MTTB’den TBMM’ye İsmail Kahraman!
21 Kasım 2015
Akp’li Şâhin: “Dindarları Biz Laikleştirdik!”
23 Aralık 2015

CÂMİ YAKMAK!

Ahmed SELÂMÎ

Ecdâdın dilinde EŞKIYÂ, şimdinin Batı kafalı Türkleri dilinde “Terörist” denilen ucûbeler, Diyâr-ı Bekir’in Sûr Kazâsındaki Bıyıklı Mehmed Paşa Merhûm’un yaptırdığı (1516-1520) Câmi-i Şerîf’i  ateşe verib yakmış ve kullanılamaz hâle getirmişler…

Yakanlara da, sebeb olanlara da lâ’net…

Paralel cenâhın hâinleri bu hâdiseyi ufak tefek bir habermiş gibi geçiştirirken; tahtında müstetir olarak da, PKK şebekesini bir nev’i kollama; ve onu, cür’mü ile öne atmama iblisliğinde…

Paralel ve FETÖ darbecisi eşkıyâlara mukâbil, bunların “yandaş” veya “havuz medyası” dediği kof, boş, idrâksiz, din simsârı ve kuru kelle takımları da, tam tersine bu “yangın” felâketini dünyânın gözünün içine baka baka öne çıkarma ve PKK eşkıyâları aleyhinde kullanma fırsatçılığında görünüyor!.

Topçu Tavil Tayyib Paşa Cenâbları da:

 “Bin kere baş kaldırsalar, T.C. bin kere başlarını ezmiye muktedirdir!”

Gibi bir sıkıb atma beyânında bulunsa da, bu, kâle alınacak bir cümle olmıya çok uzak görünüyor!. 40 senedir “muktedir” olamıyan “Lozan’dan güdümlü Devlet-i ılmâniyye” bir kerecik bile muktedir olabilseydi, yeter ve artır, 999’una da hiç muhtac olunmazdı!. Demek ki kovanın dibi delik!. Bütün Allâh’sız düzenler böyle bir fâsid dâire içinde dolap beygiri gibi döner; ve taşıma suyla YANGINA su taşıyıb, onu söndürebilecekleri zu’munda bulunurlar!. Çünki akılları, Kur’an-ı Azîmüşşân mahrûmu olduğu içün, yabânî “laik akıl” olarak hiçbir halta yaramaz!. Büyük Velî ve Allâme Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Kaddesallâhu Sırrahu’l-Âlî Hazretlerinin “Câmiu’l-Mütûn”da buyurduğu “Teklîfî akıl, Atâî Akıl, Nübüvvet aklı ve Teşrîfî akıl”  bu  makûle ins ü cinde bulunmaz. “Tabii akıl” ise, “laik dembokratik cumhûrî akıl” ile fıtratını kaybetmiş ve fesâda uğramışdır…

Laik ve dembokratik Cumhûrî ucûbe (hilkat garîbesi)düzenin uydurduğu “kula tapış” dînine değil de, “Allâh ve Rasûlü’nün” istediği mutlak Dîn, “DÎN-İ HAKK’A” îmân eden müslümanlar ise, boyunlarında “rıkkıyet=kölelik” tasması taşıdıklarından, (ÇÜNKİ “İslâmiyyet’de HÜRRİYET; hukûkuna mâlikiyyet diye ta’rif olunur”. Elmalılı)sesi soluğu çıkamaz hâlde manzarayı iç geçirerek sâdece seyrediyor ve inim inim inliyor!. Beştepe “Millet Sarayı’ndaki”  Sultan sofralarından, (yanaşma olarak atıştıran) Ş. Eygi’nin sıkdığı gibi “artık hürriyet var” yâvelerine, aklı başında hiç kimse i’tibâr edemez… Yoksa 92 senelik kodesin temel yapısı, Puthâne, fâizhâne, meyhâne, zinâhâne, kumarhâne ve zulümhâneleriyle aynen devam etmektedir; ve ancak “gardiyanlar değişmişdir” denilebilir…

 Bervechi âtî, Müfessir Merhûm’un “mesâcidallâh’a” taallûku olan bazı satırları, (Ayasofya da dâhil) okunduğu zaman, 92 senede bunlara verilen zarar ve tahrîbâtın hangi ZULMÜ ortaya koyduğu, mü’min aklı derecesinde aklı olanlarca hemen anlaşılacakdır!.

Derd bir değil, binken; ve bir “ALLÂH EVİ’nin” yakılması, bu binlercenin bir teki iken…

Elmalılı Müfessir ve Allâme, Merhûm M. Hamdi Efendi Hazretleri’nin (Bakara 114’ü) tefsîr eden satırları, iktibâs edeceğimiz kadarı ile ise, bu noktada abesle iştigâl eden idârecileri de teşhîse yarıyan, en hakîkî ve mütehassısından, ALLÂH AZZE’nin hükmü olacakdır. Müslim-gâvur herkes okumalı:

“….bir şey, hakkından, lâyık olduğu mevkiinden ne kadar uzaklaştırılırsa, o kadar haksızlık, o kadar ZULÜM yapılmış olur. Ve o şey, ne kadar yüksek ve ne kadar mukaddes ise, ZULÜM de, o kadar ileri gitmiş bulunur. Nitekim, ALLÂH’A ŞİRK EN BÜYÜK ZULÜMDÜR. ALLÂH’IN MESCİDLERİNİ, İÇLERİNDE ALLÂH DEMEKDEN MEN’ETMEK; VE HARÂB OLMALARINA ÇALIŞMAK DA, hem Allâh’ın, hem mescidlerin, hem de insanların hakkına son DERECE BİR TECÂVÜZDÜR. Bunu yapan ZÂLİMLER HİÇBİR ZULÜMDEN ÇEKİNMEZ, HEPSİNİ YAPAR VE HEPSİNE KAPI AÇAR. BİNÂENALEYH, MESCİDLERE TAARRUZ VE ONLARIN MADDETEN VE MA’NEN HARÂB OLMASINA SA’YETMEK, ZULÜMLERİN EN BÜYÜĞÜNDEN; VE BUNU YAPANLAR DA, EN ZÂLİM KİMSELERDENDİR. BU DERECE ZULMÜN EMSÂLİ TASAVVUR OLUNSA BİLE, MÂFEVKİ (daha beteri, eşeddi ve katmerlisi) TASAVVUR OLUNAMAZ…….. “Mesâcidallâh” terkîbi, hiçbir istisnâsı olmıyarak bütün mescidlere şâmildir; ve ÂYETİN HÜKMÜ UMÛMÎDİR.” ( c. 1, S. 472-73, tab’-ı evvel)

 Cami tahrîbi… 92 senedir YAKILANLAR ne? 

Beride de modernist ve mezhebsiz bir sürü nevzuhûr it, “kader inkârcılığını, Sıddık-ı ekber düşmanlığı başda, ashâb düşmanlığını; İran-Acemistan Şiiliği meddahlığını, bir kısmı da ucûbe düzenin maşalığını yaparak”; ve orada burada sürtüb “diriliş bilmem neleri” diyerek, “kulatapış dîni” goygoyculuğunun paralı askerleri keyfiyetiyle dolaştırılıb, ifsâd misyonerleri manzarasıyla  piyasada…

2-3 sene evveline kadarki FETÖ-AKP koalisyonunun  “al gülüm ver gülümlü cicim aylarında” iki taraf ve bilhassa en tepelerdeki iriler, nasıl:

 “3-4 hakk din vardır, dine dayalı devlet sistemine karşıyız, eşcinsel vatandaşlarımızın HAKKLARINI da güvence altına almak ŞARTDIR, ne sünnî ne şiiyiz, v.s.”

Gibi düzinelerce hezeyân savurmuşlarsa, şimdi de aynı yâveler, bu sefer maşa kullanarak; ve kirâlık bir takım “hoca kılıklı dembokrasi-politika misyonerleri” vasıtasıyla yapılıyor… Hem de bu yâveler, daha ustalıklı olarak; ve ma’nâ, medlûl ve hükümlere, saptırma, tahrîf  ve saçmalamalar yüklemek üzere, “dili âyet ve hadîs” okuyabilen insî şeyâtîn ile millete zerkedilmektedir…

İslâm’ın, o en hafif incinmiye bile nâmütenâhî uzak münezzeh künhünü müdâfaa ve muhâfaza edecek “âmir, hâkim ve nâfizü’l-hüküm” müessesesinin, İngiliz ve işbirlikçileri ile Lozan’da, lâ’netli terörün câmi yakmasından sonsuz kere daha büyük bir fâcia olarak kundaklanmasına hiç ses çıkarılamıyor… Sonra, ne kadar “kubur fâreleri” varsa, topu da, “tavâif-i mülûk” zamanının beylikleri gibi; ve fakat, onların bir kıl kökü bile olamıyacak manzaralarıyla ayağa kalkıb, o münezzeh Allâh Dîni’nin iç kanseri olarak kıyâm hâlinde…

Böylesine çukurun da çukuru bir keyfiyet ortada iken, “Câmi yakma” işi, iktidâr beleşçisi meddâhîn medya içün, sâdece “politika malzemesidir”; ve sâmîmî bir “ah” deyiş kadar bile bir acıyı aksetdirmekden uzakdır!. Allâh Azze’nin zâtına, sıfât ve ef’âline, bu insî şeyâtîn ne kadar (îmân özürlüsü) iseler; “câmi yakma” cür’mü karşısında kıllarının kıpırdayışı da o kadar özürlüdür; ve hiçbir kıymeti de hâiz sayılamaz…

Dağa çıkan ve “ALLÂHSIZ’lığını” 40 senedir banğır banğır haykıran bir PKK, şimdiye kadar câmi bombalayıb yakmamışsa, bu, onun İslâm mukaddesâtına ve kıymetlerine hürmetinden değil; ve fakat, sıranın bu noktaya gelmemiş olmasındandır… Fakat potansiyel suç, “câmi yakmak” olarak bu şebekenin genlerinde dâimâ mevcuddur; ve bunu göremiyerek “TEDBİR” almamakda dahli olanlar da, “yakanlar kadar, hatta daha ziyâde” suçlu ve mücrimdir!. Üstelik daha bir hafta kadar evvel “Dört ayaklı Câminin” eşkıyâ kurşunları ile ne kadar tahrîb edildiği dünyaya haykırılmışken…

Betonik-Laik kelleler içün “câmilerin taşıdığı kıymet”, sâdece “târîhî eser ve mîras” olmak gibi mîrâsyedilere hass ucuzun ucuzu bir kıymetdir; ve onlardan, mücerred başka ulvî bir kıymetlendirme ile acı duymalarını beklemek de, en büyük abeslerden biridir…

Eşkıyânın tıyneti, cibilliyeti ve vazîfesi, ne kadar “yakıb yıkmak, bebeklere kadar katletmekse”, onlarla mücâdelede “sâmîmi” olmanın ölçüsü de, “ölü ağlayıcılığı ve mîrâsyedi şımarıklığıyla” ortalığı velveleye vermek değil; onlara bu fırsadları vermemek, yakıb yıktırmamak içün, “Hesâb günü mes’ûliyyeti” taşıyan, küfr ü şirkden müberrâ, hâlis bir Anadolu yüreği ve yiğitliğini volkan gibi püskürebilmekdir…

Eşkıyâya güvenerek “Çözüm süreci” denilen maskaralıklar hiçbir devlete aslâ yakışmaz; ve hele sonra da “aldatdılar” sızlanmaları, “câmi yakma” şeytanlıklarını sâdece gaza getirir…

Bu “cami yaktırmama” hassâsiyet ve dikkatini, hangi “laikim demokratiğim” diyen bir Lozan Cumhûriyetinden bekliyebiliriz?. Hele mâzîsi, câmileri yıkmak veya kapatmak veya satmak veya Sultanahmed Câmi-i Şerîfi gibi ahır yapmak gibi şeytanlıklarla dopdolu ise…

Veya, bütün hırs ve sehveti, “parlamenter sisteme bir asra yakın tapıb”, şimdi de bu tanrısını beğenmeyib (kaka) diyerek “başkanlık sistemi” diye tutturan; ve buna tapınmak içün ayağa kalkan; ve bunu her derde şifâ olacakmış gibi de ele ve dile alan adam ve madamların, “câmi yakmak” gibi bir iğrençlik karşısında ortaya koyabilecekleri aksül’amelin, ciddî ve derûnî zerre kadarcık bir keyfiyeti olabilecek midir?. Olamıyacağının bedâhat derecesindeki isbâtı da şudur ki: Ağızlarında, o “MESÂCİDALLÂH”  terkîbinin Din’de ifâde etdiği ma’nâ ve ulviyyet zerre kadar ağızlarından çıkmamakda, buna mukâbil, o ma’nâ ve ulviyyetle zerre kadar alâkası olmıyan ve kıymet hükmünü laik ve betonik kafaların kıymet hükmüne bağlıyarak “Zeus tapınağının târihi eser” oluşunu beyân edişe denk bir cibilliyetle “târîhî eser ve mîrâs” lâfzıyla ifâde etmeleridir!. Ma’nâ ve dînî ölçüdeki ulviyyeti, maddedeki ucuzculuğa esir edecek kadar bu noktada iflâs etmiş; ve zerre kadar da bundan utanır hâlleri kalmamışdır…

Câmi yakılmış, geberik göz ve söz gaseyânına bakınız:

 “Vay teröristler! 4 ayaklı câmiden sonra şimdi de, Kurşunlarla kaplı olduğu içün “Kurşunlu câmisi” denilen târîhî eser ve mîrâsımızı da yakıb kül etdiler!”

İşte bu kadar bedâvadan, çürük ve küçük, hiçe müsâvî bir sızlanma bönlüğü…

Zarûrât-ı Dîniyyemizin en başında gelen Hılâfeti yakanlar kim? Hani sancıdan kıvranan?

500.000 müslümanı salben îdâm ederek “yakmaya müsâvî” bir eşkıyâlıkla İFNÂ ve TENKÎL edenler kim?

Tesettürü, hurûfât-ı islâmiyyeyi, dergah ve medreseleri YAKANLAR; cevâmî’ ve mesâcidi yıkan, ahır yapan, satan ve YAKMAKDAN beter edenler; Ayasofyayı, dilini keserek YAKMAKDAN bin beter işkenceyle 83 senedir YOK sayanlar; 18 sene ezanları yasak ederek YAKMAYA rahmet okutacak kadar maskara edenler kim?

Putperestliği, fâizperestliği, zinâperestliği, meyhâneperestliği ve kumarperestliği ALLÂH irâde ve hâkimiyyetinin 5 ana temeli olan (Dînin, aklın, neslin, canın, malın) muhâfazası yerine çakarak; hâlâ daha, 5 canlı bomba gibi milletin içinde dipdiri yaşatanlar kim?

Hayır, bu ülkede politika sihirbazlarının cambazlıklarını görmemek üzere kulağı üzerine yatmıyan ve yatmıyacak olan bir avuç da olsa MÜSLÜMAN vardır; ve onlar, Bİ AVNİHÎ TEÂLÂ VAR olmıya devam edeceklerdir!

(İlk intişâr:09.12.2015)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir