İflâsdaki Müesseseler: Mekteb, Ta’lîm, Terbiye, Tahsîl, Maarif Ve İlââhirihî…
Tâhir MÂHİR
21 Eylül 2018
Kadının Çalıştırılması Sokağa Salınması Olacaksa, Orada Âile Erimişdir…
Tâhir MÂHİR
29 Kasım 2018

MUKADDES VELÂDET!

VE,

AİHM’in EMRİ:

“-PEYGAMBERİMİZ DENMİYECEK!”

RTE ANKARA’SI:

“-EMRİN OLUR!”

Tâhir MÂHİR

 

12 Rabiül evvel 1440 tarihinden i’tibâren Lâyık sistem DİB kılavuzluğunda ve bir hafta boyunca “Velâdet-i Nebi Haftası” yapacakmış!. “Sevgili Peygamberimiz” diyerek, O’nun nasıl  çok sevildiğini, kendilerinin de çok, ama pek çok sevdiklerini (!) pek samîmâne  şekli ile, dile getirib yiyene içene takdim edecekler; ve böylece, martdaki seçim içün halka “Peygamber aşığı iyi müslüman” görünerek, akıllarınca belediyeler üzerinde hükümrân olacaklarmış!.

Hangi saf ve câhiliyye mecnûnu ehâli-i Etrâk ve Ekrâd yutarsa…

Hiçbir dînî, şer’î ve ciddî akâid, ölçü, mîzân ve terâzî tanımadan “Peygamber Sevgisi!”

Ölçü ve ayar, AİHM denen püsküllü belâdan…

2011’de Türkiya’lı 14 alevî AİHM denen yere müracaat etmiş, Meâlen

“Mekteblerde dinimiz İslâm, Peygamberimiz Hz. Mu…..d diye öğretiliyor, biz bunu istemiyoruz!”

Demişler…

2015’de de AİHM (dinimiz) yerine “İslâm Dini”, “Peygamberimiz Hz. Mu……d” yerine “Hz. Peygamber”, “İnancımız” yerine “İslâm inancı” denilmesine karar vermiş!. Geçen sene de Maarif Vekîli İsmet Yılmaz “Emriniz olur” diyerek kitablardaki ibâreleri Bâtıl Batı’nın AİHM fermânına göre değiştirivermiş…

Nasıl?

Size istediğiniz kadar “Tek devlet, tek millet, tek vatan ve tek bayrak” dedirtsinler; lâkin kimin dediği oluyor, siz buna bakın? İstiklâl kimin, davul kimin boynunda, tokmak kimin elinde, siz buna bakın!?

Sonra da DİB ve başındaki sarıklı politikacı kılavuzluğunda gelsin “Velâdat-ı Nebî Haftaları!”

Gel de kahrolma…

Böyle “PeygamberİMİZ” demiyeceksin diyen gâvur dünyasının alnının ortasına çakacaksın!

AİHM denen kabuklular mahkemesi, bir-iki hafta evvel PKK’nın parala-mento’daki 70-80 tanrı uzantısının sâbık reisi 50 küsur kişinin katledilmesinden mes’ul Demirtaş’ın lehine, yıllar evvelce de şimdiki T.C. BAŞKANI Receb Tayyib Paşa’nın 3 müracaatına müsbet karar veren yer…

Paşa, şimdi Demirtaş içün müsbet karar çıkdı diye neredeyse “Başlarım senin kararından” der gibi!

Taaccüb!

Onmilyonlarca Anadolu çocuğu “Dinimiz, Peygamberimiz, inancımız” diyemiyecek!

İşgâl ve istîlânın kalkıb, memleketin “Kurtulduğunu” havlıyanların neresine çakmalı?.

İngiliz, Yunan, Fransız ve İtalyan işgâl ve istilâsı altındaki, 1918-22 arasındaki işgâlde, bu türlüsü görülmüş mü idi?. Moğollar Bağdat’ın altını üstüne getirib, Dicle-Fırat kan akar, kütübhâneler yakılıb yıkılırken, böyle bir YASAK koymuşlar mı idi?

Sonra da gelsin “Velâdet-i Nebi Haftası” yaftası ve gözboyama safsatası…

Feto-Nato eşkıyâları 15 temmuzda yakıb yıkmış, kurşunlamış, kurşuna dizmiş, bombalamış, kesib biçmiş… Nato-Feto emekli vâizi ve emeksiz Kâinât İmamı Kardinâles Pensilosoros Hocfendileri, daha 15 Temmuz’da kudurmadan, AİHM bir sene evvel “Peygamberimiz” demeyi yasaklamış! Ankara da “Emrin olur” diyerek mekteb kitabları ile müfredâtı 2017’de ona göre ayar yapmış!.

Zaten gâvurlar dünyâsının bütün hedefi, Allâh Azze ve Celle’nin Habibi ve Kâinâtın Serveri Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretleri… Nato-Feto Kardinâles Hemoglobinis familyaları da, “Kelime-i Tevhid’in ikinci cümlesi olan Mu…. Allâh’ın Rasûlü’dür kısmını çıkarıb yok etmenin” müşrikliğinde değil miydi?. Gâvurun NATO merkezi Brüxelles’de iblisin birine de, “Eşhedü enne Mu….de’r-rasûlullâh” kısmını çıkararak, ezansız bir “ezan” cıyaklatmamışlar mıydı?

Bu kabil dinsizlik ve donsuzluğa yarım asırdır bu memleketde iblislik köpürtülürken, bugünün “Velâdet-i Nebî Haftası” bülbülleri ve sarıklı-sarıksız politikacıları, bugün müslümanlık mühendisliğine soyunan devletlû, şevketlû, âtıfetlû böyyük başlar ve ulumalı kurtdaşlar acebâ hangi salonlarda “Türkçe Olimpiyatları” denen Nato-Feto sahnelerindeki gariban ve müştehad 13-15 yaşındaki dünyadan derleme kızların vücûd münhanilerini seyredib zerre miskâl hayâ ve edeb sancısı duymadan alkış tutuyorlardı?.

Ortada, kadîm ÜMMET kıymet hükümlerine tam Fransız bir nesil paydahlandı; ve bu peydahlamalar, yandaşlar ve kurtdaşlarla öyle palavra “Bekâ mes’eleleri” halledilemez; ve “yerli malı ve millî cenâh” diye bir serâb da kimseye gösterilemez…

Aldananlar, aldatıyorlar!

Ne iğrenç manzaraları seyreder oldu şu ümmet bakıyesi ve tahavvül geçirerek Avrupa’lı modernizminde eritilen şu zavallı Anadolu insanımız!

Belçika’da Fettoşist itler “Mu…..Rasullullahsız” “ezan” okumanın iblisliği ve şerefsizliği ile kudururken, Ankara böyyükbaşlarından bir gık sesi bile çıkdığını kim duymuşdu?.

Bugünlerde münkir ve müşrik birileri “Ezân Türkçe olmalı kardeşim, ben onu anlamalıyım” der demez, politika çakalları hemen üstüne atladılar! Ezânı çok sevdiklerinden mi?. Hayır, 18 sene ezânımızı susturan CHP ateizmini gözlere sermek içün güzel bir vesîle yakaladıklarından!. Bu Ezân-ı Şerîf düşmanlığı üzerinden, yaklaşan mahallî intihabda (seçimde) muhâliflerine i’tibar ve oy kaybetdirmek içün… Allâh’ın DÎNİNİ bozdur bozdur harca!. Nasıl olsa piyasaya sürülecek stoklanmış ihtikâr malları sebil… Bu beleş malların üzerinden “Saltanat” sürdüremiyenin aklına acınır!. Üstelik politika beziganlarının %99’a yakınının “Din dili aczi” var! Bu dili bilmiyorlar, kursuna mektebine gitmemişler! Memleketde BAŞ olma delisi niceleri, bu dilin câhili değil, echeli adam ve madamlar!.. Onun içün “bu dili” yarım yamalak da olsa konuşabilen, tarzanca da olsa geveleyebilen, parsayı toplayıb tepelerde bağdaş kurabiliyor!

Sen de artık, “Velâdet-i Nebî Haftası” diye şakıyanlara şimdi geçer not verme de dur!

Şu Amerikan delişmen herifi Trump bile, 2-3 hafta evvel “Politika sihirbazlıkdır” demedi mi?. Seyhülislâm Merhûm Mustafa Sabri Efendi ve Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazerâtı bunu 80 senedir söylemiş ve yazmışlar. “Politikacılar sihirbazdır, insan sarrafıdırlar” buyurmuşlar; ammâ duyacak kulak, akledecek beyin olmazsa, 15 asırdır hele Kelâm-ı Kadîm bunu cihâna i’lân etmiş de mühürlüler duymamışsa, yapacak başka bir şey kalıyor mu?

Politikacılara aslâ güvenib bel bağlanmaz, onların ipi ile kuyuya inen bir daha gün yüzüne çıkamaz!

Din istismarcısı olanlarla aşık atmak, zor mu zordur!…

Feto-nato-vatikano cebhesi “Hoşgörü Diyalog” perdesi altında Allâh’ın Sevgilisi Aleyhisselâm’ı ademe mahkûm etmek isterken; Ankara politikosları da Zapetero cinsi kabuklularla “Medeniyetler ittifâkı” denen fırıldaklara başlayıb, aynı “ademe mahkûm etme şeytanlığına” devam ile, bugün bile bunun peşinde değiller mi?

Yahudi-Haçlı dünyâsı ile Kamalizma cebhesinin tek ve ana ve ölesiye ve geberesiye hedefi, Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Hazretlerinin Peygamberliğini “gayr-i mu’teber” göstermekdir. O zaman Kur’an da yahudinin ahbâr, nasârânın ruhbân sınıfları ve kelle ameleleri cebhesinin, 15 asırdır iftirâ etdiği gibi yalancı (hâşâ ve kellâ) bir Peygamberin, yalan ve düzme kitabı olmuş ve sıfırlanıvermiş olmıyacak mıdır? Böylece, İslâmiyyet’in, önlerinde nefes kesen tehlike olmakdan çıkışı, hemen tahakkuk edivermiş bulunmıyacak mıdır?…

Gâvur dünyâsının 15 asırdır biricik ana ve temel hedefi işte bu değil midir?…

“Hoşgörü diyalog ve dahî medeniyetler ittifâkı” gibi (Bâtıl Batı-Vatikan) fitneleriyle dışda aşna fişne ol; içde de “Velâdet-i Nebî Haftası” dümenleri!. İslâm içün: “Güncellenmeli, ictihadlar değişmeli, sünnîlik tehdiddir; İslâm, 4 hakk dinden biridir deyib ve artık bugün uygulanamazlığını da dile verdin mi, artık açamıyacağın kapı kalmaz, localara kadar cümle âlem arkandadır ve sana minnetdârdır!. Murâd-ı ilâhî mi?. O, dilerse belâ verir; dilerse, ihmâl etmez imhâl eder!. O zaman tabii cihân da seyreder!.. Nato-Feto cenâhını seyretdiği gibi!. Ancak bugün ikbâl devri yaşayanların yarın idbâr çukuruna düşmiyeceklerinin asla “garanti belgesi” de yokdur!

Anınçün şımarmadan, ne oldum delisi olmadan, saltanat gayyâsına düşmeden, “Ben, allâme-i cihânım her şeyi ben bilirim, ben süperim” demeden; çok konuşub dîne ve dindarlığa mühendislik etmeye kalkışmadan; yakın çevrelere abur cubur hezeleyi doldurmadan; Abdülhamid Cennetmekân’dan sonra Peygamberimiz Aleyhisselâm ile de mukâyeselere kıyâm etmeden.. ne kadar (akıllı) olunursa, o kadar kârlı çıkılacağı târîhin isbat sahîfelerinde sürmanşet gibi kocaman harflerle yazılıdır! Görene, okuyub anlıyana ve mu’cebince amel edene…

27 senelik CHP devr-i şefokrasisinde Allâh Sevgilisi Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerine dünyanın en müşrikce hakâretleri revâ görülürken; şimdi de, “Cumbokrasi, dembokrasi ve lâyık-rasi” mürîdânı o sarıklı-sarıksız politikacılar, Peygamber Sevgisi (!) ile şov yapacak; ve yaklaşan intihabda (seçimde) bol bol oy ve parsa toplıyacak!

Neredeeeeen nereye!

Mü’min, müşrik ve münâfıkların, Rahmetellilâlemîn  Aleyhisselâm Hazretlerine Âdem Aleyhisselâm zamanından Kıyâmet kopuncaya kadar insanoğlu denen mahlûkun bakışı ve kıymet hükümleri, hep bu üç kategorinin eliyle yürümüşdür!

Modern Câhiliyye politikaları elinde, Peygamber Aleyhisselâm’a sevgi ve saygı, ihtirâm ve ta’zîm aslâ olmaz olamaz… Çünki Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm’ın tebliğini yapdığı Allâh’ın Dînindeki îmân, amel, ahlâk, cemiyet, devlet, hükûmet, kanûn, siyâset, hukuk, adâlet, âile, iktisâd.. bütün bunlar, 90-100 yıldır yasaklanacak, kötülenecek, aşağılanacak, hakâret edilecek, mer’iyyetden kaldırılacak; helâl dedikleri harama, haram dedikleri helâle tahvîl edilecek;  “Bu dîn geçerli değildir, uygulanamaz, güncellenmelidir”  denilecek; o Peygamber-i Zîşân Aleyhisselâm topyekûn dünyâ ve Ukbâ tebliğlerinin îmân ve telâkkîleri noktasında reddedilerek kavlen ve fiilen  tekzîb edilecek; sonra da, O Allâh Celle’nin Sevgilisi ve Elçisi Aleyhisselâm, velâdetinin sene-i devriyesinde bir haftalık indî, i’tibârî, izâfî, enfüsî, keyfî, beşerî kıymetlendirmeler elinde  “Sevilmiş, sayılmış, ta’zimle anılmış” olacak öyle mi?

Onmilyonlarca mekteb çocuğu “Peygamberimiz” bile diyemiyecek de; yabancı  birilerinin peygamberinden bahsediyormuşcasına “İslâm Peygamberi” diyecek öyle mi? Kalblere, çenelere, yazılara, zihinlere, fikirlere ve ifâdelere, gem vurulub SANSÜR tatbîk edilecek, öyle mi?

Allâh’a, Peygambere, Kitaba, İslâm’a ve hakîkate bundan daha sunturlu ve iğrenç hakâret tasavvur edilebilir mi?

O zaman, “Yerin 7 kat dibine batsın böyle dünya; yol, köprü, geçit, meydan ve para-pul, topunun da canı cehenneme” demeden durabilecek bir müslüman tasavvur edebilecek miyiz?

Bütün dünyâ ve Ukbâ hakikatlarını, yaşama tarzlarını, düşünme ve kıymetlendirme usûllerini, bütün ins ü cinnin iki cihân selâmet ve seâdet yollarını Allâh Azze’nin kat’iyyen emirleri  (farzları) mu’cebince onları talim terbiye etmek içün nice ezâ-cefâlar çekmiş bir Peygamber-i Âlişân Aleyhisselâm,  hududlarını beşerî şeytânî politikanın çizdiği şekilde, ölçüde, miktarda kıymetlendirildiği zaman, bunların hiçbiri islâmî ölçülere göre beş paralık kıymet ortaya koymasa da, “Bir haftalık Lâf kalabalıkları ve gösterişleriyle, riyâkârlık atraksiyonları elinde sevilmiş-sayılmış-ta’zimle anılmış” olacak, öyle mi?

Şimdi CNN tv’de bir şirk (reklâm) püskürtüldü ve kulağımı sanki yırtdı, beynimi de parçaladı, hemen bir misâl olsun diye de bunu zikredebiliriz:

“Türkiye’nin KADERİNİ DEĞİŞTİREN ADAM! Üsküplü Mustafa Bey, Atatürk’ün Öğretmeni!”

Çüşşş!

Ulan oğlum, Allâh Azze’nin Levh-i Mahfuz’da yazdıkları yani KADER, Allâh Celle’nin iki damladan yaratdığı kulu ve mahlûku irâde ve eliyle değişir mi? Tevbeler, daha neler duyacağız?. Echel-i cühelâ ve ekfer-i küferâ olmakdan bu kadar mı memnun olunur? Kader, islâmî bir esas ve ıstılahsa, şu memleketde yaşayan kim olursa olsun, bu temel ve ıstılâhı, ona îmân etmese bile, “kültür” çapında bilmesi, en basitinden bu memleket insanına ve târihine,  asgarî “saygı” iktizâsıdır…  Sezâî denen adamın “Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır” deyişindeki çarpıklık da, kimlere ilham kaynağı olmadı ki?. Seçim evvelleri ve miting sıralarında, bunu saraylı böyyükler bile ağızlarına pelesenk etmediler mi?

Kader, İslâm Dîni içinde mutlak sûretde inanılması şart ve farz olan bir esas, bir temel… Onun değişmesi muhâl… İslâm’a âidiyyeti mutlak olan bir esası, esâsından değiştirerek başka bir din veya ideoloji içinde kullanmak, hangi îmân ve insanlık, hangi şeref ve haysiyetle kâbil-i te’lîf edilebilir?

Sarıklı-sarıksız, ağzı ve dili “din dilini” taklîd eden bilcümle Politikacılar!

“Peygamber Aleyhisselâm Sevgisinde” zerre miskâl samîmiyyetiniz olsaydı, evvelâ bu kabil dine tecâvüz ve tasallutların TEPEDEN TIRNAĞA topunun da karşısına çıkardınız!

Sâniyen: “Îmân ızhâr-ı hakkdır, hakkı sarîhi ketmetmek küfürdür” kâide-i küllîsini hayatınızla isbât eder; tarz-ı hayâtınızı sizi boğmak istiyen haçlı bâtıl Batı standartlarından çeker alır; Allâh Celle’nin irâde ve hâkimiyyeti esâsına teslîm ederdiniz!

Herkesi aldatamazsınız!

Tekrâren beyân ederiz ki, Peygamber Aleyhisselâm Sevgisinde samîmi olmakda biricik mi’yâr ve mikyâs, O’nun tebliğini yapdığı dîni, 15 asırlık temel esasları ile muhâfaza etmekdir… Bu yoksa, bunun neticesindeki o “sevgi” de zerre kadar yokdur; ve yapdığınız herşey, sâdece gözkülleme ve aldatma hedefine ma’tuf ve mahsusdur, ona masrûf ve makrûndur…

 

İntişârı: 26.11.2018 / 21:15:40

2 Comments

  1. Besmele dedi ki:

    Ankara’nın içine düştüğü tenâkuz çukurunu çok iyi yakalamışsınız. Üstelik bunu gayet hoş ve akıcı bir üslupla îzâh etmişsiniz. İstifâde etdik Allah râzı olsun. Cenâb-ı Hakk kaleminize güç ve kuvvet versin…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir