Kur’ân-ı Mübîn’in Üçte Biri
26 Mart 2021
-1- “Aşı (İğne) Orucu Bozmaz” Ve “hesâbât-ı nücûmî” Fitnesi!
13 Nisan 2021

RAMAZÂN-I ŞERÎF ORUCU

 

“Her hangi bir Müslüman Ramazân-ı Şerîf orucunu, fazîletine inanarak ve sevâbını Cenâb-ı Hakk’dan dileyerek tutarsa onun geçmiş günâhları af ve setrolunur. Yani: Hakkullâh’a âid, sagâir kabîlinden olan günâhları bağışlanır. Bunlardan dolayı âhırette muazzeb olmaz.”

(İmâm Ahmed İbn-i Hanbel, İmâm Muhammed Buhârî, İmâm Müslim, Câmiu’s-Sağîr)

 

Îzâh: Ma’lûm olduğu üzere İslâm’ın başlıca şartlarından biri de Ramazân-ı Şerîf orucudur. Şöyle ki:

(1) Bu mübârek ibâdet, hicret-i nebeviyeden bir buçuk sene sonra Şabân-ı Şerîf’in onuncu günü farz kılınmıştır. Müslim, âkil bâliğ olan her insan bununla mükelleftir. Âkil, mümeyyiz olan Müslüman çocukların tutacakları oruçlar ise birer nâfile olarak sahîhtir. Bu çocukların Ramazân-ı Şerîf orucuna alıştırmak velîleri için bir vazîfedir.

(2) Ramazân-ı Şerîf orucunu büyük bir ni’met bilip bir şevk ve heyecan ile karşılamalıyız. Oruç, rızâ-yı İlâhîye nâiliyet için en mübârek bir vesîledir. Müslümanlar Ramazân-ı Şerîf olunca rûhânî bir zevk ile, ma’nevî bir neş’e ile oruç tutmaya başlarlar, ma’betlere daha ziyâde devâm ederler, ma’betlerde verilen nasîhatleri can kulağiyle dinlemek pek ziyâde müstefîd olurlar. Tilâvet-i Kur’âniyeye daha ziyâde muvâzebette bulunurlar. Hasta olsalar da misâfir bulunsalar da oruç tutan dindaşlarına karşı saygı göstererek alenen yiyip içmekte bulunmazlar. Aralarındaki dîn birliği, dîn kardeşliği, dîn terbiyesi bu sûretle de tecellî etmiş olur.

(3) Ramazân-ı Şerîf orucu en fâideli, en mübârek bir vazîfedir. Ahlâk kitâblarında bildirildiği üzere insanların kendi şahıslarına âid vazîfeleri iki kısımdır. Biri ruhlarına âid vazîfelerdir ki, bunlar ruhları bâtıl akîdelerden, muzlim fikirlerden temizlemek, ruhları ma’rifetullâh ile, fâideli ûlûm ve fünûn ile tenvîre çalışmak gibi şeylerdir. İkinci kısım da insanların bedenlerine müteallik vazîfelerdir ki, bunlar da sıhhati te’mîn edecek şeylere riâyet etmekten, muzir riyâzetlerden ve bedenin helâkine sebeb olacak hareketlerden kaçınmak gibi şeylerdir.

İşte dîn-i İslâm, gerek ruhlara ve gerek bedenlere âid olan bu vazîfeleri bizlere daha mükemmel bir hâlde emir ve tavsiye buyurmaktadır. İşte oruç da bu vazîfeler cümlesindendir.

(4) İslâmiyet’e nazaran hayât bizlere bir emânettir, bir vedîatullâhtır. Bunu güzelce muhâfaza etmekle muvazzaf bulunmaktayız, bu sebeble, İslâmiyet’te sıhhat-i bedenî muhâfaza için tahâret ve nezâfete büyük bir ehemmiyet verilmiştir. (İnnellâhe yühıbbül’muttahhirîn.) İslâmiyet berâhime tâifesi gibi meşakkatli riyâzetlerde bulunmayı, ruhbâniyet yoluna gidilmesini câiz görmemektedir. Dîn-i İslâm’ın nefsi tavsiye için, bedenî terbiye ve tenmiye için emrettiği riyâzetler ise en güzel, en hafif birer ibâdetten başka değildir. İşte oruç farîzası da bu cümledendir.

(5) Evet. Şüphe yok ki, dîn-i İslâm bir hikmet dînidir, bir kolaylık dînidir. Bu kutsî dînin emir ve nehyinde bir nice fâideler vardır. Müslümanların hiçbir dînî vazîfesi yoktur ki, îfâsı için büyük müşkilâta katlanmak lâzım gelsin. Nitekim: (Allahü Teâlâ sizlere kolaylık murâd buyurur, yoksa sizin hakkınızda güçlük dilemez.) meâlinde ki: (Yürîdullâhü bikümül yüsra…) âyet-i celîlesi bu hakîkati beyân buyurmaktadır. İşte oruç da böyle îfâsı kolay, fâidesi ziyâde mübârek bir vazîfedir.

(6) Müslümanlar Ramazân-ı Şerîf’te yalnız gündüzleri yemekten, içmekten, âilevî mukârinetlerden memnû’durlar. Fakat guruptan sonra fecrin tulûuna kadar bunlardan memnû’ değildir. Bilakis vücûdlerinin kuvvetini kaybetmeyip vazîfelerini güzelce îfâ edebilmeleri için Ramazân-ı Şerîf gecelerinde sâir vakitlerinde biraz daha ziyâde yiyip içmelerinde bir mahzûr bile yoktur. Hatta sahûr yemeği yemeleri ve bunu oruçlarına medâr olmak için biraz geç yemeleri müstehâbdır. Bir hadîs-i şerîfte (Tesehherû feinne fissuhûri beraketen) buyrulmuştur. Yani: Sahûr taâmını yiyiniz, çünki sahûrda bereket vardır, onunla kuvvet ve ziyâde sevâb husûle gelir.

(7) Filhakîka oruç vazîfesi, o kadar güzel, o kadar fâideli olduğu halde îfâsında hiçbir güçlük yoktur. Oruç tutanlar âdetâ yemek vakitlerini tebdîl etmiş gibi olurlar. Günde iki def’a yemek yenilmesi, gıdâyı pek güzel te’mîn eder. Oruç tutanlarda hem akşam, hem de sahûrda istedikleri kadar yemek yiyerek gıdâlarını mükemmel bir sûrette almış olurlar. Sigara gibi muzır i’tiyâdlar da azalmış olur. Artık bu sâyede hayat bir intizâma nâil olur ve bu sâyede birçok kimseler sıhhatlerini daha güzelce te’mîne muvaffak bulunur.

(8) Düşünmeliyiz ki, Hakk Teâlâ Hazretleri bizlere sıhhat vermiş, ni’met vermiştir, bizleri dâimâ âtıfet-i ilâhiyesine mazhar buyurmaktadır. O halde onun emir etmiş olduğu her hangi bir ibâdeti seve seve yapmamız lâzım gelmez mi? O Kerîm ma’budumuza teşekkürlerimizi takdîm ile ona olan ubûdiyetimizi ibraza çalışmamız i’câb etmez mi? Bunun hilâfına hareket edersek küfrân-ı ni’mette bulunmuş, kendimizi azab-ı ilâhîye hedef kılmış olmaz mıyız? Hayfâ ki zemânımızda bu husûslara riâyet etmeyen bir takım kimseler birer teessüf nazariyle görülmektedir. Bunlar Ramazân-ı Şerîf günlerinde ma’zeretleri olmadığı halde alenen yiyip içmekten kendilerini alamıyorlar. Hele mübârek Ramazân-ı Şerîf gecelerini sâir zamanlardan ziyâde levhiyât ile, lu’biyân zâyi’ edip duruyorlar. Dînimizin âdâbına böyle mi riâyet olunur? İslâm şiârine böyle mi i’tinâ gösterilir? Acaba uhdemize teveccüh eden namaz gibi kutsal vazîfelerin ehemmiyetini, lüzûmunu, maddî ve ma’nevî fâidelerini hiç düşünmez miyiz?

(9) Büyük müfessir Fahreddîni Râzi Hazretlerinin dediği gibi bu âlemde samediyet nûrları dâimâ mütecellîdir, dâimâ parlamaktadır. Bu ezelî nûrların perde arkasında kalması mümteni’dir. Bunun lâhutî firugunu hiçbir şey örtemez. Şu kadar var ki, bu nûrların beşerî rûhlarda zuhûruna beşerî alâkalar mâni’ olmaktadır. Oruç ise beşerî alâkaları gideren sebeblerin en kuvvetlisidir. Bunun içindir ki, mükâşefât erbâbı diyor ki: Cenâb-ı Hakk’ın envâr-ı ulûhiyetine tevessül için oruçtan başka çâre yoktur. İnsan oruç tutmalıdır ki, ulûhiyet nûrlarından rûhen müstefîd olabilsin.

«Nedârend ten perverân ağehî»

«Ki pür mide başed zi hikmet tehi.»

Evet. Mücerret tenlerini besliyenler, yiyip içmekten başka bir şey düşünmeyen uyanık bir rûha, ma’nevî bir zevke nâil olamazlar. Çünki dolu mi’deli olan bir şahıs, hikmetten hâli olur, irfân nûrundan nasîbi olamaz.

(10) Velhâsıl: Hepimiz uyanmalıyız, mübârek dînimizin yüksek hükümlerine hepimiz riâyet etmeliyiz. Bâhusûs Ramazân-ı Şerîf orucunu büyük bir ni’met bilmeliyiz, mübârek Ramazân-ı Şerîf geceleri, o pek feyizli vakitleri ibâdet ve tâatle geçirmeğe gayret eylemeliyiz. Rûhumuzun inşirâh ve incilâsı, kalbimizin selâmet ve nezâheti bu sâyede te’mîn edilmiş olur. Hakk Teâlâ Hazretleri cümlemize intibâhlar, muvaffakiyetler ihsân buyursun, âmîn.

[500 HADİSİ ŞERİF, ÖMER NASÛHİ BİLMEN, 421. Hadîs-i Şerîf, Sh;266-668]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir