(3) “Kutlu Doğum Haftası!” Dedikleri Uydurma, Haçlı Takvimine Teşebbüh İle, Diyânetin İhdâs Etdiği Korkunç Bir Bid’atdır…
27 Nisan 2013
(5) “Kutlu Doğum Haftası!” Dedikleri Uydurma, Haçlı Takvimine Teşebbüh İle, Diyânetin İhdâs Etdiği Korkunç Bir Bid’atdır…
4 Mayıs 2013

Kendisini bütün dünyâya “laik, demokratik!” bir devlet olarak tanıtan T.C.’nin, artık resmî huviyetli bir dâiresi, kim ve neresi olursa

“KUTLU DOĞUM HAFTASI!” DEDİKLERİ UYDURMA, HAÇLI TAKVİMİNE TEŞEBBÜH İLE, DİYÂNETİN İHDÂS ETDİĞİ KORKUNÇ BİR BİD’ATDIR… 

(4) 

Ahmed SELÂMÎ

Kendisini bütün dünyâya “laik, demokratik!” bir devlet olarak tanıtan T.C.’nin, artık resmî huviyetli bir dâiresi, kim ve neresi olursa olsun, hiçbir dînin, hele ferd ve cemiyet olarak insanların 24 saatinin bütün dâkikalarını nizamlamak içün gönderilen HAKK ve ALLÂH’ın DÎNİ mutlak bir hakîkatın işine, muhal çapında karışamaz ve burnunu ve hiçbir yerini de sokamaz… Aksi halde, Allâh Azze’ye karşı terörün bin belâlısıyla baş kaldırmış; ve kendi (anayasalarını ve kânunlarını) da çiğnemiş ve kendi kendilerine ihânet bile etmiş olurlar…

DİB denen yer, bizzat başlarında taşıdıkları sarıklı politikacı adamlarının mükerrer beyânları ile de sâbitdir ki, “idâri bir birimdir!..” Ve bütün işlerini, resmî olarak yapıb etdiklerini, politik münâsebet ve propagandalarını, nerede nasıl konuşub nasıl susacaklarının ayarlarını, politik ve laik (ateist ve ataist) iktidarların kendisine vereceği bütün talimatları, anayasalarının âmir hükmü mu’cebince “laiklik ilkesi doğrultusunda yürütmekle!” mükellef bir müdiriyyetdir… Ve 633 sayılı DİB kânunu gereğince de, Müslümanlığa destek veriyormuş perdesi altında, bu mutlak hakîkat dîninin, bilhassa devlet ve hükûmet idâresi ile, muâmelât, münâkehât ve ukubât gibi onbinlerce kânûnunu unutdurmak; ve onların yerine parlamentonun rubûbiyyetini (kânun yapıcılığını-kânun teşri’ ediciliğini) esas alan bir sistemi memlekete yerleştirmekdir… Ve îmân ile ibâdetler bâbında da, o 633 sayılı kânun mu’cebince DİB, çaktırmadan yapabildiği kadar reformizma ve revizyonizma kataküllileri ile islâmî hayatı, politikacı âmirlerinin siyâsetleri istikâmetinde kalıba dökmekle  muvazzafdır; ve vücud hikmeti de bundan ibâretdir…

Hulâsaten, insan nefsinin hoşlanacağı ve modern bir havaya kavuşturacağı ne varsa, bütün bunlara göre, Müslümanlık’da balans ayarı yapma merkezi… Dolayısıyla DİB denen yerin, “Kutlu Doğum Haftası!” diyerek Server-i Kâinât Aleyhisselâm Hazretlerinin velâdetini, 12 Rabiü’l-evvel’den Haçlı Efrencî takvimine bağlamak üzere evvelâ 20-27, sonra 14-20 Nisan’a taşıması ve böylece tahrîfâta cür’eti, yukarıdaki beyânlarımızın bir isbât vesîkasıdır…

Hâl böyle olunca, partisinin 43 yıldır, “Dünya İslâm Birliği!” ve “Önce ahlâk ve ma’neviyyât!” ve “cihâd ve mücâhid falankes!” sloganları atışını, durmadan duyup dinleyen İsmailağa cemaatinin önde gelen hocalarından görünen ve çok sıkı Millî Görüş’çü olan Mehmed Talu nâm adamın, bu “Kutlu Doğum Haftası!” denen korkunç bid’at hakkındaki tasvîb, tasdîk ve şakşaklamalarına, Saadet Partisi neşir organı Millî Gazete’deki saptırmaları üzerinden, hayret ve dehşetle bir bakalım:

“1989 yılından beri de, 20 Nisan’ı içine alan hafta, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından müştereken düzenlenen “Kutlu Doğum Haftası” adı altında değişik programlar ile kutlanmaktadır.
“Kutlu Doğum haftası” denildiğinde, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi anmak, daha da önemlisi O’nu anlamak, O’nun temsil ettiği değerler bütününü tanımak ve hayatımıza ışık tutan bir meşale yapabilmek ve O’nu örnek almak çabası akla gelir.” (21.4.13 Talu-Milli Gaz.)………………………..

Laik (ateist ve ataist) ve demokratik bir rejimde, DİB veya Diyalog Cemaati, 15 asırdır ümmet-i merhûmenin târîhindeki, gönlündeki, şuurundaki, îmânındaki, muâmelâtındaki12 Rabiu’l-evveli, hangi salâhiyyetle, hangi hakla ve hangi delîle müsteniden haçlı papazın noele veya vaynahtın yortusuna endeksli efrencî (mîlâdî) takvimine taşıyıb, adına da “Kutlu Doğum Haftası!” der?. Ve üstelik, ona bir kutsiyyet izâfe ederek, bu gayr-i islâmî şenlikleri, müslümanların önüne yepyeni dînî bir ibâdet şekli veya Papa’nın lâ yüs’el ve lâ yuhtî tanrısal sıfatlarına eş, kilise ritüelleri gibi icâd edib veya uydurub önlerine sürer?… Ve bu câmilerden meydanlara ve sahnelere sıvanan mekân ve zaman bozgunculuğu, islâmî bir vecîbe hâline getirilerek millete nasıl şırınga edilir?. Bunlar, dünyâdaki hangi tanrılar adına icrâ edilmektedir?

Sonra da bu, İsmailağa cemaatinin hocası görünen Talu nâm adamın kalemiyle, hâşâ ve kellâ, “bu kutlu hafta denilince Efendimizi anmak, daha da önemlisi anlamak, O’nun temsil etdiği değerler bütününü tanımak ve hayâtımıza IŞIK TUTAN BİR MEŞ’ALE yapabilmek ve O’nu örnek almak çabası akla gelir!” diye nasıl beyân edilebilir???.

Hâşâ ve kellâ!

Bu, nasıl Şerîat, dîn, îmân, ahlâk ve tasavvuf anlayışıdır, cidden iliklerimize kadar ürperiyoruz!. Bu kutlu mutlu dedikleri haftayı, neden 15 asırlık müslüman takviminin 12 Rabîu’l-evvel’inde yapmazlar?. İlle de haçlı keferelere benzemek içün onların noelleri veya bir haftalık vaynahtın yortuları varsa, bu adam ve madamların da, “bizim de 14-20 nisan arası kutlu doğum yortumuz var!” der gibi bir manzaraya tenezzül etmeleri, hangi akıl ve hangi mantığın bir eseridir?. Müslümanın 15 asırdır kullandığı ve üzerinde icmâ’ edilen ŞER’Î takvimi, Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerinin hicretini ve te’sis buyurduğu hükûmet-i İslâmiyye’nin başlangıcını esas alan takvimdir… Velâdet-i Nebeviyye’yi 12 Rabîu’l-evvel’den yahudice saptırmanın ve haçlı kabukluların kuyruğuna takılıp Kutlu yortular uydurmanın şeytanlığı altında, acaba hangi revizyonist, modernist ve tahrifçi bir iblisin parmağı yatmaktadır?.

Bu noktaları da kasden bulanık bırakanlar, millete bunları apaçık beyân etmedikçe lâ’netden kurtulamıyacaklardır…

Daha bitmedi! Bu 24 yıl evvel başlatılan korkunç bid’atın hayranlığı, bakınız İsmailağa hocalığıyla bilinen adamda nasıl devam ediyor:

“- Müşahede edildiği gibi Kutlu Doğum Haftası programları bugün özellikle dinî ve kültürel hayatımızda meydana getirdiği canlılık ile ayrı bir önem arz etmektedir.” (Talu-21.Nisan-Milli Gaz.)…………………………

Kadın ve kızların bu kutlu (!) haftada nasıl sahne ve meydanlara çekildiğine, aşağıda bizzat bu adam tarafından temas edildiğini gördüğünüzde, gözlerinize inanamıyacaksınız; ve yukarıdaki “dini ve kültürel hayatdaki CANLILIĞI!” çok güzel seyr ü temâşâ edeceksiniz! Okuyalım:

“- Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin, bir hafta boyunca ülkemizin her köşesinde ve yurt dışında hocaefendilerimiz tarafından halkımıza anlatılacak olması gerçekten heyecan vericidir. Rabbimden dileğim bu heyecanın, bu ülke insanının yüreğinden hiçbir zaman eksik olmamasıdır.
Bu kutlamaların özellikle günümüzde ayrı bir anlam ve fonksiyon taşıdığı inkâr edilemez.” (Talu-21.Nisan-Milli Gaz)……………..

DİB denen yer ile Diyalogcu cemaatler, böyle bid’atların, tarikat ve tasavvuf merkezleri (!) görüntüsü taşıyan yerlerin bu kabil adamları tarafından kapış kapış kapışılıb şakşaklanacağını bilselerdi, bu korkunç bid’atı tâaaa bilmem kaç sene evvel piyasaya sürer; ve bunca akıl dereceleri bilinen adamların önüne, bir ziyâfet sofrası gibi de çıkarırlardı!.

 Tasavvufun, nâehillerin ve laik, dembokratik ve partili politika eline düşünce aldığı manzarayı görüyor musunuz?. Bu kadar abartan ve şakşaklaması arşa çıkan bir meddâhîn olmak, DİB’çilerle Diyalogçu cemaatlerde bile, yüzde bir nisbetinde görülmemişdir!

 Daha bitmedi!. DİB’den ve Diyalogcu cemaatlerden çok daha hızlı;  ve “hoca!” bilinen adamın satırlarını, dehşetle görelim:

“İşte Kutlu Doğum Haftası, Sevgili Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin gönülleri sevgiyle birleştiren çağrısına kulak vererek, sahih dinî bilginin ışığında manevî hayatımızı zenginleştirmenin, barış ve esenlik içinde güvenle yaşamanın, uzaklıklarımızı yakın etmenin ve kardeşlik köprüsünde birlikte yürümenin vaktidir.”

Nedense, Kurtlu değil de “Kutlu Doğum Haftası!” diye uydurulan bid’atın, ne olduğunu anladınız mı?.

Buraya kadar, rejimin, partinin, dembokrasinin, laikliğin, modernizmin, diyalogcu cemaatlerin ve DİB gibi yerlerin nabzına göre ŞERBET sunulub gönülleri fethedildikden sonra, şimdi de Şeriat ve Tasavvuf içre bu korkunç bid’ata yan bakanların nabzına göre de ŞERBET muslukları derhal açılmalı; ve serin serin içeceklerin gövdelerindeki harâret giderilmelidir!

Akort tam ustaca!

Yiyenlere ve dinleyenlere değilse de, şerbeti içenlere âfiyetler:

 “- Ancak Kutlu Doğum haftası programlarının Resûlullah (S.A.V.) Efendimizi anmanın şanına ve sünnetine uygun bir şekilde olması lazım. Kutlu Doğum Haftasının dejenere edilmemesi gerekir. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi övmek ibadet olduğuna göre, kutlu doğum programlarının “ibadet” sınırları içinde olması gerekir.”

12’den tam isâbet!. Efendimizin “şanına ve sünnetine uygun, dejenere edilmiyen, ibâdet sınırları içinde bir KUTLU DOĞUM HAFTASI!!!”

 Hem 12 Rabîu’l-evvel’leri metrûk hâle getirmek üzere bu haçlı takvimine taşınacaksın, hem de bu, “Efendimizin şânına ve sünnetine uygun, dejenere edilmemiş ve ibâdet sınırları içinde bir program” olmuş olacak!!!

Oha!

Adama ve zekâsına bakın ki, o hâlâ haçlı takvimine göre uydurulan (K.D. Haftası veya yaftası) denen şeyin avukatlığına “ibâdet!” aşkı içinde îmân etmiş!

 Yahu, Efendimiz Aleyhisselâm bu haçlı takvimini kullandı mı?. Efendimiz’e tebaan, sahâbîler kullandı mı?. Onlara tebean, dînî ve şer’î mes’elelerin herhangi birinde, tâbiin, tebei tâbiin, müctehidîn ve etbâı ve millet-i İslâmiyye kullandı mı?. Dîn-i Celîl-i İslâm’ın temelinin temelindeki allâmeler bunu akıl edemedi de, 1989’un bilmem hangi ayından itibaren bu (ku.tlu mutlu) veznindeki “kutlu haftayı!” bu adamlar ve madamlar akıl etdi, öyle mi?. Ne içün millete bu uydurma tarih dayatılıyor ve onları haçlı takviminin kuyruğuna bağlamanın aşkıyla kavrulunuyor?. Bu zemin ve zaman kaydırıb omurga yamultma işi, bundan sonra hangi mukaddes zaman ve ibâdetlere de bulaştırılacak, sırada hangisi var?.

 Yahudiden hindliye, ermeniden çinliye, âsûrîden japona kadar, dünya, nice mahallî takvim veya takvim başlangıçlarına sahibken, neden mücerred T.C.’de dînî günlerin ve muâmelat, münâkehât ve ibâdâtın takvimi, DİB ve diyalogcular tarafından yerinden kaydırılıyor da, diğer İslâm topraklarının hiçbirinde böyle korkunç bir, altı oyma cürmüne kalkışılmıyor?

T.C. pilot bölge mi seçildi?.

Bâtıl Batı’nın İslâm’a aksetdirilen dînî zaman ve mekân takvimi, evvelâ T.C.’de mi kolonlanmak isteniyor?. AB içine alınmak içün yarım asırdır aşk besteleri söyleyen; ve bu meşk uğruna “Avrupa Birliği Bakanlığı!” gibi cihan tarihinde görülmiyen hılkat garîbesi değilse de, popolitika garîbesi bir vekâlet uydurmak, Hükûmet-i Tayyibe’ye müyesser oldu!. Lâkin bu adam ve madamlar,  soy kütüklerini, târihe bakalım nasıl geçirecekler?.

(Mâba’di var)

(İlk intişârı: 30.04.2013)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir