Mes’ele, Sisi Pisi Tetikçi Fir’avn Piçinin İşi Değil; Dembokrasinin Darbokrasisi İşi!
18 Ağustos 2013
Kültür Ve Medeniyetimizde Terbiyenin / Eğitimin Hedefi
27 Eylül 2013

Hamdele ve salveleyi ihtirâmımla edâyı müteâkıben... Receb Tayyib Bey! 1)  Siz, şiîliği ve sünnîliği, sünnîlik ve câferîliği ve bunlarınm müntesiblerini

BAŞVEKİL  BEYEFENDİYE APAÇIK MEKTUB!

(1)

Ahmed SELÂMÎ

 

Hamdele ve salveleyi ihtirâmımla edâyı müteâkıben…

Receb Tayyib Bey!

1)  Siz, şiîliği ve sünnîliği, sünnîlik ve câferîliği ve bunların müntesiblerini ikide bir, neden karşınıza alıb duruyor; ve onlar üzerinden (politika) yapmak gibi bir usûle, tiryâkisi gibi abanıyorsunuz?. Bunun, size ne gibi bir fâidesi olacak?. Yoksa fevkal’âde zararı mı?. Şiileri bilmem, siz onları (yok) saymak isteyince ne düşünürler, bu benim dışımda. Onların i’tikad sistemi benim îmân nizâmıma pek çok noktada son derece ters ve zıd olduğundan onlara uzağım, onların dışındayım… Böyle iken, hiçbir zaman onlar itlâf edilsin diye bir fiilin içine girmedim ve girmem de… Cana, mala, nesle, akla ve dinime suikast içinde olmayan hiçbir din ve inanç karşısında, durub dururken Müslümanlığımın emretmediği bir “cihâd veya müdâfaa-yı nefs veya mukâbele-i bil’misil haklarımı!!!” kullanmak aklımdan da geçmez!..

2)   15 asırdır ecdâdım, sünnîliği icabı böyle yaşamış, böyle yapmış, ben de onların izinde olmak zorundayım… Aslımı inkâr edemem, edersem bana (piç) derler… Bunu aslâ dedirtmem… Sık sık ağzınıza aldığınız bir takım (sünnî=ehl-i sünnet ve’l-cemaat) büyüklerimiz var ya, ben onları (ağzıma almakla) kalmıyor, onların izini ve îmânını hayatıma almak gâyesiyle yaşıyorum… Ağzınıza sık sık aldığınız, Alpaslan, Nizamülmülk, Kılıçaslan, Salahaddîn, Zengi, Fatih, Yavuz ve Süleyman (Rahmetullahi aleyhim ecmain) Hazerâtı gibi zevâtın “peşinde, izinde, mektebindeyim” diyen, istese de istemese de, “ben sünnîyim, bunun üzerinden Müslümanım!” demiş olur. Aksi halde ortada mantık ve akıl çıkmazı var sayılır! Çünki o zevât-ı kirâm ve onlar gibi yüzbinlercesi, hepsi de SÜNNÎ idiler… Bu sünnîlik üzerinden Müslüman idiler; ve bu Müslümanlık içün kan akıtıb can verdiler; binbir türlü çile ve fedâkârlıkdan bunun içün aslâ yılmadılar ve çekinmediler…

3)  23 Ağustos Cuma gecesi gibi mübârek bir zamanda, Ülke tv’de üç gazeteci önünde konuştunuz, Kâhire’de cânilerin vurduğu 17 yaşındaki Esmâ kızımızın kana bulanışı anını hatırlıyarak gözyaşlarınız coşdu. Tehassüsünüz, rikkat ve hassâsiyetiniz, evet dünyanın kalbine, inşaallah verilmek istenen mesajı vermişdir; ve gâvur dünyâsının taş kalbinde bir işe yaramışdır, bilemeyiz!. Sanmıyoruz da… Bazı düşük ve cibilliyetsiz fosiller, bunu acziyet ifâdesi saydılar; ve “git Mısır’da ağla!” gibi son derece pespâye ve Sulukule ağzıyla hezeyanlar savurdular ki, bunların merhamet damarları kuruduğu ve kendileri de insan olmadığı içün, böyle hezeyanlar gaseyan etmişlerdir. Ancak, siz de, bizleri  tâ kalbimizden hançerliyen şu beyanlarda bulundunuz:

 “İslam dünyası bir fitnenin içerisindedir. Buna İran da dahil, sünni ülkeler de. Sünni ülkeler de kendi içlerinde sıkıntı içinde, biz de bu sıkıntıları yaşıyoruz. Gezi olayları bunun ispatıdır, son zamanlarda yaşadıklarımız da dahil. (Buraya kadar söylediklerinizi geçelim. Ya şunlar?) Bir şey ifade etmem gerekiyor. Hep üzüldüğüm başta Hamaney olmak üzere şunu dedim; Benim için Şia veya Sünni yok, benim için İslâm var. Biz gençlik dönemlerinde bunları söylerdik, önemli olan İslam’dır diye.” (22.8.13 ülke tv, cum’a gecesi, üç sünnî (!!!) gazeteci önünde!)

4)  Receb Tayyib Bey, bu ne demekdir Allâh aşkına: “Benim içün şia ve sünnî yok, benim içün İslâm var!..”  Cümlenizdeki “şia” içün, onlar ne diyecekse, beni alâkadâr etmez. Ben bütün hücrelerimle başdan aşağı bir SÜNNÎYİM… İşte ben VARIM, öyle ise “sünnî yok!” diyemezsiniz. Ben varsam, sünnî de (Ehl-i Sünnet Ve’l- Cemaat ekolü, çizgisi, mezhebi, dünyası, ervâhı, soyu, medeniyeti, devleti, hükûmeti, ecdâdı, büyükleri, Peygamberleri, müctehidleri, müfessir, muhaddis, mütekellim, mutasavvif ve şehidleri, gâzîleri ve nihâyet ümmeti yani milleti) de var… Kasdınız içün biliyorum: “Sayın Beyabiciğim, benim kasdım, şia ve sünnî olarak bu mezheblerin kârını ve menfaatını değil; İslâm’ın menfaatını gözetelim, Müslümanlık içün çalışalım demekdi!!!” diyebilirsiniz!.. O zaman böyle dersiniz; ve bu işin ne olduğunu, nasıl olacağını, apaçık ortaya koyarsınız!. “Sünnilik yok, İslâm var!” dediniz mi, o zaman 15 asra bak, ne varmış gör denir!. Öyle sünnîliği ademe mahkûm edici bir ifâdeyle cihanın gözü önüne çıkarsanız, bundan bizim dinimize ve mezhebimize hakaret çıkar, bu da bizi fevkal’ade incitir, içimizi dışımıza çıkarır… Lâ teşbih ve lâ temsil, siz de, “AKP ve CHP yok, dembokrasi var!” deyin hadi!!!! Siz, kendi AKP’niz üzerinden dembokrasi diyorsunuz; ve gece gündüz zikriniz, kendi partikülünüz üzerinden dembokrasi! CHP de, kendi partikülü üzerinden dembokrasi veya şefbokrasi diye dört dönüyor!. Bunun, daha onlarca misâli verilebilir…

5)  15 asırdır Müslümanlığa hangi usûl mektebi ve mezhebi çizgisinde hizmet edildiği apaçık ortada. Bunu siz, üçbeş telfikçi, takribçi ve mezhebsiz zibidinin hezeyanlarını bir şey sanan adamların geri zekâlı çemkirme, höykürme veya hırlamalarla dolaşmalarından imbikliyemezsiniz!. 15 asırlık usul-i dîn ve akaid, sahabî, tâbiin ve tebe-i tâbiîn ve müctehidîn elinde bize nasıl gelmişse, bundan firâr etmek, “hafizenallâh!” ortalığı herc ü merc eder, yangın yerine çevirir. Okyanus ötesi ile bile, yollarınız nasıl ayrılıveriyor? İşte, önüne gelen, bir yamuk usûl icâd etdiği içün, günümüzde yüzlerce Müslümanlık anlayışı peydahlandı!. “Dört mezhebden kurtulalım!” derken, 114 mezheb uyduruldu; şia ile sünnilerin takribi derken 112 uyduruk mezheb veya gavurcasıyla fransiyon peydahlanacakdır! Ve dolayısıyla, her şia (her bölük veya börçük) kendisini, İslâm budur diye diye, İslâmiyyet’in canına okuyacakdır! Hâlen okudukları gibi… Hiçbiri de bir işe ve halta yaramıyor! Ehl-i sünnet hâric, topu da, işte mezhebler enflasyonu olarak ortada! Kimi uydurma, kimi şeytânî ve kimisi de hevâ ü heves küspeleri… Bölücülük ve ayrılık fitneleri… Sünnîlik YOK sayılırsa, işte ortaya bu tür “İSLÂM!” çıkar!!! Sizin VAR dediğiniz İslâm, bunun dışında ise, bir gösterin de görelim!. Meselâ, Humeyni şiası erkeğin eşi ile tersden mukarenetini câiz hükmüne bağlıyor, biz sünnîler ise bunu: 1) Aklen, 2) Şer’an ve 3) Tab’an, tam bir iğrençlik, haram (kebîre), insanlık dışı, aile ve kadına en büyük hakaret, erkeğin izzetsizlik ve şerefsizliği, namussuzluk ve sapıklığı olarak kabûl ve telâkkî ediyoruz… Şimdi siz, “bu iki mezhebi yok saydığınıza ve İslam var!” dediğinize göre, sizin ve Karamangillerin “İslam’ınızda” bu fiilin hükmü nedir?. Bu misâl gibi çok misaller, müteakıb yazılarımızda dile getirilecekdir!

6)  Receb Tayyib Bey, siz, sünnî (Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat) kelime ve ta’bîrinin ifâde etdiği ma’nâyı, İmam Hatib mezunu olmanıza, Telfikçi Karaman Mezhebi yakınlarında dolaşmanıza ve başvekîl bulunmanıza rağmen bilmiyorsunuz!.. Bilseydiniz, böyle bir ifâdeye, ölseniz, dünyâya karşı ağzınızda aslâ yer vermez, veremezdiniz!. Olabilir, her şeyi bilmek mecbûriyetiniz yok, müşâvirlerinizin de öyle!. Ancak, bilmediğiniz mevzularda ya konuşmazsınız; veya iyice öğrenir, sonra mes’ul bir şahıs olarak, teenni, teemmül, tefekkür, tezekkür ve tedbir ile ve üç kere değil, 13 kere düşünerek konuşursunuz…

7)  Size, müsaadenizle öğreteyim! Yaş i’tibâriyle ağabeyiniz yaşda olduğum içün rahat yazacağım! Hakâret etmem, iftirâda da aslâ bulunmam. Bunlar, âcizlerin ve silindir şapkalı köpek tıynetlilerin işidir bilirsiniz! Ancak, ağır yazarsam korkmamalısınız!. Çünki ifâdeniz, îmânıma, südüme ve  kanıma dokundu. Helâlleşir ve aynı kanalla hatânızdan döner ve tevbe etdiğinizi beyan ederseniz; o zaman AK partikülünün aklanmış adamı olursunuz! Aksi halde, “AKPokrasiniz size, benim dînim bana!” derim iş biter! Her haramın tevbesi aynı olmaz, gizlininki gizlide, alenen olanınki alenen olmak zorunda!. Televizyonla yapılan suçların tevbesi de, aynı kanalla olmak zorunda…Aksi halde, sizi aslâ ak göremiyeceğim!

8)  Ben, 3-4 yaşımdan beri, hiç kimseye hayâtım boyunca tabasbusda bulunmadım, önünde eğilmedim. Dembokrasiye aslâ îmân etmedim ve hiç kimseye sandık yoluyla bir kere bile oy da vermedim! Siz, bu mektubumdan rahatsız olmasanız, hatta memnun bile olsanız da, kraldan ziyâde kralcı geçinenler vardır ya, onlar köpürebilir! Tabii bu, zerre kadar umûrumda da olmaz! Etrafınızda böyle aşşağılık dilenciler varsa, onlar bu mektubumdan mutlaka köpürebileceklerdir… Bunları siz göremezsiniz, size görünmezler! Size görünecekleri zaman çok kibar ve nazik olmasını, nabzınıza göre şerbet vermesini iyi ta’lîm etmişlerdir; ve bunu ustaca kıvırır ve bilirler!. Ammâ, sizin zekâvetiniz bunları görebilmelidir!. Geçelim…

9)  Ben size “diktatör!” diyen hayvanlardan değilim!. “Katil!” diyen, mazisi kan revân ve cinâyet dolu, Esed ve Sisi katil ve cânileri gibi kendi milletini itlâf eden, 500.000 müslümanı iple, kurşunla, işkenceyle, kimisini mezarından çıkarıb asarak öldüren (soykırımına) tabi’ tutan “altı b.klu”lardan, hayâlen bile, ömrüm boyunca bir tek saniye berâberlik içinde olmadım, aslâ da olamam… Bartın Müftüsü dedem Muhammed Rif’at Efendi Rahmetullâhi Aleyh Hazretlerinin, 1908’de ittihadçı cânîler ve hâinler tarafından, “Hılâfetçi, Abdülhmîdçi!” diye nasıl bir alçaklıkla idamlıklar listesine alındığını çok iyi biliyorum!. 1925’de de, felcine, 1932’de de mevtine sebeb olan kâtilleri dahî, benim bilmemem, onları lâ’netlememem ve onlara beddua etmemem mümkin midir?. Buna, benim îmânım ve aslıma bağlılığım sûret-i kat’iyyede mâni’dir… Müslümanım elhamdülillâh… Aynen dedem ve aslım gibi, Matüridilik, Hanefilik ve Zıyâîlik üzerinden MÜSLÜMANIM

10) İmân etdiğim Allâh, bana “müslümanlardanım de!” emrini veriyor. Ben de, mutlak olarak “müslümanlardanım!..” Ancak, yukarıda beyân etdiğim (Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat) ekolü, mektebi ve mezhebi üzerinden müslümanlardanım diyorum. Anladınız!. Bunun adına kim “kan döken mezhebçilik!” der ve onu levmederse, o, müfterîdir, kezzabdır, sapıkdır, kan dökücüdür, kâtildir ve geri zekâlıdır… Herkes kendi mezhebinde kan dökmeden adam gibi yaşayacakmış, yaşasın, bana ne?. Katil ve vampir olmayan kan dökmez, Allâh Azze’nin emretdiği SULH ve SELÂMET içün yaşar ve hatta kendi canını bile verir… Son nefesim de dâhil, ben, dediğim çizgi üzerinden (müslümanlardanım) diyeceğim; ve şimdiden emin olamasam da, son nefesimde de inşaallâh, kalbime bu manâsını yüklediğim Kelime-i Tevhid ile, bu rezil ve gâvur eteği öptüren alçak dünyâdan, onu aslâ öpmeden ve ona tükürerek gideceğim… Bunun adı, işte sünnîlik (Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat) olmakdır. Artık siz, bunu “yok!” sayacakmışınız, o benim dışımdadır, aklım ermez… Anlatabildim mi acebâ?. Var olanı yok saymakla, o var olanın yok olmıyacağını, elbetde mevcûd aklınız kabûl edecekdir… Ammâ bütün bunlara rağmen, ne sayarsanız sayarsınız, bilemem!

11) Ben, bu “varlığımı,” Rabbim Teâlâ’nın en büyük lütfu ve bana verdiği en büyük şeref bilir; ve ona göre yaşarım… İşte ben, bir SÜNNÎYİM!. Dünyâda tek başıma, bir tek ben kalsam, sünnîlik de vardır, o YOK olamaz, onu kimse yok da edemez… Sünnîlik üzerinden var olan İslâm, sûret-i kat’iyyede yok edilemez, YOK da sayılamaz… Her sünnî, sünnîlik üzerinden MÜSLÜMANDIR… Onun içün HAKK olan, sünnîlik üzerinden var olan İslâmiyyet’dir, o kadar… Sünnîlik dışı başka başka mezheblerin ne düşündüğü de, beni hiç alâkadâr etmez. Îmân ve fikre hiç bir dembokrasi “YOKSUN!” damgası vuramaz!. Vurursa, o zaman, dembokrasi, bombokrasi haline gelmiyecek midir?.  Başkaları kan döken vampirler olarak mezhebçilik yapıyor diye, sünnîliği, onlarla aynı terâzîde tartmak ve onlarla beraber YOK saymak, akıl kârı olamaz; ve bunun mesûliyyeti altından da aslâ kalkılamaz. Merhûm Elmalılı’nın buyurduğu gibi “ifsâd-ı akîde, belâları umûmî kılan 5 sebebden biridir, kurunun yanında yaş da yanar!”

Âkil olanların bilgilerine…

(Mâba’di var)

(İlk intişârı: 01.09.2013)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir