(6) “Kutlu Doğum Haftası!” Dedikleri Uydurma, Haçlı Takvimine Teşebbüh İle, Diyânetin İhdâs Etdiği Korkunç Bir Bid’atdır…
14 Mayıs 2013
(8) “Kutlu Doğum Haftası!” Dedikleri Uydurma, Haçlı Takvimine Teşebbüh İle, Diyânetin İhdâs Etdiği Korkunç Bir Bid’atdır…
17 Mayıs 2013

Bu “Kutlu Doğum Haftası!” adı verilen YAFTA, bizi neden bu kadar uzun işgâl etdi; neden, buna bu kadar dikkati celbetmeye çalışdık?.

“KUTLU DOĞUM HAFTASI!” DEDİKLERİ UYDURMA, HAÇLI TAKVİMİNE TEŞEBBÜH İLE, DİYÂNETİN İHDÂS ETDİĞİ KORKUNÇ BİR BİD’ATDIR…

(7)

Ahmed SELÂMÎ

Bu “Kutlu Doğum Haftası!” adı verilen YAFTA, bizi neden bu kadar uzun işgâl etdi; neden, buna bu kadar dikkati celbetmeye çalışdık?. Çünki DİB ve Diyalogcu tahrifçiler, bununla, milleti bir nevi test ediyorlar! Bu muayyen günün zaman ve zemînini, 12 Rabîulevvel’den haçlı takviminin 20 nisanına; ve mekânını da, câmilerden, süflî mekânlara kaydırır ve bunda muvaffak olurlarsa, sıra öteki zaman ve mekânlara gelecekdir!. Gelmiyecek derlerse sakın inanmayın, çünki bunun isbâtı, bu Velâdet-i Nebeviyye’nin zaman ve mekânıyla oynamalarıdır…

Durub dururken, o zaman, bu mübârek günün zaman ve mekânına neden yahudice el atılmış; ve haçlının bilmem ne takviminin, bilmen hangi gününe sâbitlenmişdir?. Bunun altında yatan ana sebeb, diğer zaman ve mekânlara göre edâ ve tes’îd edilecek ibâdât ve mübârek günlere de el atmanın girizgâhını yapmakdır…

Eğer bunda muvaffak olurlarsa, sıra, dediğimiz gibi diğerlerine de gelecek; ve artık çorap söküğü gibi, tahrîf, tağyîr ve tebdîl cambazlıkları biribirini kovalıyacakdır! Bizim, üzerinde asıl durduğumuz esas nokta da, işte budur… Bütün vücûdunu muhâfaza etmek ve kaptırmamak istiyen, küçük parmağını teslim etmemelidir! Bugüne kadar bu laik ve dembokratik felsefenin mü’minleri, 90 yıldır, hep bu ihânet ve gözkülleme, aldatma ve milletden yana görünme taktikleri ile kazıklarını atmışlardır!. Sütden dili yananların, suyu üfliyerek içmeleri, alınacak en büyük tedbir sayılabilir!. Kamalist ta’biye, 1919’dan i’tibâren devamlı dost görünerek, ihânet ve aldatmalarını sıralamışdır…

Aksetdirmiye çalışdığımız illeti, bugün nice mürekkeb yalamış diplomalı ve fakat modernizmadan leke ve pislikler taşıyan ruh marazına mübtelâ, şeytânî gururla ma’lûl heriflere de anlatmak mümkin olamamaktadır… Zaman ve takvimdeki başlangıcı ve islâmîliği idrâk edemiyen ve bunu çok basitmiş gibi ele alan heriflerin nasibsizliği de, cidden iğrenç mikyasdadır…

Şimdi, buraya kadar yazdıklarımızın ışığında, akıl ve basîreti ma’lûm ve İslâmiyyet’in ana esaslarını görmek cevherinden uzak o adamların satırlarına dönelim. Temellerdeki bina çöküşüne sebeb olan o derin çatlak ve patlakları değil de, çatı ve sıvalardaki küçük ezik ve çizikleri görerek, bunların izâle edilmesini ele ve dile alarak bağıran; ve gûyâ büyük bir tehlikeyi haber veriyor havalarına giren “ham softa kaba yobazların” telâşını bir görelim!

Sen tut, yukarıda beyân etdiğimiz ana temeller olan câmilerden şeytanî mekanlara; ve hicrî zaman şuur ve esâsından ve selefin çizdiği vekâr ve derinlik istikâmetinden velâdet gününü yaka paça ve gırtlağından yakalıyarak derdest et; sonra da, aşağıdaki satırlarla, o ezik ve çizikleri görüb, gûyâ din adına gayrete gel ve alarma bas!!!

Yahu adam ve madamlar!

İşte zaten, bunların ve bunlar gibi nicelerinin yapılması; ve oradan da temellere sarkıb oralara uzanılması içün bu mîlâdî zaman ve süflî mekânlara kaydırmalar yapılıyor!.

Mes’elenin en can alıcı noktası işte budur; ve bu nokta anlaşılmadan da, bu mübârek zamanlar üzerinde yüzlerce rezâlet ve illet, tepiştirilmeye devam edecekdir! Ve zaman ve mekân mes’elesi rayına oturtulmadan, bunların hiçbirine çâre de bulunamaz!

Asıl mes’ele bu… Hastalığın ana sebebi yok edilmeden, deri üstündeki bu düzinelerce ezik ve çiziklerin giderilmesi mümkin olamaz; ve içdeki illete neşter atılmadan da, bu bir sürü deri üstü âraz yok edilemez!

Şimdi isteyen gülerek, isteyen acıyarak, isteyen de hayrete gark olarak buyursun; ve aynı adamın satırlarını vesîka çapında okusun:

 “- Bu sebeple önceki yıllarda vaki, bazı kutlu doğum programlarında Türk Tasavvuf Musikisi Korosu tarafından konserler verilmesi; Mevlevî semazenlerle birlikte sahneye hanımlardan müteşekkil bir Semah ekibi çıkarılması, her iki grubun birlikte döndürülmesi, kız öğrencilerin, hanımların başları açık, etekleri kısa, tuvalete benzeyen beyaz elbiseler içinde, İslâm dininin kesinlikle kabul etmediği bir kıyafetle sahneye çıkartılması, tiyatro gösterilerinin sergilenmesi, Nasreddin Hocadan fıkralar anlatılması, davullu-zurnalı yağlı güreşler, mehter ve folklor gösterileri gibi “ibadet” kapsamında değerlendirebilmesi müşkül olan etkinliklerin bulunması kesinlikle doğru değildir. Yine önceki yıllarda bir ilimizde vaize ve kadın Kur’an öğretmenlerinden oluşan Türk Tasavvuf Musikisi Kadınlar Korosu, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle özel bir konser vermiş! Bir düşünelim… Hiç Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bundan razı olur mu?” 

Peygamber-i Zîşân Aleyhisselâm’ın “RIZÂSINI” arayanlar, bu rızâ arayışında eğer samîmî iseler, evvelâ, bütün bunca rezâletlerin 2 ana sebebi olan takvim başlangıcı ve câmilerden uzaklaştırılma illetlerine çâre bulmak ve bunları kendisine ehem derecede derd edinmek mecbûriyyetindedir…

Görüldüğü gibi, asıl ana ve temel 2 derd üzerinde değil de, bilinen misâliyle bataklığı kurutmak yerine, sivrisineklerle mücâdeleyi esas alan bir kelle kapasitesi, ne işe yarar?!..

Ayrıca denilebilir ki, o 2 ana sebebe akıl ve fikir sevketme melekesini tüketenler, böyle tâlî noktaların ehemmiyetine dikkatleri çekerek, bunlarla kafaları tütsülenen kalabalıkların nabzına göre, partici, dembokrat ve laik politikanın, esası unutulmuş tasavvuf şerbetleri vermeye kalkarlarsa, bütün bunlar, bir aldatmaca ve gözküllemeden başka bir şey kabûl edilemez!.

 “Efendimiz bunlardan râzı olur mu” imiş???.

 Geminin rotası ve kaptanı yamukken; ve asıl bunları görecek akıl ve zekâ en baş şart olarak lâzımken; sen tut, kamaraların, başaltıyla kıçaltının ve tayfaların eksik ve kusurlarını gör, bunları öne çıkar! Ne o, akıllılar, gûyâ gemiyi kurtaracaklar!

Ehemmi mühimme tercih değil de; fürüâtı, ehemme tercih zekâvet ve kataküllisi!

Yahu zaten, bunca rezilliğin içinde bir “kutlama kataküllisi!” içün; ve sûret-i hakk’dan görünerek, bu haftalar, böyle haçlı takvimine ve süflî mekânlara endeksleniyor ya!

Bunu görememek ve fakat yukarıda dediğimiz gibi, ehemme değil, belki mühimme bile değil, fürûâta saplanmak… Hele aşağıdaki üç cümle, bu dediklerimizin isbâtını ortaya koyan fevkal’âde bir hüccet ki, küçük dilleri yutdurmaya kâfî, buyrun:

 “- Bu yapılan Kur’an-ı Kerim’e, Sünnete, icma-i ümmete, Şeriata, fıkha, ahlâk-ı İslâmiyeye aykırıdır. Başları örtülü de olsa vaizelerin ve kadın Kur’an öğretmenlerinin çalgılar eşliğinde namahrem erkeklere konser vermesi dinimiz tarafından yasaklanmış ve haram kılınmıştır. 15 asırlık İslâm tarihinde böyle bir bid’at görülmemiştir, büyük bir günah işlenmiştir. “ 

Bu yapılan maskaralıklar, nelere ve nelere aykırı imiş, doğru! Ammâ, Velâdet-i Nebeviyye’nin  15 asırlık yerini, Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Hazretlerinin rızâsına, aziz ve mukaddes hâtırasına ters olarak haçlı takvimine sâbitle; ve onun tes’îdini de, câmiler gibi mabedlerden söküb alarak, süflî salon ve sahnelere  kaydır, bu ise “Kitab, Sünnet, İCMÂ, Şeriat, Fıkıh ve İslâm ahlâkına!” aykırı olmasın!

Hadi ordan!

Yüzlerce, binlerce illetin ana sebebi olan bu iki esas noktayı görme, ammâ vâize karıların nâmahremlere ses ziyâfeti çekmelerine ve endamlarını ikramlarına vur ve vur, salla git!

Burada evvelâ akıl, sonra da yiğitlik yokdur!

İşte, dembokratik, laik ve partili politikacıların tasavvuf mantığı!

Gerçek tasavvufun, o lâhûtî nefes, şekil ve derinliği, işte bugün, bu hâl ve bu noktada…

“Vâizelerin (!) çalgılar eşliğinde nâmahrem erkeklere konser vermesi dinimizce yasak ve haram!” ammâ, nice âyet ve hadîs-i şerifle ve bilhassa “men teşebbehe…..” hadîs-i şerîfi ile, 15 asırlık ecdâda benzemeyi ve teşebbühü tard edib, yerine kabuklu haçlıların takvimine göre kutlu ve kurtlu nesneler oturtmak; ve bunları da nassla sâbitmişcesine kazık gibi çakmak ve sâbitlemek, dinimizce yasak ve haram değil, öyle mi?!.

İşte, partici laik ve dembokratik popolitikanın çukuruna kayanların hâl-i pürmelâli!

 Bu hadîs-i Şerîf mu’cebince “şapkanın küfür alâmeti!” olduğunu ve bu kabil şeylere rızâ ile tasvibkâr olmanın îmânı zîr ü zeber edeceğini “Frenk Mukallidliği ve Şapka” nâm eseri ile isbât eden Büyük Âlim ve Şehid, Merhûm Muhammed Âtıf Efendi Hazretlerinin, canı pahasına müdâfaa etdiği zarûrât-ı dîniyye, acaba bu mes’elelerde nereye oturtulmalıdır?!.. Frenklerle  mahallî gâvurlara benzememek husûsunda, nice âyât-ı beyyinât ve ehâdîs-i şerîfe varken, islâmî takvimi ve câmileri hiç mühimsememek; ve süflî mekânlara milleti, karısı, kızı ve aygırları ile doldurmak, hangi müslümana ve kimin müslümanlığına veya kimin ateizmasına yakışan bir hâl olabilir?!

Kutlu, Mutlu ve Kurtlu hafta meddahları, o hoca kılıklılar cevab versin!

Haaaa, hele hele “o vâize veya câize tipli adam ve madamların konserleri ve bilmem neleri, 15 asırlık İslâm târihinde görülmemiş bir BİD’AT ve böyyük bir günah!” ammâ, bunlar gibi yüzlerce haramın doğurucu yatağını (rahm-i mâderini) hiç görmemek ne?.. Ve 15 asırlık velâdet-i Nebeviyyeyi, Millet-i İslâmiyye’nin takviminden çatır çatır sökerek, tes’îdini de câmilerden, süflî sahnelere ve meydanlardaki konser ve kanser keyfiyetine düşürmek; ve haçlı takviminin bayramlarını esas alan keyfiyetlere benzeterek, oralara sürüm sürüm sürüklemek, bu “GÖRÜLMEMİŞ BİR BİD’AT!” değil öyle mi?!.

 Bu iki ana illet, başda Kâinâtın Fahri Aleyhisselâm Efendimiz Hazretleri olduğu halde, Millet-i İslâmiyye’ye hâinlik değil, öyle mi?!…

Ne diyelim, sözün bitdiği yerde değil, akıl, îmân ve mantığın iflâs etdiği yerdeyiz!. Daha mı neler, okuyalım:

“- Kutlu Doğum Haftası, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz sevme ve anlama haftasıdır. O’nun getirdiği kuşatıcı rahmeti içimizde hissetme dönemidir…… “ 

İslâmî akıl, îmân, ferâset, hassâsiyet ve mantığın iflâsı, bu kadar olur!

Biz de Kâinât’a bülendâvâz ihtâr ederiz ki, Peygamber-i Zîşân Aleyhi Ekmeli’t-tehâyâ Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri, böyle uyduruk bir hafta ile sevilmekden, anlaşılmakdan ve….. yazılan ve yapılanların tamâmından münezzeh ve müberrâdır… Hem o kadar ki, “mescid-i dırar!” ne ise; bu uyduruk ve nifâk ve bölücülük saçan hafta veya yafta da, aynen odur!

Kutlu D. Haftası ve yaftası da yaftası!.

Yeter ki bu hafta, yerinde ipkâ edilsin! Bunun hiçbir mahzûru yok, ammâ, ah o konser veren kanser takımı vâize ve câize karılar, o müennes avratlar var mı yok mu?! En büyük tehlike bunlar, bir de açık saçık kızlar!. Gel de onların topunu da, şimdi çuvala sokma!

Yâhû evlâd, o karı ve kız denen zavallı ve garîbanları, oralarda muganniyeliğe süren DİB’çi ve Diyalogçu (ibli.ler) kim???

Asıl suçlu olan böyyükbaş ve karabaş takımları bırak, bunlara gücün yetmesin, ammâ zayıf karı kıza yüklen!.

Tetikçiyi bırak! Onu azmetdiren hâinler şebekelerini, dine karşı terör estiren eşkıyaları gör; ve erkeksen onlara yüklen!.

 Aksi hâlde bunun adına, ödleklik ve “Ham softa kaba yobaz!” tıyneti ve cibilliyeti derler…

Temeli sel alıb götürmüş, adam, sürüklenib giden katlardaki duvarların, mefrûşâtın, lavabo ve helâ taşının, hayâlî derdi peşinde!

Rahmetli Üstâd Necib Fâzıl Bey’i ve onun “ham softa kaba yobaz!” mevzuunda, “Doğru Yolun Sapık Kolları!” nâm muhalled eserindeki babları, gel de mest olarak hatırlama!

Rûhu şâd olsun!

 

(Mâba’di var)

(İlk intişârı: 15.05.2013)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir