Millete, “Ancak Cumhûriyet İçün Var Olacaksın!” Diyen Betonik Kafalar…
28 Ekim 2017
Hayrettin, Cennetmekân Abdülhamîd Hân’la Efgânî “Maskara” Ve Masonunu Aynı Kefeye Koymaz Mı!?.
9 Şubat 2018

KUDÜS’ÜN MÜLKİYETİ MÜCERRED İSLÂM’A ÂİDDİR; BEŞERÎ HİÇBİR SİSTEMİN BUNA HAKKI OLAMAZ! 

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

İslâm Âlemi Hılâfetin lâğv edilmesinden sonra başsız kalmış ve bu coğrafyaya yahudi-haçlı eşkıyâlar ve onların işbirlikçileri çökerek, yağmalama işine girişmişlerdir. Kudüs de, diğer bütün İslâm şehir ve beldeleri gibi müslümanların elinden çıkmış ve yağmalayanların eline geçmişdir…

Kudüs olsun, diğer bütün İslâm bakıyesi topraklar olsun, bugün hiçbir karış toprağıyla, bir takım sarık-cübbeli soytarıların rağmına “İslâm dârı” değildir. Böyle olduğu içün de, Trump’undan yahudisine, haçlısından bilmem nesine bütün gayr-i müslim dünyâsı, İslâm bakıyesi herşeyi gasb etmenin, yağmalamanın, çalmanın, öldürmenin ve yok etmenin vahşeti ve hırsıyla habire saldırıyor, yakıb yıkıyor!

Allâh ve Rasûlü’nün irâdesi yani “vaz’-ı ilâhî” demek olan Kitab, Sünnet, İcmâ’ ve Kıyâs-ı Müctehidîn, bugün İslâm coğrafyasını istîlâ ve işgal etmiş olan bütün yerli ve yabancı hükûmetler tarafından mer’iyyetden kaldırılmış ve ademe mahkûm edilmişdir. Bu ilâhî irâdenin yerine, diktatör, müstevlî ve tâğutların irâdeleri konulmuş, bu istikâmetde dinler îcâd edilmiş; ve yine bu dinlere de “İslâm veya Müslümanlık” denilerek milyarlarca insan, bu uydurma beşerî dinlere kaydırılmışdır… Dolayısıyla “İslâmiyyet’in mes’elesidir” diye ortaya çıkarılan mevzu’lar, aslâ İslâmiyyet’in değil; ve fakat İslâmiyyet’in yerine geçirilen bu beşer uydurması dinlerin mevzûudur; ancak bunlar, beşer irâdesinin mes’eleleridir…

Kudüs mevzuu da işte böylece “İslâm’ın Kırmızı Çizgisi” denildiği halde, beşerî ve felsefî uydurmaların; ve İslâm yerine oturtulan politik ve ideolojik religionların mes’elesi oluvermişdir! Bu nokta çok iyi görülüb anlaşılmadan, hiçbir mes’eleyi fark edib anlamak aslâ mümkin de olamaz…

Nice mes’eleler gibi Kudüs mes’elesi de, “İslâm’ın veya müslümanların mes’elesi” olsaydı, evvelâ böyle zillet verici hâller zâten görülmez; sâniyen, görülecek olsaydı bile, onları hâlletmek içün islâmî usûl ve kânûn-kâideler ile işe vaz’iyyet edilirdi!

İslâm “Tecezzî kabûl etmiyen mutlak bir DÎN” olması hasebiyle, her mes’eleye “Kendi husûsî düstur ve kânunları çerçevesinde” el atacak ve mutlaka bu yolu takib edecekdir. Bu mutlak Dînin, kendisi dışındaki başkalarıyla yani tâğûtî yollarla mes’elesini hâlletmiye çalışması ise, hem abes ve hem de muhal olacakdır…

Bugün İslâm hâkimiyyeti bırakılmadığından, yerinde de lâyık, dembokratik, teokratik, şefokratik cumbokrasi ve krallıklar gibi düzinelerce tâğûtî hükûmetler, “Biz Müslümanız, islâmî kırmızı çizgilere sâhibiz!” yollu sahtekârlıklarla göz boyadıklarından, islâmî herhangi bir mes’elenin bunlar eliyle hâlledilmesine aslâ imkân yokdur, hattâ bu mümteni’dir…

Lâyık dembokrasi fıtratlı Ankara politikacılarının hiçbir hedefi olmadığını ve olamıyacağını, Lozan ile teminât altına alan İngiliz, yahudi ve ABD triumvirasının, adı geçen fıtratdakilerin “İslâm’ın Kırmızı Çizgisi” gibi lâf u güzâfına 5 paralık kıymet vermiyeceği de bedâhaten ortadadır!.. Haçlı dünyâsı teslis akîdesinde, yehûdiyet mensubları ise beşere ulûhiyyet isnâdında olsa da, İslâmiyyet’in esas ve özünde hem “Allâh’a ubûdiyyet” ve hem de “Heykellere ve beşerî düzen ve doktrinlere tapınmanın” yeri olamıyacağını; ve İslâmiyyet’de bunun tam bir ŞİRK ortaya koyacağını fevkal’âde iyi bilirler… Ve bu, onların 15 asırdır “İslâm’ı tahrîf plânları” adına pek arzu etdikleri dînî bir iflâsdır da…

Lâyık cumbokrasinin (Politik kırmızı çizgilerini), “İslâmiyyet’in Kırmızı Çizgileri” diyerek dünyâya yedirme kataküllisi, artık o kadar kolay yutulmasa gerekdir! Adama sorarlar:

“İslâm o kadar kıymetli bir çizginiz idi ise, heykellerine tapındığınız Atanızın şu sözleri ile, o çizgiyi nasıl kâbil-i te’lîf edeceksiniz?”

 “Ahlâksız bir arabın görüşlerinden oluşan İslâm, artık ölmüşdür. Belki çöldeki göçebe kabilelerine uygun olmuş olabilir. Ama gelişmekde olan modern bir ülke içün değil. Dine ihtiyâc duyan bir yönetici korkakdır. Hiçbir yönetici korkak olmamalıdır.” (Grey Wolf, Mustafa Kamal, An intimate Study of a Diktator, H.C. Armstrong, s 241, 1934)

Tekrar yazalım ki, “Kudüs İslâm’ın Kırmızı çizgisidir” diyenler, kendi beşerî ve haçlı güdümündeki politikalarını İslâm maskesi takarak yürütmeye çalışırlarsa, bu hem gülünç ve hem de zerre kadar inandırıcı olamaz. İslâm’ın Kudüs mes’elesine bakışı ve ona hâl tarzı getirişi, gene İslâm’ın edille-i erbaasına yüzde yüz mutâbık olmak; veya (Mübâyin olmamak) mecbûriyyetindedir. Bunu da gene, mücerred “Hükümet-i İslâmiyye” ortaya koyabilir. Fârûk-ı Ekber (Radıyallâhu Anh), Salâhaddîn-i Eyyûbî (Rahmetullâhi Aleyh) gibi Müslüman başbuğlar olmadan, “İslâmiyyet’in Kırmızı çizgisinden” bahsetmek, ahmak aldatmaya ma’tûf bir canbazlıkdan öte bir ma’nâ ortaya koyamaz; çünki bu, pek âbidevî bir tenâkuz ve abesdir!.

Lâyık ve kayık cumbokrasilerin, “İslâmî kırmızı çizgilerinden” değil; belki kendi “Kırmızı çizgilerinden bahsetmek” zarûreti vardır!. Çünki onlarda, İslâm’da olduğu gibi “Cihâd İbâdeti” gibi Zarûrât-ı Dîniyyeden bir esas ve temelin bulunması bile muhaldir! Onlar, “Dört HAKK DÎN vardır; ve dîne dayalı devlet sistemine karşıyız” diyecek kadar İslâmiyyet’in karşısında olub;  onu reddetmekde, beğenmemekde, vahyi yani Allâh irâdesini üç paralık insan irâdesi kadar bile kıymete sâhib görmemektedirler… Onlarda ancak, yollara bayraklarla çıkmak, mesnetsiz sloğanlar atmak, muârızların bayraklarını yakmak, kahrol nâraları sıkmak, kadın-erkek muhtalit (Karnaval maskaraları gibi) yollara dökülmek, ciddiyetsiz tavırlarla ve ecâib seslerle ortalıklarda dolaşmak, yalan-dolan pankartlar taşımak ve aşağıdaki gibi şöyle tivitler atmak esasdır ki, onların lâyık cumbokrasi fıtratları, ancak bu kabil ödleklik, savrukluk, saçmalık, içi geçmişlik, şahsiyetsizlik ve korkaklık ifâdelerine müsâiddir:

“Haydi Kudüs içün meydanlara. Bir taş niyetine bir slogan at! Kahrolsun İsrail, kahrolsun Amerika!”

Lâyık dembokratik cumbokrasilerin düşmana meydan okumaları, işte böyle ankebut (örümcek) ağı kadar çürük ve zaif olduğundan, onların İslâm’a âid “Kırmızı (!) Çizgilerle” düşman korkutmak istemeleri, Müslümanlığı bilen yehûd-nasârâ cebhelerinde beş paralık bile bir işe yaramıyacak, sâdece acem palavrası kabilinden nesneler olarak kabûl edileceklerdir! Muvaffakıyyet gibi gösterdikleri gelişmeler ise, kendilerinin haklı veya Hakk’dan yana oluşlarından değil; karşılarındaki gâvur dostlarının zulüm ve sapıklıklarından tevellüd eden netîcelerdir…

Allâh’a ubûdiyyetle (!) heykeller önünde rükûa varmayı beraber yürütenler, öyle bilinmelidir ki, sâdece havanda su döver ve kendilerini aldatırlar!.. Onlar içün nihâî netîce dâimâ (hüsrândır); Kelâm-ı Kadîm de zaten, onların  “Hüsrânını ziyâdeleştiren” en büyük bir âmildir…

Yehûdiyyet ve nasrâniyyet içindeki Trump ve Netenyahu gibi İslâm düşmanlarının anlıyacağı dil, yehudi-nasrâni cebhesinin İslâm coğrafyasına sokuşturdukları çürüten ve parçalayan, lâ’netli, lâyık-dembokratik narkozlayıcı dil değil; Hazret-i Ömer, Hazret-i Muâviye (Radıyallâhu Anhümâ) ve Salahaddin, YAVUZ (Rahmetullâhi Aleyhumâ) ve târihdeki Osmanlı yiğitleri ve şühedâsı gibi Allâh erlerinin muazzez ve mukaddes dilleridir!

Mutlak hakîkatden fırlayıb çıkmış adam ve madam sürüleri, öylesine bu hakîkatı beğenmez ve reddeder olmuşlardır ki, yehûdi-haçlı dünyâsının kendilerine aşıladığı “Layık cumbokrasilerin” nasıl yok eden bir işgâl ve istîlâ keyfiyeti doğurduğunu zerre kadar bile göremezler… Binnetîce, kendilerinin, nasıl esir ve köle olduklarını hissedemiyecek kadar da, kendi kendileri olmakdan tam ma’nâsıyla soyulmuş ve tükenmiş bir hâlde bulunurlar… Binâenaleyh bunların, Allâh Azze’nin rızâsına muvâfık ve mutâbık herhangi müsbet bir hatt-ı hareket ortaya koymaları, sûret-i kat’iyyede beklenilemez, bu muhâldir…

İntişârı: 08.12.2017 / 23:43:58

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir