Hüseyin Nihal Atsız
28 Haziran 2017
ashab-yıldızlar
Ashabı Kiram Ve Bilhassa Hazreti Muaviye Hakkında
28 Haziran 2017
Zerre ve Kitle

ZERRE VE KİTLE

Merhûm Üstad Necib Fazıl

Tarihte belli başlı tahakküm ve tasallût zümrelerince milletlerin kıskıvrak bağlanmaları ve iradesiz medyumlar gibi, fermanlara münkat kılınmaları, hep aynı usule bağlıdır. Bu usul, içtimaî bütünlük ve birlik duygusunun o zümreler tarafından sömürülüp yok edilmesi, fertler arasındaki bağların çözülmesi ve her ferdin kendi başını kurtarmaya mecbur bir infirat haline getirilmesi oyunudur.
Tahakküm ve tasallût zümreleri, fertte içtimaî alâkaya yer bırakmazlar. Onların rejiminde fert, sadece kendi şahsî ve nefsanî alâkasının dopdolu küpü halinde kalır; ve başka küplerden kaç tanesi kırılırsa kırılsın, kendi küpüne zarar gelmedikçe başını kaldırmaz.
Kitle duvarı, tuğlaları arasındaki bütünlük rabıtasını kaybettiği ve sadece entipüften bir kemiyet istifiyle durduğu için, tahakküm ve ve tasallût zümreleri, diledikleri gibi o duvarı mıncıklarlar ve hiç bir mukavemete uğramazlar. Zira mukavemet edecek tuğla, tek başına ve bir fiskede düşürülür ve gittiğiyle kalır.
Fizik ilmi bile gösterir ki, zerreler arasında kitle alâkası bulunmadıkça cisimler teşekkül edemez; ve hiçbir kuvvet, bir cismin kitlesine hakim olmadan zerrelerini müteessir edemez. Fakat insan kitlelerinde vaziyet tersinedir. Zerreler müteessir edilerek kitleye hâkim olunur.
Böyle cemiyetlerde, kimse çıkıp da “yahu, birleşin, ne duruyorsunuz, her irade sizin değil mi?” diye bağıramaz. Çünkü bunu bağıracak olan, daima; cemiyet değil, bir veya birkaç fert olacaktır ve onlar da cemiyette cemiyet haysiyetinin teşekkülüne vâkit kalmadan tasfiye edilivereceklerdir.
Geride kalanlar da, daima fert kadrosunda aslâ cemiyeti teşkil edemeden, başlarına gelecek bu mahzun ve mahkûm âkıbeti bildikleri ve ondan tek tek ürktükleri için bir şey yapamazlar. Böylece bir cemiyette tek tek herkesin “hayır!” dediği bir mevzuda, birbirine bağlı üç beş zâlimin “evet!” demesi, ister istemez hüküm sürdürür.
Bu hale gelmiş ve getirilmiş cemiyetlerde, zâlimler şebekesi alenen kitlenin tarihine, an’anesine, mâşerî vicdanına en şenî fiili tatbik etse, fertler, kendi öz malikiyetlerinin başına gelmedikçe hâdiseyi benimsemez ve umursamaz olur.
Böyle cemiyetlerde, fert, gitgide o kadar alçalır ki, millî vicdan, açık havada, bir paspas üzerinde ve dünyanın gözü önünde pâyümâl edilse, kimse kendi üzerine ve kendi ırzına toz kondurmaz.
Bütün tarih boyunca firavunlar, kisrâlar, çarlar, racalar, mandarenler, kırallar, tiranlar, melikler, imparatorlar, kayzerler, sultanlar, her türlü zulüm şebekelerinin başları, daima bu metodla kitlelere hükmettiler. Fakat onların tasallûtları her şeye rağmen maddî istismar plânında kalmış, teşkilâtlı ve imtiyazlı sınıf sayesinde muvaffak olmuş, büyük kütlenin cehalet ve şuursuzluğu da buna yardım etmiştir. Bu şartların hepsi de, ezenler ve ezilenler hesabına birer izah şekli ve birer mazeret unsurudur.
Asıl izah kabul etmeyen ve mazeret unsuru olmayan şey, bütün baş ve ayak takımıyle, bütün bir cemiyetin, bütün bir millî irade ve mâşerî vicdan yalanıyle küçücük bir kadro tarafından tahakküm ve tasallûta uğramasıdır.
En mütereddî cemiyetlerden biri haline gelmesine rağmen fertlerinin (Bastiy)i kazma ve kürekle zaptetmiş nesillerden gelme bir heybetle dolaştığı mutlakiyet devrinde hâkimlerinin kıral oğullarını hapse attığı (Giyom Tel) isimli destanların devşirildiği, mücerret fert hakkı uğrunda olanca menbaını insanlık emrine veren hükümetlerin iş gördüğü, cumhurreislerine “vatan haini!” diye bağıran şahısların polis tarafından ancak yolları tıkamamak ihtarını aldığı ve nihayet vahşilerinin bile sinema perdesi üzerinden (demokrasi) dâvasını ezberlediği bir dünyada, böyle bir mevzu, birkaç Asya ve Afrika kabilesinden başka hiç bir yerde kalmamıştır. Onun içindir ki, böyle yerlerde bir öküzü bir sığırtmaç ve bir milyon insanı bir açıkgöz güder.
Bin insanın bin öküz halinde yaşadığı ve yine kendi şeklinde bir sığıtmaca mahkûm edildiği cemiyetlere Allah acısın!
Biraz evvel işaret ettiğimiz gibi böyle cemiyetlerde her fert tek tek ıstırap çeker ve acını aslâ içtimaîleştiremez. Ayniyle (Paskal)ın “yapayalnız ölürüz!” demesi gibi, böyle cemiyetlerde, herkes doğumuna ve ölümüne eş, yapayalnız yaşar; aynı şeyi yaşasa da bu ayniyeti birbirine sirayet ettiremez, yekûnlaştıramaz ve kitleleştiremez. Bütün acz, üstelik zulme düşen fırsat da bundan doğar.
Bugün Türkiye’nin manzarasında, tam 4 asır süren bu halin, C.H.P. elinde çeyrek asırlık tam istismarından sonra, yavaş yavaş doğrulmaya başlayan bir inmeli edası vardır.
Tek tek duyulanı yekûnlaştırma, yâni ferdî insiyakları içtimaîleştirme dâvasında milli iradenin tam teşekkül edeceği gün, her şey kurtulacaktır. Fakat inmeli uzviyetin tedavisi için, ferdî bir zuhur halinde doktor yâni kahraman ihtiyacı, bugün her zamankinden ziyadedir.
Kitlemizi şöyle bir sınıflandıralım ve hastalığımızı bu sınıflar içinde görmeye çalışalım.

 

[Türkiye’nin Manzarası/ Sayfa 146-149/ Ekim 1992 Tab’ı]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir