(6) Virüs Devrinde Bile, Ankara Dib’i Fıtratları Îcâbı Gene Tahrîf; Ve Bulanık Suda Balık Avlama Peşinde!
15 Nisan 2020
23 Nisan ve Cb Dilinde Komünist Nâzım’ın Şiiri…
23 Nisan 2020

VİRÜS DEVRİNDE BİLE, ANKARA DİB’İ FITRATLARI ÎCÂBI GENE TAHRÎF; VE

BULANIK SUDA BALIK AVLAMA PEŞİNDE!

(7)

Ahmed SELÂMÎ (Dağıstânî)

 

DÜNYÂYI KUŞATAN VİRÜS HELÂKETİ, NÂMÛS VE AHLÂK BAHSİNDEKİ ISYÂN VE TUĞYÂNA ÇÂRE OLAMADI…

Meşrûtiyyet belâsından sonra cumhuriyyet zamanında da, Müfessir Merhûm’un yukarıda “müsâvât” buyurduğu, madamların dilinde “cinsiyet eşitliği” olan o zulüm ile  “vahdet” ortadan kaldırılmış, “âilevî, ictimâî ve siyâsî terbiyenin temeli ve başlangıcı olan bu hukuk-ı mütekâbile” paramparça edilmişdir… Sâdece bu değil, âile mahremiyyeti ve nâmus ile ahlâk düsturları da, politikacı seviyesine veya köprüaltılı derekesine indirilmişdir!… Bunun içündür ki, artık cumhûriyet  madamlarının yaban kısrağı gibi bugün eğere ve semere gelmemelerinin ana sebebi de bu olsa gerekdir!…

Tabii İslâmiyyet’i sulandırmadan hedeflerine ulaşamayacak DİB’çi, KADEH’çi, Mortcadılı, LGBT renklerine bulanmış, Leydimsi, kadın ve âile çözücü, dernekçi ve “denekçi”, değnekçi, kötekçi madamların, bütün bu feminist ve modernist cins ve genusların, bervechi âtî iktibâs edeceğimiz Tefsîr satırları karşısında bütün İSLÂMSIZLIKLARI ortaya çıkacağından, bunların dünyâsı nasıl çılgına dönecekdir, tasavvurunu Kâriîn-i Kirâmımıza bırakıyoruz! İşte bugün Türkiyâ’da, 15 asırlık İSLÂMİYYET’in önündeki en büyük ve tehlikeli ÇİN SEDDİ, bunlar; ve bunların arkasındaki görünmez karanlık mihrâklardır…

İslâmî bir hakîkatdır ki, iki cins fıtrat ve hılkatleri cihetinden mutlak bir farklılık arzeder. Bir insanın bunu görememesi, onun ya geri zekâlı oluşuna veya bile bile hakkı saklamasına delâlet eder. Ve iki cins, biribirinde olmıyan haslet ve kâbiliyyetlere sâhibdir. Bununla berâber erkekde hayat şartlarına mukâvemet ve mücâdele fıtratı, onun üstünlük, sâhiblenme, muhâfaza ve idârecilik tarafını ortaya koyar. Bu i’tibarla kadınların erkeğe ihtiyâcı, erkeklerin kadına ihtiyâcından daha çokdur. Bu islâmî bir hakikat olub, Merhûm müfessirimiz bunu tefsir lisânıyla şöyle beyân buyurmaktadır:

“İKİ CİNS, FITRATEN MÜTEFÂVİT VE MÜTEKÂBİLEN MÜTEFÂDIL YARATILMIŞLARDIR.”

“…her ikisinin yekdiğerine muhtelif cihetden muhtâc bulunduklarını ve bu sûretle erkekle kadın, fıtraten mütefâvit ve mütekâbilen mütefâdıl (farklı fıtrat ve hılkatde yaratılmış olub biribirlerine karşı farklı fazîlet ve kıymetlere sâhib) olduğu gibi, her erkeğin ve kezâlik her kadının da ferden mukâyese edilemiyeceği ve mâmaafih bütün bunlar topyekûn karşılaştırılınca, kadınların erkeklere ihtiyâcı, erkeklerin kadınlara ihtiyâcından fazla ve çünki beyân olunduğu veçhile asıl mi’yâr-ı fazîlet olan kesb ü iktisâb (dışarıda çaşarak kazanmak) nokta-i nazarından erkek, haslet-i faaliyyetle kâim (yaratılışındaki tabiat i’tibâriyle dışarıda çalışmakla ömür sürendir), kadın ise, hiss-i taat ve haslet-i kâbiliyyet ile (İTAAT hissi, hasleti ve kâbiliyyeti ile) rakîk ve câzibedâr  bir fitratda ( ince duygulu, hassas yürekli, merhamet ve şefkati daha fazla ve erkeği cezbedici bir tabiat ve hılkatde yaratılmış) ve bunun içün kuvvet-i ricâl ile himâye ve muhâfazaya daha ziyâde muhtâc ve binâenaleyh binnetîce suret-i umûmiyyede fazl ü rüchânın (fazîlet ve üstünlüğün) ricâl tarafında bulunduğunu, VELÂYET-İ EMİR VE SALÂHİYYET-İ İDÂRENİN, (velîlik yani kadın ve çocukları temsîl ve onlar adına tasarruf sâhîbi ve idârecilik salâhiyyetinin)  BİHAKKIN ERKEK OLAN RİCÂLE TEVDİİ VE KADINLARIN ONLARA İTAATI, HEM BİR HAKK VE HEM DE MENFAAT-I NİSVÂNIN MUKTEZÂSI OLDUĞUNU, PEK BELİĞ (çok iyi anlatan) BİR İ’CÂZ İLE (çok üstün bir şekilde) TEFHÎM EYLER (anlatır, bildirir.)”

Görüldüğü gibi, erkeğin fıtrat ve hılkati, ona, kadının tâbiyyet ve itaatini şart kılmaktadır. Kadının fıtrat ve hılkati de onun, erkeğe itaat ve tâbiiyyetini kaçınılmaz yapacak bir keyfiyetde bulunur. Haçlı Batı standartlarına körükörüne ve taassub derecesinde kendini kaptırmış ve aşağılık hissiyâtı içinde bulunan madamlar, “Toplumsal cinsiyet eşitliği” gibi bir takım akıl ve ruh hastalıklarında da “kronikleşmişlerse”, artık onları bu illetlerden kurtarmak, korona virüslerinin elinden çekib almakdan binlerce kere daha zor hâle gelmişdir!. Hele de “Erkeğe itaat” şeklindeki islâmî kat’î bir hüküm, onları büsbütün kudurtmaktadır… Din, ahlâk, nâmus, âile ve cinsiyet telâkkîleri, 1000 yıllık bu toprakların mutlaka dışından pompalandığından, aslımıza âid olanları duymaya aslâ tehammülleri de kalmamışdır…

ELLERİNDE, “DELİLSİZ, MÜCTEHİDSİZ, FIKIHSIZ, MEZHEBSİZ VE USÛLSÜZ, GÜNCELLENMEYE EĞİLEN BİR İSLÂM OLSUN!” DİYE YIRTINIYORLAR!

Halbuki başı bezli bu “Müslümanlık da taslıyan” madamlar, kadının erkeğe itaatinin edille-i erbaa (Kitâb, Sünnet, İcmâ’ ve Kıyâs-ı Müctehidîn) ile sâbit UMÛMÎ BİR USÛL  olduğunu; bunun, “Zârurât-ı dîniyyeden=İslâmiyyet’in olmazsa olmazı” bulunduğunu; ve zârûrât-ı dîniyyeden bir tek mes’elenin inkârı veya onda şübhenin bile, bir Müslümanın din ile alâkasını kesib onu (mürtedd) yapacağını da bilemezler!. Duydukları zaman da aval aval bakar, kaval kaval da çalarlar!. Cehâletleri de kıyâfetlerindeki şahsiyetsizlik, modaya esâret, hüviyetsizlik ve taklitçilik, Batı gâvurlarına özenicilik, modern görünme psikozu gibi zavallılık veya hastalıklarla mütenâsib olduğu içün de,  bilseler bile, inanmadıklarıdan,  bunları şiddetle reddederler… Onlar içün, “yaşamlarında veya kuru taraflarında” İslâm’da kalmak veya ondan çıkmak gibi bir endişeye  aslâ yer olamaz!. Yeter ki, içinde bulundukları Batılı hayat tarzından yani “yerli ve millî” olmakdan (!) ve böyle dedirtmekden çıkmasın ve “gelenekçi veya aslına bağlı” dedirtmesinler!…

Gerçi biz, hemân beyân etmeliyiz ki, islâmî mîzân, terâzî, ölçü ve kânunlar, sâdece Müslümanların i’tikâd ve tatbik etmeleri içün vardır. Modern Batılı hayâtı yani “madam yaşamını” muhtelif felsefeler ile, yani ateizm, ataizm, deizm, kamalizm, lâikizm, cumbokrasi ve feminizm, v.s. ile benimsemiş ve kabûllenmiş olan cumhuriyet madamları, adı geçen (islâmî i’tikâd ve tatbikle) mükellef de değillerdir. Onları bunun içün tenkîd ve tahtıe etmek gibi bir abesin peşine de düşmeyiz. Din ve inançları ne ise, o istikâmetde, sağa sola sürtünmeden ve erâcif sıçratmadan, adam ve madam gibi akıllı-uslu bir hayât sürmeleri hâlinde, onlara ilişib canlarını yakmamamız eşyânın tabiatı iktizâsıdır!.

Ancak.. din ve inaçları, İslâmiyyet’in dışında olduğu hâlde, kendi kafa kıvrımları içindeki felsefî evham, kuruntu, takıntı, modaya tapış ve “desinler” lüksü, hayâlât, îmân-ahlâk-nâmûs çarpıklığı, hırs ve ihtiraslarla, “İslâm’ın esâsında bunlar vardır, bunlar islâmîdir, İslâm bizim dediğimiz gibidir” yollu beyanlar sıkarak, sünnetsiz Şeyhülislâm (!) kesilir de, Azîz Dîne bulaşır ve ona sıvamaya kalkışırlarsa, o zaman madamların azgınca tecâvüzleri ruznâmeye gelir; ve buna, haddi bin kere aşmak, haltetmek, ahlâksızlığa soyunmak, zulme teşebbüs, hezeyanlar savurmak, tahakküm püskürmek, rezâlet, kepâzelik ve sürtüklük v.s. adı verilir!.

KAT’Î NASLARLA SÂBİT FARKLARA RAĞMEN, “TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ” DEMEK DİNE İĞRENÇ BİR HAKÂRETDİR…

Echel ve KUŞBEYİNLİ madamları değil, Müfessir Merhûmu ta’kib edelim:

“Ve işte ERKEKLERİN Nübüvvet, İmâmet, Velâyet, İkâme-i şeâir, (İslâm’ı temsîl eden alâmetleri yaşatmak) Hudûd-ı Kısasda Şehâdet, (Kısas cezâsı içün şâhidlik), Vücûb-ı Cihâd, Vücûb-ı Cum’a, Ezân, Hutbe, i’tikâf, Asabelik (baba tarfından akrabalık), Katl-i hatâ (hatâ’ yoluyla ölüme sebebiyyet vermek) ve Kasemede tehammül-i diyet (yemîn netîcesi diyet yüklemek), Talâk u ric’atde İstiklâl gibi bir takım hasâis ve Hukûk-ı Vezâif ile temâyüzleri de, bu cümledendir.”

Dînî mükellefiyetler noktasından kadın-erkek farklılığına bakılırsa, bunda da yukarıda beyân buyurulduğu gibi pekçok noktada aslâ müsâvât (eşitlik) olmadığı apaçık anlaşılacaktır. Kadınlar, hayız zamanlarında da bazı farklı taraflara sâhib bulunurlar. Namaz kılamaz, oruç tutamaz, Kur’a-ı Kerîm’i tutamaz, Kur’an okuyamaz, mescid ve câmilere giremez, zevcelerine karşı bazı hudutlara riayetsizlik yapamaz, v.s. gibi… Bütün bunlar, yahûdiyyetde olduğu gibi kadınların hakîr görülmesi şeklinde gösteriliyor!. Yukarıda tâdât edilen bunca farklılıklar, İslâm-sevmezler, oryantalist şeytanlar, ataist kamalistler ve nice münâfıklar tarafından mâzîde olduğu gibi Şerîat-ı Garrâ’nın aleyhinde kullanılmış, bugün de, daha şirretçe ve kahpece dillendirilmektedir…

Bütün bu ayrılık ve müsâvâtsızlıkların bir nice hikmetleri olduğu munsîf (insâflı), vicdanlı ve aklı olanlara ma’lûm bulunduğu bilinse de, bunlar, feminist münkirliğin ve aşağılık hissinin pençesine düşmüş, DİB’çi, ilhâdiyatçı, ham softa, leydimsi, dernekçi, deneksi, değneksi, köteksi, sözleşmeci, KADEH’çi, Mortcadıcı, LGBT’ci, modernist ve din beğenmez sürülerin; şımarık, sonradan görme, hoppa-zıppa, düşünce kâbiliyyeti meflûc ve zıvanası bozulmuş muhıtların  kabûl edemediği nasipsizlik bahisleridir…

Aklı asgarî derecede olan bir insan bile, îmân etmediği bir dîni kâbûl etmezse, ona erâcif sıçratmak veya tahrîf içün, işini gücünü bunlara tahsîs edib şeytanlaşmaz. Bu sürüler ise, imân etmedikleri dîne inanıyor gibi görünüb gözboyamak içün, o dîni istedikleri şekle sokub, “İşte İslâm budur” diyerek, kendilerini de halk ve Müslümanlar nezdinde “MÜSLÜMAN” göstermenin ve böylece onları aldatıb kullanmanın âdîliği ve mübtezelliği peşindedirler…

Maalesef bu tür hâinlik ve şirretlikler, 1908’den ve bilhassa 1923 Lozan hezimetinden sonra Türkiya’da irtifâ kaydetmiş, günümüzde a’zamî noktaya çıkarılmışdır!

Gerçek Müslümanların, bu tipler kim olursa olsun, bunların, İslâmiyyet’i içden bozmak ve dolayısıyla yok ekmek hedefindeki insî şeytanlar olduğunu bilmeleri şartdır; ve aksi hâlde, onların dümen suyuna giren ve kendisini Müslüman zanneden her ferd, bu şeytanların irtikâb etdikleri şirk, fitne, hayâsızlık, îmânsızlık ve hâinlik gibi bütün iğrençliklere aynen ortak olmuş olacakdır…

ÂİLE REİSLİĞİNİ İLGÂ, İSLÂM’I, ALLÂH CELLE’NİN İRÂDE VE HÂKİMİYYETİNİ MÜNKİR OLMAKDIR…

Müfessir Merhûm buyurur:

“Kavvâmûne ale’n-nisâ’” olarak, âilede (erkeklerin) HAKK-I RİYÂSETİ HÂİZ OLMALARININ bir sebebi, bu tefâdül-i fıtrî (yaradılışlarındaki üstünlük), biri de (Ve innemâ enfekû min envâlihim) erkeklerin mallarından bir kısmını mehir ve nafakaya sarf etmeleri KAZİYYESİDİR” (hükmüdür.) (c.2, s. 1348-49)

Madamlar, Global projelere ters düşdüğü içün, “Erkeğin kavvâmûn olarak Reislik HAKKINI elde tutmasına” aslâ tehammül edemezler; bu, onlar içün, hayatlarına âile reisinin tahdidlerinin (irâdesinin) girmesi, dolayısıyla dünyânın sonu demekdir!. Böylece doğacak “eşitlik” kanseri ile iki cins, öyle bir nihâî noktada buluşacaktır ki, paylaşdıkları aynı evin bir odasında kadın, oynaşıyla oynaşırken; evin başka bir odasında da erkek, aynı oynaş eşitliğinde bulunabilecektir!. Bugün Haçlı Batı’nın birçok memleketlerinde (Alamanya, İskandinav ülkeleri ve İngiltere’de), Global projeler, bu noktalarda epey ileri (!) istihâleler geçirmiye başlamışdır!

İngiliz öncülüğünde yapılan “Türk İnkilâbının” da, bu kabil “Devirim-evirim ve dömelimlerden” geçerek, milleti uluslaştırması geciktirilemezdi!. Bir şekilde, bir asırdır kıble yapılan vahşî, karanlık, insanlık dışı ve insanlık kâtili Batı, bu noktasıyla da taklîd edilmeli ve “Sürekli devirim ve evirim peşindeki kamalizm”, fıtratını ortaya koymalı, “yerli ve millî” emin ellerde hedeflerine vâsıl olmalıdır!

Halbuki İslâm,  kuvvetli-sâlih-sâlim, fıtrî ve hılkî bir âileye gidişde “Kavvâm olan erkeği reis ve metbû’ makâmında” görmeyi en birinci şart olarak vaz’etmektedir…

İşte (Aile Reisliği), islâmî âilenin yaşatılmasında birinci ŞART bulunduğundan, AKP’nin “yerli ve millî” iktidârında kaldırılıb yok edilmiş, âileler başsız bırakılarak, kadın ve sâir âile ferdleri (cinsiyet eşitliği) gibi bir helâket adına dipsiz ve ipsiz kalmışlardır!.

Bunun içündür ki, (Eşitlik hesâbı ve uğruna) madamların biri, “Erkek, kadının nâmûsuna karışamaz” derken; öteki madam hududları çok daha genişleterek, “Erkek, kadının AHLÂKINA karışamaz” diyecek; ve böylece kadın, kendisine karışılamıyan, erkek de, kadına “kaşının üstünde gözün var” diyemeyecekdir!. Binnetîce âile, hılkat garîbelerine hass bir istihâleden geçirilecektir!. Öyle ki, (Sihirbazlara hass evokasyondan, virüslere hass mutasyondan, maymunlara hass Darvinik evolüsyondan veya ipekböceklerine hass metamorfoz) gibi insanlık dışı kademelerden geçerek, Global proje tam işleyiş kazanacaktır!..

KÂNÛN VAZ’EDİCİLER, KULUN KULA TAPDIĞI İLÂHLAR YAPILMIŞDIR!

Müfessir Merhûm’un ifâdesiyle “İmtiyâz-ı Rubûbiyyet sınıf-ı ruhbandan parlömanlara geçince”, artık insanlar insanlara tapar olmuş; ve “Nâmûs ve ahlâk telâkkîleri” de Allâh Azze ve Celle’nin irâde ve hâkimiyetinden çıkarılarak, para-lamentolardaki (yüzlerce tanrıya) bağlanır hâle getirilmişdir!. Böyle olunca da, BİRBUÇUK AY KADAR EVVEL, 8/Mart/2020 târîhindeki “Kadınlar Günü” denen Global Eşkıyâların uydurduğu günleri vesîle yaparak, bazıları, Ankara DİB’inin pro Profu Martı gibi, “Erkek, kadının nâmûsundan sorumlu değildir!” diyerek saçmalamış; bazı saraylı ve leydimsi birileri de, “Başkasının ahlâkından sorumlu olmak kimsenin görev tanımı değildir!” soyundan lâf ü güzâf sıkabilir hâle getirilmişlerdir!. Çünki artık, “layıklık ve dembokrasi” denilerek, İslâmiyyet’in yerine, para-lamentodaki parti partili yüzlerce  (600 tanrının) irâde ve hâkimiyyeti oturtulmuşdur!.. Bu tâğûtî sistemin ıstılâhâtında (terminolojisinde) helâl ve haram, şirk ve fısk gibi mefhumlar olmadığı içün de, Kelâm-ı Kadîm’in “Fıskdan kaçınmıyan YALANDAN da kaçınmaz.” gibi muhalled ve sübhânî kânunları olmıyacak; adı geçen layık-seküler-ateist muhıtlarda adı geçen kânunlar aslâ kâle bile alınmıyacak; ve, böyle bir sistemi yalansız yaşatmak muhal hâle gelecektir!.

Yalan, sistemin lâzım-ı gayr-ı mufârıkı (olmazsa olmazı) olduğundan da, böyle bir sistem, İslâmiyyet’i, karşısında bir tehdîd unsuru ve murâkıb gibi görmiye tehammül edemeyeceğinden, mutlak ma’nâda onu sulandıracak; ve onu, asliyetinin dışında bir kılıf ve kılığa sokacaktır ki, bu, o dînin yasaklanması veya kat’iyyen tecrîd  altına (karantinaya) alınması, yani ölüme terkedilmesi demekdir… Bu, adı geçen vasat ve sistemde kaçınılmaz bir netîcedir…

 Dolayısıyla “Fıskdan kaçınmıyan vasatlarda YALANDAN da KAÇINILMIYACAĞI” kaziyyesi, mutlak bir hüküm hâlinde karşımıza çıkacak; “Nâmus ve ahlâk” babında madamlara söyletilenlerin, islâmî îmân ve  telâkkîler karşısında doğru olmaları, zâten muhâl demek olacakdır…

(Mâba’di var)

 İntişârı: 18.04.2020 / 22:47:21 (tt)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir