Halk Oyu Bu “Referandum”, Dîn (Millet) İle Alâkası Muhâl!
18 Nisan 2017
23 Nisan, Narkozlu İnsan Ve Varlığı Silen Nisyân!
25 Nisan 2017

CB DİLİNDE KOMÜNİST NÂZIM’IN ŞİİRİ…

Ahmed SELÂMÎ

 

CB Erdoğan 20 Nisan 2017 günü Beştepe’de “TRT 39. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği Kabul Töreninde” konuşmuş… Orada, şu Nazım Hikmet Borzanski denen komünistin şiirini de “şiir okuma ustası” olarak kıraat buyurmuşlar!

23 Nisan “şenliği!”

Adı Şenlik…

Kendisi ne?

CB demiş:

“….23 Nisana kadar geçecek 3 günde dahî acıya, felâkete ma’rûz kalan çocuklar olabilir…”

Bu nasıl “şenlik” oluyor?

Bu keyfiyet içinde, ABD’nin Japonya’ya atdığı atom bombasını, “Komünizma” hesâbına  “Komünist yani Allâh’sız Nâzım Hikmet’in”  1956’da şiirleştirmesi neyin mesajını veriyor?

Japon kızı (Sadako Sasaki), atom bombası 1945’de ABD canavarları tarafından Japonya’ya atıldığında 1 yaşındadır… 15 yaşında ise, radyasyondan lösemiye yakalanır… Komünist Nâzım, Komünist enternasyonalin dünyâdaki reklâmını ve ABD canavarlığının da gûyâ düşmanlığını yapmak içün, 1956’da “Ölü Kızcağız” adını verdiği şiirini yazar!.. Komünist ve Batı emperialistlerinin bütün şiddetiyle soğuk harb sürdürdükleri dünyâda, iki tarafın biribiri aleyhinde yapdıkları (yere batırma) harekâtı, bütün insanlığın tepesinde binbir sahtekârlık ve yalan-dolanla devam etmektedir…

Komünist emperializması, Japon Kızı (Sadako Sasaki) içün Komünist Nâzım’ın şiirini ABD aleyhinde kullanmak üzere, bunu bütün dünyâya reklâm etme peşindedir… Komünist yani Allâh’sız Nâzım şiir düzerek (timsah gözyaşları) dökerken; Demirperde vahşîleri de, bu şiirle Sadako içün bütün dünyâ dahî gözyaşları döksün (!) ve ABD vahşilerine dünyânın kini bilensin istemekde ve bu (b.kdan) sahtekârlığın peşine düşmektedir!

Neden Sahtekârlık?

Komünist Nâzım’ın “Beni Stalin Yaratdı!” dediği Moskof Kasabı Gürcü Kâtil ise, bu şiirin yazılışından 3 sene evvel gebermişdir… Bu gürcü Kâtil Stalin ise, acebâ Kızıl diktatörlüğü zamanında kaç yüzbin Müslüman Türk Kızının, Âişe-Fâtıma’nın kanına girmiş, kaç milyon da Müslüman Türk insanının canına kıymışdır?

Komünist yani Allâh’sız ve (timsah gözyaşlı) Nâzım, bunlar içün de iki mısrâ’lık hiç şiir yazmış mıdır?. Tapdığı patronları, bu 5 milyon insanı, o Japon Kızı (Sadako)nun kaç milyonda kaçı kadar “insan” kabûl ediyordu acebâ!?

ABD vahşîleri içün aleyhde, Moskova Kızılları içün lehde propaganda olacaksa, yaz şiiri, dünyâ proletaryası okusun ve kâreler bağlayıb iki gözü iki çeşme ağlaşsın!!!

Ne o, vah Japon Kızı Sadako vah!

CB Tavil Tayyib Paşa, Komünist Nâzım’ın komünizma reklâmı içün yazdığı ve “Kız Çocuğu” serlevhasına çevrilerek neşredilen o şiirini (!) okurken, Stalin’in vagonlara hayvan yığar gibi doldurarak binbir açlık ve sefâlet içinde ve âilelerinden kopararak Sibirya steplerine sürdüğü Müslüman Türk kavimlerinden 5 milyon insanın acısını da hiç düşünmüş müdür?.

İnsan Kasabı Stalin vahşîsinin tapıcısı Nâzım’ın ismini, 20 Nisan’da, dünyânın 4 bir yanından gelen ma’sûm çocukların zihnine kazımakdaki hedef nedir?

Büyük Üstad’ım Merhûm Necib Fâzıl Bey’in o ma’sûm yavrucakların zihnine verilmesi içün, Merhûm’un yüzlerce manzûmesinden biricik şiirine de rastlanamamış mıdır?. Polonya yahudisi bir adamın “4. kuşak torunu” o Komünist Nazım kadar, Müslüman Anadolu Çocuğu Merhûm Üstâd’ım Necib Fâzıl Bey’in, Beştepe havâlîsinde kıymete değer tarafı kalmamış mıdır?.

Komünist ve Allâh’sız Nâzım, Müslüman Türk Dünyâsı ve husûsan Anadolu aleyhinde faaliyyetlerde bulunduğu içün, T.C. vatandaşlığından 1951’de ihrâc edilmiş, atılmışdır… 2009’da ise AKP hükûmeti bu kararı kaldırmış olmakla, çukuru Moskova’da olan Nâzım Hikmet Borzanski’yi “Anadolu insanı” yapabilmiş midir?

Dünya Komünist enternasyonali içinde Küba’dan İtalya’ya Romanya’dan Fransa’ya kadar Allâh’sızlık içün 71 yaşına yani 1963 yılına kadar dünyada cirit atmış bu komünistin şiirine kadar, dünyâda okunacak şiir kalmamış mıdır?.

8-10 kadınla düşüb kalkarak (Anadolu Müslüman Âile Yapısı ve Telâkkîsi) önünde, en mübtezel manzaraların sâhibi olarak bulunan ve Anadolu İnsanı olmayı  ifâdeye yarayacak tek sıfatı bulunmayan bir süflî, 1000 yıllık Müslüman ecdâdın memleketinde, (şâir) olmayı hakk kazanarak zerre kadar bir kıymet ifâde edebilecek midir?

CB Erdoğan, “Suriye, Irak, Somali ve Afrika’daki açlığın pençesinde kıvranan tüm çocuklara DUÂLARININ ONLARLA olduğunu” söylerken; bir yandan da Allâh’sız ve Komünist Nâzım’ın şiirini o ma’sûm çocukların zihnine vererek, onun, körpecik çocuk hâfızalarına kaydedilmesini te’mîn edişi, büyük bir tenâkuz olmuyor mu?

DUÂ, ancak, Kâinâtı yokdan Yaradan ALLÂH Azze ve Celle Hazretlerinden YARDIM ve İHSAN NİYÂZ etmenin, SON ŞERÎAT’daki bir yolu ve usûlü iken, bu yolun, Allâh’sız bir Komünistin şiirinden dolaşarak yol alması, ne kadar dînde yer bulur, yakışıklı olur; ve sık sık “İnanma iddiasında bulunulan Müslümanlığa” da, ne kadar uygun ve mutâbık düşer?

Hâkezâ, aynı konuşmada geçen, “Veren el alan elden üstündür”  Hadîs-i Şerîfi gibi, Rasûl-i Rusül Alehisselâm Efendimiz Hazretlerinin sözünü, Allâh’sız ve Komünist Nâzım’ın şiiri ile aynı meclisde beraberce dile almak, acebâ “İnanma iddiasında bulunulan Müslümanlık’la” nasıl kâbil-i te’lîf edilebilecekdir?

Memleketi bölünme ve anarşinin eşiğine kadar getiren Referandum rezilliğine, “Evete de hayıra da L” diyerek tavır koyan bir takım Anadolu Müslümanlarını, “odun kafalılar” diyerek ve (edeb ve îmân) derecelerini ortaya koyarak (düşman) ilân eden bir takım  “şıpsevdi ve muvâzenesiz kafalar”, Âhıret’de verecekleri hesablarını şimdiden teftiş edib gözden geçirirlerse, o dehşetli günde bu satırlarımızı orada da tekrar hecelemek zorunda kalmazlar!. Bu adam ve madamların, “Evetçileri denize dökeceğiz” diyen gözünü kan bürümüş (altı .oklu) zorbalardan; veya, “Hayırcılar içimizdeki hristiyan ve yahudiler gibi yabancılaşmış parçamızdır, evet demek farzdır” diyen telfikçi, menfaatperest ve saray dalkavuğu ilâhiyâtçı ve fıkıhçı (!) mezhebsizlerden farkı nedir?

Sadede gelecek olursak:

Büyük Üstâd’ım Merhûm Necib Fâzıl Bey’in “Edebiyat Mahkemeleri” nâm kıymetli eserinden de iktibaslarda bulunursak, Komünist ve Allâhsız Nâzım’ın kaç paralık ahlâk ve şâirlik vasıfları taşıdığını çok daha iyi anlar; ve manzaranın vehâmetini, çok daha iyi fehmederiz sanıyorum:

“Nâzım Hikmet’i Bahriye Mektebinde tanıdım.

…. Bahriye Mektebi sıralarından başlıyarak rakîbimdi.”

“….. zaten Nâzım’ın Polonya kırması olduğunu bilenler fiziğinde de bu husûsîliğin senedini bulmuş olanlardır.”

“….. içinde yaşadığı dünyaya güveni olmadığı ve bir başka âlem hasreti çektiği, mücerred fikir nasîbine son derece uzak olmasına rağmen her hâlinden belliydi…..”

“….. Yahya Kemal benim sınıfımın tarih hocasıydı…..”

“Mektebin kayıkhanesinden denize nefis bir futa indirilir, Yahya Kemal onun arkasına kurulur, daha arkadaki çavuşun “al beraber kürek!” kumandasıyla Büyükada’ya doğru süzülürdü. Büyükada’da oturan Nâzım Hikmet’in annesine doğru…

Günlerden bir gün mektebde birkaç dersdir görülmeyen Yahya Kemal’in hasta olduğu rivayeti çıktı. Peşinden bu hastalığın ne olduğu şu tarzda dillere düştü:

“-Yahya Kemal intihâra kalkışmış!.. Nâzım Hikmet’in annesi yüzünden!.. Zehir içmiş!.. Tedavideymiş!..”

………………………………

“….. Bu devrinde Nâzım, şiirin kolay tarafında ustalığa namzed, kolay ağızlı ve üslublu, büyük çile ve üstün ıstırabdan yana bomboş, ama sığlığına da olsa bir şiir nefesine mâlik, herşeyden evvel rûhunu dayıyacağı büyük mesnetden mahrum ……”

“….. asıl Nâzım, onun Rusya’dan döndüğü ve Bâb-ı âlîye baskın verdiği 1928 sularında başlar…..”

“…. Nâzım, Rusya’dan dönünce ilk işi buradaki Aydınlık, Orak-Çekiç, Kurtuluşçularla elele verib Zekeriya Sertel’in dergisinde ve bazı gazetelerde bir kampanya açmak oldu:

“-Putları deviriyoruz!”

…………………………………

“Taktiği de, memleketdeki edebî kıymet ölçülerini altüst etmek, şöhretleri topyekûn çürüğe çıkarmak, kendi şiir anlayışını ve ifade âletini hakim kılmak, muhtevâda da Materyalizma ve Komünizmayı sunmak…”

………………………..

“Tez zamanda Nâzım ve ben biribirine zıt iki cereyânın şefi halinde sivrildik ve eski hâtıralardan gelen bir nevi bildik tavrı içinde sonuna kadar biribirimize aykırı kaldık.

Rusya’dan dönen Nâzım’ın eskisiyle hiçbir benzerliği kalmamışdı. Küçük bir kurcalamadan hemen bönlüğü meydana çıkan eski yarı ahmak tip, şimdi üstüne bir açıkgözlük (zekâ değil) ve küstahlık galvenizi çekilmiş olarak Moskova “Dâru’s-sınaa”sı mamülü hâlinde ortaya dikilmiş bulunuyordu. Dikkatli bir göz, yarım milimetrelik bir galvaniz tabakası altında yatan bu ahmağı hemen tanıyabilirdi. Fakat hâli ve edası, tonu ve şîvesi, herkese dehâ çapında görünüyordu.

Moskova, bu adamı bir sigara kağıdı kadar küçük bir pusula şeklinde eline almış ve o türlü doldurmuştu ki, orada tek sıfırlık bir kayda bile yer kalmamıştı.

“….. ne çalımlı bir merkeb olmuşdu o…”

“Şiirini Komünist İhtilalinin büyük şâiri (Mayakovski)den devşirmişti.”

………………..

“İşi gücü, Fransızların (prosede) kelimesiyle belirttikleri ezberleme hile tertiplerinden ibaretti. Masum veya gafil burjuvaları şaşırtmak, çenelerini düşürmek, köhne alışkanlıkları tepe taklak ederek gözlere görünmek. Mesela bir salona belli başlı kılıklar ve edep tavırlarıyla giren insanlara karşılık, başında bir kasket ve üstünde sadece bir mayo, boy göstermeyi düşünün!.. İşte Nâzım, şiirinde, hayatında, tesir avcılığında, şöhret parsacılığında yalnız bu hokkabaz (prosede)lerine bağlı, üstelik inanmış olarak bağlı bir tipti.”

…………………

Sanatının içyüzüne, keyfiyet ölçüsüne gelince (Bergson)un tabiriyle batı entellektüelinin intiharından başka bir şey olmayan ve kainatı tavla zarı kadar küçültüp ablaklaştıran bir karanlık ve yokluk rejiminin sun’î ve zoraki (rapsodi)si...”

“Nâzım’ın şiir okuyuşundaki tesir de yine aynı (prosede) esnaflığından geliyordu. Şiirinin öz keyfiyetinden değil de okunuş tarzından gelen etki… Şu hiç sevmediğim “etki” tabirinin yeri burası olsa gerek. Belli başlı harfleri çatlatarak, heceler üzerinde yerli yersiz durarak, kelimeleri lastik gibi gererek, vahşî bir romantizma şivesiyle okunan ve Aksaray’lı daktilo Pembe hanım veya Büyükada’lı terzi Bayan Ayten………..”

İşte Polonya kırması, “ahmak”, Nâzım Hikmet Borzanski denen “karanlık ve yokluk rejiminin zoraki RAPSODİSİ…”

Yahudi ve Mason Fettoş denen Pensilvanya iblisine, 52 sene bu memleket esir edildi.

Bu vatan şimdi de, Nâzım Hikmet Borzanski denen Moskova İblisine 2009’dan itibâren neden esir edilsin?

Hangi istikbâl; ve hangi hedef içün?

Ma’sûm yavruların kulağına Büyük Üstâd’ım Merhûm Necib Fâzıl Bey gibi YERLİ bir Anadolu Müslüman Evlâdının duyurulmasında daha da geç kalınırsa, Haçlı Seferleri, nice (15 Temmuzlar) ile gene bu halkı gece yarıları çoluk çocuğuyla meydanlarda, havalarda ve Muğla’larda kıstırır; ve Japon Kızı  (Sadako Sasaki) içün Komünist ve ALLÂH’SIZ Nazım’a artık Moskof Komünizması değil; kendi öz sulbümüzden gelen (Kızlarımız) içün, bu sefer de, İngiliz ve şürekâsı ve onların köpekliğini yapan 3-5 terör çetesi, saray sâkinlerine varıncaya kadar şiirler yazdırır!!!..

Herhalde ve mutlaka, akıllı (danışmanlara); YERLİ (Anadolu Çocuğu) müşâvirlere ihtiyâc, âcil, elzem ve ehem görünüyor!

1 Comment

  1. ensar dedi ki:

    Adamın fikri ne ise zikri de odur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir