Cumhûr, Cumhûriyet, Cumburlobiyet Ve Çamuriyet!
30 Ekim 2012
Hükûmât-ı Tayyibât İle Mısrîler Ve Diyalogsistler!
21 Kasım 2012

MHP de kongre yapdı, “milliyetçilik ve TÜRK” kelimelerine, îmânı üzerinden ne dedirtmek istediyse onları dedirtdi; ve “ALLÂH ve

ALLÂH ALLÂH, HİÇBİR PARTİ KONGRESİ “ALLÂH; VE O’NUN HÂKİMİYYETİ…” DİYEMİYOR!

Ahmed SELÂMÎ

MHP de kongre yapdı, “milliyetçilik ve TÜRK” kelimelerine, îmânı üzerinden ne dedirtmek istediyse onları dedirtdi; ve “ALLÂH ve İslâm” lâfzının icâbetdirdiği ma’nâ, dünyâ ve âhıret görüşü, Türklerin 1000 şu kadar yıldır başlayan ve Sultan Büyük Alpaslan’la devam eden Şeriat ve Cihâd aşkı, ebediyyete açılan bir ufuk genişliği ve müslüman olarak (hâkimiyyeti) mücerred YARADAN’a mahsus ve münhasır kılma îmân ve kahramanlığı, v.s. gibi yüksek, ulvî ve mutlak kıymetlere, binde bir nisbetinde bile rastlanamadı…

 Ayrıca, “milletin kendi kendisi” gibi lâfların da ne ifâde etdiği, bir türlü yerine oturtulamadı!. Havanda su dövüldü ve aynı nakârat, aynı hamam ve aynı tas seslerinin mâdenî gürültüleri, tekrar tekrar ortalığa aksetdirildi; ve biri çaldı öteki oynadı; o asâbî haykırışların pirim getireceği zu’mu içine giren girene, “ne bu şiddet bu celâl!” dedirten bir lâf ve lâkırdı yarışı başladı ve bitdi!.

Devlet Bey, beklendiği gibi demokratik parti aşkıyla yine seçimi kazandı; ve “demokratik îmân” tâzelemesiyle de başkan oldu!. Türklerin lideri, en büyük TÜRK… Atatürk vezninde BABATÜRK!

Yarın veya öteki gün de, büyük türbe ziyâreti, mozole ritüelleri… Ve amel defterine yazılar yazmak üzere kadîm Yunan mîmârisi stilinde inşâ edilen Anıt Kubûra (orada çok kabir olduğu içün müfred olarak kabir kelimesini kullanmak kara cehâlet ve geri kafalılıkdır) çıkılacağı, resmî religion farzlarındandır…

Bahçeli Başkan, o nâkıs Türkçesiyle ne demekse birşeyler demek istedi; ve fakat ne dedi, ne demedi ve ne diyemedi, anlayan beri gelsin!. Meselâ buyurdular:

“- Ölürüz de milletimizden vazgeçmeyiz. Ölürüz de bir tek insanımızdan taviz vermeyiz. Ölürüz de vatan toprakları üzerinde taksimat yaptırtmayız. Ve Ne Mutlu Türküm Diyene sözünden de asla ayrılmayız.”

Buradaki “millet” kelimesi acaba etnik mi, politik mi, dînî mi, sosyolojik mi veya partice mi, devletlice mi, nece?. Mechûl!

“Ne mutlu Türküm diyene sözünden de asla ayrılmayız!” gibi “tanrısal” bir buyrukdan ayrılmamak da, ayrı bir “şuur ve gurur!” işi ki, buna “mürûr!” dense de, demek ki hâlâ “sürûr!” olarak bu taife-i etrâkın ruznâmesinde moda olarak berdevâm!. Bunun, 1000 yıllık müslüman kalb ve dilindeki “elhamdülillâh müslümanım!” deyişle ifâdesini bulan mutlak ve mukaddes şer’î îmânı unutdurmak, silmek ve onun yerine ikâme etmek üzere, bir takım heykel kâidelerine kadar oraya buraya kazınıb hâkkedildiği de, herkesin görüb geçdiği bir vâkıa…

Sonra “Bir tek insanımızdan taviz vermeyiz!” demek ne demekdir? İnsandan taviz verme tabirini de ilk defa duyuyor; ve bununla ne denilmek istendiğini bir bilene sorsak diyoruz! Ammâ o bileni bulmak içün de, onu bileni bulmak zârûreti karşımıza çıkıyor!

 Hukukda, manevî kıymetlerde, mücerred mefhumlarda tâviz verildiğini, verilebileceğini veya verilemiyeceği gibi şeyleri duyduk; ammâ, “insanın tâviz verilmesi!” neyin nesidir ?. Bunu duymadık… İnsan şehid verilir, fedâ edilir, rehin verilir, içgüveyi verilir, damat verilir, gelin verilir, kurban verilir, evlatlık verilir, verilir de verilir!. Ammâ “insan tâviz verilir!” ise, bu nasıl olur, bu mechûl!.

 “Piskevit” telâffuz ve lâfzına bile, bunun yanında bir lâfız karmaşasıdır der geçilir; ancak bu “insanın tâviz verilişi!” karşısında nasıl geçilir, karışık iş!.

Ne ise, “Türkçü bir liderin Türkçesi!” der geçeriz!

Ve, şahsa mahsûs başka bir ibâre de, “Okyanus ötesine tutunmadan Türk milletinin iktidârını isbat!” cümlesi… “Okyanus Ötesi” tabiri, artık belli ve muayyen bir adresin nüfus kaydı ve soy şeceresi gibi apaçık ortadadır; ve burası ile Receb Tayyib Bey hükûmet-i cümhûriyyesinin arası limonî de değil, altdan alta ve son derece derin bir nar ekşisi tadındadır!.

Devlet Bey, herşeyin TÜRK olanına aşk u sadâkatle bağlı olduğuna göre, “TÜRK MÜSLÜMANLIĞI!” denen nesnenin de mu’cidi derecesinde bunun taraftarı ve propagandisti olan Pensilvanya rûhânî başimamlığını koltuklamak yerine, onu, karşısına alıb, hükûmet-i cümhûriyyesinin “tutunduğu bir dal!” gibi de resmedib ötelemesi, cidden garib!

Bir garib “hayâl!” de, hayâle hayâl demeyen bir hayâl olarak şöyle bir hayâl:

“- Ülkücü Cumhurbaşkanı, Ülkücü Başbakan ve Ülkücü Meclis başkanının aynı anda ve eşgüdüm halinde bulunması ve çalışması hayal değildir.”

“Aynı anda ve eşgüdüm!” hâli!. Merhûm Üstâd sağ olsaydı bu kabil “eşgüdüm!” v.s. gibi kelimelere “kurbağaca!” der; ve sulak arâzîlerin neş’esi olarak el atıb geçerdi… İşin içinde, “gütmek” masdarından müştâk bir uydurma var desek, başındaki (eş) kelimesini “müsâvî” ma’nâsına mı alacağız, yoksa refîkam deyişi, şimdilerde “eşim” deyenlerin “eşi” gibi bir şey mi anlıyacağız?!. Eşi gütmek gibi bir nesne ise, koyun veya bir hayvan güder gibi mi bir gütmedir, nedir? İnsan, eşini yani hanımını da güder mi, bu kabil Türkçü Türkçesi’ni de yeni duyuyoruz!

Bahçeli, yukarıdaki cümlesinde bu bal gibi hayâle, “hayâl değil!” demekle, hayâli, ütopi derekesinde bir nesne sanıb  küçümsüyor ki, değil bir politikacının, hayalsiz, basit bir köy minibüsünün bile yola çıkarılması mümkin olamaz… Hayâlsizlik, benzinsiz yola çıkmakdan farksızdır; ve bu, tedbirsizliğin en alt derekede, “kuvve-i hayâliyye!” iflâsı demekdir!. Adam olsun madam olsun, bu kuvveyi, kuvve-i akliyye ve kuvve-i gadabiyye v.s. gibi yerinde ve zamanında kullanmayıb muattal bırakmak, onu, kıçüstü yere çakmaya da kâfî gelir!.

Devlet Bey, TÜRKÇE dağarcığıyla “hülyâ, masal, esâtir mitoloji soyundan ütopi” gibi mefhumları, “hayâl!” kelimesi ile ifâde edeceğini zannetmiş; ve bu kadar becerebilmişse, kendisine on üzerinden üç vererek buna da râzı olunabilir!

Ve Devlet Bey dünyâya bildiriyor:

“- Bu kapsamda 10. Olağan Büyük Kurultayımız vesilesiyle, belirlediğimiz şu milli mutabakat ve hususların herkes tarafından bilinmesini istiyor ve bunu temenni ediyorum:

Burada da cümle düşüklüğü var!. Devam ediyor:

“1- Türkiye devleti sokakta bulunmamıştır. Sokağa, teröre ve AKP’ye de teslim edilmeyecektir.”

Evet doğru, sokak, cadde, meydan ve bulvarlarda bulunmamışdır; ancak Lozan’da bulunduğu da herhalde inkâr edilemez!.

Ve, “bu devlet sokağa, teröre ve AKP’ye de teslim edilemiyecekdir!” demek ne demek?. Edilmiş bile; ve bu bir vâkıa… Sokaklar kan, ateş ve bombaya teslim! Terör ise bütün tv kanallarının 24 saat, 24 kere haberi!. Devletin AKP’ye teslim edildiği ise, bu da 24 saatin her dakikasının vâkıası!… Çankaya’dan resepsiyonlara, hükûmetden bakanlara, meclisin tepesinden dibine, her taraf AKP’nin!. Ehâli-i etrâkın, kime rey ve hükûmet-i cümhûriyye akıtdığı ortada, daha ne olsun!

Devlet bey’in “kuvve-i hayâliyyesi!” ve  kimyâsında, bir kısa devre bahse mevzu’ olmasın!

“Yiğit bozkurtlar ve sevgili Asena’larım!” diyen Devlet Bey, 9 maddelik ışıldağına şöyle devam eylemekde:

“2- Türkiye Cumhuriyeti Devleti tektir, ülkesi ve milleti bir ve bütündür.

Ne demekse, bu, tek ve çift sayı ma’nâsına mı, bir ma’nâsına mı , bu da vazıh değil!

“3- Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu ve sahibi topyekûn büyük Türk milletidir.”

(28. Ekim. 1923 günü) millet yatağında mışıl mışıl uyur ve hiçbir şeyden haberi bile yokken, “yarın cümhuriyeti ilân edeceğiz!” diyen  “ebedî şefi!”, Devlet Bey acaba hiç hesâba neden katmaz?.

 Cumhuriyetin kurucusu derken, milleti, “Büyük TÜRK milletini!” göstermek, “kuvve-i hayâliyyenin!” ciddiyetini ciddî ma’nâda ihlâl eder; ve bir devlet adamı Devletlû Devlet Bey’e de hiç yakışmaz!. Ve dördüncü madde:

“4- Türkiye Cumhuriyet Devleti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes; ırk, dil, din ve mezhep farklılığına bakılmaksızın Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk milletinin eşit ve saygın fertleridir.”

İşte bu “farklılığa bakmamak ve eşit ve saygın!” lâfları var ya, bunlara, zerre kadar riâyet eden de yok…

Sâniyen: Buna riâyet mümkin olamaz, olur diyen, gözboyayan 5. Sınıf dembokrat bir politikacıdır. Çünki hiç biri kendi inanç ve burun istikâmeti ile nefs inadından başka, karşısındakinin dinini de,  mezhebini de, fikriyât ve topyekûn hayat tarzını da,  düşman olarak ırgalamakda; ve kendisine de onu, aslâ “eşit ve saygın” görmemektedir… Biribirlerine ağız dolusu verib veriştirmelerin hangisinde o söylenenlere zerre kadar riâyet var? Yok ve olamaz da, çünki bu, bir teklif-i mâlâyutakdır; ve bu, mücerred cumhûriyet ve dembokrasi gözbağcılığının bir lâzım-ı gayr-ı mufârıkıdır!. Tanzîmât’dan bu yana devam eden 173 senedir, bu memleketde (33 sene istisnâ edilirse) tam bir aldatma ve gözkülleme despotizmi yaşanmış ve hâlâ da devam etmektedir… Adı istediği kadar “meşrûtiyet, hürriyet, adâlet, müsâvât, cumhûriyet, demokrasi, kurtarıcı darbe, kurtarıcı muhtıra, kurtarıcı Evrenizma, kurtarıcı balans ve brifink fink atmaları, kurtarıcı e muhtıra ve bilmem ne!” de olsa, topu da bu milletin anasını ağlatmakdan başka bir işe ve halta yaramamışdır…

Ve devam eder:

“- Milli varlığımızın temeli bu mensubiyet şuuru ve milli birlik ruhudur ve Türklük üst ve vazgeçilmez kimliğimizdir.”

Ne demekse… Hangi mensubiyet, hangi şuur ve hangi birlik?. “Türklük üst ve vazgeçilmez kimlikmiş!” Terörü besleyen 173 senelik ana sebeb de, işte bu üst kimlik, vazgeçilmez kimlik, inâdın daniskası, ırkçılık ve kavmiyetçilik pompalamanın abesliği ve dine sırt dönmeler ve bu dinden utanma çarpık hissiyâtı ile çarpık rûhiyâtıdır!.

173 yıldır önüne gelen, Balyozcusundan Ergenekoncusuna, kendine göre bir “üst kimlik!” uydurma ve dayatması ile bu milleti palyaçoya çevirdi; ve târihe geçen o mutlak şahsiyeti, tuz rûhu yemişcesine eritdi ve bugünki bataklıkda karar kılındı…

 Bin senedir üst kimlik neydi, ne oldu ve memleketin hâli nereden nereye uçdu ve kül oldu!.

Hem, birkaç düzine uydurma “üst kimlik!” peşine takılınacak ve bunlar reklâm edilib söylenecek; hem de, “ecdâdın yolundayız, izindeyiz, şurasıyla burasındayız!” lâf u güzâfı!. Bin senelik ecdâd, “benim üst kimliğim i’lâ-yı kelimetullâh!”  demiş, bunlar ne diyor?. Biri diğerine zıt olacak, sonra da bu iki zıt, biribirinin devamı olacak!. Okyanus Ötesi nakarâtla, sâdece “hafizenallâh!” çekilir!

Türkçü lider Devlet Bey devam eder:

“5- Türk milletine yeni kimlik ve isim arayışları, yeni vatandaşlık icatları boş ve nafile faaliyetler olarak kalmaya her zaman mahkûmdur.”

Üst kimlik, bin senedir İSLÂM iken, bunun dışındaki her üst kimlik “nâfile faaliyetler!” bile değil; sâdece şirkle iştigâl ve ALLÂH’a kafa tutmak gibi bir hıyânetdir, o kadar… Millet ne çekiyorsa, bundan çekiyor; ve milletin yolu üzerindeki kör tapalar da sâdece bunlardır…

Bu milleti Müslümanlık’dan uzaklaştırmanın yolları, ancak, “üst kimlik” olarak uydurulan her şeyin bir eksiksiz tamâmıdır; ve bunların topunu da “lâ ilâhe!” diyerek nefy ü redd; ve “illallâh” diyerek isbât; ve “Mu…..dürrasûlullâh” diyerek de teslim-i hayât ve O’na teslimiyyet göstermeden, bir milletin iflâh olması ve müslüman kalması ve devlet-i ebed müddet hayâlleri kurması, imkânsız da değil, mücerred muhaldir… Aksi hâlde, noksan sıfatlardan münezzeh Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle, hâşâ YALAN söylemiş olur ki, bunun müstahil ve mümteni’ olduğu da mutlak…

Bugün, millet ve halklar üzerindeki hâkimiyyet, Müslüman’lığının mimi bile kalmamış ve fakat buna rağmen Müslümanlığı da kimseye vermeyen adam ve madamların ellerine, dembokrasi ve cumhuriyet ambalaj ve gözboyamaları ile verilmiş; ve milyarlarca insan, onlara esir edilerek, onların “rubûbiyyetleri!” altında ubûdiyyete mecbur köleler hâline getirilmişlerdir…

Buyrun:

“6- Türk milleti varsa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de ilelebet payidar kalacaktır. Unutulmasın ki, Türkiye asla Türk milletsiz olamayacaktır. “

Bu cümlede de, ma’nâ bir felâket olmakla berâber, cümle  düşüklüğü ise korkunç!. Yedinci madde:

“7- Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve büyük Türk milletinin varlığına Türk milliyetçileri bir, iri ve diri olduktan sonra kimse son ihanet vuruşunu yapamayacak ve kabus rüyaları gerçekleşmeyecektir.”

“Bir, iri ve diri olacak!” olan Türk milleti mi, Türk milliyetçileri mi?. Türk milliyetçileri imiş!. Neden Türk milleti değil?. Neden, Müslüman Türkler ve tüm Müslümanlar değil???

 İri kabak olur, ammâ “iri milliyetçi!” ne demekse, bu da Devlet Bey Türkçesi!. İri ve diri bir TÜRKÇE!

Devlet Bey sıralıyor:

“8- Bu yüzden, Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in, hain emeller karşısında sessiz, duyarsız, tepkisiz ve hareketsiz kalması asla düşünülemeyecektir.

“9- Türkiye bizimdir, bu aziz vatan hepimizindir ve bunun için haykırarak diyoruz ki; Türk Milleti Sensiz Asla.Türkiye devleti sokakta bulunmamıştır; sokağa, teröre teslim edilmeyecektir.”

Türk de Türk!. Anladık, hep Türküz, Orta Asya’da bindik bir alâmete, Anadolu’ya geldik ve gidiyoruz Kıyâmet’e!.

Tamam bozkurt ve asenalar! Ben dâhil Oğuz Türkleriyiz… Hiçbiriniz, Osmanlının Üçok kolunun Kayı boyu kadar değil, onun binde biri kadar Türk olduğunuzu isbât edemezsiniz!. Onların “üst kimliği” neydi?

 “İ’lâ-yı kelimetullâh!” diyen, devlet armasına “El müstenidu bi tevfikâti’r-rabbâniyyeti devletu Meliki’l-Osmâniyye!” ibâresini nakşedenler, hangi “üst kimlik!” içün yaşadılar?. Onların ihânetden uzak, soyunu ve aslını inkârdan münezzeh torunları olanlar, bunu isbât ile mükellef, buna mecbûr ve me’mûr bulunur… Gerisi, zırvalamak ve hezeyan püskürmekden başka bir şey olamaz…

 İnsanın TÜRK kimliği taşır oluşu, onun hiçbir beşerî gayret ve emek sarfına hâcet bırakmadan kazandığı fıtrî bir keyfiyetdir; ve insanı, insan ve fazîlet ehli kılan bu değil; kesb etdiği, çalışarak ele geçirdiği, irâdesiyle isbat etdiği şahsiyet ve mükemmeliyyetdir.

 “Türk!” diye zikr ü fikr etmekden, acaba, Allâh, İslâm, dîn-îmân, Peygamber ve “i’lâ-yı kelimetullâh” demeye, ne zaman sıra gelecekdir?

Dinden bu kadar kaçmak, bu kadar korkmak, bu kadar utanmak ve bu kadar ona mesâfeli davranmak ve onu ağıza bile alamıyacak kadar “laiklik!” denen belânın te’sirinde sekülerleşmek ve maddeperestleşmek ne oluyor?..

Âhıretde, “Türk müydün?” demezler!

Hesaba çekecekleri zaman, “Müslüman mıydın?” diye istintak ve sorgu sual başlar asenalar ve bozkurtlar ve tosunlar!

Yarım yamalak Türkçe de olsa, oradakiler, korkmayın sizi anlar anlamasına da, “Müslümandım!” deyebilmek şart… Bunu da burada ta’lim etmeyenler, orada ta’yîn ve terfî beklemesin!. Cehennem ağzını açmış yutacaklarını bekliyor!. Hadîs-i Şerîf’e göre dünyâda nasıl yaşarsanız, öyle ölürsünüz; nasıl ölürseniz, öyle haşrolursunuz!. “İnşaallah, müslümanlarla değil; Şamanist Türklerle, Hunlarla, Göktürklerle, Gagavuz Türkleriyle haşrolursunuz!” diye duâ etmemizi istemezsiniz! “Ve onlar nerede ise, siz de orada olun!” dememizi de!.

Al bu da hadîs-i şerîf: “El mer’u mea men ehabbe!!!”

Kişi sevdiği ile beraberdir!. Cehennemde de olsa!!!

“Türkün de, kürtün de, arabın da, acemin de, recebin de, devletin de, milletin de üst kimliği İSLÂM’DIR!” diyemiyeceklerin; ve huzûru aslâ getiremiyeceklerin; ve böylelikle de terörü dâim besleyeceklerin; ve binnetîce kanı durmadan akıtacakların; ve milleti biribirine boğazlatıb kırdıracakların derin ve engin bilgilerine…

(İlk intişârı: 05.11.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir