19) Muhâlefetülli’l-Havâdîs
21 Şubat 2021
21) Melâike-i Kirâm
7 Mart 2021

KADER VE KAZÂ

 

Kader ve kazâya îmân etmek dahî her erkek ve her kadına farzdır

Kader: Allâhu Teâlâ Hazretlerinin lâ-yezâlde ya’nî ilerüde halk olunacak ve vücûda gelecek şeyleri vakit ve zamânlarını, ahvâl ve evsâflarını ezelde bilüb takdîr ve ta’yîn eylemesidir.

Kazâ: Herbir şeyin mukadder ve muayyen olan zamânı hulûl edince takdîr-i ezelîye muvâfık ve mutâbık olarak halk ve îcâd buyurulmasıdır.

Kader, irâde-i ilâhiyyenin lâ-yezâlde ya’nî ilerüde olacak şeylere ezelde taallukundan ibâretdir. Kazâ da Kudret veyâ Tekvîn sıfatlarının eşyânın bi’l-fiil halk ve îcâdına taallukundan ibâretdir. Şu hâlde kader asıl ve esâs, kazâ da anın fer’i mesâbesindedir binâenaleyh kader kazâ sûretini bulmadıkca insan esbâb-ı meşrûaya tevessül ile nâfi’ şeyleri istihsâle ve muzırr şeylerden ictinâba sa’y ile mükellefdir işte bunun içündür ki (Hazret-i Fâruk) Şam’da Tâûn ve Kolera illeti olduğunu işidince imdâd içün getirdiği asker ile berâber başka bir semte gitdi Şâm Muhâsara’sında Asâkir-i İslâmiyyenin kumandanı bulunan (Ebû Ubeyde) Hazretleri bunu görünce buyurdular ki

..اتفر‏من‏ القضاء‏) 

Yâ Ömer Allâhu Teâlâ’nın kazâsından mı kaçıyorsun ya’ni Şâm’da bi’l-fiil halk eylediği Tâûn’dan mı firâr ediyorsun)  

Hazret-i Fâruk buyurdular ki

(… افرمن ‏قضاء‏الله ‏تعالى‏ الى‏قدره

(Evet Hakk Teâlâ’nın kazâsından kaderine kaçıyorum ya’nî lâ-yezâlde vücûda gelen bu Tâûn’dan firâr etmek sebebiyle halâsımız ezelde takdîr buyurulmuş olduğundan mûcib-i halâsımız olan kadere firâr ediyoruz.)

Hazret-i Fâruk’un bu kelâm-ı âlîlerinden anlaşılıyor ki Cenâb-ı Hakk’ın irâde ve takdîr-i ezelîsi bizce mestûr ve gayr-ı ma’lûm olduğundan dünyâ ve âhiretde mûcib-i felâketimiz olacak ef’âlin halk olunmasına ve vücûda gelmesine sebeb ve bâis olacak ef’âlden, ahvâlden, harekâtdan sakınmak vâcibdir binâenaleyh şehevât-ı nefsâniyyemize ve şeytanın iğvâsına veyâ kötü kimselerin sözlerine uyarak irâdemizi mûcib-i felâketimiz olacak bir fiilin vücûda gelmesi cihetine sarf edersek Hakk Teâlâ’nın o fiili halk buyurmasına sebebiyet vermiş olduğumuzdan o fiilin vücûda gelmesiyle dünyâda bir mazarrata dûçâr, hudûd ve ta’zirât-ı şer’iyyeye ve zemme istihkâk, âhiretde de ukûbet-i şedîde ile mücâzâta liyâkat peydâ eylemiş oluruz. Ve kezâ dünyâ ve âhiretde mûcib-i saâdetimiz olacak ef’âl ve a’mâlin halk olunmasına ve vücûda gelmesine bâdî ve sebeb olacak ahvâl ve harekâta teşebbüs eylemek dahî vâcib ve lâzımdır binâenaleyh şer’-i şerîfin gösterdiği doğru yola giderek ve kalbimizdeki meleğin işâretine tâbi’ olarak veyâ âlim ve âmil bir kimsenin söylediği doğru söze uyarak irâdemizi dünyâ ve âhiretde mûcib-i saâdetimiz olacak bir fiilin vücûda gelmesi cihetine sarf eyler isek Cenâb-ı Hakk’ın o fiili bizde halk buyurmasına sebebiyet vermiş olduğumuzdan o fiilin vücûda gelmesiyle dünyâda bir menfaat ve medha, âhiretde dahî sevâb ve naîm-i ebedîye nâil oluruz.

İşte (İrâde-i Cüz’iyye) bu sarfdan ibâretdir ki taraf-ı ilâhîden insanların yed-i iktidârlarına ve kendi ellerine verildiğinden diledikleri tarafa çevirebilürler eğer hayır dilerlerse Cenâb-ı Hakk anlarda hayra kudret yaradıb  fiil-i hayır vücûda gelir ve eğer şerr dilerlerse Cenâb-ı Hakk anlarda şerre kudret yaradıb fiil-i şerr meydâna gelür binâenaleyh abdin irâde-i cüz’iyyesi Allâhu Teâlâ’nın abdda kudret-i cüz’iyye halk eylemesine sebeb ve şart-ı âdî kılmışdır eğer abdin irâdesi fiile taalluk ederse Allâhu Teâlâ’nın kudreti dahî ta’lîk eyleyüb fiil meydâna gelir ve eğer abdin irâdesi fiilin vücûduna taalluk etmezse Allâhu Teâlâ’nın kudreti dahî taalluk etmediğinden fiil meydâna gelemez binâenaleyh gerek umûr-ı dünyâ ve gerek umûr-ı âhiretde vukufsuzluk, tenbellik, dikkatsizlik veyâ başka bir sebeble insân bir zarâra ma’rûz veyâ bir menfaatden mahrûm olursa takdîr-i ilâhîye bahâne bulmağa hakkı yokdur.

[Mir’atü’l-İslâm, Büyük Şehîd İskilibli Muhammed Âtıf Hocaefendi, 1332 Baskı, sh:20-21-22]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir