç basamak sıçratarak cumhuriyete ve lâyıklığa, sonra da sere serpe ve tesviye edilmiş arazîde ayrıkotları gibi her yere bulaşan dembokrasiye fırladı!

Bütün bu kademelerin tamâmı da, evvelâ Putperestlerin, sonra da Haçlı Avrupa (Batı) kafasının ortaya koyduğu sistemlerdi. Dolayısıyla bugün Türkiya, bu Batı kafasının mutlak esâreti, işgâli ve istilâsı  altında olub, onların içdeki uzantıları gözünde de, “Kurtulmuş, Hürr ve Bağımsız, dembokratik, lâyik, cumhûrî bir hukuk devletidir!”

HALK, 96 yıldır, böyle bir narkozlamaya veya ateist haçlı bombardımanı altında (Baraj ateşine) ma’rûz bırakılmışdır ki, Türkiya’da bu manzarayı görebilen, kanaatimizce onbinde bir kişi bile kalmamışdır…

Kadîm, putperest ve heykelperest Yunan ile Roma’nın, bilâhara Batı Haçlı kafasının îmâl etdiği Dembokrasi, her fikir ve dine, her inanç ve görüşe pek pişkin ve yılışıkça “Hayât hakkı veriyor” görünse de, o, ancak kendisi içün vardır; ve o, dışındaki hiçbir şeyin yaşamasına rızâ gösteremez. Kendi ideologları bunu, “Demokrasinin, kendisi dışındaki ve zıdd-ı kâmili olan bütün fikirlere tehammül edişini, onları zaman içinde eriterek bünyesine katacağına inanmasında” bulduğunu ifâde ederler…

Dembokrasi, kendi dışındakileri, onlara kurdurduğu partilerine sıkı sıkıya hapsederek, onları, biribirlerinin zıdları (alternatifleri) olarak gösterir; ve her birine zıddını mağlûb etmesinin zevkini, hırsını, kârını, menfaatını ve ihtirâsını, doymak bilmez bir iştiha elinde iblisçe zerkeder… Lâkin, seçim denen kumar bitince ise, kendi mü’minlerine dâimâ “Dembokrasi KAZANDI!” dedirtir!.

Çok iyi bilinmelidir ki, dembokrasi, ancak dembokrasi içün vardır, ancak onu yani kendisini yaşatmak içün vardır.. Onun içene girerek ve onun gemisi içinde ve onun zıdd-ı kâmili olarak ecnebî bir din veya inancın dembokrasiyi böylesine pisipisine kullanması, global patronlarca “ihânet” damgası yer ve bu en büyük bir suç teşkil eder!.

Dembokrasi, “Müslümanım”  diyenlere, İslâmiyyet’in zıdd-ı kâmili olarak aslâ kendi müşrik, cânî ve hâin yüzünü göstermek istemez! İçindeki partilerden birini veya bazılarını, dîne yakın ve uzakmış gibi, hatta onun hasmı gibi bile gösterib, onları, partiler olarak biribirine yedirme hinliği ve cinliği ile yaşar!. Dolayısıyla sığ halk sürüleri içindeki herkes, dîninin azılı düşmanı olarak dembokrasiyi değil de; dembokrasinin, bizzat kendisinin ta’yîn edib halka gösterdiği partilerden bazılarını, önlerinde düşman hedef olarak görür!. Dembokrasi denen kadîm Yunan aklı, onlara, bu kontrollu ve sun’î hedefleri, “muvâfık-muhâlif veya ittifak cebheleri” uydurarak yumruklatıb, böylece onları, hiç görmediği “global çeteye” dolaylı olarak taptırır!. Böylece, dünyâ hâkimiyyeti, “halk irâde ve hâkimiyyeti” ırmaklarının akdığı o büyük “Bahr-ı Muhît-ı Atlâsî” olarak inşâ’ edilir!.

Hulâsa dembokrasi, düşmanı olduğu dinlerin azılı bir hasm-ı bîemânı olduğunu böylece gizler; ve kendi içinde ve kontrolunda  olan partileri, biribirine hasım veya müttefik göstererek; ve onları istediği gibi oynatarak, kontrolü, global çetelerle dâimâ elinde tutmuş olur! Kendisini boy hedefi olmakdan çıkarınca da, Müslümanlık iddiasındaki nice “ham softa kaba yobazlara, küt ve odunsu kafalara, hatta nice mirasyedilere” kadar her cins şeytan veya insan, tutdukları veya girdikleri partiler ile hasis ve süflî, “atık, saçık, katık, kaçık, sapık, tapık” ve mikroplu menfaat dünyâlarını ele geçirmek üzere, biribirlerini yiyib bitirmeye çalışırlar… Hatta, ilhâdiyyatçı, DİB’işçi, zerdûz palan vurulmuş pırasasör kisveli, medya şeytanı ve cübbeli-şerocak tipli bazı gerzek ve yavşak târîkat-barikat soytarıları, bunu, “cihad” aşkıyla yerine getirib edâ etmeye pek gönüllüdür ve sanki buna kıyâm etmiş vaz’iyyetdedirler!.

İki parti horozunun, celse-i aleniyyede (açık oturum)da biribirlerine “yalancılık veya kem söz” suçlamalarıyla zifos sıçratmak üzere agoraya çıkmalarından, sanki Roma gladyatörlerini seyreden Global zirvelerdekiler, bundan, burnuna her dâim KAN kokan eşkıya çeteleri gibi zevk alırlar… Onlar ve ehâlî arasına karışmış kuyrukları, “Aslını inkâr eden p.çler gibi” ; veya “İflasçı Tv’nin Uyur’u ile Püçük’ü” yollu da, “Bu açık oturumlar  ABD’de şöyle şöyle yürütülür, bizdeki onun gibi neden değil?” utanmazlıklarına; aşşağılık duygusuna ve ufaklık-tükenmişlik hâlet-i rûhiyesine,  modern-köksüz herif herze ve hezeyanlarına gömülürler!.

Globalizma, yukarıda bir kısmını saydığımız bu çürük patatesleri, işte böylesine narkozlayarak kendine köle etmiş, imrendirmiş ve esir etmişdir…

Dembokrasiye rızâ, îmân, bağlılık ve bey’atlarını oyları ile yerine getiren ve “Dînimiz dembokrasi” demeyi böylece yani cehren veya hafiyyen sürdüren; Binali’nin “Dembokrasi Bayramını”, Memet Ali Şâhin’in “Paralamento Dembokrasinin mâ’bedidir” dediği tapınağını, Saray erkânının “Dembokrasiye îmânımız tamdır” ve 15 Temmuz’dan biraz sonra “Demokrasinin nâmûsunu kurtardık!” yollu nice tasdîk ve tahsinlerini de vecd içinde idrâk ve tasdîk eden bu “ham softa kaba yobaz parçaları”, günümüzdeki dünyânın kan ve gözyaşı içindeki binbir perîşânlık resmeden hâlini, perde arkalarında ne cinnetlik planlar yapıldığını bir türlü tasavvur edemeyen ve nice kadîm İslâm memleketinin hâl-i pürmelâlini de göremiyen veya görmek istemiyen ebedî nasibsizlerdir…

Sanırsınız ki, Binali’nin “Rakılı” şatahâtı bunları içmeden sarhoş etmektedir! Gene o Binali’nin “Rakı fabrikasını 2’den 18’e çıkardık”; ve “İzmir-Kordon’da rakısını içenlerin kokudan burnunu tutmaması içün orayı tertemiz hâle getireceğim” deyişini de, belki nice gerzek, “Beledî tezkiye ve tesviye mazbatası” gibi kabûllenmektedir!. Bu ruh ve akıl ayyaşları, bu kabil sıkmaları, şehir temizliğine delil diye kabûl ederken; oraların, rakıcı sarhoşların “gaseyanları” ile bu sefer de nasıl kuburdan ve kubur kokusundan bin beter hâle getirileceğini aslâ göremiyorlar!..

İsmi ile müsemmâ (dem-bokrasi) işte budur!

31 martdan sonra, şimdi de 23 Haziran’da İstanbul Belediye seçimi denilen; ve usûl, i’tikâd ve keyfiyeti i’tibâriyle İslâm önünde hiçbir âidiyyet, kıymet ve mukaddesliği olmıyan, tâğûtî bir menşei olması hasebiyle de dînin tam tersi bulunan bu kabil âdet ve haçlıdan idhâl şeytanlıklar, önümüzdeki birkaç gün içinde de bütün şiddeti ve hatta (azgınlığı) ile devâm edecekdir…

16 Hazirandaki “celse-i aleniyyede=açık saçık oturum ve çömeliş veya dömelişde”, İsmail Küçükkaya nâm bir medya (dolandı.ıcısının) yani “modaratörünün” önüne iki kişi, terbiyeli (may.un) gibi oturtuldular!

O Ismayıl’ın önüne oturan bu dembokratik iki hâsım, biribirlerinin (yalan ve dolanını) ortaya çıkararak mücerred bu çirkin usûl üzerinden yekdiğerini batırmak ve puan toplamak hedefi üzerinden kapıştırıldı! Orkestra şefi daha ilk cümlesiyle tam dembokratik ve cumbokratik ve lâyik ahlâkıyla, Binali’yi “Başkan namzeti”, öteki (yal.n motorunu ise) “Belediye BAŞKANI” ilân ederek, önüne gelenin aldatdığı “AKP’li Müselman Ervâh-ı Tayyibe’sini” o da çatallı kazıkla böyle benzetdi!.

Politik iki gladyatörün ikisi de, “Gözboyamak” hırsıyla öylesine kapışdılar ki, ikisinin de hedefi aynı idi: Dembokratik Gâlibiyyet… Ancak kendisine “yunanlı-pontus” denilen ve zorlama ve sun’î yangöz sırıtma ve küçümsemesiyle üstünlük kurma peşindeki böyle ahlâklı birisi, deli-dolu sıkma palavralarla alâmeinnâs (Y.l.n) köpürterek hedefine varmak isterken; öteki, yani (Alevî-Kürd Binali) vatandaşları da, mâzîde ÇAKILI DOĞRULUK cümlesiyle, aynı hedef noktasına, aşağıdaki baklava oklavası ile vuruyordu!..

Şaşılacaksa da, “Dembokrasi” denilen şeytânîlik işte budur!.

Birisi yalanla, ötekisi doğrulukla hedefe gidiyordu ki, müthiş ve fevkal’âde bir (Dembokrasi istidrâcı), ikisini de tersden üst üste inzimâm etdiriyor, tam da aynı noktada buluşturuyodu!

CHP’liyi geçelim ve AKP’linin “MÜTHİŞ VE MUAZZAM DOĞRUSUNA” bakalım:

Tâhâ Akyol nâm Hürriyet muharriri (12.5.2018) târihli yazısında, T.C. Beşvekîli Alevî ve Kürd vatandaşları Erzincanlı Topal Dursun’un oğlu Binali Yıldırım Beyfendinin,   (1/12/2016) târihinde TÜSİAD’da şöyle söylediğini yazdı:

“Seçim kampanyalarında söylenenle, sorumluluk omuzlarınıza yüklenince söylemleriniz hiçbir zaman aynı olmaz. Hiçbir ülkede de aynı olmaz. Bu siyasetin gereğidir, siyasetle hakikat her zaman birbiriyle örtüşmez…” (1.12.2016)

Müthiş…

Birinin yalan üzerinden, ötekinin DOĞRU üzerinden varmak istediği, aynı hedef!

İşte dembokrasi…

İşte dembokrasi istidrâcı!

Büyük Şeyhülislâm Merhûm Mustafa Sabri ve Büyük Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendilerin “politikacıların sihibaz olduğunu” yazmaları, işte bu ve bunun gibi istidracları sebebiyledir…

(Mâba’di var)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir